By 11 Şubat 2011 Devamı →

SEZERYAN MI DOĞAL MI?



Hey kadınlar

Bir gün, siz de o büyülü yolda yürümeye karar verirseniz, bebek yapmaya niyetlenirseniz…

Bir şekilde o bebeği doğurmanız gerekecek :–))

İşte bu yüzden, bu sayfayı koparıp saklayın.

Tabii ki okuduklarınız kafanızı karıştıracak çünkü hepsi ayrı bir telden çalıyor, esas olarak da herkes kendi deneyimini anlatıyor.

Ben hamileyken dinlemek isterdim bu kadar farklı görüşteki kadını.

İyidir, insanın kafasının karışması şahanedir…

Olayı her açıdan duyması, tartması…

Evet, bir sürü kadının doğum tecrübesini okuyacaksınız. Doğrusu yanlışı, haklısı haksızı yok. Herkes kendine göre haklı. Bu olayda, bir tek doğru da yok. Hangi olayda var ki? Sizin başınıza gelince, nasıl olsa, en doğru kararı vereceksiniz. Ya da size en uyanı seçeceksiniz. Ama huzurlarınızdan ayrılmadan, normal doğumcular bastırdı, “İdeali doğal doğumdur” diyenlerin yolladığı mail sayısı artık daha fazla, bilesiniz. Bir kısmı da yurt dışından katılıyor tartışmamıza”.

Tüm dünyadaki eğilim de ‘doğal doğum’. Bizim normal doğum diye bildiğimiz. Evet hiçbir yerde bizimki kadar yüksek sezaryen oranları yok. Bizdeki kadar yüksek kürtaj oranları da yok. Fakat tam da bu yüzden, bizde bu operasyonlar çok özenli ve yetkin yapılıyor. Geliştiler yani yapa yapa. İşin öyle bir yanı da var yani. Ben gidiyorum, sizi, sizinle baş başa bırakıyorum”¦

BİLİMİN NİMETLERDEN FAYDALANMAMAK NİYE

İkinci kızıma hamileyim şu anda. Dr. Hakan Çoker’i okuyunca, “Maşallah benden daha hamile” dedim! “Hissettiklerimi, korkularımı benden daha iyi biliyor!” Ben de ‘planlı sezaryen’e karşıyım ama ‘epidural normal doğum’a niye laf ediyor, orasını anlamadım. Ben epiduralle doğurdum, beni benden alacak kuvvetli bir acı dışında doğal doğumun her şeyini yaşadım. ‘Epidural’in kadının doğasındaki gücü kullandırtmadığı da nereden çıktı? Bilimin bize sunduğu, işin doğasına çok da ters olmayan bir teknikten faydalanmamak niye? İlla, canım çıkana kadar acı çekmen mi lazım yani! Acıdan, bebeği gözü görmez halde olup “Olsun tam anlamıyla doğal oldu en azından!” diye gerinmenin manası yok. (Işılay)

– Size katılıyorum, daha doğrusu bu konuda karar, anneye ait olmalı.

EPİDURAL SEZARYEN TECRÜBEM MÜTHİŞTİ

Tamam, tabii ki yapılabiliyorsa, normal doğum en güzeli. Ancak epiduralle de genel anestezinin olumsuz etkilerinin minimuma indirgendiğini düşünüyorum. Benim için de epiduralle sezaryen çok olumlu geçti. 10 dakika içinde minik mucizem yanımdaydı, parmaklarını ağzıma uzatmıştı. Sonraki ayrılığımız onun yıkanması, giydirilmesi, hazırlanması ve odaya götürülmesi ki, o esnada ben de dikiliyordum, zaten yarım saat sürdü. Ve hemen bebeğimi emzirebildim. Aynı aşamalar, bebek için doğal doğum sonrası da yapılmıyor mu? O akşam da ayağa kalktım. Doğal doğum teşvik edilirken, çoğu zaman annenin psikolojik durumu göz ardı ediliyor. Bence en önemlisi ruhen ve bedenen nasıl bir operasyona hazır olunduğu. Ben psikolojik olarak hiçbir zaman kendimi normal doğuma hazır hissetmedim. (Soley. B.)

– Ben de tam bu yüzden bu kararı annelerin kendilerinin vermesi gerektiğini söylüyorum zaten. Kim neye hazırsa, o şekilde doğursun. Ama şöyle bir gerçek de var, etrafındaki herkes sezaryenle doğuruyorsa, senin de aklın ilk önce sezaryene yatıyor. İngiltere’de yaşayan biri olsan, tercihin doğal doğumdan yana olacak. Çünkü genel tercih o yönde”

DOĞA, AMELİYAT OLARAK BEBEĞİN ÇIKMASINI İSTESEYDİ KADIN VÜCUDUNU ONA UYGUN YARATIRDI

Size gelen maillerin çoğunda, kadınlar doğal doğumdan korkuyor. Korku kaynağı bilgisizlik. Doğal doğum, tabii ki epidural veya sezeryana göre daha ağrılı, ancak bu aşılamayacak bir ağrı değil. Bunu söyleyebilmek için o acıyı yaşamak gerekiyor ama karşı çıkmak için sadece korkuyor olmak lazım. Maalesef, pek çok hamile özellikle de maddi yeterliliği olan, tembellik ya da zamansızlıktan kurslara gitmiyor. Oysa doğal doğumun İngilizcesi ‘labor’, yani çalışmak… Önce emek olacak, nefeslere çalışacaksınız, rahatlamaya çalışacaksınız, korkularınızı yeneceksiniz, sonra da karşılığını alacaksınız. Kabul edin, kimse bu kadar ‘uğraşmak’ istemiyor. Dr. Hakan Çoker’in bu davada tek başına olduğunu düşünmeyin. Amerika’da çok ses getirmiş olan ‘The Business of Being Born’ isimli bir belgesel var, tavsiye ederim mutlaka seyredin. Amerika’da da aynı konuların tartışıldığını göreceksiniz. Hakan Bey haklı, fark orada bu konuların tartışılıyor olması. İngiltere ve Avrupa’da zaten durum farklı, sezaryenler çok daha az, suda doğum, ebeyle doğum İngiltere’de çok sıradan bir şey. Hollanda ve İsviçre’de de öyle. Ebeler orada, doğum koçluğu yapıyor ve bire bir doğal doğumda yanınızda bulunuyor. Buradaki asıl sorun, okuyucularınızdan birinin de yazdığı gibi, istediğin gibi doğurma özgürlüğü! Bu özgürlük sezaryenle doğuracaklar için varken, doğal doğum isteyenlere yok. Onlar neredeyse, Türkiye’de hastaneyi ve doktoru ikna etmek zorunda, kırmadan, incitmeden, parmaklarının ucunda dans ederek! Oysa, hastaneye varıştan itibaren takılmaya çalışılan serum ve ağrı kesici teklif edilmesi, anneyi yatırmak ve hatta ‘epizyotomi’”¦ Bunlar, dünyada artık olağan prosedürler değil. Türkiye’deyse tersi için savaşmanız gerekiyor. Bir okurunuz, “Kolaysa kendi doğursun!” diye yazmış. Rus ve İngiliz kadınları yapılabiliyorsa, Türk kadınları da yapabilir. Bunu bilmek için ne kadın olmak gerekiyor ne dahi. Biraz daha kendimize ve bedenimize güvenelim. Doğa, ameliyatla bebeklerimizin çıkmasını isteseydi, kadın vücudunu buna uygun yaratırdı. Ne biliyim kanguru gibi olarak belki. Artik klinik çalışmalarla biliyoruz ki, annenin vajinasından geçerek doğmak, bebeğin bağırsak florasındaki bakterileri harekete geçiriyor, akciğerlere baskı yaparak daha iyi çalışmalarını sağlıyor. Bunlar biraz araştırmayla internette, Mehmet Öz’un kitabında, Tracy Hogg kitaplarında vs. kolayla bulunabilir. Ama dediğim gibi, bunları bilmek için çalışmak, araştırmak gerekiyor. Sonra da tabii ki zoru, bilerek isteyerek seçmek”(İ. D.)

– Bence yazdıklarınız çok değerli, bütün anne adaylarının okuması gerekiyor. Beni de “labour” sözcüğünün anlamıyla ilgili epey düşündürdünüz. Teşekkür ediyorum fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için. Son olarak siz bir erkeksiniz değil mi?

HER KADININ İÇİNDE BU GÜÇ VAR

25 yaşımdaydım doğum yaptığımda ve müthiş korkular yaşadım hamileliğim boyunca. O kadar ki yanımda biri anlatınca, bayılıyordum. Doktorumla kavga halindeydik, ben inatla sezaryen istiyordum, o ise beni normal doğuma teşvik ediyordu. Ama geceleri ağlamaktan uyuyamıyordum “Nasıl doğururum ben?” diye. Ve bir gece 32. haftada, yani 8 aylıkken doğumum başladı ve mecburen normal doğum yaptım. Erken doğum yapmasaydım, doktorumu dinlemez sezaryan isterdim. Ama iyi ki, normal doğum yapmışım. Bende böyle bir güç olduğunun farkında bile değilmişim, müthiş güzel bir duygu. İnanın bana her kadının içinde bu güç var. (Yasemin)

– Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur gibi bir şey anlatmışsınız. Teşekkür ediyorum.

VAJİNA ESKİ HALİNE DÖNER KOCA BİR YALAN

Ben doğumumu epidural sezaryen ile yaptım. Çok güvendiğim iyi bir doktor eşliğinde, çok iyi bir hastanede. Eşim de yanımdaydı. Doktorumun karısı da jinekolog. O da sezaryenle doğum yapmış. Doktorum, “Karıma bile ısrar etmedim. Sana da etmem. Her annenin kendi tercihi” dedi. Evet, her şey planlıydı. Tam da bu yüzden çok rahat bir doğum oldu. Oğlumu da hemen emzirdim. Benim aklım almıyor, neden acı çekmek isteyelim? Neden risk alalım? Ayrıca insanlar şunu bilmelidir ki, vajina, asla eskisi gibi daralmaz. Mutlaka gevşeme olur. Bu da cinsel hayatı etkiler. “Vajina eski haline döner” lafı, koca bir yalan. Son olarak, anneliğin doğum şekline göre sorgulanması da manasız. (M. Duran)

– Ooooo! Önemli bir şey söylüyorsunuz. Buradaki tartışma, anneliğin kadınların doğum şekline göre derecelendirilmesi üzerine değil. Tartışılan teknik bir şey. Anne adayı için, bebek için hangisi daha sağlıklı, daha iyi… Ama sezaryenle doğuranlar kötü annedir diye bir şey yok.

DOĞUMU KOLAYLIŞTIRMAK ADINA KADINLARIN CİNSEL ORGANLARINI KESİYORLAR

Doğum konusundaki en önemli sorunlardan biri, Türkiye’deki rutin ‘epizyotomi’ problemi. Bizim ülkemizde doktorlar, doğum sırasında, doğumu kolaylaştırmak adına, kadınların cinsel organını kesiyorlar. Bu 1960’lardan kalan ve şu anda yalnızca üçüncü dünya ülkelerinde görülen bir uygulama. Epizyotomi sonrası, birçok kadın, büyük acılar çekiyor, cinsel fonksiyon bozuklukları, idrar tutamama gibi risklerle karşı karşıya kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü, rutin epizyotomiyi kesinlikle önermiyor ve epizyotomi oranının %10 civarında olması gerektiğini söylüyor. Bu oran bizde %99. Ben, profesyonel hayatı bırakarak, doğum eğitmeni ve koçu olmuş 7 aylık bir kız çocuk annesiyim. 3.900 kg bebeğimi kesiksiz, yırtıksız, tamamen doğal bir doğumla doğurdum. Ama bunun için mücadele etmek, hamileliğim sırasında doktor değiştirmek zorunda kaldım. Lütfen bu kadın hakları sorununu, gündeme taşıyın. Rutin epizyotomiyi, Türk kadını kader sanıyor. Oysa Batı’da bu uygulama artık yok. (Başak Kutlu Atay; www.do-um.com)

– Yüzde 99 gibi bir orandan haberim yoktu. İnsanı dehşete düşüren bir rakam. Sizinle daha detaylı konuşmak isterim. Teşekkürler.

İKİZLERİMİ DOĞAL YOLLA DOĞURDUM

Londra’da yaşayan İngiliz anne ve Türk bir babanın kızıyım. Annem yarı İrlandalı. Anneannem koyu Katolik bir ailenin kızı, 11 tane normal doğum yapmış. Onun kız kardeşi, yani annemin teyzesi 14 tane, diğer teyzesi 10 tane. Hadi bunlar kaç sene önce, şimdiyle kıyaslayamayız. 80’lere dönelim: Annemin beş çocuğu var ve her seferinde normal doğum yapmış. Sonuncu çocuğunu yani kardeşimi, İzmir’de doğurmaya karar vermiş. O zaman 36 yaşında ve doktorunu normal doğum yapmak için çok zor ikna etmiş. Doğumhanede annem, İngiltere’de öğrendiği nefes teknikleri sayesinde sancılara dayanmış, kardeşim Yusuf doğmuş, annem kollarını açmış, tam alacakken… Annem gerisini hatırlamıyor. Neden? Odada bulanan anestezist onu bayıltmış çünkü. Aklınca, vajinaya dikiş atacağı için annemin baygın olması gerektiğini düşünmüş.

İngiltere’de 2 Haziran’da ikiz oğullarımı normal doğumla doğurdum. Ve kesinlikle normal doğumu savunan biriyim. Benim doğumun Türkiye’de olsaydı “Risk alamayız, ikiz doğum!” deyip planlı sezaryenle bebeklerimi çağırdıkları tarihte alırlardı. Buradaysa hamileliğimin başından beri hep desteklendim. Hakan Çoker’in dediği çok doğru, normal doğum size öyle bir güç veriyor ki, dünyayı ele geçirebilirmiş gibi hissediyorsunuz. Tabii kız arkadaşlarımın ilk sorduğu vajinan nasıl oldu. Seks, gerçekten de normal doğum yaptıktan sonra çok çok daha iyi. Ben doğum yapmakla kendi vücudumu keşfettim, kendime olan saygım arttı. Kadınlığımla gurur duydum ve duyuyorum. Şimdi aradan 7 ay geçti, tekrar hamile kalmayı umut ediyorum. Bu sefer de, kim bilir, belki ikiz kızlarım olur. (Zehra T)

– Size başarılar dilerim. Cesaretiniz beni etkiledi. Herhalde genetik. Çok çok öpüyorum.

DOĞURMAK SEKS GİBİ BEDEN NE YAPACAĞINI BİLİYOR

İlk doğumumu İngiltere’de yaptım. Orada sezeryan olursa, “Hay Allah tüh!” diye yaklaşıyorlar, “Demek bir komplikasyon olmuş, vah vah!” Şimdilerde doğal doğumun bir üst aşaması olan ‘aktif doğum’ konsepti var ki, o da şu: “Bu benim doğumum ve aktif olarak doğuracağım bebeğimi, karar mekanizmasında esas rolü ben alacağım!” Yani yat aşağı, bekle yok. Çünkü acıyı yatarak pasif şekilde beklersen gelir seni ezer ama aktif olursan acıyı alt edebilirsin ve doğumun son aşamasında kullanabilirsin. Ben bunu o kadar somut yaşadım ki. Öncelikle Ozan’ı yani büyüğü, epidural olmadan, İngiltere’de suda doğurdum. Hiç planlamamıştım suda doğumu, devlet hastanesinde öyle gelişti olaylar. Ortam çok sakindi doğum odasında. Doktor yoktu, dünya tatlısı bir ebem vardı. Ebem, annem ve kocamla bir arada, ben ılık suyun içinde, uzun uzun sancı çekerek doğurdum. Işıklar örneğin çok önemliydi. Odanın dizaynı da. Kızımı ise Türkiye’de doğurdum. Doğururken, yatağı kapıya dönük koymuşlar, benim ayaklar açık iki yana, kapıdan giren çıkan çok fazla insan var ve rahatsızlık vericiydi. Sonra yatakta, sırtım öyle gerideydi ki olayda hiç kontrolüm yoktu. Hiçbir şey göremedim. İlk doğumumda unutamam, bacaklarımın arasına bakıp bir tutam siyah saçlı kafanın içimde olduğunu anlamamı. O siyah saçlardan gözümü ayıramadım ve onu dışarı ittim, içimden yayılan o ulu acıyla beraber. Vee hop bir bebek geldi bana doğru, hayatımda gördüğüm en acaip bakışı fırlattı oğlum Ozan bana. Unutamam. Kızımda her şey çok hızlıydı, elbette ona kavuşmak da harikaydı ama anlayışlı şeker doktoruma rağmen, benim olması gereken doğal doğumum, burada çok da doğal olamadı. Korkmaya gelince, vücudumun yapabileceği en uç şeylerden birini yaşayabilmeyi o kadar çok istedim ki, merakımdan korkmak aklıma bile gelmedi. Doğurmak entellektüel bir iş değil, seks gibi biraz. Beynini bırakacaksın ve vücudunu dinleyeceksin. O, ne yapacağını biliyor. (Berna G)

– Sırada, normal doğumdan sonra izlenmesi gereken bir de suda doğum var demek ki. Çok güzel anlatmışsınız, teşekkürler.

KEYFİ SEZARYEN BENCİLLİK

32 yaşındayım 6 yaşında bir oğlum ve 8 aylık bir kızım var, her ikisini de normal doğumla dünyaya getirdim. Hiç sezaryeni düşünmedim düşünenlere ve keyfi (bakın bunun altını çiziyorum) keyfi sezaryene başvuranları anlayamıyorum. Hatta bencillik olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bari bunu doğal akışına bıraksınlar. Hekimler tarafından normal doğumu destekleyenini bulmak da mucize haline geldi. Çok üzülüyorum.

– Söyledikleriniz içinde en vahim olanı, doğal doğumu destekleyen doktorun mucize haline gelmesi. Ben sizden daha esnek düşünüyorum. Sizin keyfi diye adlandırdığınız şeyin altında bile korkunun gizli olduğuna inanıyorum.

Sezeryan mı Normal Doğum mu? Op.Dr. Alper Mumcu
Canlı Yayında Sezeryanla Doğum

Ayşe Arman – Hurriyet

...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Jinekoloji

Etiketler:, , ,


Comments are closed.