By 28 Ekim 2011 Devamı →

KÖTÜ KOLESTROL FOBİSİ



Meğerse kötü kolesterolün daha da kötüsü varmış…
ldl hdlSon senelerde ilaç ve hazır gıda endüstrisi el ele verdi ve kısa zamanda tüm dünyada müthiş bir ‘kolesterol fobisi’ oluşturuldu. İnsanlar sistemli bir şekilde ‘kolesterol manyağı’ yapıldı. Kolesterol, topluma ve maalesef aynı zamanda doktorlara da türlü pazarlama taktikleriyle kalp krizi ve inme gibi ölümcül hastalıkların tek sebebiymiş gibi tanıtıldı.
Korkutma kampanyası son sürat devam ediyor, çünkü kolesterol pazarında müthiş para var. Sadece kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satışları 25 milyar doları geçiyor.

Kolesterol gerçekleri
Kolesterol öldürücü bir zehir değil, yaşamamız için elzem olan bir maddedir. Hücrelerimizi dış etkenlere karşı koruyan hücre duvarının temel yapıtaşıdır.
Kortizol, testosteron, östrojen gibi hormonlar, D vitamini, safra asitleri kolesterolden üretilir.
Kolesterol hayvansal besinlerde bulunur ama vücudumuzdaki kolesterolün çok azı gıda kaynaklıdır; büyük kısmı karaciğerimizde imâl edilir.
Üstelik az kolesterol aldığımızda vücuttaki üretim artar, çok aldığımızda ise azalır. İşte bundan dolayı da ‘diyetteki kolesterolü ne kadar azaltırsak azaltalım, kandaki kolesterol bundan çok az etkilenir.’

İyi kolesterol, kötü kolesterol aldatmacası

İyi kolesterol kötü kolesterol diye bir şey yoktur. Bu bir aldatmacadan başka bir şey değildir; çünkü tek bir çeşit kolesterol vardır.
Bir başka deyişle kolesterol için iyi de denebilir kötü de ama kolesterolün hem iyi hem kötü olması mümkün değildir.
İyi veya kötü deyimleri aslında kolesterol molekülüyle değil, kolesterolün bağlandığı diğer bileşenlerle (apolipoproteinler, yağ asitleri vs) ilgilidir.
Kolesterol kanımızda hiçbir zaman tek başına dolaşamaz; lipo-proteinlere bağlı olarak bulunur.
Kolesterol molekülüne başka bir molekül ya da moleküller bağlandığında ise artık o çok farklı bir bileşen olur ve ortaya çıkan bileşen sadece kolesterol olarak değerlendirilemez.
Güya ‘iyi kolesterol’ diye adlandırılan aslında ‘HDL-kolesterol bileşiği’ ve ‘kötü kolesterol’ olarak bilinen ise ‘LDL-kolesterol bileşiği’ dir.

HDL, yüksek yoğunluklu lipo-protein; LDL ise düşük yoğunluklu lipo-protein kelimelerinin baş harflerinden türetilmiş kısaltmalardır.
Kanımızdaki kolesterolün yüzde 60-80’ i LDL, yüzde 15-20’ si HDL ve kalan küçük kısmı ise başka lipo-proteinlerle taşınır.
Ne HDL ve ne de LDL, kolesterolle bir yakınlıkları veya ilişkileri olmayan yağ ve protein bileşikleridir.

Meğerse LDL’ nin de iyisi kötüsü varmış
LDL-kolesterol yüksekliği birçok soruyu cevaplayamayınca ‘küçük-LDL’ kavramı ortaya çıktı ama bununla ilgili paradokslar belirince de bu sefer de “ultra küçük LDL”’ den söz edilmeye başlandı.
Son bilgilere göre, meğerse bizim kötü bildiğimiz LDL-kolesterol masummuş ve tüm olaylar bu kötülerin kötüsü ‘ultra küçük LDL-kolesterol’ molekülünün başının altından çıkıyormuş.
Buradan anlaşılıyor ki iyi kolesterol diye bilinen LDL-kolesterolün de iyisi kötüsü varmış!
Warwick Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada özellikle şeker hastaları ve yaşlılarda kalp krizi riskini artıran en önemli etkenin, yapışkan özelliği çok fazla olan bu ultra küçük LDL-kolesterol olduğu iddia ediliyor.
Araştırmaya göre kısaca MGmin-LDL adı verilen bu çok küçük veya onların tabiriyle ultra kötü kolesterol, kanda birikerek damar sertliğinin ilerlemesine yol açıyor.
Bu ‘ultra küçük yoğun LDL tanecikleri’ yani en kötü LDL-kolesterol taneciklerinin damar duvarından sızabildiği ve okside olduklarında hasara ve enflamasyona yol açabildikleri düşünülüyor.
Kolesterol mafyası her ne kadar ultra kötü kolesterolden söz etse de asıl kötü olan kolesterol molekülü değil, daha küçük olan ve hücre alıcıları tarafından tanınmayan ve böylece kanda biriken LDL-kolesterol tanecikleridir. Ultra kötü kolesterol yerine ‘ultra kötü LDL-kolesterol taneciği’ demek daha doğrudur.

Gelelim neticeye
Bu bilgilerden ortaya çıkan çarpıcı gerçek şudur: Bugüne kadar iyi kolesterol denen kolesterol de kötü denen kolesterolün iyi oldukları da kötü oldukları da doğru değilmiş.
İnsanların boş yere iyi kolesterolüm yüksek diye sevinip, kötü kolesterolüm yüksek diye üzülmüş olduklarını anlamış olduğunuzu sanıyorum.
Kanda kolesterol ölçtürüp çıkan sonuçlara sevinmek de üzülmek de aptallıktan başka bir şey değildir!
Bu değerlere bakıp tedaviye kalkışmanın adını ise sizin koymanızı istiyorum.

Senelerden beri birkaç kişi kolesterolün “görüldüğü yerde vurulması gereken bir terörist” olmadığını, sağlıklı bir hayat için elzem bir madde olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Karşımızdaki hayli kalabalık ve de zengin “kolesterol mafyası” ise tam aksini iddia ediyor, kolesterolü yerden yere vuruyorlar. Tam yağlı inek sütünü, tereyağını, yoğurdu, kırmızı eti karalamadıkları bir gün geçmiyor.

Amaçlarını biliyorsunuz: Toplumda “kolesterol fobisi” yaratarak bir taraftan kolesterol ilaçlarının diğer taraftan da yağı alınarak beş para etmez hale getirilmiş, kutulara doldurulmuş hazır gıdaların satışını artırmak!

Bunların tüm dünyayı senelerce ‘iyi kolesterol-kötü kolesterol’ diye kandırdıklarını, bu teori çuvallayınca tüm suçu ‘küçük-kötü kolesterol’ e attıklarını, bu da olmayınca bu sefer ‘ultra küçük kötü kolesterol’ ü keşfettiklerini anlatmıştım.

Warwick Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada özellikle şeker hastaları ve yaşlılarda kalp krizi riskini artıran en önemli etkenin, yapışkan özelliği çok fazla olan bu ‘ultra küçük LDL-kolesterol’ olduğu iddia ediliyor(1).

Araştırmaya göre, bu ultra küçük-LDL’ ler normal LDL’ ye şeker gruplarının ilave eklenmesiyle (bu olaya glikozillenme deniyor) ortaya çıkıyor. Bu şeker gruplarının LDL yüzeyinde yeni bölgeler yarattıkları ve bunların da damar cidarına yapışmayı kolaylaştırdıkları ileri sürülüyor.
Metformin isimli diyabet ilacının kalp damar hastalıkları riskini azaltması da kan şekerini düşürerek normal LDL’ nin ultra küçük-LDL’ ye dönüşmesinin engellenmesi suretiyle olduğu düşünülüyor.

Kolesterol ve Akıl Oyunları

‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabının yazarı Mevlüt Durmuş bu araştırmayı bakın nasıl anlatıyor:

“Özellikle tip 2 diyabet hastalarında öylesine bir zararlı bir kolesterol bulunmuş, bu öylesine zararlıymış ki buna sadece kötü kolesterol demek yetmemiş, bu nedenle ultra kötü kolesterol demişler dikkatimiz artsın diye!

Ultra kötü kolesterol dedikleri LDL partiküllerini ise şöyle tanımlamışlar: Kanda mevcut kötü LDL partiküllerinden çok daha küçük oluyorlarmış ve yoğunlukları da çok daha fazlaymış bu ultra kötü kolesterolün.

Dikkat kötü olan partikül değilmiş gibi aktarılıyor, yani kötü olan onlara göre kolesterol molekülü. Yani yine çaktırmadan, şuuraltımıza kolesterolü işliyorlar, söz konusu haberlerde ve araştırmada suçlu olan çok çok küçülen, bizim kötü dediğimiz LDL partikülünü değil, bu partikül üzerinde bulunan kolesterol molekülü gibi gösteriliyor

Küçülmüş LDL partikülü masum, küçülmüş partikül üzerindeki kolesterol suçlu, tabii yerseniz!

Hatırlayın; hani küçük LDL partikülleri vardı (small LDL) ya, onlardan çok daha küçük ve yoğun partiküllere ultra kötü LDL demişler anlayacağınız. Yani küçük LDL partiküllerini (small LDL partiküllerini) de kendi aralarında küçüklük sırasına koyup süper, mega, mega star, ajdastar, tarkanstar ve ultra gibi ön eklerle kendilerine göre bilim yapıyorlar anlayacağınız.”

Biyolog Mevlüt Durmuş bu mega-aptallıkları şöyle sıralıyor:
BİR: Sözü edilen araştırmada kolesterol molekülü değil, kötü olarak LDL partikülleridir yani kolesterol molekülünün olayla doğrudan ilgisi yoktur. Kolesterol söz konusu partiküllerde zorunlu olarak bulunması gereken yapısal bir moleküldür. (Hayır, LDL partikülündeki kolesterolün de olayda ilgisi var diyenlerin mantıkla ciddi sorunları vardır ve partikül ile molekül, molekül ağırlığı ve partikül küçülmeleri arasındaki farkı henüz anlayamamaktadır!)

İKİ: Küçük LDL (small LDL) partiküllerin daha da küçük olması elbette daha zararlıdır. Çünkü söz konusu çok çok küçülmüş olan LDL partikülleri (MGmin-LDL) , hücre alıcıları tarafından tanınmadığı için (LDL reseptörlerince tanınmadığı için) karaciğere geri dönemeyecek, kanda mecburen ve zorunlu olarak birikmeye başlayacaktır. Bu LDL partiküllerinin kanda zorunlu olarak birikmesi demek aynı zamanda kanda göreceli olarak (üretim kaynaklı olmayan yükselme) kolesterolün de yüksek olabileceğini gösterir.
ÜÇ: Kandaki partikül birikimi nedeniyle kolesterolün göreceli olarak yükseldiğini anlayamamak, kanda kolesterol yüksekliğinin üretimle ilişkili olmadığını görememek mega aptallıktır.
DÖRT: Yani küçük LDL partiküllerinin (small LDL), daha küçük olanlarının (MGmin-LDL) daha zararlı olması hiç te abartılacak bir şey değildir. Çünkü reseptörlerce (LDL reseptörleri) tanınmayan ve kanda biriken, çoğalan yoğunluğu artan her partikül savunma hücreleri tarafından yani makrofajlar tarafından yok edilmeye çalışılacak, bu sırada da damarlarda kalsifikasyonlar yani damar sertliği artacaktır. (Küçük partiküller, small LDL- makrofajlar ve damardaki kalsifikasyonları görmemek mega körlüktür.)
BEŞ: Söz konusu yayına, özellikle çok çok kötü kolesterol adını vererek, kolesterolden bizi korkutacağını sananlar ise mega aptalca yanılgıya kapılan, kendini araştırmacı sanan bilim adamı kılıklı bir takım insanlardır.
ALTI: Araştırmada asıl olan kolesterol molekülleri değil, LDL partiküllerinin çok ama çok küçülmüş yani kendi deyimleriyle ultra küçük LDL partikülleri olmasıdır, ultra küçük kolesterol molekülü olmaz ve bu nokta gözden kaçırılmakta kolesterol karalanmaktadır ki, bizce asıl ultra aptallık burada ortaya çıkar.
Gelelim neticeye

Bugünkü yazımdan bilim dünyasının ve kolesterol mafyasının alması gereken birçok ders var:
BİR: Damar sertliğine yol açan zararlı madde kolesterol değildir. Bu sebeple de kalp hastalıklarını önlemek için kolesterol yapımını azaltan ilaç kullanmanın hiçbir mantığı da faydası da yoktur.
İKİ: Damar sertliğinin oluşumunda esas rolü olan çok küçülmüş-LDL-kolesterol tanecikleridir.
ÜÇ: Damar sertliği kolesterol düşürücü ilaçlarla değil (çünkü artmış kolesterol yapımı yok!) LDL-kolesterol taneciklerinin çok küçülmesine yol açan faktörlerin ve tanecikte azalan moleküllerin neler olduğunun bilinmesi ile mümkün olur.
DÖRT: Damar sertliği, bu ultra küçük LDL’ nin oluşumunu engelleyen veya bu maddenin kandan temizlenmesini sağlayan ilaçlarla mümkün olabilir.
Kolesterol mafyasının masallarında “iyi kolesterol” ne kadar yüksekse ve “kötü kolesterol” ne kadar düşükse damar sertliğinin ve bunun sebep olduğu kalp krizi, felç ve ölümlerin o kadar az olacağı ballandıra ballandıra anlatılır. “İyi kolesterolü” artıran, “kötü kolesterolü” azaltan ilaçlara methiyeler düzülür.
ABD hükümeti tarafından finanse edilen ve yaşları 40 ile 79 yaş arasında olan 10 binden fazla tip 2 şeker hastası üzerinde yapılan “Action to Control Cardiovascular Risk in Diabetes” (ACCORD) adlı araştırma kolesterol dünyasında büyük şaşkınlık yarattı.
Tip 2 şeker hastalarında sıklıkla kötü kolesterol ve trigliseritler yüksek, iyi kolesterol ise düşük bulunur.
Kötü kolesterol, şeker hastası olanlarda da olmayanlarda da kalp-damar hastalıkları için önemli bir risk faktörü olarak kabul edilir.
Kötü kolesterol ne kadar düşük, iyisi de ne kadar yüksek olursa kalp hastalıkları riskinin de o kadar az olacağına inanılır.
ACCORD isimli araştırma bu bilginin doğru olmadığını, hatta bunun daha zararlı olabileceği gerçeğini ortaya çıkardı.
ACCORD’ da hastaların bir kısmı 5 yıl boyunca sadece kolesterol düşürücü ilaçlarla yani statinlerle ve bir kısmı da statinlere ek olarak fibrat sınıfı ilaçlarla tedavi edildiler.
Statinler, “kötü kolesterol” (LDL) düzeyini düşüren, fibratlar ise trigliseritleri düşüren ve “iyi kolesterol” (HDL) seviyelerini artıran ilaçlardır.
Bu araştırmada etken maddesi simvastatin olan “Zocor” olan kolesterol düşürücü ilaç ile etken maddesi fenofibrate olan “Tricor” olan ilaçlar kullanıldı. Araştırma plasebo yani boş ilaçla kontrollü olarak gerçekleştirildi.
Araştırmanın başında kötü kolesterolü ve trigliseritleri azaltmanın, iyi kolesterolü yükseltmenin bu hastalarda kalp krizleri ve felçleri azalttığı, ölümleri önlediği gibi bir sonuç çıkmasının umulduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Umutlar boşa çıktı
Araştırma sonucunda, her iki ilacı alan grupta trigliseritlerin azaldığı, iyi kolesterolün arttığı belirlendi ama bu hastalarda kalp krizi ve felç riskinde ve bunlara ilgili ölümlerde bir azalma olmadığı ortaya çıktı.
Bu araştırmanın bir başka kolunda ise şeker hastalarında kan basıncını daha çok ilaçla 140 yerine 120’in altına düşürmenin de kalp-damar hastalıkları riskini azaltmadığı belirlendi. Üstelik daha fazla ilaç alan grupta tansiyonda aşırı düşme ve potasyum yüksekliği gibi çok ciddi yan etkiler de görüldü.
Bu bulgulardan çıkarılması gereken sonuç şu: Şeker hastalarında tansiyonu, kan yağlarını daha fazla azaltmak kalp-damar hastalıkları riskini azaltmıyor.
Bu araştırma sadece şeker hastaları ile yapılmış olmakla beraber aynı durumun şeker hastası olmayanlar için de geçerli olacağını bekleyebiliriz.
Aslında bu sonuçlara şaşırmamak lazım
LDL-kolesterolün daha çok ve/veya daha yüksek dozda ilaçla daha çok düşürülmesinin şeker hastası olmayanlarda da kalp-damar hastalıklarının komplikasyonlarını azaltmakta önemli olmaması aslında aklın ve mantığın da gereğidir.
Çünkü bu hastalıkların temelinde yatan ateroskleroz yani damar sertliği doğrudan kan kolesterol düzeyleri ile ilgili bir durum değildir.
Ateroskleroz esasında “düşük yoğunluklu bir enflamasyondur.” Başka bir deyişle herhangi bir mikrobun etken olmadığı bir çeşit kronik bir iltihaptır.
Ateroskleroz, LDL-kolesterolün yüksekliği ve/veya HDL-kolesterolün düşüklüğünden dolayı ortaya çıkmaz. Çünkü LDL-kolesterol seviyeleri normal, hatta düşük olan kişilerde de yüksek olanlar kadar ağır ateroskleroz gelişebilir. Ayrıca da LDL-kolesterolü çok yüksek olanlarda belirgin bir ateroskleroz olmayabilir.
O zaman neden kolesterol seviyeleri aşağı çekiliyor?
Kan kolesterol düzeylerinin giderek daha aşağı çekilmesinin sebebi daha fazla insanın kolesterol düşürücü ilaç kullanmasını sağlamaktır.
Amerikan Kalp Derneği (AHA) kalp hastalıklarının önlenmesi için LDL-kolesterolün 100’ ün, yüksek risk grubundakilerde ise 70’ in altında olması gerektiğini bildiriyor.
Bu kriterlere göre, mesela dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç’ de 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 85’ i ve kadınların yüzde 20’ si ‘yüksek risk’ grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor.
Oysa kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki kadında ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde yararlı olduğunu gösteren güvenilir bir kanıt da yoktur.
Üstelik de sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların önemli ekonomik kayıplar yaratması yanında, çok ciddi yan etkileri olabilecekleri unutulmamalıdır.
Gelelim neticeye
Kanlarında LDL-kolesterol yüksek olanlarda kalp krizi riskinin arttığı, HDL-kolesterol yüksek olanlarda ise bu riskin azaldığını gösteren bazı araştırmalar vardır. Başka bir deyişle, HDL/LDL oranın düşük olması koroner kalp hastalıkları için bir risk faktörü olarak kabul edilir.
Ancak, risk faktörü hastalıkla aynı şey değildir. Kalp krizine yol açan bir faktör aynı zamanda HDL/LDL oranını da azaltıyor olabilir. Gerçekten de bu oranı etkileyen pek çok faktör vardır.
Mesela sigara, obezite, hareket azlığı, diyabet, stres, hipertansiyon LDL’ yi artırır, HDL’ yi azaltır; dolayısıyla HDL/LDL oranı da azalır.
Kalp krizi, felç ve bunlara bağlı ölümlerin sebebi HDL/LDL oranı düşüklüğü değil, sigara, obezite, kötü beslenme, diyabet, hipertansiyon, stres gibi faktörlerdir.

Kötü kolesterol (LDL-kolesterol) ve trigliserit yüksekliğinin kalp damar hastalıklarına bağlı kalp krizi, felç ve ölümleri artırdığı, buna karşılık iyi kolesterol (HDL-kolesterol) yüksekliğinin ise koruyucu etkisi olduğu iddia edilir.
Kötü kolesterolü ve trigliseritleri azaltmanın, iyi kolesterolü yükseltmenin kalp damar hastalıklarına bağlı kalp krizi, felç ve ölümleri azaltacağı umuduyla planlanan ve kısa adı AIM-HIGH olan bu araştırma da tıpkı ACCORD araştırması gibi fiyaskoyla sonlandı.
İlaç kullanılarak iyi kolesterolü yükseltmenin ve trigliseritleri azaltmanın bir işe yaramaması yanında, fazladan ilaç alan grupta felçlerin daha sık görülmesi sebebiyle araştırmaya daha bitimine 18 ay olmasına rağmen son verildi.
AIM-HIGH çalışması
Araştırma Amerika ve Kanada’ da LDL-kolesterollerini düşük tutmak için statin sınıfı ilaç kullanan, ortalama yaşları 64 olan 3 bin 414 gönüllü üzerinde yapıldı.
Yarısından fazlası çalışmaya girmeden önce kalp krizi geçirmiş kişiler olan deneklerin iyi kolesterolleri düşük ve trigliseritleri de yüksekti. Bir başka deyişle bunlar, sadece kötü kolesterolleri yüksek olanlara göre çok daha büyük risk altında olan kişilerdi.
Araştırmaya katılan bütün gönüllülere kolesterol yapımını azaltan statin sınıfı Zocor (simvastatin) ve 515’ üne ise bağırsaklardan emilimi azaltarak kolesterolün düşmesini sağlayan Zetia (ezetimibe) verilerek kötü kolesterol seviyelerinin 40-80 miligram arasında kalması sağlandı.
Bu 3.414 hasta 1.718 ve 1.696 kişiden oluşan iki gruba ayrıldı ve ilk gruptakilere günde 2 bin miligrama varan dozlarda etken maddesi niasin olan Niaspan, ikinci gruptakilere ise plasebo yani boş ilaç verildi. Niasin (B3 vitamini) iyi kolesterolü artırdığı, trigliseritleri azalttığı bilinen bir ilaçtır.
Bu araştırmada kullanılan ilaçların üçü de (Zocor, Zetia ve Niaspan) FDA tarafından onaylanmıştır ve Amerika’ da senelerden beri satılmaktadır.
Araştırmada niasin alan hastalarda iyi kolesterolün yüzde 28 oranında arttığı, trigliseritlerin ise yüzde 25 oranında azaldığı belirlendi; ilacın etkili olduğuna hiç şüphe yoktu!
Görünüşte işler yolunda gidiyordu ama araştırmanın ara sonuçlarını değerlendiren bir grup bağımsız bilim adamı kalple ilgili komplikasyonların yüksek doz niasin alanlarla almayanlar arasında farklı olmadığını, üstelik niasin alan grupta felçlerin daha fazla görüldüğünü saptayınca çalışmanın süresi bitmeden sonlandırılmasına karar verildi.
Bu ilk araştırma değil
Daha önce diyabetlilerde yapılan ve kısa adı ACCORD olan araştırmada da fenofibrate’ ın iyi kolesterolü artırmasına ve trigliseritleri azaltmasına karşılık kardiyo-vasküler olaylarda bir azalma olmadığı belirlenmişti.
Keza ILLUMINATE çalışmasında da iyi kolesterolü artıran bir ilaç olan torcetrapib’ in de iyi kolesterolü artırmasına ve trigliseritleri azaltmasına rağmen kalp krizi ve felç gibi komplikasyonları bırakın azaltmayı tam tersine artırdığı gösterilmişti.
Gelelim neticeye
Kötü kolesterol yüksekliğinin kalp damar hastalığıyla ilgili komplikasyonları artırdığından ve statin sınıfı ilaç kullanan hastalarda kolesterol seviyelerinin ve buna bağlı olarak da komplikasyonların azaldığından kimsenin bir şüphesi yoktur.
Kötü kolesterol yüksekliği ile beraber bir de iyi kolesterol de düşük ve trigliseritler de yüksek ise her türlü kardiyo-vasküler olay (kalp krizi, felç, akut koroner sendrom ve ölüm) riskinin daha da yükseldiği iddia edilir.
İyi kolesterol düşüklüğünün kötü kolesterol yüksekliğinden bağımsız bir risk faktörü olduğu ve iyi kolesterolün 1 miligram artmasının kalp hastalığından ölümleri yüzde 4-5 azalttığı kabul edilir.
Oysa AIM-HIGH, ACCORD ve ILLUMINATE araştırmaları bu iddiaların doğru olmadığını ispat ediyor.
Kolesterol ipine sımsıkı sarılan kardiyoloji âleminin kolesterol hakkındaki iddialarını yeniden gözden geçirmesi şart; yoksa her geçen gün daha çok mahcup olacaklar!
İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Dr. Olcay Emel’ in yazısı:
Aterosklerozun kronik enflamatuar hastalık olduğu bu sinsi enfeksiyonun daha erken safhada tespit etmek için hassas-CRP gibi enflamasyonun erken dönemdeki habercisi markerler kullanıldığı herkes tarafından kabul ediliyor.
Asıl önemlisi bu yangıyı neyle söndürebileceğimiz veya hızını nasıl yavaşlatabileceğimiz. Bu yangıyı yavaşlatabilmek için kortizon, aspirin, bazı antibiyotikler hatta NSAİD kullanılmış ama mortalite azalmasında katkıları olmadığı gibi mortaliteyi artırdıkları için terk edilmiş.
Daha sonra geliştirilen kolesterol düşürücüler (Atromid S gibi) kolesterolü düşürmelerine rağmen mortaliteyi azaltmamış hatta arttırmış ve senin de dediğin gibi kolesterolü düşürmekle o dönemde bir şey elde edilememiş.
Bu olayların hepsi hipertansiyon tedavisinde de yaşanmış. Son nesil antihipertansiflere kadar hatta yeni nesil antihipertansiflerin çoğu sağ-kalım süreleri ve major vasküler olayların sıklığında belirgin azalma sağlayamıyor.
Ama statinlerle yapılan çalışmalar özellikle vasküler yangısı olan kişilerde statinlerin faydalı olduğunu vurguluyor.Biz onların yalancısıyız.. Ama ben de yaygın endotelyal birikimi olan kişilerin statin kullanmasından yanayım.
Günümüzde milyonlarca gencecik insanın statin kullanması hekimlerin cahilliği ve ilaç firmalarının şişirmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ama yoğun genetik yükü olanları da iyi seçmek gerekli..
Aslında gerçekten de bilimsel kılavuzlar risk grubu yap buna göre derecele, hasta yeşil alandaysa statin kullanmasın (kolesterolü yüksek olmasına rağmen), turuncu alandaysa ilaç kullansın diye vurgulama yapıyor. Ama buna rağmen kolesterol fobisini toplumu sardığı için gereksiz ilaç kullanımını önüne geçilebilmiş değil.
Bu filmi biz vitamin kullanımında da görmüştük. Şimdi yapılan yayınlarda fazla vitamin kullanan kadınlarda mortalitenin arttığı bildiriyor.
Aterom plağında belki kolesterolün miktarından çok işlevsel önemi söz konusu olabilir. O yangı varken kolesterolü düşürmek faydalı olabilir. Olayı nicelikle açıklayamazsın.
Kardiyoloji dernekleri de fazla statin kullanılmasını vurgulamıyor ama belki de gereksiz kullanmanın sakıncalarını daha çok vurgulayabilirler.
Ben olaya başka bakış açısıyla bakılmasından yanayım.
Benim de ifademden görüldüğü gibi statin kullanımında hep profilaksiden bahsediliyor. Yani tedavi lafı ortada yok. Madem profilaktik bir ilaç niçin devlet bunların parasını ödemekte kendini yükümlü görüyor?
Diş sağlığı için diş fırçalamak profilaktik bir işlem ve devlet diş macunun bedelini ödemiyor. Bu örneği çoğaltabiliriz. Kardiyo-vasküler hastalıkların profilaksisinde omega 3’lerin faydalı olduğuna dair yüzlerce yayın varken devlet onun da parasını ödemiyor.
Bence bu tip ilaçların bedelini devletin ödemesi yanlış. Ben devletin ödediği ilaç kalemlerinin günümüz Türkiye’ sinde gereğinden fazla olduğunu görüyor ve buna çok üzülüyorum.. Asıl sorun bu.
İlaç tüketimini azaltmak için bu gün faydalı gibi görülen ilaçlara saldırmaktan geçmemeli. O ilaçlara haksızlık yapabiliriz.
Bence hekim kuruluşlarının ilaç firma egemenliğini yıkmalarının tek yolu devletin çoğu ilaç bedelini ÖDEMEMEYE zorlamasıyla sağlanacaktır. Böylelikle gereksiz ilaç kullanmaktan doğan birçok hastalığın önüne geçilebilir.
Parası olan da alır efendi efendi içer statinini. Halkımızın profilakside sıra statine gelene kadar öncelikli yapması gereken o kadar çok şey var ki. Bir statin eksik kalsa fark etmez.
Kardiyoloji uzmanı Dr. Sinan Coşkun Turan’ ın yazısı:
“Hocam, talebiniz üzere bir kardiyolog olarak kanaatimi paylaşayım.
Kolesterolün fizyolojik ölçüler içinde vücudun pek çok işlevinde rol aldığı bir gerçektir. Ama bu sınırları aştığında artık vücut için zararlı olmaya başladığına, damar duvarındaki hafif lezyonları fissüre ve tromboze olmaya yatkın hale getirdiğine dair sayısız araştırma sonucu vardır.
Tıpkı glukozun da vücut için vazgeçilmez bir molekül olması ama yükseldiğinde neler yaptığını çok iyi bildiğimiz gibi. Bu araştırmalar üç, beş, sekiz tane olsa bunların taraflı olduğunu ve kolesterol ilacı üreten firmaların ekmeğine yağ sürmek için tasarlandıklarını kabul etmemiz daha kolay olurdu.
Bunların baştan aşağı yalan ve düzmece olduğuna inanma hakkınız elbette vardır. Ancak bu kişisel inancınızı kitleleri etkileyecek ve hastaların tedaviye bağlılığını etkileyecek şekilde yaymaya kalkışmadan önce, sorumluluk sahibi bir tıp insanı olarak size düşen şey, beğenmediğiniz sonuçları ortaya koyan şimdiye kadarki çalışmaların karşısına iyi tasarlanmış ve randomize kendi araştırma sonuçlarınızı ortaya koymaktır. Ancak bunu yapmadan, sadece ben öyle zannediyorum demekle bu işlerin olmayacağını hepimizden önce sizin bilmeniz lazım.
Kolesterolü yüksek olan pek çok kişinin uzun yaşadığı ve kolesterolü az olan kişilerin de kalp krizi, inme, vs yaşayabildiğine dair verdiğiniz örnekler hayatın içinde zaman zaman gerçek olan ama istatistiksel olarak anlamlandırmaya muhtaç bir iddia. O beğenmediğiniz çalışmalar bu istatistikleri sizin iddianıza zıt şekilde ortaya koymuş. Peki, hepsi düzmece ve inanmayalım onlara, ama sizin hangi bilimsel platformlarda yayımlanmış hangi araştırmalarınız mevcuttur bu konuda, sorabilir miyim?
Evet, kolesterolü düşük olan bazı kişiler de kalp krizi veya inme geçirebilir ve kolesterolü yüksek bazı kişiler de sorunsuz, uzun ve sağlıklı bir ömür sürebilir. Tıpkı hep aşırı hızın felaket demek olduğunu duyduğumuz halde her aşırı hızlı giden arabanın kaza yapmayıp, bazen yerinde duran bir arabanın bile kazaya karışabildiği gibi. Kim bilir; belki şeker hastalığı, şeker koması veya akciğer ödemi dediğimiz olayların da aslında bir zararı yoktur. Çünkü glukoz da su da tıpkı kolesterol gibi insan vücudunun vazgeçilmez elemanları değil mi?
Uygulamada işin şirazesinden çıktığını, tıpkı pek çok konuda olduğu gibi kolesterol ilaçlarının da gerçek endikasyonların çok ötesinde reçete edildiği konusunda size katılıyorum, ama bu başka bir konudur.
İşin esasına yani mevcut endikasyon bilgisini sorgulamaya dönersek, geçerli kabul ve uygulamaların yanlışlığına dair gözlem ve kanaatlerimiz olabilir. Ama iş kişisel kanaat olmayı aşıp topluma mesaj verme noktasına geldiğinde, buna kalkışmanın öncelikli şartının bilimsel platformlarda kendi araştırmalarımızı ortaya koymak ve eğer bunu yapamıyorsak kanaatlerimizi kendimize saklamak olduğunu düşünüyorum. Saygılarımla..”
Dr. Sinan Coşkun Turan, Kardiyoloji Uzmanı
Bu da benim cevabım:
Değerli meslektaşım,
Görüşleriniz için çok teşekkürler. Mektubunuzda bahsettiğiniz bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum.
BİR: Ben araştırmalar yapan bir bilim adamı değil, bir tıp yorumcusuyum. Bir ilaç veya tıbbi yöntem hakkında fikir ileri sürmek için onunla ilgili araştırmalar yapmak şart değildir.
İKİ: Yazılarımda yer alan görüşler benim mesnetsiz inançlarım veya hayallerim değildir; tümünün kaynağı herkesin ulaşması mümkün olan bilimsel yayınlardır. Takdir edeceğiniz gibi bir araştırmanın sonuçları çok farklı şekillerde yorumlanabilir.
ÜÇ: Bana bu konuda iyi tasarlanmış, randomize bir çalışma yapma tavsiyesinde bulunacağınıza bir kardiyolog olarak bunu kendiniz yapsanız daha doğru olmaz mı?
Bana ülkemizde bulunan yüzlerce kardiyologun statinlerle yapılmış hangi çalışmaları olduğunu bildirirseniz memnun olurum. Bunların ne kadar değerli olduğunu, ne işe yaradığını tartışabiliriz.
DÖRT: Amacım hastaların tedavilerini aksatmak değil, insanların içtikleri ilaçlar ve uygulanan tedaviler konusunda tam ve doğru bilgilendirmektir.
Hatırlarsanız domuz gribi salgının ilaç endüstrisi tarafından kötüye kullanıldığını, aşının gerekli olmadığını benden başka dile getiren olmadı. O zaman da bana saldırmayan kalmamıştı ama şimdiki gibi bilimsel kanıtlara dayanarak konuşuyordum.
BEŞ: Haklarında yüzlerce olumlu bilimsel yayın ve meta-analizler olan ilaçların bir süre sonra ya etkisiz ya da yan etkileri yüzünden piyasadan çekildiğini unutmayın. Daha bugün 10 seneden beri kullanılmakta olan drotrecogin etken maddeli Xigris isimli ilaç ‘hiçbir işe yaramadığı gerekçesiyle’ kullanımdan çekildi. Size haklarında sayısız müspet bilimsel araştırma sonuçları olan ama daha sonra piyasadan kaldırılan ilaç ismi verebilirim.
ALTI: Kolesterolü yüksek olanların daha sağlıklı olduklarını ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koyan pek çok bilimsel araştırma var ve bunlara sizin de kolayca ulaşmanız mümkün ama yazılarımı takip edecek olursanız sıra bu konuya da gelecek.
YEDİ: Bana glukozu örnek gösteriyorsunuz ama siz hiç aterosklerozun karaciğerde fazla kolesterol yapımından dolayı olduğunu gösteren bir araştırmaya rastladınız mı? Aterosklerozun sebebi fazla kolesterol yapımı mı yoksa çok daha başka faktörler mi var?
SEKİZ: “Kolesterol ilaçlarının da gerçek endikasyonların çok ötesinde reçete edildiği konusunda size katılıyorum” sözlerinize elbette çok memnun oldum.
Türk Kardiyoloji Derneği de bu çok doğru uyarıyı hem hekimlere hem hastalara bir basın açıklaması ile duyursa iyi olmaz mı? Derneğe böyle bir başvuruda bulunup alacağınız cevabı benimle paylaşırsanız daha da mutlu olurum.
DOKUZ: Benim söylediklerimin kişisel kanaatim olmadığını hepsinin bilimsel kaynakları olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.
Gördüğüm yanlışları veya doğruları topluma duyurmayı kendime vazife biliyorum; benim illa bununla ilgili araştırma yapmam gerekmez ama siz yetkili bir uzman olarak kendi araştırmalarınızla beni çürütebilirsiniz.
ON: Bu konuyla ilgili yazılarımda sorduğum sorulara cevap vermek isterseniz onları da büyük bir memnuniyetle karşılayacağımı ve aynen yayınlayacağımı bilmenizi ister, selam ve sevgilerimi sunarım.
insan boş yere kolesterol ilacı içiyor
İlaç endüstrisinin müthiş pazarlama faaliyetleri ve kimi gerçekten bunlara inanan kimi ise menfaati icabı inanmasa da inanmış görünen hekimler sayesinde dünyada her gün milyonlarca insan boş yere kolesterol düşürücü ilaç (statin) içiyor.
31 Ocak 2011 tarihli “The Telegraph” gazetesinde yer alan “Milyonlarca insan boş yere kolesterol ilacı içiyor” başlıklı habere göre 40 yaşın üzerindeki her üç kişiden biri “statin” kullanıyor.
Durum bizde de farklı değil; 30’ lu 40’ lı yaşlarda aslanlar gibi sağlıklı insanlara kanlarında kolesterolleri biraz yüksek çıktı diye ‘kaşına gözüne bakmadan’ peynir ekmek gibi kolesterol hapı yazılıyor.
Oysa her ilaç için geçerli olduğu gibi kolesterol ilaçları da sadece özel bir grup hastaya faydası ve riskleri çok iyi hesaplanarak verilebilecek ilaçlardır.
Bugünkü bilimsel verilere göre de bu ilaçlar yalnızca “Daha önce kalp krizi veya felç geçirmiş, yüksek risk grubundaki hastalar” için faydalı olabilir. Bu tanımın dışında kalanların kolesterol ilacı kullanmalarını haklı kılacak kesin bilimsel kanıtlar yoktur.
Kolesterol ilaçlarının gereksiz kullanımının yaratacağı ekonomik kayıplar bir tarafa bunların ölüme kadar gidebilen, hayat kalitesini yerle bir eden çok ciddi yan etkileri olduğu da unutulmamalıdır.
Cochrane araştırması
34 binden fazla hastanın 1 seneden uzun süre takip edildikleri 14 araştırmayı değerlendiren bir meta-analizde, “kalp hastalıkları riski düşük olan kişilerde kolesterol ilaçlarının işe yaramadığı, hatta yan etkileri dolayısıyla zararlı bile olabilecekleri” sonucu ortaya çıktı(1).
Araştırmaya göre bu ilaçları her sene 1000 kişi kullandığında sadece 1 kişinin hayatı kurtulmuş oluyor.
Uzmanlar inceledikleri araştırmalarda, kolesterol ilaçlarının yan etkilerinde bir artış olmadan tüm sebeplere bağlı ölümler ile kalp krizi ve felçlerde azalma olduğunun belirlenmesine karşılık, çalışmaların çoğunda yan etkilerin bildirilmemesi, kalp hastalığı olanların da çalışmaya alınmış olması gibi, sonuçları şüpheli kılan taraflar olduğunu bildiriyorlar.
Araştırmaya katılan uzmanlardan Shah Ebrahim, doktorları gereksiz statin tedavisi yapmamaları konusunda uyarıyor ve şunları söylüyor:
“Kısa adı NİCE olan “The National Institute for Health and Clinical Excellence’ in 10 sene içinde kalp krizi, felç ve kalp hastalığı riski normalden yüzde 20 fazla olanlara statin verilmesini tavsiyesine ben de katılıyorum.
Ancak düşük riskli kişilerin bu tedaviden fayda göreceklerine dair kesin bilimsel kanıtlar mevcut değil. İlaç endüstrisinin amacı olabildiğince fazla insanın ilaç kullanması; ancak bu bayat bir numara!”
Fiona Taylor da “İlaç endüstrisi tarafından desteklenen araştırmaların sonuçlarının daima ilacın lehine olduğunu” vurguluyor.
Buna karşılık Oxford Üniversitesinden Prof. Colin Baigent “Statinlerin tüm sebeplere bağlı ölümleri 5 yıl içinde yüzde 10 azalttığının ispatlandığını söylüyor ve ekliyor:”Statinler son 20 senenin en büyük başarısıdır ve binlerce insanın hayatını kurtarmıştır.”
Gelelim neticeye
Tek hedefi daha çok kazanmak olan ilaç endüstrisinin hegemonyası altındaki modern tıp hastaların değil laboratuar bulgularının tedavi edilmesini emrediyor. Kanda kolesterolü yüksek olan herkese statin sınıfı bir ilaç yazılması da modern tıbbın dayatmalarından biri.
Ben de kolesterol ilaçlarının kolesterolü yüksek olan her hastaya rastgele yazılmasını doğru bulmuyorum. Çünkü tek başına kolesterol yüksekliği bir laboratuar bulgusu, tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil!
Kalp-damar hastalıkları ve bunların komplikasyonlarının önlenmesi için asıl yapılması gereken damar sertliğine (ateroskleroz) yol açan diyabet, obezite, hipertansiyon, sigara, hareketsizlik, kötü beslenme, stres gibi faktörlerle mücadele ve bunların ortadan kaldırılmasıdır!

Prof.Dr. A.Rasim KÜÇÜKUSTA
Prof.Dr. A.Rasim KÜÇÜKUSTATelefon: 0212 631 99 19 / 0212 631 94 72
Sekreter cep telefonu: 0537 717 70 70
E-posta: ahmetrasimk@hotmail.com

Osman Müftüoğlu’ndan İnciler
Vitaminler Öldürüyor
Açık Süt Kutu Süte Karşı
Grip ve Aşk
Bitkisel İlaçta Ölüm Tehlikesi
Ateş Düşürücü Haplar Zararlı Video
Champix ile Sigarayı Bırakmak
Astım krizine yol açan ilaçlar
Mesleksel Astım Tehlikesi
Öksürükten Teşhis ve Öksürük Türleri

...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Sağlık

Etiketler:, , , , , , , ,


Comments are closed.