By 03 Mayıs 2013 0 Comments Devamı →

Lenfoma tedavisinde başarı oranı yüz güldürüyor

Lenfoma: Tedavide başarı oranları yüz güldürüyor

lenf düğümüLenfoma, lenf dokusunun kanseri anlamına geliyor. ‘Kanser’ kelimesi ürkütücü olsa da aslında lenfoma, tedaviyi yöneten hematologlar tarafından tedavi edilebilir bir hastalık olarak tanımlanıyor. Bunun da en önemli sebebi elde edilen sonuçların oldukça yüz güldürücü olması, tedavi her hastanın hastalık tipine göre özel olarak planlanıyor. İç Hastalıkları ve Hematoloji zamanı Prof.Dr. Ali Uğur Ural’a lenfomanın gözden kaçırılmaması gereken belirtilerini, tanı yöntemlerini ve tedavi seçeneklerini sorduk.

Lenfoma nasıl bir kanser türü?

Lenfoma için ‘lenfatik sistemin kanseri’ diyebiliriz bunu anlayabilmek için önce lenfatik sistemi tanımak çekiyor. Lenfatik sistem, kemik iliği içinde bulunan bazı beyaz hücre grupları, karaciğer, dalak ve lenf bezlerinden oluşuyor. Bu sistemde bulunan organlar akyuvarların varlığı nedeniyle vücudun en önemli savunma sistemini oluşturuyor. Sebep olan hücre gruplarının birbirinden farklı olması nedeniyle lenfoma Hodgkin ve Hodgkin dışı olarak iki tipe ayrılıyor. Lenfoma doğuştan gelen bir hastalık mı, sonradan mı ortaya çıkıyor?

Lenfomanın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte sonradan kazanıldığını ve bulaşıcı olmadığını biliyoruz. Bazı tip lenfomalarda hastalığın oluşumunu kolaylaştıran risk faktörleri bulunuyor. HTLV-1, HIV gibi bağışıklık sistemini etkileyen virüslerin de etkili olabildiği düşünülüyor. Başka bir kanser tipi nedeniyle tedavi gören hastalarda, tedavinin bağışıklık sistemini zayıflatması da lenfoma açısından bir risk faktörü olabiliyor.

“Yapılan araştırmalar, lenf bezi büyümelerinin en sık boyun çevresinde olduğunu gösteriyor. Bunun dışında koltuk altı, kasıklar hatta kalp civarı, karın ve göğüs boşluğunda da görülebiliyor.”

Hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Lenfomanın hastayı doktora sürükleyen en önemli belirtisi vücudun çeşitli yerlerindeki çıkan lenf bezi büyümeleri yani şişlikler oluyor. Yapılan araştırmalar, lenf bezi büyümelerinin en sık boyun çevresinde olduğunu gösteriyor. Bunun dışında koltuk altı, kasıklar, karın ve göğüs boşluğunda ve hatta kalp civarında da görülebiliyor. Ancak lenf bezi büyümelerinin hepsi lenfomayı işaret etmeyebiliyor. İlave olarak, lenf bezlerinin enfeksiyona karşı koyan organlar olmaları nedeniyle, örneğin boğaz ya da diş enfeksiyonuna bağlı olarak da bu bölgelerde lenf bezi büyümeleri görülebiliyor. Enfeksiyon ihtimali tetkiklerle ortadan kaldırıldığında lenfomayı düşünüyoruz. Öte yandan bu lenf bezi büyüklükleri gelip geçici olmuyor, yani tedavi edilmediği sürece büyümeye devam ediyor. Önce findik, sonra ceviz, ardından mandalina, hatta bazı hastalarda portakal büyüklüğüne ulaşabiliyor. Lenf bezinin konumu dolayısıyla fark edilmediği durumlarda nefes darlığı, karın ağrısı gibi belirtiler de olabiliyor. Bunların yanı sıra geceleri yükselip sabaha karşı düşen ve hastanın çamaşır değiştirmesini gerektirecek kadar terlemesine neden olan ateş yüksekliği ile hastanın son altı ay içinde ağırlığının yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi de lenfomayı düşündürüyor.

lenfomaHodgkin tipi lenfomada büyümüş lenf nodlarının alkol alımıyla birlikte ağrıması da ilginç bir belirti… Yine lenf nodlarının büyümesi ve bunlardan salgılanan birtakım maddeler nedeniyle vücutta ilaçlara yanıt vermeyen yaygın bir kaşıntı meydana gelebiliyor.

İleri dönem vakalarda ise eğer lenfatik sistem haricinde kemik iliği tutulumu varsa Hodgkin veya Hodgkin dışı lenfomalarda hasta kemik iliği tutulumuyla halsizlik, güçsüzlük, çabuk yorulma ve çarpıntı gibi şikayetlerle gelebiliyor.

Lenf bezlerinde herhangi bir belirti olmasa da kansızlık da bazen tek başına lenfomayı düşündürebiliyor. Trombosit düşüklüğünde diş etinde kanama ve ciltte morarmalar, kadınlarda adetin uzun sürmesi şeklinde bulgular anlamlı oluyor.

Bu belirtiler görüldüğünde ilk adımda hangi doktora başvurmak gerekiyor?

Lenfatik sistem hematolojinin alanına giriyor. Ancak diğer klinisyenler de lenf nodu büyüklüğü ile karşılaştıklarında önce bir enfeksiyon ile alakalı olup olmadığını inceliyor, enfeksiyon odağı bulunamadığında hastayı bize yönlendiriyorlar. Ancak maalesef bazen enfeksiyon odağı bulunamadığı halde, enfeksiyon ihtimali düşünülmeye devam edilerek 15 gün, bazen de bir ay kadar antibiyotik kullanımı öneriliyor. Bunun sonucunda hastanın doğru tedavi alabileceği bir aylık zaman boş yere harcanmış oluyor.

Oluşum nedeni farklı olan lenf bezi büyümeleri farkı özellikler gösteriyor mu?

Enfeksiyona bağlı olarak büyüyen lenf bezleri, büyüklüğü ne olursa olsun çoğunlukla ağrılı oluyor. Ağrısız olması bize lenfomayı düşündürüyor. Lenfomayı düşündüren bir diğer özellik ise hızlı büyümeleri… Bir hafta içinde hızlı bir büyüme varsa, çapı 1.5-2 cm.’den fazla ise lenfomayı aklımıza getiriyoruz. Enfeksiyona ait lenf bezleri muayenede kolaylıkla yerinden oynarken, lenfomaya bağlı olanlar sert ve alttaki dokulara yapışık oluyor. Enfeksiyona bağlı lenf bezlerinde büyüme genellikle tek odaktan olurken, lenfomaya bağlı büyümelerde kitleler birleşerek büyüyor.

Tanı nasıl konuluyor? Hastalık nasıl evrelendiriliyor?

Lenfoma tanışını biz hematologlar koymuyoruz. Kesin tanı koyabilmek için lenf bezinden örnek alınması ve patolojik değerlendirme gerekiyor. Patalogun lenf bezinin tamamını görmesi gerektiği için mutlaka cerrahi olarak çıkartılması gerekiyor.

Hastalık, vücutta lenf bezlerinin tutmuş olduğu yörelere göre evreleridiriliyor. Tanı konulduktan sonra vücudun başka bölgelerinde lenf bezleri olup olmadığını değerlendirmek için mutlaka görüntüleme sistemlerinden yararlanılıyor. Sıklıkla PET-CT taraması ile tutulumun nerelerde olduğu belirleniyor. Sadece bir lenf bezi yöresinde tutulum varsa bu,  evre I olarak tanımlanıyor. Örneğin hem koltukaltında hem de boyun yöresinde lenf bezi büyümesi varsa evre II, diyafram zarının her iki tarafında bulunması ise evre III oluyor. Tek başına karaciğer ya da tek başına kemik iliği tutulması varsa evre IV olarak adlandırılıyor. Ayrıca sistem dışında bir organın yaygın tutulumu da evre IV’e giriyor.

“ENFEKSİYONA BAĞLI OLARAK BÜYÜYEN LENF BEZLERİ, BÜYÜKLÜĞÜ NE OLURSA OLSUN ÇOĞUNLUKLA AĞRILI OLUYOR. AĞRISIZ OLMASI BİZE LENFOMAYI DÜŞÜNDÜRÜYOR.”

Risk Grupları

* Hodgkin tipi lenfoma sıklıkla 15-35 yaş arasındaki erişkinler ile 55 yaş ve üstündeki yetişkinlerde görülüyor. Epstein-Barr virüsü veya HIV enfeksiyonunun bulunması hastalık riskini    artırıyor. Katılımsal nedenlerle ya da organ nakli sonrası kullanılan ilaçlar nedeniyle bağışıklık sisteminde zayıflama da risk faktörleri arasında bulunuyor.

* Hodgkin dışı lenfomada risk yaşla birlikte artıyor ve sıklıkla 60 yaş üzerinde görülüyor. Bu tipte de zayıflamış bağışıklık sisteminin yanı sıra HIV, Epstein-Barr virüsü, Helicobacter pilori, HTLV-I enfeksiyonu ve Hepatit C virüsü riski artırıyor.

Her lenfoma hastası tedavi oluyor mu?

Evet. Özellikle Hodgkin dışı lenfomalar yavaş, orta ve ağır seyirli olarak ayrılıyor. Örneğin Hodgkin dışı lenfomada küçük hücreli lenfoma, kronik lenfositik lösemi gibi yavaş ilerleyen alt gruplarda tedavi gerekmeyebiliyor. Yapılan çalışmalar, yavaş ilerleyen lenfomada hiçbir şey yapılmadığındaki yaşam süresi ile tedavi uygulandıktan sonraki yaşam süresi arasında fark olmadığını gösteriyor. Bu hastalar uygun sıklıkta takip ediliyor. Diğer kanser tiplerinde bir tedavi seçeneği olan cerrahi girişim, lenfomalarda lenf bezi örneklemesinde olduğu gibi sadece tanı amaçlı olarak kullanılıyor. Kemoterapi dediğimiz ilaç tedavisi lenfomaların seçkin tedavisini oluşturuluyor. Tedavi modalitelerinde çeşitli kemoterapi ilaçlarının bir arada, hastaya göre belirlenen sıklıkta ve belirlenen sayıda uygulanması gerekiyor. Bunun yanında Hodgkin dışı lenfomalann bazı türlerinde (mantle cell lenfoma gibi) hastalık hızlı ilerlediği için kemoterapiyi tamamladıktan sonra kök hücre nakline gitmek gerekiyor. Özellikle yaygın veya büyük lenf bezlerinin olduğu lenfoma tiplerinde kemoterapinin tamamlanmasından sonra radyoterapi (ışın tedavisi) de gerekebiliyor. Lenfoma tedavisi tamamlandıktan sonra tedaviyi takip eden ilk bir yıl içinde üç ayda bir kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri ile hastalığın durumunun kontrolü gerekiyor. İkinci yıl altı ayda bir, üçüncü yıldan itibaren ise yılda bir kontroller yapılıyor.

Hastalığın tekrar ortaya çıkma riski bulunuyor mu?

Lentomada hastalığın ilk bir yıl içinde nüks etmesi, hastlığın daha önce uygulanan kemoterapiden, tekrar uygulansa bile, faydalanmayacağı anlamına geliyor. Daha geç dönemde nüks ettiyse aynı tedaviler tekrarlanabiliyor. Nüks eden vakalarda daha ileri bir tedavi seçeneği olan otolog kök hücre nakline başvurulabiliyor. Nüks eden vakalarda her şeyden önce hastalığın tekrar değişik kemoterapi ilaçları ile kontrol altına alınması gerekiyor. Hastanın kök hücreleri, verilecek yüksek dozda kemoterapiden etkilenmemeleri amacıyla, özel bir cihazla toplanıyor ve dondurularak saklanıyor. Ardından hastaya yüksek dozda kemoterapi verilerek kanser hücreleri öldürülüyor. Sonra saklanan kök hücreler tekrar hastaya verilerek yeniden faaliyete geçmeleri sağlanıyor.

“Lenf bezlerinde herhangi bir belirti olmasa da kansızlık da bazen tek başına lenfomayı düşündürebiliyor. Trombosit düşüklüğünde diş etinde kanama ve morarmalar, kadınlarda adetin uzun sürmesi şeklinde bulgular görülebiliyor.”

EVREYE GÖRE TEDAVİLER

Lenfomda cerrahi tedavinin yeri bulunmuyor. Lenfatik sistem birbiri ile çok yakın alakalı olduğu için tek bir lenf bezi yöresinden çıkarılacak bir oluşumdan söz edilemiyor. Evresine göre belirli sayıda kemoterapi ve gerekirse ardından radyoterapi kullanılıyor. Uygulanacak kemoterapi sayısı hastalığın evresine ve tedaviye alınan cevaba göre belirleniyor. Ara takiplerde hastalığın kontrol altına alındığı tespit edilirse tedaviye devam ediliyor, ancak beklenen yanıt almamıyorsa tedavi şekli değiştiriliyor.

KEMOTERAPİ

Hodgkin tipi lenfoma

Bu tipte, birkaç kemoterapi ilacının biraraya gelmesi ile oluşturulan kombinasyon kemoterapileri kullanılıyor. Evre I ve II’de bu kombinasyonları iki ya da dört kez vermek yeterli olurken evre ilerledikçe bu sayı artabiliyor.

Hodgking dışı lenfoma

Tedavide Hodgkin tipinden tamamen farklı ilaç tedavileriyle hareket etmek gerekiyor, çünkü burada farklı hücre gruplarına yönelik tedavi düzenlemek gerekiyor. Kemoterapi ajanlarının yanı sıra hastalığa sebep olan hücre türünün üremesini ve fonksiyon görmesini engelleyen antikorlar da kemoterapi ile birlikte kullanılıyor. Bu antikorlar hücrelere yapışarak onların görev yapmasını engelliyor.

RADYOTERAPİ

Radyoterapinin hangi hastalara uygulanacağına kitlenin boyutuna göre karar veriliyor. 10 cm.’den büyük kitle olan vakalarda tek başına kemoterapi yetersiz kaldığı için ardından mutlaka radyoterapi uygulanıyor. Her iki tip lenfoma da radyoterapiye hassas oluyor, ancak seçili vakalarda kitle boyutuna, bulunduğu yere ve uygulanan kemoterapiye alınan cevaba göre ilave radyoterapi vermek gerekiyor.

* Bayındır Hastanesi Sağlıkla Randevu 12.Sayı

Prof. Dr. Ali Uğur URAL
İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı
Bayındır Hastanesi Söğütözü ANKARA
444 777 4 – 0312 2879000

Paylaş
Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Sağlık

Etiketler:, , , , , ,


Yorum Ekleyin


yedi − = 1