By 13 Ekim 2014 Devamı →

X Y Z Nesilleri Hakkında Bilmedikleriniz



X nesli, Y nesli, Z nesli nedir?

1980 öncesi doğanlar X, 1980-1999 arasında doğanlar Y, 2000’den itibaren doğanlar Z nesli. Z nesli henüz iş hayatına adım atmadığı için x y z kuşaklarıhakkında somut veriler yok, tahminler var.

Ben işim gereği meseleye yönetim açısından, şirketler açısından bakıyorum. X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak. Y nesli kurallara karşı lakayt, özgürlüğüne düşkün. Bu kuşağın çalışma tarzı farklı, özgürlük beklentisi yüksek.

Klasik anlamda bir mesai anlayışları var mı bunların?

Klasik anlamda mesai anlayışları yok. Bu kuşağı dört duvar arasında tutmak zor. X kuşağına göre nitelersek bu kuşak daha mobil, hareketi seven sosyal, sorgulayan, soru soran bir kuşak. X kuşağında sorgulama daha az, kurallara uyma ise daha önemli. Y kuşağı biraz da yenilikçi, değişime çabuk adapte oluyor.

X kuşağına daha gelenekçi diyebilir miyiz o zaman?

Evet, onlar daha gelenekçidir. Gelenek önemlidir. Hatta terfi önemlidir. İnsanların belli bir dönem çalıştıktan sonra rütbe almasının önemine inanırlar. En az başarı kadar önemlidir bu durum. Ama Y kuşağı kapıdan girer girmez müdür olmak istiyor. “Arabam, telefonum nerede? Odam şöyle olacak, böyle olacak.” diyorlar hemen. Hakikaten zor bir kuşak! Biz Y kuşağıyla ilgili daha rahat konuşuyoruz. Çünkü Y şu an iş dünyasında var. Örneklerini görüyoruz.

Bağımsız olarak çalışmayı seviyorlar. Hemen de kendi işlerini kurmak istiyorlar. Mesai kavramları biraz farklı, iş onlar için önemli. “Sabah sekiz, akşam altı” onlar için tercih edilen bir çalışma durumu değil. Belki şu anda üniversite gençliğinin çoğunluğu Y kuşağı özelliğini taşıyan bir kuşak.

Z kuşağının hâlâ tanımlamaları yapılıyor. Şu an için 13-14 yaşında olan bir kuşak Z’ler. Biraz endişeyle bekleniyor Z kuşağı. “Bunlar nasıl yönetilecek, bu jenerasyonla nasıl başa çıkılacak?” sorusu şu an için üzerinde çalışılan bir konu.

Y kuşağına oranla daha mı özgürlükçü, daha mı serbest olacaklar?  

Evet. Y’de sosyallik var, dışa dönüklük var, mobilite var. Z kuşağı için sosyallik Facebook, Twitter gibi sosyal medya alanlarında. Dünyayla iletişimi ellerindeki tabletle kuruyorlar. Facebook aracılığıyla insanlarla görüşüyorlar. Oradan dosya paylaşımları yapıyorlar. Dosyalar, gidiyor-geliyor. Kendilerine ait bir dünyaları var bunların yani. Biraz daha oturan bir kuşak. Çok zekiler. Zira bilgisayarla çok erken yaşlarda tanışmışlar.

Mesela ben 43 yaşındayım ve bilgisayarı 30 yaşında gördüm. Benim büyük oğlum 99 doğumlu iki veya üç yaşında bilgisayarla tanışıp uğraşmaya başladı. Tabiî olarak algılar farklı, tercihler farklı. Bu her şeye etki ediyor neticede.

Ortam insanın kişiliğini de herşeyini de etkiliyor. Yani siz internete girdiğiniz zaman her şeyi görebiliyorsunuz. Haberleri görüyorsunuz, Tübitak’ın sitesine girip bilimsel çalışmaları görüyorsunuz. Hatta okullar da bunun farkına vardı. Artık ödevleri kâğıt ortamında değil de disketlerle, flash belleklerle okula götürüyor çocuklar.

Şimdi onların becerileriyle Y’nin becerileri karşılaştırıldığında aradaki fark uçuruma doğru gidiyor. X ise bunlara zaten daha uzak bir konumda duruyor. Bu kuşakların birbirlerini anlamaları, anlaşmaları zorlaşıyor.

Problem nerede ortaya çıkıyor? Bu üç kuşak bir çatı altına girdiğinde, yani bir şirket düşünün, bu şirkette X’ler de var, Y’ler de var, belki beş on sene sonra Z’ler de olacak. Bu insanlar beraber yaşamak zorunda kalacaklar.

Peki, bu üç kuşağı bir çatı altında çalıştırabilmek için şirketler politika üretiyorlar mı?

Şirketler şu an için Y kuşağını nasıl elde tutarız diye çözümler üretmeye çalışıyor. Y’lerde şöyle bir durum var, bu kuşağın işten çıkış oranları yüksek.

Y kuşağının aidiyet duygusu zayıf. Öncelikleri farklı bu kuşağın… Kıdem Y kuşağı için önemli değil. Biraz daha kendi çıkarları ve yararları ön planda. Şirket çıkarları onlar için önemsiz.

Şirketler de bizim “kazan, kazan” dediğimiz şeye, yani kendileri kazanırken onlara da kazandırmaya kafa yoruyor. “Bu arkadaşları nasıl dört duvar arasında tutabiliriz? Ne yaparsak şirkette daha fazla dururlar?” Bu tarz sorulara çözüm arıyoruz.

Çalışma saatleri farklılaşabiliyor. Bu arkadaşların mesai saati anlayışları değişik. Mesela X kuşağının hâkim olduğu dönemde Cumartesi çalışmaları her yerde vardı ve olağan bir şeydi bu.

Şimdi en geleneksel ve en köklü dediğimiz şirketler bile Cumartesi çalışmalarını kaldırıyorlar artık. Çünkü Y kuşağı Cumartesi çalışmak istemiyor. Onlar için iş yaşamı dışında da bir yaşam var. Hobileri var, sosyal çevreleri var. Hayat işten ibaret değil. X kuşağı için bu durum böyle değil. Onlar için hayat işten ibaretti çoğunlukla. İş hayatı çok önemliydi. Özel hayat iş hayatından arta kalan zaman ne kadarsa o kadardı. Y kuşağı bu anlayışın dışında şu anda ve sınırları da zorluyor. Belki birkaç adım sonra kravatı da çıkaracağız. Kuralları çok fazla sevmedikleri için. Hatta bizim iş mevzuatımız Avrupa’da örnek gösterilen bir mevzuattır. Esnek çalışma saatleriyle ilgili bir takım alternatif çalışmalar var, Y kuşağını memnun edecek.

Z kuşağı sahaya inmediği için veri alınamıyor. Z üzerinde bir çalışma düşüncesi var mı? Çünkü X belli, Y ile sorunlar çıkıyor, çözüm yolları aranıyor. Y’den yola çıkarak Z daha zor, daha sıkıntılı olacak diyebilir miyiz?

Bence şöyle; Z kuşağı evde çalışacak gibi görünüyor. Tabi, bütün bir iş dünyasını evden yürütmek mümkün değil. Mümkün olduğunca iş ortamı dışındaki ortamlara taşınacak gibi görünüyor. Beğenelim ya da beğenmeyelim, eldeki veriler böyle.

Bu kuşak şu anda liseli ya da ortaokullu oldukları için çok fazla hissedilmiyor. Ancak mezun olacaklar ve diploma alacaklar. Personel ya da patron olacaklar, iş kuracaklar, evlenip anne baba olacaklar. İşte o zaman bu Z kuşağını daha fazla hissedeceğiz. Şu anda toplumda dominant bir durumda olmadıkları için varlıklarını çok fazla hissedemiyoruz ama dediğim gibi şu anda Y çok net. Bu kuşakla ilgili kitaplar yazılıyor, araştırmalar yapılıyor.

Y nesli nasıl şirkette daha fazla tutulur? Y nesliyle daha fazla nasıl anlaşılır? Nelere dikkat etmek gerekir? Bu konular artık net. Ama Z ile aynı durum söz konusu değil. Ancak Y’den yola çıkarak Z kuşağının durumunu tahmin etmek de çok zor değil. Gittikçe biraz daha bireyselleşen, içine kapanan ama bilgiyle, bilgisayarla çok erken yaşta tanıştığı için çok dolu olan bir nesil.

Biraz da olumlu konuşmak lazım… Bu potansiyeli olumlu bir şekilde kanalize edersek belki şu anda yapamadığımız birçok şeyi yapabiliriz.

Y nesline ne tavsiye edersiniz?

Mesela benim şöyle bir deneyimim olmuştu. Çalıştığım şirkette, benim yanımda, bana yardımcı olması için 87 ya da 88 doğumlu genç bir arkadaşı işe almıştık. Bana yardım edecekti. Teknik konularda eğitim almıştı. Arkadaşla iki sene kadar çalışabildik. Daha sonra ayrıldı ve kendi şirketini kurdu. Şu anda da danışmanlık yapıyor. 25-26 yaşında birisi ve kendi şirketi var, yanında da mühendisler çalışıyor. Düşünün artık!

Elde tutmak da zor yani!

Evet, elde tutmak gerçekten çok zor! Çok verimli bir iki seneydi. Şirketin yapamadığı çok büyük ve güzel işler yaptık o zaman. Ama ondan sonra yolları ayırdı arkadaşımız.

Bu tarz durumlar problem olarak görüldüğü için “Bu adamları sahada daha fazla nasıl tutarız?” diye hesaplar yapılıyor artık. Cumartesi çalışmalarının kaldırılması, haftalık mesainin saat olarak biraz daha azaltılması gibi hesaplar.

Bazı firmalar, akademik çalışma yapmak isteyen çalışanlarına haftada iki üç saat izin veriyorlar. Hem de ücretli izin! Maaşından herhangi bir kesinti olmadan! Niye? Çünkü Y neslinin iş hayatı dışında başka değerleri de var. Onun yerine koymak istediği şeyler de var.

Mesela dışardan yüksek lisans ya da doktora yapmak istiyor. Bunu nasıl yapacak? Eğer siz o zamanı ona açmazsanız, ya ayrılacak ya sizi çok zorlayacak. Artık bazı şirketler bunu sosyal hak gibi görüyor, iş kanununda olmadığı hâlde çalışanını elinde tutmak için bu kolaylığı sağlıyor.

Batı’da durum daha mı vahim?

Evet. Yani burada biz 10 birimlik bir şey hissediyorsak, bu Avrupa’da ya da Amerika’da daha fazla oluyordur muhtemelen. Çünkü onlarda değişim daha kolay olduğu için hemen bir şey hissettikleri zaman eğitim müfredatını falan kolay esnetebiliyorlar.

Bizde biraz daha disiplin var, kuralları öyle hemen değiştirmek daha zor ve zaman alan bir şey… Belki bir on sene sonra “Z kuşağı ile ilgili ne yapacağız?” diye düşünürüz. O zaman sınırlarımız zorlanırsa bazı değişikliklere gidebiliriz. Çünkü biz sınırları zorlanmadan kuralları değiştiren bir yapıya sahip değiliz.

Bizde zapturapt altına almak biraz da kültürel değerlerden kaynaklanıyor olabilir. O vehamette, yani Batıdaki kadar tahrip edeceğini ben de tahmin etmiyorum açıkçası. Neticede bunun bir kültürel değer boyutu da var. İşin inanç boyutu da var. Bunun bir sınırı var, özgürlüğün, yeniliğin bir sınırı var. Durman gereken yerler var. Kültürel ve dinî referanslar var. İnsanları belli bir çizgi içinde tutan değerler var. Deniz bir yerde bitecek, kara başlayacak yani.

Sizce mesai mi, yapılan iş mi önemli?

X kuşağı olduğum halde benim için iş önemli. Hatta her departmanda bir X ve bir Y kuşağı olması gerekiyor. Çünkü Y kuşağı yeniliğe açık olduğu için daha zorlayıcı, itici oluyor.

Biz X kuşağı kendi içimizde olduğumuz zaman biraz daha stabil oluyoruz. Biraz daha kontrollü olmak istiyoruz. Bu aslında bize de zarar veriyor. Etrafımıza da, çalıştığımız kuruma da zarar veriyor. Etrafımızdaki dünya hızla akıyor ve o zaman biz geride kalıyoruz. Her ortamda, her kurumda, her departmanda bir Y kuşağı olmalı bence.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Ebeveynlere belki bir tavsiyemiz olabilir. Çocuklarımıza dikkat etmeliyiz. Eğer onlar Y ya da Z kuşağındansa ve biz de onları kendimize benzetmeye çalışırsak, hem çocuklarımıza hem de topluma zarar vermiş oluruz. Buna dikkat etmekte fayda var. Hayatın akışına çok da karşı koymamak lazım.

Tabiî ki referans noktalarımız bellidir. İnançlarımız çerçevesinde ve meşru dairede insanların tercihlerine, giyim kuşamlarına, çalışma tarzlarına, okuduklarına, dinlediklerine çok fazla girmemek, bu vesileyle onların da kendileri gibi olmalarına izin vermek gerekiyor aslında. Z de bunun dozajı daha fazla artacak, çünkü onlar özgürlüklerine daha fazla düşkün olacaklar. Çok zorladığımız zaman istemediğimiz durumlarla karşılaşabiliriz.

Sinan Köseoğlu


Y kuşağı hakkında bildiklerinizi unutun!

Devir onların devri… Y kuşağı kendinden önceki kuşaklardan oldukça farklı. Değişken, tartışmacı, itirazcı ancak sanıldığı gibi vurdumduymaz değiller. Y kuşağı hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Michael McQuenn, eleştirilerin odağı olan bu kuşağın farklı yönlerini gözler önüne serdi…

Y KUŞAĞINI GERÇEKTEN NE KADAR TANIYORUZ?

ICT Summit Eurasia – Bilişim Zirvesi ’11’in konuşmacıları arasında genç kuşağın dünya çapında en önemli stratejistlerinden biri olarak tanınan Avustralyalı Michael McQueen de vardı. McQueen iş dünyasına, Y kuşağı hakkında bilinmeyenleri, yanlış bilinenleri ve bu kuşağın dilinden anlamanın yollarını anlattı.

“Y kuşağı” olarak tanımlanan 1980 sonrası doğan kuşak günümüz iş yaşamında önemli bir yere sahip ve bir süre daha sahip olmaya devam edecek. Peki bir önceki X kuşağı tarafından beğenilmeyen, kendilerine has nitelikleri ile klasik çalışma ortamına kolay uyum sağlayamayan bu kuşağı ne kadar tanıyoruz? ICT Summit Eurasia – Bilişim Zirvesi ’11’in konuşmacıları arasında genç kuşağın dünya çapında en önemli stratejistlerinden biri olarak tanınan Avustralyalı Michael McQueen, Y kuşağı hakkında bilinmeyenleri, yanlış bilinenleri ve bu kuşağın dilinden anlamanın yollarını anlattı.

Her şeyden önce Y kuşağı aslında önceki kuşaklardan çok farklı. Nasıl olmasınlar ki? Bilişim teknolojilerinin dünyayı küresel bir mahalleye dönüştürerek herşeye hükmettiği ve insanların, işletmelerin yaşam biçimine kadar her şeyi değiştirdiği bir dönemde yaşıyorlar. Değişimle beraber yaşayıp medya ve dijital teknolojilerle büyüyorlar. Hal böyle olunca hem tüketici hem çalışan konumunda olan Y kuşağı, bugünün iş dünyasını zorluyor. Her yeni kuşak kendinden bir öncekini sorguluyor ancak Y kuşağı bunu daha keskin bir şekilde yapıyor. Her ne kadar karakteristik özellikleri coğrafi ve kültürel olarak değişim gösterse de, Y kuşağının kendine has niteliklerini tanımlamak mümkün. Bu noktada dikkatimizi çeken McQueen, Y kuşağı hakkında tüm bildiklerimizi çöpe atıyor ve bu kuşak hakkında bilinen yanlışları gösteriyor.

Y kuşağı hakkında bilinen yanlışlar

Aslında “milenyum kuşağı” olarak da adlandırılan Y kuşağı, tam sınırları olmamakla birlikte genel olarak 1980 ve 1990’lı yıllarda doğanları tanımlıyor. Yani sadece 1990’lı yıllardan sonra doğanlar bu kuşağa dahil olmuyor. 1980 sonrası doğan Y kuşağının önemli bir kısmı eğitimlerini tamamladı ve çalışma hayatına dahil oldu bile.

Y kuşağı hakkında bilinen yanlışlardan biri de bu kuşağın tembel olduğu düşüncesi. McQuenn, Y kuşağının son derece güçlü bir iş ahlakı olduğuna dikkat çekerken, bu kuşağın bir önceki kuşak kadar işkolik olmadığını ve özel yaşantısına da özen göstererek dengeli bir yaşam kurmaya çaba sarf ettiğini söylüyor. Öncelikleri bir önceki kuşaktan çok farklı olan Y kuşağı, hırslı ve motive edilmeyi seven ancak anlamlı bir yaşam dengesi kurmaya çalışan insanlardan oluşuyor.

Y kuşağına dair yanlış bildiğimiz bir diğer şey ise onların savurgan olduğu kanısı. McQueen, bu kuşağın “hayattan zevk alma” anlayışını tüketime yansıttığını ancak kesinlikle savurgan olmadığını aksine son derece bilinçli tüketiciler olduğunu söylüyor.

Y kuşağını diğer kuşaklardan farklı kılan en önemli özelliği ise onların tartışmacı olması. McQueen’e göre aslına öyle değiller. Sadece siyah ve beyazı ayırt eden keskin bir tavırları var. Ve her şeyin nedenini merak ediyorlar. Y kuşağı “neden” sorusunu sormayı seviyor ve bu da otoriteye boyun eğmediklerini gösteriyor. Haklarını bilen ve otoriteye boyun eğmeyen bu kuşak, ilgisiz veya adaletsiz olan ile mücadele etmeyi biliyor. McQueen’e göre Y kuşağı gerçeğin mutlak olmadığı ve göreceli olduğu felsefesini taşıyor.

Y kuşağı hakkında bilinen en yaygın yanlış ise bencil oldukları düşüncesi. Y kuşağının diğer kuşaklara göre daha sorgulayıcı olması onların bencil oldukları anlamına gelmiyor. “Aksine farkındalık sahibi olan bu kuşağın gönüllü işlere daha fazla zaman ayırdığı ve bir şeyleri değiştirmek için çabaladığı gerçeğini inkar edemeyiz” diyor McQueen.

Y kuşağı hep bir önceki kuşak tarafından saygısız olarak tanımlanıyor; ancak bu da doğru değil. Haddini fazlasıyla bilen Y kuşağı saygı göstermeden önce saygının kazanılması gerektiğini düşünüyor ve bu felsefeyle hareket ediyor.

Y kuşağı kendinden emin tavırları ile kendi kendine yeten kibirli bir hava içinde hep. Ama McQueen, bu kibrin yanıltıcı olduğunu Y kuşağı insanlarının çoğunlukla şikayet eden ve dünyanın kolay olmadığı gerçeğini gören insanlardan oluştuğunu söylüyor.

Y kuşağına dair bu önyargıların daha doğrusu bilinen bu yanlışların iyi görülmesi gerekiyor. McQueen de bu kuşağın değişime ayak uydurması, inovatif olması, teknolojiyle iç içe olmasından ötürü dünyayla ve insanlarla doğal bir etkileşim içinde olduklarına inanıyor. Zaten Facebook ve Twitter gibi ağların bu kadar hayatımıza hakim olmasının bir nedeni de bu.

Şimdilerde X kuşağından gelen kişilerin yönetici olduğu iş dünyası, bu kuşağı anlamakta sıkıntı çekebiliyor. McQueen, bu sıkıntının sebeplerini doğru bilinen yanlışlara bağlarken, Y kuşağının gerçekten bugünün patronlarını zorlayıcı özelliklerinin de altını çiziyor. Bu özelliklerden biri de bu kuşağa mensup kişilerin “güvenilir” olmaması. Geleceği aslında çok da iyi planlayamayan Y kuşağı için gelecek; seçeneklerle dolu bilinmeyen bir dünyayı yansıtıyor. McQueen’e göre zaten Y kuşağı insanlarının yapacakları işler de henüz ortada değil.

Y kuşağından itaat beklemeyin!

Y kuşağının en itici özelliklerinden biri ise kendilerini çok beğenmeleri. Mükemmel olduğunu sanan Y kuşağı insanı eleştiriyi kabullenmekte zorlanıyor ve kendini her şeyde yetkin görüyor.

Bu kuşaktan gelen insanların diğer kötü huyu ise sabırsız olmaları. Sürekli şikayet eden ve zor olan için uğraş vermeyen bu kuşak, popüler kültürle iç içe büyüdüğü için hayatın kolay olmasını istiyor. Ancak hayatın çok da kolay olmadığı gerçeği ile yüzleşince depresyon, anksiyate, panik atak gibi sorunları sıklıkla yaşıyorlar. Bugün en yaygın hastalığının depresyon olması da bundan kaynaklanıyor.

Bu noktada Y kuşağından çalışanlara sahip olan yöneticilere büyük iş düşüyor. Onları hayatın heyecanlarla dolu olduğunu anlatarak sürekli motive etmek gerekiyor. Yöneticilere, onları oldukları gibi kabul etmesi gerektiğini salık veren McQueen, “Çalışma saatlerinde esneklik ve rahat bir çalışma ortamı sağlayarak sonuç odaklı çalışmaya önem verilmeli” diyor.

McQueen’e göre, son derece motive çalışan ve haksızlığa tahammül edemeyen bu kuşaktan itaat beklemek yersiz. Gösterdiği çaba karşılığında mutlaka takdir edilmeyi bekleyen bu insanlardan sadık ve başarılı bir çalışan topluluğu oluşturmak istiyorsanız, McQueen’e göre yaratıcılığı ve inovatif olmayı engelleyen yapılardan uzaklaşmalı ve insan kaynakları stratejilerinizi hızla bu insanların çalışma disiplinine göre değiştirmelisiniz.

...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Faydalı Bilgiler

Etiketler:, , , , ,


Comments are closed.