By 28 Kasım 2006 Devamı →

NECİP FAZIL



Necip Fazıl’ın hayatını felan anlatacak değilim elinizin altında internet denen bir imkan var. Neyse, Benim anlatmak istediğim Şairin Tutukluluk ve Mahkeme anılarına dair. Nerden aklıma geldi derseniz ezberimizden çıkmayan “Zindandan Mehmet’e Mektup” şiirinden.

Kısa Açıklama:“Türklüğe Hakaret
Davası”
nın Tutukluluk Devri: Necip Fazıl, Büyük Doğu Mecmuası’nın (Necip Fazıl, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkarmış.) 30 Mayıs 1947 tarihli 65’inci sayısında, Rıza Tevfik’e ait “Sultan Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat” başlıklı bir manzume yayınlamıştır. Herhangi bir özel isme yer verilmediği halde şiirin mecmuada neşri bazı zümreler tarafından Atatürk’e hakaret kabul edilmiş ve iktidar partisi tarafından Büyük Doğu aleyhine İstanbul ve diğer bazı vilayetlerde nümayişler tertiplenmeye çalışılmıştır.O tarihte ilgili bir kanun maddesi bulunmadığı için de, “Padişahlık Propagandası Yapmak – Türklüğe ve Türk Milletine Hakaret”ten, mecmuanın sahibi görünen zevcesi F. Neslihan hanım ile beraber Necip Fazıl hakkında takibata başlanmıştır.
 Savcılık Basın Bürosu Şefi Hicabi Dinç, takibata başlayabilmek için kanunen Adalet Bakanlığı’ndan izin verilmesi gereken bir suç mevzuunda, Necip Fazıl’ı kanunsuz olarak 9 Haziran Pazartesi günü tevkif ettirmiştir.

29 Temmuz’da 1. Ağır Ceza Mahkemesinde gerçekleştirilen ilk celsede duruşmanın gizli yapılmasına karar verilmiş, iddia ve sanığın ilk itirazları ve müdafaası dinlenmiş ve dava ileri bir tarihe ertelenmiştir. 5.8.1947 Salı günkü, Savcılık makamınca hakkında tevkif müzekkeresi kesildiği halde bulunamayan F.Neslihan hanımın da iştirak ettiği 2. celse sonunda ise Mahkeme Reisi Nefi Demirlioğlu’nun okuduğu kararla, Temyiz yolu açık olarak, Necip Fazıl ve eşi beraat etmiş, kapatılan Büyük Doğu Mecmuası’nın neşri serbest bırakılmıştır.

Necip Fazıl’ın SAVUNMA’sına ve kullandığı dile bakalım…

Muhterem Adalet Mümessilleri!..

Eğer kanun bir tansiyon âleti gibi, yalnız gördüğünü kaydeden, hatır ve gönül dinlemeyen, bir çöpçü ile bir hükümet reisini bir tutan ulvi terazi ise, bu terazinin üzerinde sıfır noktasını geçecek hiçbir sıkletimiz yoktur. Yok, eğer kanun, ille bu terazinin ibresi bir sıklet kaydetsin diye sırtımıza zorla giydirilmek istenen kurşun yüklü gömleklere müsamaha edici bir politika telkiniyetine müstait bir nesneyse, sıkletimiz bir sene değil, tam altı sene ağır hapis istihkakını göstermektedir. Kanunun ne demek olduğunu ise mahkemeniz gösterecektir. Alman devlet reisinin
tehdidine “Berlin’de hâkimler vardır!” diye karşılık veren köylünün meşhur cevabını elbette biliyorsunuz. Eğer bu mahzun memlekette ve bu hazin şartlar içinde, hak ve hakikat adına çırpı nan, yırtınan, kıvranan birkaç mücadeleci kalem varsa, onların da tek tesellisi, kanuni mevzuların sıhhat ve adaletle tartılacağı bakımından “Türkiye’de hâkimler vardır!” kanaatıdır. Yoksa bütün teşkilatiyle üzerimize yürüyen  zînüfuz ve zîşevket politika saikine karşı, hâmi ve müdafa, sığınak ve kucak diye kimi ve neyi bulacaktık? O zaman belki her fikir adamına, ya kasidecilikten, yahut tanzifat ameleliğinden başka bir iş düşmeyecekti. Yalnız sizin mevcudiyetinizdir ki, muhterem hâkimler, bize,  üçbuçuk fikir ve dâva adamına, hak ve hakikatı belirtmek cesaretini vermekte ve arkamızı dayıyacak aziz bir siper teşkil etmektedir.

Muhterem hâkimler!
Ben bu ağzımla katiyyen beraetimi istiyemem!

Bir masumun bir mahkemeden isteyebileceği ve benim istediğim tek nimet bu olsa da, ben bu vaziyette “beraetimi istiyorum!” demekten hayâ ederim! Ben sizden, Türkiye’de hâkimler bulunduğunu göstermenizi istiyorum!

Bir Türk fikir adamı, sizden, Türk kanunlarının bütün hakikatiyle tecellisini istiyor. Bir fikir adamı ki, (Hristantos veledi Prodromos) ismini taşımadığı için Türklüğe hakareti muhaldir… Bir fikir adamı ki, Sarayı Hümayuna mensup kilercibaşı bilmem ne paşanın oğlu da değildir ve hasbîlikten başka hiçbir vasfı yoktur… Bir fikir adamı ki, yalnız “Allah ve ahlâk” dediği için hapishaneye atılmıştır. Bir fikir adamı ki, ancak iki taksi otomobilini doldurabilen ve kendisine yüksek tahsil genci süsünü veren birkaç taharri memuruna karşılık, hakikatte bütün Türk gençliğiyle Türk halkının ketum ruhundaki sessiz alkışlar içindedir… Bir fikir adamı ki, İstanbul’u ziyarete gelen ve ne kendisini tanıyan, ne de kendisinin tanıdığı bir Prensesten para istediğini ima edecek kadar esfel ve ahmak; ve o Prensesi kapı kapı dolaştırıp “bu menfur yalana imkân olduğunu bilseydik İstanbul’a gelmezdik!” dedirtecek kadar denî ve şaşkın bir propagandayla çevrilmek istenmiştir… Böyle bir fikir adamı, Türk kanunlarındaki hakkını beklemekte; yalnız şu kadar söyleyebilmektedir:

– GERİLERDE, DERİNLERDE, ENGİNLERDE TEK BİR ÜMİT KIVILCIMINA YER KALABİLMESİ İÇİN, TÜRKİYE’DE HAKİMLER BULUNDUĞUNU GÖSTERİNİZ!”

Sonuç : Elbette Ceza almış ve kısa bir süre hapis yatmış bu suçtan dolayı.

*****
Babadan Oğula

Eve dönmez bir akşam;
Ve gün yüzlü çocuğu,
Sorar: Nerede babam?

Bakarlar, oldu, bitti;
Gelir, derler çocuğa,
Baban attaya gitti.

Uzar gider bu atta;
Ve neler neler olmaz
Ve kimbilir ve hatta;

Bir mahşer gerisinde;
Babası döner bir gün,
Oğlunun derisinde…


...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Edebi

Etiketler:, ,


Yorumlar "NECİP FAZIL"

Trackback | Comments RSS Feed

  1. Mustafa dedi ki:

    Necip FAZIL en sevdiğim şair ve şiiri

    Babadan Oğula
    Eve dönmez bir akşam;
    Ve gün yüzlü çocuğu,
    Sorar: Nerede babam?
    Bakarlar, oldu, bitti;
    Gelir, derler çocuğa,
    Baban attaya gitti.
    Uzar gider bu atta;
    Ve neler neler olmaz
    Ve kimbilir ve hatta;
    Bir mahşer gerisinde;
    Babası döner bir gün,
    Oğlunun derisinde…

    Tüm BABALARIN Babalar Günü KUTLU Olsun. Babanızın Kıymetini BİLİN

  2. neriman türk dedi ki:

    Tek kelimeyle muhteşem
    Sahip çıkabilsek keşke değerlerimize