KÖK HÜCRE TEDAVİSİ

KÖK HÜCRE TEDAVİSİ

21. yüzyılın en dikkat çekici keşiflerinden biri olan kök hücre tedavisi, tıpta yeni bir devrim başlattı. Yağ dokusundan alınarak elde edilen kök hücrelerle göğüs büyütmek, gençleşmek, saç ekimi sağlamak ve kıkırdak tedavisi gerçekleştirmek mümkün. www.xprodoksit.com

Son zamanlarda yapılan araştırmalar; gençleşme ve yaşlanmayı durdurmanın en etkin yollarından birinin kök hücreden zengin yağ hücresi ve kolajen üreten hücre almak olduğunu vurguluyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan bu tedavi yöntemi üstelik sadece gençleşmede değil, tıbbın birçok farklı alanlarında da etkileyici sonuçların elde edilmesini sağlıyor. Özellikle ortopedi alanında yapılan çalışmalar şaşırtıcı sonuçlar doğuruyor. Bilim adamları önümüzdeki yıllarda yağ hücrelerinden alınan kök hücreler ile organ nakli dahi yapılabileceğini dile getiriyorlar. Biz de konuyu daha ayrıntılı incelemek adına, Türkiye’de gençleşme, estetik ve ortopedi alanında kök hücre tedavisi uygulayan isimlerle bir araya geldik.

2000 yılında ingiltere’de ilk kez bir plastik cerrah tarafından hücresel tedavi yayını yapıldıktan sonra Tunç Tiryaki’nin dikkatini çeken bu yöntem, hızlı bir gelişim sürecine girdi. Kısa bir sürede Prof. Dr. Demir Tiryaki ve Uzman Biyolog Necati Fındıklı bir ekip kurarak özel bir çalışma başlatarak Türkiye’de ve dünyada ‘Otolog Kültüre Fibroblast Enjeksiyon’ olarak patentini aldı. Daha sonra önce estetikte, yüz gençleşmesinde ve göğüs ameliyatında kullanılmaya başlandı, ardından ortopedik tedavilerde ve son olarak saç ekiminde… Tiryaki, birçok tedavi alanında kullanılan kök hücreleri; “Döllenmiş tek bir hücreden başlayarak canlıyı oluşturan, vücuttaki tüm hücrelere dönüşebilen ve limitsiz çoğalabilme özellikleriyle kendilerini devamlı yenileyebilen hücrelere, tüm hücrelerin kaynağı anlamında kök hücre adı verilmiştir. Kök hücreler yeteneklerine, olgunlaşma durumlarına ya da oluşturabilecekleri doku üst guruplarına göre çeşitli isimler alıyorlar. Kök hücreler hem canlının vücut bulmasında hem de vücudun yaşamını sürdürebilmesinde tek önemli kaynaktır. Son yıllardaki teknolojik gelişmeler kök hücrelerin tıpta kullanımını (tedavi amaçlı) mümkün hale getirmiştir” diyerek açıklıyor.

Her yetişkinin dokularında, o dokunun bütünlüğünü ve devamlılığını sağlamak için doku hücrelerinin küçük bir yüzdesi kadar sadece doku üretimi gerçekleştirilen erişkin kök hücreleri’ bulunuyor. Bu multipotent karakterli erişkin kök hücreleri bir sonraki aşamada diğer doku hücreleri ile farklılaştıklarından, öncü doku hücreleri olarak da tıp dünyasında biliniyor.

Kök hücreler eskiden kemikten alınıyordu, şimdi fazla yağlardan…

Erişkin kök hücrelerin görevleri, yaralanma, hastalık ve diğer nedenlerle oluşabilecek doku hasarı veya kaybını telafi etmek, onarmak. Örneğin parmağımızı yaraladığımızda, yaranın iyileşmesi bu şekilde sağlanıyor. Ancak ne yazık ki doku yaşlanmasında zaman yayılmış bir doku kaybı olduğunda aynı etkiyi gösteremiyor. Bu yüzden de yağ hücrelerinden alınan kök hücreleri ayrıştırılarak cilde enjekte ediliyor ve bu şekilde etkisini göstermesi bekleniyor, önceleri sadece kemik iliklerinden kök hücreleri alındığını dile getiren Dr. Tunç Tiryaki; “Kemik iliğine iğne batırmak, biyopsi yapmak, bu az miktarda alınabilen hücreleri haftalarca çoğaltmak riskli bir işlemdi. Son yıllarda öğrenildi ki kök hücreler yağ dokuda çok daha fazla miktarda var, hatta kemik iliğinden 500 kat fazla. Son iki yıldır geldiğimiz noktada yağ doku içindeki kök hücreleri ayırabiliyoruz. Hücre öldürmeden yapılan liposuction’dan elde edilen hücrelerin içinden kök hücreler özel bir yöntemle ayrılıyor ve istenilen tedavi yöntemine göre kullanılıyor” açıklamasını yapıyor. İleride kök hücre tedavisinin farklı alanlarda da kullanılması beklense de şu anda en çok kullanıldığı alan gençleşme ve estetik…

GENÇLEŞMEDE DE KULLANILIYOR…

Kök hücrenin kullanıldığı en dikkat çekici alanlardan biri yüz gençleşmesi… Yağ dolgunun yerini almaya aday olan kök hücrelerin avantajı ise dolgunun kendini besleyebilmesi ve çoğalabildiği için daha kalıcı olması. “Yağ dolgu kendisini besleyemiyor ve zaman içinde kayboluyor. Bu yüzden şişkinlik yapacak kadar çok koymak gerekiyordu ve ay suratlar ortaya çıkıyordu. Şimdi kök hücrede zenginleştirilmiş akıtma hem dolgu yapıyor hem de neye ihtiyaç varsa ona dönüşüyor. Örneğin kas hücrelerin arasına düşenler kas hücrelerini yenilerken, yağ dokuya karışanlar ise derinin yenilenmesine yardımcı oluyor” diyen Tiryaki, bu enjeksiyonların burun kenarı çizgileri, gözaltı çizgileri, dudak etrafı ve yüzdeki boşalmalarda etkili olduğunu da belirtiyor. Ortaya çıkan dolgunluğu ise anında görmek mümkün. Bu yüzden de hasta hemen mutlu oluyor. Daha da ötesi cildin kalitesi ve renginde de gelişme yaşanıyor. İşlemin kalıcılığı da çok fazla, iki senelik sonuçlarda cildin aynı şekilde kaldığı görülüyor. Ancak bu işlem oldukça masraflı… Bu nedenle ulaşılması zor. İşte bu noktada daha pratik kullanıma sahip, yağ enjeksiyonu gerektirmeyen, gençleşmede destekleyici etkiye sahip anti-aging kremler devreye giriyor.

1954 yılından bu yana yaptığı yeniliklerle konuşulan Juvena; tüm ürünlerini yine bir ilke imza atarak SkinNova SC (Kök hücre) teknolojisi kullanarak geliştirip yeniden piyasaya sürdü. Bioteknoloji alanının liderlerinden Juvena Araştırma & Geliştirme Departmanı Başkanı Prof. Dr. Sven Gohla‘nın, StemCell adlı özel bir peptit geliştirmesiyle gerçekleşen bu değişim ile cildimizdeki uyku halinde olan kök hücreleri uyararak aktif hale geliyor. Böylece sağlıklı hücreler tekrar üremeye başlayarak çoğalıyor. Hücrelerin çoğalmasından sonra SkinNova SC tekrar devreye girerek, hücrelerin zarar görmemesi için hücre çevresini korumaya alıyor ve hücrelerin sağlıklı, canlı kalmasını sağlıyor.

JUVENNA ile kök hücre teknolojisi
“Juvena’daki SkinNova SC teknolojisi hakkında bir açıklık getirmek gerekilirse burada kök hücrelerin kendisi değil, onları doğal olarak uyaran aktifler bulunuyor” diyen Prof. Dr. Sven Gohla, bu teknolojinin Juvena’nın bütün ürünlerine uyarlandığını dile getiriyor. Burada amaç ise cildin kendi kök hücrelerinin aktivitesini desteklemek, yeni bir cildin oluşmasını sağlamak ve onun sağlığını korumak. Gohla; ikili devrim olarak tanımladığı bu teknolojinin cilt üzerindeki faydalarını da; “SkinNova SC teknolojisi cildin matrix moleküllerinin, kolajen, elastin, fibronektin ve hyaluronik asit gibi, üretimlerini güçlendirip yoğunlaştırarak cildi sıkılaştırıyor; cildin yenilenme sürecini harekete geçiriyor ve koruyor; kırışıklıkların derinliklerinin görünümünü en aza indirir, kırışıklıklar içeriden dolduruluyor; cilt daha esnek bir hale geliyor, cildin yapısını geliştiriyor ve belirginleştirerek daha pürüzsüz bir hale getirmeye ve hücre yoğunluğunu arttırarak cildin daha dayanıklı olmasına yardımcı oluyor” diye özetliyor. Juvena’nın favori ürünlerden Mastercream ile Mastercure’un dört haftalık özel bir bakım kürü halinde uygulanması öneriliyor. Bu ürünlerin sabah ve akşam uygulandığı takdirde bir haftada ilk etkilerini, dört haftanın sonunda ise değişimleri görebileceğinizi dile getiren doktor, SkinNova SC teknolojisinin üstün performansa sahip aktif içerikler olan amber çiçeği özü ve bahçe teresi özel içerikler ile birlikte formüle edildiğini belirtiyor.

Skin Nova SC kök hücre teknolojisi cildin, kolajen, elastinve hyalüronik asit gibi matrix m o 1 ekli 11 erinin ürelim lerini güçlendirip cildin sıkılmaşmasma yardımcı oluyor; yenilenme surecim harekete geçiriyor ve dış etkenlerden koruyor.

GÖĞÜS CERRAHİSİNDE…

“Günümüz koşulları bize hep daha az keserek ama daha hızlı bir şekilde hastayı toparlayacak küçük ameliyatlarla efektif yöntemlere zorluyor. Ameliyatlar kısalıyor, kolaylaşıyor, kesiler küçülüyor. İple asma yöntemi uygulanıyor. Bizim yaptığımız iş bir anlamda makro düzeyde problemleri çözmek. Derinin yaşlanmasındaki asıl problem içindeki kolajen liflerin azalması. Deri mikroskobik düzeyde yaşlanıyor. Bunu gerçekten tedavi etmek istiyorsak hücresel bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bizim bugüne dek yaptığımız deriyi çekip germe (lifting) yani sadece sorunu gidermekti. Yeni arayışlar bizim mesleğimizin içine de doku mühendisliğini soktu” diyerek, estetikte kök hücre tedavisinin nasıl başladığını anlatan Dr. Tunç Tiryaki, göğüs operasyonlarında bu tedavinin tercih edilmeye başladığını söylüyor.

Büyük ameliyat operasyonları geçirmek ve vücutlarına silikon gibi yabancı maddelerin enjekte edilmesini istemeyenlerin tercih ettiği göğüs büyütme operasyonları, özellikle göğüs kanseri geçirmiş kadınlar tarafından tercih ediliyor. Ancak kanserli hastalarla birebir çalışan Dr. Murat Atay bu tedavinin sadece kanseri geçirmiş, bütün tedavilerini olmuş ve iyileşme sürecini bitirmiş kadınlara uygulanabileceğinin ‘ altını çiziyor. Bunun yanı sıra. Atay; “Yapılan göğüs kanseri ameliyatı ya da sonradan uygulanan radyoterapi bazı kadınların göğüslerinde çöküklüğe ve deformasyona neden oluyor. Kök hücrelerinden zenginleştirilmiş yağ dokusunu bu bölgelere uygulanarak doğal bir görünüm yaratmaya çalışıyoruz” açıklamasını yapıyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda hiçbir rahatsızlığın ortaya çıkmadığını da belirten ünlü doktor, göğüs büyütmede de çok olumlu sonuçlar aldığım söylüyor.

Dr. Tunç Tiryaki ile birebir çalışan İtalya’nın önde gelen plastik cerrahlarından Prof. Claudio Calabrese, ‘kök hücreyle göğüs büyütme’ dendiği zaman ilk akla gelen isimlerden biri… Floransa Üniversitesi’nde bu alanda eğitimler ve araştırmalar yapan Calabrese, bu operasyonda kişinin yağ dokusu sedasyon altında liposhaping yöntemi ile alınıp ortalama iki saat süren bir izolasyon işlemi ile elde kök hücrelerin aynı anda göğse geri verildiğini anlatıyor. İtalyan doktor, plastik cerrahların dış görünümü değiştirmekle görevliyken, ilk kez kök hücre operasyonlarıyla yaşayan hücreleri tedavi etme şansına sahip olmalarından dolayı oldukça mutlu olduğunu belirtiyor. Son iki yılda 80′den fazla hastaya bu yöntemi uygulayan Calabrese, ortaya çıkan sonuçta göğüslerin silikonlu göğüslerin aksine oldukça doğal ve kusursuz göründüğünü belirtiyor. Üstelik bu operasyonun çok büyük bir avantajı bulunuyor. Göğüslerinizde büyüme sağlanırken, yağ fazlalığınız bölgede ise incelme meydana geliyor.

SAÇ EKİMİNDE…

“İnsan vücudunun en önemli kök hücre deposu, kendi yağıdır. Dolayısıyla kök hücre tedavisi üç aşamada gerçekleşir dersek, birinci aşamayı kişinin genellikle göbek ve iç bacak bölgelerindeki yağların alınması oluşturur. Bunun sebebi, bu bölgelerden alınan yağların dönüşüm yeteneğinin daha kuvvetli olmasıdır.
Kök hücre tedavisiyle gerçekleştirilen saç ekiminde salgılan büyüme hormonu sayesinde hemen uzama başlıyor ve saçlar uzama sürecinde proteinlerle besleniyor.
Ayrıca kişinin vücut yağlarının içindeki kök hücre oranı, kemik iliğinin içerisindeki kök hücre oranından bile fazladır. Daha sonra laboratuar ortamında özel bir işlemden geçen bu yağların içerisindeki kök hücreler ayrıştırılır ve kök hücreden zenginleştirilmiş bir doku elde edilir. Bu işlemler hiçbir şekilde el değmeden gerçekleştiriliyor” açıklamasını yapan Dr. Ercin Ozüntürk, elde edilen bu kök hücrelerinin en önemli kullanım alanlarından birinin de saç dökülmesi olduğunu belirtiyor.
Özüntürk, yaptığı çalışmaların sonucunda dökülen ancak kökleri ölmemiş olan saçları yeniden kazanmada, oldukça başarılı sonuçlar alındığının altını çiziyor.
Kök hücre (PRP) destekli FUE saç ekimi, saç dökülmesinden kurtulmakta tıbbın geldiği en yeni ve etkileyici tedavi metodu olarak biliniyor. İlk kez 1999 yılında Japon Dr. Takakura tarafından gerçekleştirilen bu operasyon ile yapılan saç ekiminin başarısını yüzde 50 arttırıyor. Ayrıca Ozüntürk, ekilen bölgede bulunan ve erkek tipi saç dökülmesinin etkisiyle minyatürize olmuş cansız saçları yüzde 80 oranında normal canlı saç haline getirdiğini ve bunun yanında ve dökülmeye yüz tutan saç kökleri yeniden canlanmaya başladığını dile getiriyor. Geleneksel saç ekiminde saçlar ilk bir hafta herhangi bir kan damarıyla bağlantı kuramadığından kökler beslenemeyip zayıf kalıyor ve ilk yedi günlük dönemde bir kısmı kayboluyor. Kök hücreyle gerçekleştirilen ekimde ise kök hücrelerin salgıladığı proteinler sayesinde uzun süre vücut dışında canlı kalıyor. Ekilen bölgede kök hücrelerin salgıladığı büyüme hormonu ile hemen büyümeye ve beslenmeye başlıyor. Ayrıca kök hücre içerisinde bulunan VEGF hormonu ekilen saç kökü etrafında hemen yeni kan damarları oluşumunu başlatıyor. Böylece yeni ekilen saç kökünün beslenme sorunu da ortadan kalkıyor. Yeni ekilen köklerde beslenme yaşam sorunu çözülüyor. www.xprodoksit.com


Çaresi olmayan hastalıklara kök hücre 16.10.2010

Türkiye, yakın bir zamanda kanser, felç ve körlük gibi çaresiz bir çok hastalığın tedavisinde umut olarak gösterilen kök hücre çalışmalarının yürütüleceği bir mükemmeliyet merkezine kavuşacak.

Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü’ne bağlı kurulması planlanan mükemmeliyet merkezinde, kanser aşısından, kök hücre nakliyle kornea tabakası ve omuriliğin onarılması şeklindeki alternatif tedavi yöntemleri geliştirilebilecek.

Ankara Üniversitesi Rektörlüğünde düzenlenen basın toplantısında, Kök Hücre Merkezi’ne bağlı mükemmeliyet merkezi ve uygulama hastanesi kurulması çalışmalarıyla ilgili bilgiler verildi.

Ankara Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Günhan Gürman, Türkiye’de bir ilk olacak merkezde, çaresiz olduğu düşünülen pek çok hastalık için umut olabilecek hücresel tedaviler, doku mühendisliği uygulamaları, kök hücre bankacılığı, gen tedavisi ve tümör aşısı uygulamaları, üst düzey bilimsel veri üretimini sağlayacak yüksek teknolojili bilimsel araştırmalar yapılacağını, üniversite içinden ve dışından bilim insanlarına eğitim desteği ile bilimsel danışmanlık sağlanacağını bildirdi.

140 milyon TL’ye mal olması öngörülen merkez için arazi tahsisi sağlanması amacıyla Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını kaydeden Gürman, projede yer alan farklı uzmanlık dallarından bilim insanlarının bugüne kadar çok başarılı çalışmalara imza attıklarını, merkezin kurulmasıyla bu başarıların daha da artacağını söyledi.

Kök hücre çalışmalarının henüz deneme aşamasında olduğunu vurgulayan Gürman, bu çalışmaların bir çoğunun insanlar üzerinde denenmediğini, ancak insanlar üzerinde uygulanıp başarı elde edilenler de olduğunu kaydetti.

Kanser aşısı yolda

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Akbulut meme, akciğer ve kolon kanserinde başka bir tedavi şansı kalmamış hastalarda uygulanmak üzere kanser aşısı geliştirilmesi çalışması yürüttüklerini açıkladı.

Projeyi ABD’deki başka bir merkezle birlikte yürüttüklerini belirten Akbulut, belirli bir grup insan üzerinde klinik araştırma yapmak üzere ABD’de gerekli onayın alındığını, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı’ndan onay alınması halinde çalışmalara 2011′de başlanabileceğini, bu aşıyı ilk olarak başka şekilde tedavi şansı kalmamış 20 meme kanserli hastada deneyeceklerini bildirdi.

Diğer hastalıklarda kök hücre geliştirilmesi üzerinde durulurken kanserde, tedaviye rağmen tümörde yüzde 1 oranında bulunan, kendilerini yenileme yeteneğine sahip hücrelerin yok edilmesi üzerinde durduklarını anlatan Akbulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bugün kanserde tedavi şansı yüzde 50 oranında. Kanser hastasında çoğalma yeteneğine sahip, sınırsız sayıda hücre vardır. Bunlardan yüzde 99′unu tedaviyle yok edebiliyoruz, ancak yüzde 1′i bu tedaviye rağmen çoğalma yeteneğini kaybetmiyor. Yaptığımız çalışmada, meme, kolon ve akciğer kanserinde bu yeteneğe sahip hücreleri bulup bunları yok etmeyi amaçlıyoruz. Kanser aşısında hedef, bunları yok etmeye yönelik. Halen uygulanan kemoterapide istediğimiz her yere ulaşamayabiliyoruz. Bu aşıyla savunma sistemini harekete geçirip ulaşamadığımız yerlere de ulaşıp, bu yüzde 1′lik hücreleri de yok etmeyi hedefliyoruz.”

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kök Hücre Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Murat Elçin de, böbrek ve kalp gibi organlarda yetmezlik gelişmesi halinde başvurulacak kök hücre çalışmalarının daha başlangıç aşamasında olduğunu, ancak kıkırdak, deri ve kemik dokularıyla ilgili uzun zamandır başarılı çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Özmert ise gözdeki kornea tabakasının etkilenmesi halinde görme kaybı ortaya çıktığını, diğer gözden, bu da etkilenmişse akraba veya kadavradan alınan kök hücre nakliyle korneanın onarılabildiğini, böylece görme kaybının ortadan kalktığını belirtti.

Özmert, kornea ile ilgili rutin klinik çalışması bulunduğunu, ancak diğer göz hastalıklarıyla ilgili çalışmaların adım adım ilerlediğini söyledi.

Ankara Üniversitesi Kalp Merkezi ve Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nden Prof. Dr. Rüçhan Akar da, kök hücre tedavisinin kalp-damar hastalıklarında hasar gören bölge ve damarların onarılmasında bir umut olarak görüldüğünü, ancak bu çalışmaların da henüz deneme aşamasında olduğunu bildirdi. 16.10.2010


Kök hücre insülin üreten hücreye dönüştürüldü

Türk araştırmacılar, kesin çaresi bulunamadığından insülin takviyesi yapılan şeker hastalığının tedavisine yönelik, pankreastan elde edilen kök hücreleri, “insülin üreten hücreye” dönüştürmeyi başardı.

Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (KÖGEM) Müdürü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Kök Hücre Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz önderliğindeki ekip tarafından deney hayvanları üzerinde başarıya ulaştığı çalışma, dünyanın sayılı bilim dergilerinde yayımlanarak tıp literatürüne girdi.
TÜBİTAK desteğiyle yürütülen çalışmanın gelecekte insüline bağımlı şeker hastalığının tedavisinde uygulanabilir olacağı belirtiliyor.
Prof. Dr. Karaöz, tip 1 diyabetin vücudun bakteri, virüs gibi vücuda yabancı organizmalarla savaşmak üzere programlanmış bağışıklık sistemi hücrelerinin herhangi bir nedenden dolayı insülin üreten hücreleri yabancı olarak algılayıp öldürmesi sonucu ortaya çıkan bir sağlık sorunu olduğunu anlattı.
Tip 1 diyabetlilerin yaşamlarını dışarıdan insülin alarak devam ettirebildiklerini vurgulayan Karaöz, modern tıbbın mevcut olanaklarıyla total pankreas nakli dışında tip 1 diyabetin kesin tedavisinin mümkün olmadığını anımsattı. Karaöz, son yıllarda kadavra pankreaslarından ayrıştırılan adacıkların naklinin denendiğini ancak, sonuçların bekleneni karşılamaması nedeniyle bu sağlık sorunu bulunanlar için şimdiye kadar kesin bir tedavinin bulunamadığını ifade etti.
Günümüzde bu hastalığı olan bireylerin insülin üretimi için yeni kaynaklar bulunması konusunda, kök hücrelerden bu hücreleri üretip hastaya nakletmenin en dikkati çeken uygulama olduğunu dile getiren Karaöz, bu amaçla başta ABD olmak üzere pek çok araştırma grubunun son on yılda yoğun bir çaba içine girdiğini söyledi.
“Kemik iliğinden insülin hücresine”
Prof. Dr. Karaöz, Kocaeli Üniversitesi KÖGEM araştırmacılarının TÜBİTAK desteğiyle yürüttükleri proje kapsamında, tip 1 diyabet olarak bilinen insüline bağımlı şeker hastalığının ortaya çıkış nedeni ve tedavisine yönelik önemli kanıtlar elde ettiğini bildirdi.
Kemik iliğinden izole edilen kök hücrelerden, “insülin üreten hücre” elde eden bir yöntem geliştirildiğini açıklayan Karaöz, çalışmalarında, şeker metabolizmasının kontrolünü sağlayan hücreleri barındıran pankreasta “yerleşik adacık” olarak adlandırılan yapıları, deney hayvanlarından elde ettiklerini bildirdi.
Karaöz, “Çalışmamızın sonraki aşamasında, aynı deney hayvanlarının kemik iliklerinden kök hücreleri ayrıştırdık ve kök hücrelerle adacıkları laboratuvarda aynı kültür kaplarına yerleştirerek yaşamalarını sağladık. Böylece, insülin üretmekten sorumlu hücreleri içeren bu adacık dediğimiz hücre kümelerinden kaynaklanabilecek sinyallerle kök hücrelerin genetik programını etkinleştirerek insülin üreten hücreler yönüne dönüşmelerini sağladık. Yaptığımız ayrıntılı incelemelerde bu hücreler hem yapısal hem de işlevsel olarak insülin üretmekten sorumlu hücrelerle özdeştiler. Gelecekte diyabetik hastalardan elde edilecek kök hücreler, kadavralardan elde edilecek adacıklarla benzer yöntemlerle ortak kültür sistemi kullanılarak insülin üreten hücrelere dönüştürülebilir ve hastalara nakledilebileceğini düşünmekteyiz” dedi.
“Pankreastan kök hücre üretildi”
Prof. Dr. Karaöz, projeleri kapsamında Türkiye’de ilk kez ve dünyada az sayıda laboratuvarın başarabildiği pankreas adacıklarından kök hücre elde etmeyi başardıklarını ve bir süre önce “Cytotherapy” dergisinde yayımlanan çalışmalarının bu alanda literatüre önemli katkılar sağladığını bildirdi.
Bu hücreler üzerinde yaptıkları ayrıntılı moleküler düzeydeki çalışmalar ile çok ilginç ve yeni bilgilere ulaştıklarını anlatan Karaöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çalışmalarımız sürecinde adacıklardan elde ettiğimiz kök hücrelerin, aslında sadece bulundukları adacıklarda herhangi bir nedenden dolayı hasarlı hücrelerin yerine konmasında görev almayıp, şartlara göre insülin üreten hücrelerin savaşçı hücrelerce öldürülmesini kolaylaştırabildiğini ya da korunmasını sağladığına ilişkin dünya literatüründe şimdiye kadar tanımlanmamış fonksiyonlarını tespit ettik.”
Karaöz, bu kök hücrelerin şeker hastalığının ortaya çıkmasında önemli rolleri olabileceğini düşündüklerini de ifade ederek, şimdiye kadar bu konuda dünyada gerçekleştirilmiş her hangi bir araştırma olmadığını söyledi.
Pankreastan üretilen kök hücreler üzerinde yoğun olarak çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Karaöz, bu konuya ilişkin hazırladıkları yeni projenin de yine TÜBİTAK tarafından desteklendiğini belirtti.
Yaklaşık iki yıl süren çalışmaları süresince 13 araştırmacının çalıştığını, çalışma verilerinin bir kısmının üç uluslararası dergide yayımlandığını kaydeden Karaöz, beş ayrı makalenin de yayımlanmak üzere olduğunu bildirdi. Karaöz, çalışmalarının önemi şöyle anlattı: “Geliştirdiğimiz yeni metodolojik yaklaşımlar tıp literatürü için önemli. TÜBİTAK desteğinde yürüttüğümüz projeler kapsamında elde ettiğimiz bulgularımızın gelecekte insüline bağımlı şeker hastalığının tedavisine yönelik geliştirilebilir ve uygulanabilir olduğunu düşünüyoruz. Bu konudaki çalışmalarımıza yoğun şekilde devam ediyoruz ve verilerimiz evrensel bilim otoritelerince ilgiyle izleniyor.”
Kök hücreler pankreas adacıklarını da koruyor
Prof. Karaöz, dünyada yaklaşık olarak 44 merkezde diyabet hastalarına kadavradan adacık naklinin halen yapıldığını, ancak nakledilen adacıklarda önemli hücresel kayıpların oluşması nedeniyle bir süre sonra bu hücrelerin işlevlerini tamamen yitirdiğini belirtti.

Amerikalı doktorlar, insan embriyon kök hücrelerini ilk kez felçli bir hasta üzerinde denemeye başladı. 18.10.2010

Daily Telegraph’taki habere göre, omurilik felçlisi bir hastaya insan embriyon kök hücresi nakledildi.

Yöntemin güvenliği ve hastanın tekrar his kazanıp hareket edip edemeyeceğinin anlaşılacağı bu klinik deney, Atlanta’daki Shepherd Center’da yapılıyor.

Kök hücreyle tedavi denemesinin birinci safhasına 10 kadar hasta katılacak. Ciddi sakatlıkları bulunan hastalara, sakatlıklarının üzerinden 7 ila 14 gün geçtikten sonra GRNOPC1 hücreleri zerk edilecek.

Tedaviye başlanan hastalar, yöntemin faydasının ve yan etkisinin olup olmadığını anlamak için bir yıl takip edilecek.

İlk grup hastada yan etki ortaya çıkmazsa, GRNOPC1′in dozunu artırarak araştırmayı genişletmek için Gıda ve İlaç İdaresi’ne başvurulacak. 18.10.2010


Kök hücreler mucize vaat ediyor

Embriyonik kök hücrelerinin bilimsel araştırmalarda kullanılması ciddi bir tartışma başlattı. Bir yanda şeker hastalığı, Alzheimer, kanser ve kalp hastalıklarına ancak bu hücrelerin kullanımıyla şifa bulunabileceğini söyleyenler var. Karşı taraf ise, ne kadar küçük olursa olsun embriyonun canlı bir insan olduğu ve hücreleri almanın insanı öldürmeye eşit olduğu görüşünde..

Embriyonik kök hücreyi küçük bir çocuğa benzetebiliriz. Çocuk, vereceğimiz eğitime göre bir beceri, bir meslek edinecektir. Marangoz atölyesine çırak verirsek marangoz, sanat okulunda tornacılık öğrenirse torna ustası, tıp fakültesine giderse doktor, teknik üniversiteye giderse mühendis olacaktır. Benzer şekilde, kök hücre de ihtiyaca ve maruz kaldığı uyarılara göre farklılaşıp beyin hücresi, kalp hücresi, kemik hücresi, karaciğer hücresi ya da başka bir hücreyi oluşturabilir.

Araştırmalarda kullanılan embriyonik kök hücreleri tüp bebek yapmak için yaratılan ve kullanılmayan embriyolardan elde edilir. Uygun ortamda canlı tutulan hatta çoğaltılabilen embriyonik kök hücrelerini uyararak, üretilen farklı hücre çeşitleri araştırmalarda kullanılmaktadır. Embriyonik hücrelerin bilimsel araştırmalarda kullanılması dünyada ciddi bir tartışma başlattı. Bir yanda ancak bu hücrelerin kullanımıyla şeker hastalığı, Alzheimer, kanser ve kalp hastalıklarına şifa bulunabileceğini söyleyenler var. Karşı tarafta ise, ne kadar küçük olursa olsun embriyonun canlı bir insan olduğu ve hücreleri almanın insan öldürmeye eşit olduğu görüşünde olanlar var.

Tüp bebek teknolojisinde başarı şansını artırmak için kadından alınan tüm yumurtaların eşinin alınan spermle döllendirildiği, lakin sonunda tek bir yumurtanın ana rahmine yerleştirildiği düşünülecek olursa buzluklarda saklanan milyonlarca embriyonun bilim insanlarına yasak olması pek akla yakın gelmiyor. Halen sürmekte olan bu tartışmaya rağmen, çoğu ülkede embriyoların araştırmalarda kullanılması serbest.

Birçok organda yetişkin kök hücresi var.

 

İkinci bir kök hücre çeşidi de yetişkin kök hücreleridir. İlk olarak 1950’li yıllarda, kemik iliğinde ihtiyaca göre alyuvar, akyuvar ve diğer kan hücrelerine dönüşebilecek kan kök hücreleri bulundu. Birkaç yıl sonra kemik iliğinde kemik kıkırdak ve yağ hücresine kaynaklık eden kök hücreleri olduğu görüldü. Aradan geçen yarım yüzyılda iğneyle kuyu kazar gibi titizlikle ve bıkmadan yapılan araştırmalar birçok organda yetişkin kök hücresi bulunduğunu gösterdi.

Embriyonik kök hücrelerin aksine yetişkin kök hücreleri vücuttaki tüm hücre çeşitlerine dönüşemezler. Çoğunlukla bulundukları organdaki hücre çeşitlerine dönüşebilirler. Örneğin kalp kasından bir parça alsak ve mikroskobun altına koysak, birkaç çeşit hücre görürüz: kasılma kabiliyeti olan hücreler, kası besleyen damarların içini döşeyen hücreler, damar duvarlarındaki düz kas hücreleri. Kalpteki yetişkin kök hücresi ihtiyaca göre bu 3 hücreden birine dönüşebilir.
Yazının başındaki benzetmeye dönüp yetişkin kök hücrelerini açıklayayım. Marangoz çıraklığını bitiren genç daha fazla eğitimle mobilya yapan ya da ahşap ev inşaatında uzmanlaşmış bir marangoz olabilir. Doktor uzmanlaşarak kalp hastalıkları uzmanı hatta daha da ileri uzmanlaşmayla kalp ritmi uzmanı ya da kalp görüntüleme uzmanı olabilir. Yetişkin kök hücre, marangoz veya doktor örneğinde olduğu gibi faklılaşıp kas hücresi veya damar içi veya düz kas hücresi olabilir. Bir organın derinliklerinde milyonlarca hücre içinde az sayıda olan yetişkin kök hücrelerinin ihtiyaç olduğunda onarım için kullanıldıkları düşünülüyor.

Tıpta devrim yaratabilir

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkan Bush zamanında embriyonik kök hücre araştırmalarının yasak olduğu dönemde yapılan araştırmalar başka yollardan da kök hücre elde edilebileceğini ortaya koydu. Farelerde yapılan çalışmalarda hücrelerin çekirdeklerini veya çekirdeklerinin içindeki genetik bilgiyi değiştirerek çeşitli aşamalardaki kök hücreleri elde edilebileceği gösterildi. Yeni doğan bebeğin göbek kordonunda çeşitli aşamalarda kök hücrelerinin bulunduğu ortaya çıktı. Tüm bu araştırma sonuçlarına rağmen henüz tam anlamıyla embriyonik kök hücresinin yerini tutacak kök hücresine ulaşılamadı. Kök hücre tedavileri konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere Bilim ve Teknik dergisinin Prof. Dr. Meral Beksaç’ın editörlüğünde yayımlanan Haziran 2010 sayısını ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin (www.tuba.gov.tr) bu konudaki yayınlarını tavsiye ederim.

Kök hücre araştırmalarının tıpta devrim yaratacağına inanan birçok bilim insanı var. Dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar, harap olmuş organları onarmak veya yeniden inşa etmek için kök hücre tedavileri üstünde çalışıyor. Birçok kronik hastalığı şifaya kavuşturabileceği düşünülen kök hücre tedavilerinin denendiği alanlardan biri de kalp damar hastalıkları. Gelecek hafta bu konunun üzerinde duracağım. Prof. Dr. E. Murat Tuzcu 17.10.2010


Çocuk hastanesinde kök hücre ünitesi

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi içinde kök hücre nakli ünitesi açıldı. Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Savaş Kansu, kök hücre naklinin lösemi başta olmak üzere kanserli ve bazı hastalık türleri için tedavi yöntemi olduğunu anlattı, ünitenin büyük önem taşıdığını vurguladı.

Ege Çocuk Vakfı Başkanı Prof. Dr. Sevgi Mir de önümüzdeki yıllarda kök hücre anabilim dalının kurularak merkezde bilimsel araştırmalar yapılabilmesi için altyapı kurma çalışmalarının olacağını söyledi. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Necil Kütükçüler de 10 yataklı kök hücre nakil merkezinin en önemli özelliğinin enfeksiyon açısından üst düzeyde havalandırması olduğunu vurguladı. 22.10.2010



Kök hücre tedavisinde yeni dönem

Kök hücre uygulamalarında hastalara verilecek kök hücreler bundan böyle Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı merkezlerde üretilecek ve bu kök hücrelerin gerekli standartları taşıması sağlanacak. www.xprodoksit.com

Sağlık Bakanlığı Kemik İliği Nakli Bilimsel Komisyon Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan, bir süre önce yürürlüğe giren İnsan Doku ve Hücreleri ile Bunlarla İlgili Merkezlerin Kalite ve Güvenliği Hakkında Yönetmelik ile kök hücre uygulamalarında yeni bir dönem başladığını bildirdi.

Bu yönetmelikle Türkiye’deki kök hücre uygulamalarının Avrupa standartlarına uygun şekilde yapılmasının sağlandığını anlatan İlhan, “Bu düzenleme gerek kök hücre uygulaması yapacak merkezlerin ruhsatlandırılması, gerekse hastalara verilecek kök hücrelerin güvenilirliği açısından çok önemli” şeklinde konuştu.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son zamanlarda çeşitli hastalıkların tedavisine yönelik kök hücre uygulamalarının arttığına işaret eden İlhan, “Bugüne kadar bu uygulamalarda kullanılan kök hücrelerin miktarı, kalitesi ve olası yan etkileri ile ilgili bir denetim mekanizması yoktu. Kök hücre uygulamaları bir umut olarak görülse de tedavide doğru merkezlerde üretilen doğru kök hücrelerin kullanılması hasta güvenliği açısından çok önemli. Aksi halde hastada istenmeyen yan etkiler ve olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir” uyarısını dile getirdi.

Kimi ülkelerde kök hücre uygulamalarında zaman zaman olumsuz sonuçlar ortaya çıkması üzerine bu konuda bir standardizasyona gidilmesi gereği duyulduğunu ifade eden İlhan, dünyada mevzuatla ilgili yaşanan gelişmeler konusunda şu bilgileri aktardı:

2 yıl önce İsrailli bir çocuk, Moskova’da yapılan embriyonik kök hücre uygulaması sonrası gelişen beyin tümörü üzerine hayatını kaybetti. Bunun üzerine bununla ilgili bir standardizasyona gidilmesi tartışılmaya başlandı. ABD’de bu tip kök hücre çalışmalarında sağlık otoritesinden onaylı merkezlerde elde edilen kök hücreler kullanılıyor. Türkiye’de de artık bu yönetmelikle tedavide büyük önem taşıyan kök hücrenin kalitesi ve miktarı gibi konularda denetim olacak.”

Prof. Dr. İlhan, zaman zaman benzer kök hücre tedavisi uygulanan hastalarda farklı sonuçlar alındığını, bazı hastalar iyileşirken, bazılarında kötüye gidiş bile görüldüğüne dikkati çekerek, “Bir omurilik felçlisine verilmesi gereken kök hücre bellidir. Farklı bir dokuya dönüşebilecek kök hücrenin kullanılmaması çok önemli” şeklinde kullandı. 03.11.2010


ABD’nin Colorado Boulder Üniversitesi bilimadamları, farelere aşıladıkları kök hücreyle, kemirgenlerin kaslarında birkaç günde iki misli onarım ve büyüme kaydetti.

Science Translational Medicine tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, Dr.Bradley Olwin ve ekibi, “Fare kaslarında kök hücrenin olağaünüstü iyileşme sağlaması bizi şaşırttı” dedi. Dr. Olwin, kas yapısına destek ve kuvvet sağlayan mekanizmanın ileride insanda yaralanmalarda ve yaşlanmada kullanılabileceğini bildirdi.

Araştırma sonuçlarına göre, fare ayak kaslarında kök hücre nakli yüzde 170 büyüme sağladı.Araştırmayı, ABD’nin Ulusal Sağlık Kas Distrofisi Birliği destekledi. 11.11.2010


Felçlilere kök hücre umudu
İngiliz basınında çıkan haberlere göre, Glasgow’daki doktorlar, Felçte Kök Hücre Pilot Araştırması (PISCES) kapsamında, bir felçli hastanın beynine kök hücre zerkettiler.

Tedavinin başarılı olup olmadığının anlaşılması için hasta iki yıl boyunca takip edilecek.

Araştırmada, kök hücrelerin beynin tahrip olmuş bölgelerini tedavi edip, iskemik felçli (beyne giden kan akımının azalması durumunda oluşan felç) hastalarda yaşam kalitesini artırıp artırmadığı gözlenecek.

Deneme, Glasgow Üniversitesi Nöroloji ve Psikoloji Enstitüsü’nden Prof. Keith Muir’in başkanlığında yapılıyor. Hastanın, az dozda kök hücre verilen ameliyattan sonra taburcu edildiği belirtildi. Gelecek yıl yapılacak denemelerde hastalara daha yüksek dozda kök hücre verilmesinin planlandığı belirtildi.

İlk gruptaki hastaların 60 yaş üzerinde ve yıllardır durumlarında düzelme olmayan veya çok az düzelme olanlar arasından seçileceği belirtildi. Bunların, işlemin güvenliğini test etmek açısından en uygun grup olduğu belirtiliyor.

Bu denemeler başarılı olursa ,doktorlar daha çeşitli hasta grupları üzerinde daha kapsamlı denemeler yapacaklar. 18.11.2010


Kök hücrede sınıf atlıyoruz

Türkiye’nin kök hücre naklinde önemli mesafeler kat ettiği ancak mevcut durumun daha da ileriye götürülebilmesi için tıp fakültelerindeki ilgili programların yaygınlaştırılması gerektiği bildirildi.

Hücresel Tedavi ve Rejeneratif Tıp Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Zafer Gülbaş, yaptığı açıklamada, kök hücrelerin vücuttaki bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücre olduğunu söyledi.

Henüz farklılaşmamış olan bu hücrelerin sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahip olduğunu ifade eden Gülbaş, böylelikle tedavi noktasında sınırsız bir dünyanın kapılarının aralandığını belirtti.

Dünya genelinde başta ABD olmak üzere kök hücre ile ilgili çok ciddi araştırma ve incelemelerin yapıldığını, Türkiye’nin de bu gelişmelere duyarsız kalmadığını anlatan Gülbaş, şöyle devam etti:

“Kök hücrede önemli olan zamanında ve yerinde hücre tedavisi yapmak. Fakat bunun doğru yerde ve doğru hastalara uygulanabilmesi için iyi bir mevzuata ihtiyaç duyulur. Bu noktada Türkiye kök hücre konusunda önemli bir mesafe kat etti. Çünkü her şeyden önce dünyanın gelişmiş ülkeleri düzeyinde bir mevzuatımız var.

Sağlık Bakanlığı’nın ilgili birimlerinin bilim insanlarının da katkılarıyla hazırlamış olduğu mevzuat, hekimlerin önünü açmış durumda. Gururla söylemeliyiz ki, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi birçok merkezde kök hücre çalışmaları yapıldı ve uluslararası boyutlarda yayınlandı. Fakat bu tedavilerin hastalara uygulanabilmesi için belirli bir standardın oluşturulması gerekir. Türkiye’de ve dünyada da bu çalışmalar sürmekte. Zannediyorum yakın bir gelecekte, mevzuatın desteği ve hekimlerin gayreti ile hizmet yaygınlaşacak ve dünyada kök hücre konusunda önemli bir yere geleceğiz.”

Şu an Türkiye’de kök hücre tedavisinin hemotolojik hastalıklarda kemik iliği naklinde kullanıldığını bildiren Gülbaş, “Türkiye bu konuda gelişmekte olan ülkelerle benzer seviyede. Ama bizim hedefimiz kök hücreyi diğer hastalıklarda da kullanabilmek. Bu konuda farklı üniversitelerde çalışmalar sürüyor ve yakında sonuç almaya başlayacağımızı tahmin ediyorum” diye konuştu.

Fakültelerdeki programlar yaygınlaştırılmalı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji ve Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Özcan ise çalışmaların geliştirilerek sürdürülmesi ve gelecek nesillere daha verimli bir şekilde aktarılması için bir dizi çalışmanın daha hayata geçirilmesi gerektiğine inandığını bildirdi.

Bu kapsamda mevcut durumu daha iyiye götürebilmek için tıp fakültelerindeki ilgili programların da yaygınlaştırılması gerektiğine işaret eden Özcan, “Çünkü genç beyinlerin bu işe adapte olması gerek” dedi.

Öncelikli olarak şu an sınırlı sayıda olan bilgi düzeyini artırıcı gruplar ve çalışma ekiplerinin çoğalması gerektiğini, bu konuda da üniversitelere önemli bir iş düştüğünü anlatan Özcan, şöyle konuştu:

“Bununla ilgili olarak İzmir’de şubat ayında 2. Hücresel Tedavi ve Rejeneratif Tıp Kongresi kapsamında 1. Ulusal Tıp Öğrencileri Kök Hücre Sempozyumunu gerçekleştireceğiz. Bu konuda Türkiye genelindeki tüm Tıp Fakülteleri dekanlıklarına yazı göndererek, 2′şer öğrencilerini sempozyuma yollamalarını istedik. Yani bu tür organizasyonları yaygınlaştırarak, gelecekte kök hücre ile ilgili araştırma, inceleme ve tedavileriyle ilgilenecek tıp öğrencilerini, çalışmaların içerisinde tutmamız gerektiğine inanıyorum.” 26.11.2010


ALS VE KÖK HÜCRE

Uzun yıllardır ALS hastalığıyla boğuşan ve sadece belirli hareketleri yapabilen göz doktoru Alper Kaya, son zamanlarda “umut” olarak tanıtılan kök hücre tedavisine karşı hastaları uyararak, ümit verici olan bu yöntemin henüz deneysel safhada bulunduğunu bildirdi.

46. Türk Nöroloji Kongresi’nde, Altın Koza Festivalinde Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması belgesel dalında en iyi film ödülünü kazanan “Dört Duvar Bir Pencere” adlı belgesel filmi sunulan Dr. Alper Kaya (49), hastalıkla mücadelesi sırasında yaşadığı deneyimleri de aktardı.

20 yıldır Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığı ile yaşayan göz hastalıkları uzmanı Kaya, sadece konuşup yutkunabildiğini ve tek bir parmağını çok az hareket ettirebildiğini söyledi. Baş hareketini kamerayla algılayan özel bir bilgisayarla okuyup yazabilen Kaya, internetten ALS hakkındaki tüm gelişmeleri izlediğini, yurt dışı kongrelere gittiğini ve edindiği bilgileri hastalara aktararak ulusal bilinç gelişmesine katkıda bulunmayı amaçladığını belirtti.

Özel bakım gerektiren hastalara devlet ve diğer sektörlerin desteğini artırmak için uğraş veren ve hastalık hakkındaki tüm gelişmeleri yakından izleyen Dr. Kaya, “Kök hücre tedavisi ümit verici, ama henüz deneysel safhada. Büyük ümitlerle bu tedaviyi almak için ısrar eden çaresiz hastalar suistimal ediliyor, fiziksel, duygusal ve ekonomik kayıplara uğruyor” uyarısını dile getirdi.


Amerikalı bilim insanları, yaptıkları iki ayrı deneyde kök hücreden pankreas ve bağırsak dokusu elde etmeyi başardı.

Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nde, sperm oluşumunu sağlayan spermatogoniyal hücrelerden, pankreas beta hücrelerinin işlevini gören hücreler elde edildi. Bu hücreler şeker hastalığı bulunan farelere zerk edildiğinde, hücrelerin insülin ürettiği görüldü. OHIO’daki Cincinnati Çocuk Hastanesi Tıp Merkezi’ndeki araştırmacılar ise, iki farklı türdeki kök hücreyi bağırsak dokusuna dönüştürdü. Araştırmada, hem embriyonlardan alınan kök hücreler hem de pluripotent kök hücreler kullanıldı. Ekip, bu hücrelerden, bağırsağı yapan çeşitli hücre katmanlarının oluşturduğu bağırsak dokusu elde etti. 14.11.2010

Kök hücre HIV’i yendi

Kök hücre tedavisiyle ilk kez bir hasta HIV virüsünden kurtuldu.

Almanya’nın başkenti Berlin’de 1995 yılında HIV virüsü kapan Timothy Ray Brown adlı ABD’li, 2006 yılında kan kanserine yakalandı. 44 yaşındaki kanser hastası Brown’a kök hücre tedavisi uygulandı ve tedavi sonucunda Brown’da AIDS’e yol açan HIV virüsünün kalmadığı tespit edildi.

Bilim insanları, kan kanseri olduğunu öğrendiğinde, Brown’ın “bunun ikinci büyük şanssızlık olduğunu ve artık kurtulma ümidinin kalmadığını düşündüğünü” belirtti. Kan kanserine karşı yapılan kök hücre terapisi sayesinde HIV’den kurtulan Brown’ın kanseri de yendiği açıklandı.

Kök hücre tedavisi sırasında, hastaya kök hücre transferi yapılıyor. HIV’siz kök hücre nakledilen Brown’ın nakilden sonra yapılan tetkiklerinde, kanında HIV’e rastlanmadı.


KÖK HÜCREYE ETİK YENİLİK
Laboratuvarda embriyo öldürmeye gerek kalmadan üretilecek kök hücreler bilim dünyasında ‘etik’ tartışmasına da son noktayı koyuyor. İngiliz bilim insanları, laboratuvarda üretilen Uyarılmış Pluripotent Kök Hücresi’ne (IPS) adlı hücrelerle embriyo öldürmeden kök hücre üretebilecek.

İNGİLİZ bilim adamları kök hücrede etik tartışmalarına son verecek bir gelişmeye imza attı. Embriyonik kök hücrelerinin dönüşebilme özelliğinden yararlanmak isteyen bilim adamları, ilk kez etik sorunlara yol açma olasılığını ortadan kaldıran bir hücre türüne sahip oldular. Laboratuvarda üretilen Uyarılmış Pluripotent Kök Hücresi’ne (IPS) adlı hücrelerle embriyo öldürmeye gerek kalmadan kök hücre üretilebilecek. Bugüne kadar yürütülen kök hücre uygulamalarında hücresel programlanmanın sağlanabilmesi için genomda (hücre içindeki genetik program) kalıcı değişikliklerin yapılmasına ihtiyaç duyuluyordu.

TEDAVİDE DEVRİM
Embriyo öldürmeyi kaldıran iPS hücrelerle ölümcül hastalıkların tedavisinde de devrim gerçekleşebilecek, ayrıca etik tartışmalar yüzünden yarıda kalan, ya da hiç yapılmayan araştırmalar, tedavileri de uygulanabilecek. Yeni kurulan Oxford Kök Hücre Enstitüsü’nden Paul Fairchild isimli uzman, “Kök hücre tarlasında on yılı aşkındır süredir tartışılan etik sorunları durduracak yeni bir aşamaya girdik” dedi. 14.03.2011

Erkek kısırlığını bitirecek gelişme

Kök hücreden laboratuvar ortamında sperm geliştirildi. Buluş kanser tedavisi gören veya zayıf sperme sahip olan erkekleri baba olma hayallerine kavuşturacak

Japon bilim adamları, kök hücre yöntemiyle çığır açan bir buluşa imza attı. Testislerden alınan doku örneklerini laboratuvar ortamında geliştiren uzmanlar, döllenmeye imkan veren sperm üretmeyi başardı. Yokohama Kent Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, dokudan sperm geliştirme tekniği fareler üzerinde yapılan testlerde yüzde 99 oranında başarıya ulaştı. Bu teknikle tam 12 tane yavru fare dünyaya getirildi.

Testis dokusu alındı

Nature Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre, Takehiko Ogawa başkanlığındaki ekip, testisten alınan dokulara gerekli protein ve diğer besinleri vererek sperm oluşmasını sağladı. Buluşun özellikte kanser tedavisi gören erkeklere yeniden çocuk sahibi olma imkanı vereceği söyledi. Ayrıca dokudan elde edilen spermin, dünya çapındaki milyonlarca kısırlık tedavisi gören erkek için de umut ışığı olduğu belirtildi.

Buna göre tamamen kısır veya döllenmeyi sağlayamayan zayıf sperme sahip olan erkeklerin spermleri laboratuvar ortamında geliştirilecek. Böylece erkeklerin kısırlığı tamamen tarih olacak ve başka birisinden sperm almalarına gerek kalmayacak. Tekniğin ayrıca donmuş testisler üzerinde bile işe yaradığı belirtildi. Ogawa, “Bir sonraki hedefimiz kadın için laboratuvar ortamında yumurta üretmek” diye konuştu. 26.03.2011

Kök hücreden böbrek devrimi

Hayvan kök hücresinden yarım santimlik böbrek üretildi. Uzmanlar 10 yıl içinde insanın kendi vücudundan üretilen yapay böbrekle yaşayabileceğinin müjdesini verdi.

İskoçya’da Edinburgh Üniversitesi’nde yapılan çalışmada, bir hayvan kök hücresi, insan amniyotik sıvısıyla birlikte laboratuvar ortamında deneye tâbi tutuldu. Deneyde, yarım santim boyunda yapay böbrek elde edildi. Bu boyut, şimdilik yalnızca bir ceninin böbreğinin ebatına denk. Sonraki hedef, aynı işi bu kez insan kök hücresiyle yapmak ve yetişkin insan böbreği boyutlarını yakalayabilmek.

10 yıla nakil başlar

Eğer her şey yolunda giderse, yaklaşık 10 yıl içerisinde, yaşaması için böbrek nakli yapılması gerekecek kişiler, kendi vücutlarından alınan kök hücre ve amniyotik sıvı örnekleriyle hazırlanmış yapay böbrekle yaşayabilecek. Araştırma ekibinin başında bulunan Fizyolog Terapist Jamie Davies, yapay böbrek üretildiğinde her yeni doğan bebekten amniyotik sıvı örneği alınması gerekeceğini söyledi. Bunun, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek olası böbrek hastalıklarına önlem olarak saklanması ve nakli gerektiği zaman da, kök hücreden yapay böbrek üretilmesi için kullanılması gündeme gelecek.

ABD’de kök hücre finansmamına onay

ABD’de bir temyiz mahkemesi, insan embriyonundan elde edilen kök hücre araştırmalarının vergi gelirleriyle finanse edilmesini yasaklayan bir alt mahkemenin kararını bozarak, Başkan Barack Obama yönetiminin de desteklediği araştırmalara onay verdi.

Gezici Kolombiya Bölge Temyiz Mahkemesi yargıcının, bir alt mahkemenin embriyondan kök hücre araştırmalarının vergi gelirleriyle karşılanmasını yasaklayan kararını bozmasıyla Obama yönetimin federal vergi gelirlerini kök hücre araştırmalarının finansmanı için kullanmaya devam etmesinin yolu açıldı.

Bir federal yargıç geçen yıl, ABD Sağlık Enstitüsünün kök hücre araştırmalarıyla ilgili yönetmeliğinin araştırma sürecinde embriyonlara zarar verilmesi nedeniyle yasayı ihlal ettiğini belirterek, temyiz yolu açık olmak koşuluyla enstitünün bu araştırmalarını yasaklamıştı.

Obama yönetiminin başvurusuyla Washington’da görülen temyiz duruşmasında ise yargıç heyeti bire karşı iki oyla kök hücre araştırmalarının finansmanında vergi gelirlerinin kullanımının önündeki engel kaldırıldı. 29.04.2011


Kansere çözüm; kök hücre

Türkiye’de ilk kez yeni bir üretim tekniği uygulanarak laboratuvar ortamında kanserli organdan, kanser kök hücresi oluşturuldu.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve ATİ Teknoloji Hücresel Tedavi Ürünleri Üretim Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Murat Ertürk, merkezde gerçekleştirilen bu çalışmanın, kanser hastalığının nüksetmesine neden olan kök hücrelere karşı aşı geliştirilmesinde önemli bir adım olduğunu bildirdi.

Çalışmayla ilgili bilgi veren Ertürk, kanser araştırmalarının önemli bir kısmının “neden ilaç (kemoterapi) ve radyasyon tedavisine rağmen kanser hücreleri vücuttan temizlenemiyor” sorusu üzerine yoğunlaştığını söyledi.

Uzmanların, artık bunun, mevcut tedavi yöntemlerine direnç gösteren “kanser kök hücreleri”nden kaynaklandığı konusunda hem fikir olduğunu dile
getiren Ertürk, “Nitekim kanserli doku laboratuvar ortamında incelendiğinde,
tümör kitlesini oluşturan hücrelerin on binde birinin bu kanser kök hücrelerini içerdiği görüldü” diye konuştu.

Araştırmacıların, hemen hemen tüm kanser olgularında varlığı gösterilen bu kök hücreleri öldürebilecek yeni tedavi yöntemleri geliştirerek, kanser hastalığına kökten çare bulabileceklerine inandıklarını ifade eden Ertürk, üzerinde çalışılan yöntemlerden bazılarının da vücudun savunma hücrelerinden olan “dendritik” adı verilen hücreler ile bu kanser kök hücrelerinin vücut dışında tanıştırılmaları üzerine yoğunlaştığını belirtti.

Bununla, savunma hücrelerinin bir anlamda dışarıda kanser hücrelerine karşı eğitildikten sonra, kanser kök hücreleri ile savaşmak için tekrar aşı şeklinde vücuda geri verilmesinin hedeflendiğini kaydeden Ertürk, deneysel dendritik hücre aşısı tasarım çalışmasıyla ilgili şu bilgileri aktardı:
“Bu çalışmayla yeni bir üretim tekniği uygulanarak ülkemizde ilk defa kanserli organdan kanser kök hücresi oluşturuldu. Bağırsak tümör kitlesini laboratuvar ortamında çeşitli işlemlere tabi tuttuktan sonra yeni bir yöntem uygulayarak tümör kitlesini oluşturan hücreleri üreten asıl kanser kök hücresini elde edebildik. Çalışmalarımızı dünya standartlarında yüksek güvenlikli laboratuvar ortamında yürütüyoruz. Geliştirdiğimiz yöntemle mide, beyin, meme, rahim, lenfoma ve benzeri kanser türlerinde de kök hücreleri kolayca elde edebileceğiz.”

“HEDEFİMİZ AŞI GELİŞTİRMEK”

Amaçlarının, kemoterapi ve radyasyon tedavisi ile öldürülemeyen ve bu sebeple de bir süre sonra tekrar kanser gelişmesine sebep olan bu kanser kök hücrelerini kullanarak aşı geliştirmek olduğunu bildiren Ertürk, bundan sonra hedeflenen gelişmeleri şu sözlerle aktardı:
“Bu aşı modelinde, önce hastanın ameliyatla alınan kanser dokusu laboratuvarda işleme tutulduktan sonra kanser kitlesi içerisinde az sayıda bulunan ve tedavi sonrasında tekrar kanserin büyümesine neden olan asıl ana hücreler elde edilecek ve çok özel laboratuvar şartlarında çoğaltıldıktan sonra dondurularak saklanacak. Kanser kök hücresinin elde edildiği hasta, ilaç veya radyasyon tedavisini tamamladıktan bir süre sonra bir miktar kan verecek. Daha sonra özel laboratuvar şartlarında bu kan içerisinde bulunan, hastanın kendisine ait, dendritik hücre adı verilen savunma hücreleri elde edilecek. Hastadan elde edilen ve sayıları milyonlarca olan bu savunma hücreleri yine laboratuvar ortamında daha önceden hastadan elde edilen kanser kök hücreleri ile tanıştırıldıktan sonra hastaya aşı olarak verilecek.”
Araştırmacıların beklentisinin, kanser kök hücresi ile tanıştırılmış bu dendritik hücrelerle vücutta asıl öldürücü lenfositlerin gelişmesini sağlamak olduğunu anlatan Prof. Dr. Murat Ertürk, “Bu sayede kanser kök hücresine özgü öldürücü lenfositler ilaca ve radyasyona dahi direnç gösteren asıl kanser hücrelerini öldürebilecekler” dedi.

Profesör Ertürk, aşı tasarım çalışmalarının sadece bir araştırma olduğunu vurgulayarak, kanser kök hücresi ile aşı modeli için, çeşitli üniversite hastanelerinden hekimlerle etik kurul ve Sağlık Bakanlığı onayına başvuru hazırlığında olduklarını, dünya ile eş zamanlı olarak aşı çalışmalarını ülkede de başlatabileceklerini bildirdi.

“KANSER HÜCRELERİ DE BİÇİLEN ÇİMLER GİBİ TEKRAR BÜYÜYOR”

Hücresel Tedavi Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Kemik İliği ve Kök Hücre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Osman İlhan da yeni çalışmaya ilişkin
yaptığı değerlendirmede, dünyada artık “Targeted” denilen, hedeflenmiş
tedavinin ön plana çıktığını söyledi.

Bir çok kanser türünde kemoterapi ve radyoterapiden yanıt alınamadığına işaret eden İlhan, şu bilgileri aktardı:
“Son 2 yılda kansere yol açan kanser kök hücresinin varlığı bir çok bilimsel araştırmayla ortaya kondu. Türkiye’de düzenlenen son Hücresel Tedavi Kongresinde ve Fransa’da gerçekleştirilen Dünya Kök Hücre Toplantısında da bu konu üzerinde duruldu. Yapılan çalışmalarda, varlığı tespit edilen 18 kanser kök hücresinin kemoterapi ve ışın tedavisine dirençli olduğu saptandı.”
Işın ve kemoterapiye rağmen kanserin nüksetmesini, biçilen çimlerin tekrar büyümesine benzeten İlhan, “Çimler biçildiğinde nasıl ki kökleri toprakta olduğu için tekrar büyüyorsa, kanser hücreleri de, bu kök hücreler yok edilemediği için bir süre sonra tekrar ortaya çıkıyor. Bu nedenle kanser kök hücresinin yok edilmesi tedavide çok önemli” diye konuştu.
Prof. Dr. İlhan, Ertük’ün buluşu sonrasında beklenen gelişmelerle ilgili de şunları kaydetti:
“Kanser kök hücresinin bulunması, tedavide neyle baş edileceğinin bilinmesi açısından büyük önem taşıyor. Kanser kök hücresinin bulunması, tedavide bir basamak ileri gidilmesini sağlayacak. Kanser tedavisinde her kanserin kök hücresine karşı aşı ve ilaç geliştirilmesiyle tedavide büyük başarı elde edilebilecektir. Sağlık Bakanlığının Kemik İliği ve Kök Hücre Bilim Kurulu’na bu yönde bir başvuru yapıldığı takdirde mutlaka değerlendirilecektir.” 05.08.2011


Kök hücreden alyuvar üretildi

Laboratuvarda kök hücreden alyuvarlar üretmeyi başaran Fransa’daki Saint-Antoine Hastanesinden Profesör Luc Douay ve ekibi, ilk kez bu alyuvarları bir kişiye nakletti. Nakledilen alyuvarların normal alyuvarlar gibi faaliyet gösterdiği belirtildi.

Araştırmanın sonuçları Amerikan “Blood” (Kan) dergisinde yayımlandı.

Son yıllarda “yapay kan” konusunda yapılan araştırmalar artsa da bugüne dek başarı sağlanamamıştı.

Binlerce kişinin katıldığı araştırmalar sonunda yapay hemoglobinlerin (alyuvarlara rengini veren ve oksijen taşıyan protein) kalbe zarar verdiği ve kalp krizi riskini yüzde 30 artırdığı belirlenmişti.

Konuya ilişkin makale, Fransız “Le Figaro” gazetesinin internet sitesinde de yayımlandı. 4.8.2011


KÖK HÜCRE VE KISIRLIK

Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz, kök hücrelerin yüksek çoğalım potansiyeline sahip olduğunu belirterek, “Bu yüzden birçok rahatsılığa karşı ciddi bir çözüm oluşturmaktadır. Kısırlık bunlardan biridir. Yapılan deneylerin kısırlığa karşı bir umut oluşturduğuna şahit olduk” dedi.

Karaöz, 28 Eylül ile 2 Ekim tarihleri arasında Sapanca’da yapılacak olan “1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi” öncesi The Ritz Carlton Oteli’nde düzenlenen basın toplantısında, günümüzde, modern tıbbın güncel yöntemlerle kesin olarak tedavi edemediği bazı hastalıkların bulunduğunu bildirerek, bu tür hastalıkların kesin tedavilerinin sağlanması ve hasar gören hücre-doku veya organların biyolojik işlevlerini yerine koymanın ya da tamir etmenin mümkün olabileceğini söyledi.Bu sürecin önemli biyolojik unsurunun kök hücreler olduğunu vurgulayan Karaöz, kök hücrelerin yüksek çoğalım potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.

Karaöz, şunları kaydetti:
“Bu hücreler, değişik hücrelere rahatlıkla dönüşebilmektedir. Bu yüzden birçok rahatsılığa karşı ciddi bir çözüm oluşturmaktadır. Kısırlık bunlardan biridir. Yapılan deneylerin kısırlığa karşı bir umut oluşturduğuna şahit olduk. Son yıllarda erkeğe bağlı kısırlık oranı hızla artmaktadır. Alkol, sigara kullanımı, çevresel faktörler ve beslenme alışkanlığına bağlı olarak sperm bulunmayışıyla karakterize bu klinik sonucun şimdilik bilinen hiçbir tedavi yöntemi yoktur. Dünyada ilk kez kök hücrelerden sperm hücresi üreterek 8 adet canlı fare doğmasını sağlayan ekibin başkanı Prof. Dr. Karim Nayernia, bu alandaki son deneyimlerini kongrede tartışacaktır. Ayrıca, göz hastalıklarında kök hücre, kardiyo-vasküler hastalıklarda kök hücre, plastik cerrahide kök hücre, plastik cerrahide kök hücre uygulamaları, kök hücreden dişi yumurta-insülin hücresi üretimi ve kanser tedavisinde kök hücre gibi başlıkları içeren oturumlarda da yurt dışı ve ülkemizden çok önemli araştırmacılar sunular yapacak.”
Karaöz, kök hücre, doku, organ mühendisliği ve gen tedavileri konusunda çalışan ve konuya ilgi duyan bilim insanları, genç araştırmacılar, hasta ve hasta yakınları ile bu alanda şimdiye kadar evrensel bilime önemli katkılar sağlamış temel ve klinik bilimcilerin bir araya gelmesini sağlayarak oldukça geniş kapsamlı paylaşım ve tartışma platformu oluşturacak olan bir kongre düzenlediklerini belirterek, kongrede 35′i yurt dışından olmak üzere 72 bilim insanın gerçekleştirdikleri çalışmalara ilişkin klinik öncesi ve klinik verilerini anlatacaklarını ifade etti.

KANSER TEDAVİSİ

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yavuz Taga da kök hücrelerin kanser hücreleriyle savaşabildiğini ifade ederek, alınan kök hücrenin kanser olan bölgeye sevk edilmesiyle beraber sanki yangın varmış gibi müdahale ettiğini gördüklerini söyledi.
Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi ortopedi uzmanı Prof. Dr. Işık Akgün de kıkırdak cerrahisiyle ilgilendiklerini belirterek, “Dünyada ilk defa kıkırdağın onarılmasıyla ilgilendik. Yaptığımız deneyler kıkırdağın da onarılabileceğini gösteriyor. Kireçleme diye bildiğimiz rahatsızlıklar bununla tedavi edilebilir” dedi.

Acıbadem İstanbul Hastanesi Labcell Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Ercüment Ovalı da kök hücrelerden ilaç üretiminin de yapılabildiğini söyledi.

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Eray Çalışkan da riskli gebelikte ve tüp bebek uygulamalarında kök hücrelerin çöpe gitmesinin önlenmesi gerektiğini ifade etti.
Atılan kök hücrelerin bir organ kadar önemli olduğunu söyleyen Çalışkan, kök hücre merkezi oluşturulması gerektiğini kaydetti.


Yurtdışında kök hücre mağduru olmayın

Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, kök hücre tedavisiyle her hastalığın tedavi edileceğini söyleyen kişi ve kurumlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (KÖGEM) Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, birçok insanın Uzakdoğu ya da eski Doğu Bloku ülkelerine götürüldüğünü ve hayal kırıklığı ile dönüldüğünü söyledi. Sakarya’da düzenlenen 1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi’ne katılan Karaöz, kongre sürecinde hem bilim insanlarının klinik denemelerinin sonuçları hem de deneysel hayvan çalışmalarının sonuçlarının (preklinik çalışmalar) tartışıldığını ifade etti. Kök hücre, doku, organ mühendisliği ve gen tedavileri konusundaki çalışmaların gerek bilim dünyasında gerekse modern tıbbın tedavi edemediği hastalıklardan muzdarip insanlar tarafından çok büyük beklentilerle takip edildiğine dikkat çeken Karaöz, “Bu çalışmaların sonuçları bekleniyor. Burada çok dikkatli olmak gerekir. Dokunduğu her şeyi ya da her hastalığı tedavi edecek gibi bir algı var. Kök hücreler bir mucize değil. Bunu değiştirmek zorundayız.” dedi. Yurtdışında yapılan kök hücre uygulamalarının yanlış olmaktan ziyade işe yaramadığına ifade eden Karaöz, “İnsanlar gidiyor, kök hücre diye. Bilmiyoruz ne verildiğini ama sonuçta işe yaramadığını söylüyorlar. Bugüne kadar gidip de yüzde yüz tedavi olan kimse de duymadım işin açıkçası. Bu konuda iddialı konuşmamak lazım…” şeklinde konuştu.

Türkiye’de, bilimsel etik kurallarla çalışan bir mekanizma olduğunu bildiren Karaöz, Sağlık Bakanlığı’ndan izin alınarak gerçekleştirilen çalışmalara desteğin artması durumunda, insanların yurtdışına gitmesinin engellenebileceğini dile getirdi. Sapanca’daki Güral Otel’de, Kocaeli Üniversitesi Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nce düzenlenen kongreye 37′si yabancı 72 uzman katılıyor. 01.10.2011

- İnce Bağırsak ve Kök Hücre Nakli
- Kök Hücreden Sperm ile Kısırlığın Sonu


Deriden embriyo elde edildi

Bilim adamları, bir deri hücresinden alınan DNA’yı döllenmemiş bir yumurtaya enjekte ederek ilk kez insana ait embriyonik kök hücresi elde etti.

Haftalık bilim dergisi Nature’da yayımlanan çalışma, bilim dünyası tarafından kök hücre araştırmalarında “önemli bir adım” olarak nitelendi.

New York’taki Kök Hücre Vakfı’nda araştırmayı yöneten Dieter Egli, yaptıkları çalışmanın insan yumurtasının özel bir hücreyi kök hücresine dönüştürme yeteneğine sahip olduğunu ortaya çıkardığını belirtti.

Egli, “Bu araştırmanın amacı, daha sonra kullanılmak üzere hastanın DNA’sından tamamen hastanın kendisine özgü embriyonik kök hücre üretmek. Böylece Parkinson, şeker gibi birçok hastalık tedavi edilebilecek” dedi.

Egli, 1997 yılında koyun Dolly’de kullanılana benzeyen bir klonlama yöntemi uyguladıklarını sözlerine ekledi.

2005 yılında Güney Kore’deki araştırmacılar, bir embriyoyu klonlayarak ilk insan embriyonik kök hücresini elde ettiklerini iddia etmiş, ancak daha sonra elde edilen verilerin sahte olduğu ortaya çıkmıştı.

Kök hücreler, insan bedenindeki diğer hücre türlerine dönüşebildikleri için birçok hastalığın tedavisinde büyük potansiyele sahip.


MS’E KARŞI KÖK HÜCRE

Chicago Northwestern Üniversitesinden Prof. Dr. Richard Burt, felçli durumdaki 200′den fazla MS hastasının kök hücre yöntemiyle tedavi edildiğini belirterek, “Hastalar, tedaviden sonra, hiçbir ilaca ya da desteğe gereksinim duymuyor, sağlıklı bir insan gibi yaşıyor” dedi.
Sapanca’da düzenlenen 1. Kök Hücre Araştırmaları Kongresi’ne katılan Prof. Dr. Burt, MS’in kök hücre uygulamasıyla tedavisindeki son çalışmaları anlattı. Burt, MS’in, otoimmun hastalık olarak adlandırıldığını, hastanın kendi bağışıklık sistemine ait hücrelerin, bilinmeyen bir nedenle kişinin kendi hücrelerine saldırdığını söyledi. [Yazının Devamı...]


Bilim dünyası kök hücre de üretti
Kök hücre araştırmalarında yeni bir dönem kapıda. Amerikalı bilim insanları, klonlama yönetimini kullanarak ilk kez embriyonik kök hücre elde ettiklerini duyurdu.

Bilim dünyasından etik tartışmaları alevlendirecek bir açıklama geldi . Amerikalı bilimciler, klonlama yönetimini kullanarak embriyonik kök hücre üretmeyi başardı.

Araştırmanın ayrıntıları saygın bilim dergisi Nature’da yayınlandı. Makalede kök hücrenin, deri hücresinin insan yumurtasına yerleştirilmesi ile elde edildiği belirtiliyor.

Böylelikle, hastaya uygun DNA yapısına sahip kök hücre üretmenin yolu açılmış oluyor. Bu durum da doku uyuşmazlığı gibi risklerin ortadan kalkması anlamına geliyor.

Araştırmanın daha başlangıç aşamasında olduğunu belirten uzmanlar, embriyonik kök hücrenin tedavide kullanılması için daha erken olduğunu söylüyor.

Araştırmanın etik tartışmaları da beraberinde getirmesi bekleniyor. Zira, kök hücre araştırmalarında klonlama yönetiminin kullanılması muhafazakar çevrelerin tepkisine neden oluyor.

Diğer hücrelere dönüşebilme özelliği taşıyan embriyonik kök hücrelerin, başta diyabet olmak üzere çok sayıda hastalığa çare olabileceği düşünülüyor.


Karaciğer yetmezliğinde mucize tedavi

İngiltere’de doktorlar, akut karaciğer yetersizliği olan bir bebeği dünyada ilk kez gen terapisi ile kök hücre terapisini birlikte kullanarak iyileştirdi

Başkent Londra’nın güneyindeki bir hastanede doktorlar, akut karaciğer yetersizliği olan üç aylık bebeğe karaciğer nakli yapmak yerine kök hücre enjekte ettiler.

Geçici olarak karaciğer gibi görev yaparak toksinlerin vücuttan atılmasına ve yaşamsal öneme sahip proteinlerin üretilmesine yardımcı olan kök hücreler, böylece hasar gören organın iyileşmesini sağladı.

Doktorlar, bağışıklık sisteminin saldırısını önlemek için hastaya enjekte edilmeden önce kök hücreleri deniz yosunlarında bulunan kimyasal bir madde ile kapladı.

Yeni teknik, tıp dünyası tarafından çığır açıcı olarak nitelendirildi. Karaciğer nakli yerine uygulanan teknikle hastaların bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanmasına da gerek kalmayacak.

Iyad Syed adlı bebeğin babası Jahangeer, tedaviden sadece 48 saat sonra oğlunun durumunda gözle görülür bir düzelme olduğunu ve bir mucizeye tanıklık etiklerini söyledi. 16.11.2011

[Kalp Yetmezliğine Yeni Tedavi Yöntemi]

HASARLI KALP DOKUSUNA KÖK HÜCRE

ABD’de bilimadamları, tıp tarihinde ilk kez hastanın kendi kalbinden alınan kök hücrelerini hasarlı kalp dokusunu onarmak için kullandı.

Louisville Üniversite’nde yapılan deneyde araştırmacılar, bypass ameliyatı sırasında kalp yetmezliği teşhisi konmuş hastaların sağ atriyal apendiksten bir parça kalp dokusu aldı.

Dokudaki kalp kök hücrelerini ayıran araştırmacılar, laboratuvar ortamında bu hücrelerin sayısını 2 milyona çoğalttı.

Kök hücreleri ameliyattan 100 gün sonra hastalara enjekte eden araştırmacılar, daha sonra kalbin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunu kullanarak ne kadar kan pompaladığını ölçtü.

Deneye katılan 14 hastada bu oranın yüzde 38,5′e yükseldiği görüldü. Ejeksiyon fraksiyonu, deneyin başlangıcındaki yüzde 30,3 olarak ölçülmüştü.

Kök hücre enjekte edilmeyen 7 hastada ise ejeksiyon fraksiyonunda herhangi bir değişim saptanmadı.

Araştırmacılardan Roberto Bolli, elde edilen bulguların son derece önemli ve cesaret verici olduğunu söyledi.

Araştırma, “Lancet” adlı bilim dergisinde yayımlandı.

Bilimadamları, daha önce de kalp hastalarının tedavisinde kemik iliğinden alınan kök hücreleri kullanmıştı.

[Hasarlı Kalp Dokusuna Kök Hücre]


ABD’de bilimadamları, anne rahmindeki ceninin kök hücre göndererek annesini iyileştirdiğini belirledi.


New York’taki Mount Sinai Üniversitesi’nde yapılan çalışmada araştırmacılar, normal dişi farelerle, bütün vücut hücrelerinde yeşil renkli floresan ışığı yayan protein üretmesi için genetik değişime uğratılmış erkek fareleri çiftleştirdi.
Böylece anne rahmindeki cenin dokularının ayırt edilmesi sağlandı.

 

Daha sonra hamile farenin kalp krizi geçirmesini sağlayan bilimadamları, iki hafta sonra kalp dokularını incelediklerinde annenin kalbinde cenine ait yeşil renkli hücreler buldu.

 

Bu hücrelerin yeni kalp hücrelerine dönüşerek annenin kalbini iyileştirdiği görüldü.

 

Bunun evrimsel bir mekanizma olduğunu belirten bilimadamları, ceninin annesinin kalbini koruyarak varlığını sürdürmeye çalıştığını açıkladı.
Bilimadamları, hücrelerin plasentadan sağlanmasının daha kolay olduğunu ve bu hücrelerin annenin bağışıklık sisteminde herhangi bir tepkiye yol açmadığını kaydetti.

 

Minneapolis’teki Minnesota Üniversitesi Kök Hücre Terapileri Merkezi Müdürü Jakub Tolar, plasentada bulunan cenin hücrelerinin kalp dokusunun yenilenmesine yardımcı olduğunun ilk kez bu araştırma ile ortaya çıkarıldığını açıkladı.

 

Daha önce yapılan çalışmalarda, hamile kadınların hasarlı beyin, karaciğer ve akciğer dokularında cenin kök hücrelerine rastlanmıştı.
Ceninlerin annelerini göğüs kanserine karşı koruyan hücreler ürettiği de keşfedildi.


Yapay kan 2 yıl içinde hazır!

Dailymail’in haberine göre kök hücrelerden elde edilen yapay kan, önümüzdeki 2 yıl içerisinde insanlar üzerinde denenecek.

Bilim adamları kazalar gibi pek çok yaralanma sebebiyle kan kaybeden ve ihtiyaçları olan kan grubuna kolay ulaşamayan hastalar için yapay kan umudu yarattı.

Kalp nakli, bypass ve kanser hastaları da ameliyat öncesinde hazırda bulundurulacak kan desteğine sahip olacak.

İnsan-yapımı kan, enfeksiyonlardan tamamen arındırılmış olacak. Kan grubu ne olursa olsun her hastaya verilebilecek ve doğal yollarla ulaşılan kanda bulunan zehirli maddeleri(enfeksiyon vb) içermeyecek.

Hastalara büyük bir umut niteliğinde olan bu araştırmanın arkasında Edinburgh ve Bristol Üniversitesi araştırmacıları bulunuyor. Uzmanlar kemik iliğinden aldıkları kök hücreler sayesinde milyonlarca kırmızı kan hücresi üretmeyi başardı.Fakat yeterli sayıya henüz ulaşamadılar.

Hayatın ilk evrelerindeki insan embriyolarından alınan hücrelerin büyük sayılarda çoğaltılabilmesinin daha kolay olduğu biliniyor. Ancak uzmanlar “gerçek” kan yaratma noktasına henüz gelemediler.

Eğer bu işlemin nasıl yapılacağı anlaşılabilirse, tek bir embriyodan İngiltere’deki tüm insanlara yetecek ölçüde kan üretilebileceği söyleniyor.

Edinburgh Üniversitesi’nden Profesör Marc Turner, 0 negatif kan grubuna ait kan üretmeyi umut ediyor. Dünya çapında bir “genel verici” olarak bilinen 0 negatif kan ülke nüfusunun %98′inin kan ihtiyacını karşılayabilecek.

Güvenli kanın üretilmesi sayesinde gelişmekte olan ülkelerde çocuk doğumu ardından görülen kan kaybına bağlı ölümlerin sayısında da önemli oranda düşüş görüleceği kaydedildi. Mr. Turner 2-3 yıl içerisinde yapay kanın gönüllüler üzerinde denenebilecek hale geleceği müjdesini veriyor.Geniş çaplı araştırmaların yapılması gerektiği de önemle belirtiliyor.

Araştırma karşıtı eleştiriler de söz konusu. Bazı doktorlar sırf tıp biliminin ilerleyebilmesi için doğmamış bir çocuktan parça alınmasının doğru olmayacağını savunuyor.

Ancak Mr. Turner, ” Bu hücrelerin sadece tıbbi amaçlar için kullanılacağını garantileyen pek çok düzenleme ve yönetmelik bulunuyor. Tek bir hücre bile gereksiz bir deneme furyası için kullanılmayacaktır,” diyor.

Univercity College London’dan Prof. Chris Mason ise bu araştırmayı “büyüleyici” olarak tasvir ediyor. Bu araştırma sayesinde hastaların iyileşmesi konusunda çok büyük farklılıkların olacağına değiniyor. Ayrıca araba kazalarının ve silah çatışmalarının daha sık yaşandığı yaz aylarında kan stoğunun arttırılabileceğine de değiniyor.

Araştırmanın aydınlatılan bir diğer noktası ise kanser riski. Prof. Mason vücut hücrelerinden elde edilen kök hücrelerin kanseri tetiklemesine karşın kan hücrelerinde böyle bir riskin söz konusu olmadığını vurguluyor.

Fransız bilim adamları kök hücreden üretilen kan hücrelerinin insan üzerindeki ilk kullanım aşamasına başlamış görünüyor. Dünya üzerindeki pek çok ülkenin doktorları da vücuttaki oksijeni taşıyan kırmızı kan hücresi proteini olarak bilinen hemoglobin üretimini yapıyor.

Eğer hiç bir risk unsuru taşımayan yapay kan hücreleri nakil yapılabilecek ölçüde üretilebilirse, kan kaybına bağlı ölümlerin büyük oranlarda azalacağına inanılıyor.


Dünyada bir ilk! 14.06.2012

Bir hastaya, kendi kök hücrelerinden üretilmiş damar nakli ameliyatı başarıyla yapıldı
İsveç’te, ciddi damar tıkanıklığı sorunu yaşayan 10 yaşındaki bir kıza, kendi kök hücreleri büyütülerek üretilen damar ameliyatla nakledildi..
Bilim adamları, ölü bir hastadan alındıktan sonra tüm hücrelerden arındırılarak sadece boş bir tüp haline getirilen 9 santimetre uzunluğundaki damarda kızdan alınan kemik iliği hücrelerini 2 hafta süren bir süreç içinde büyüterek bir damar üretmeyi başardı.
Üretilen damarı hastaya nakleden doktorlar, damarın kendi kök hücrelerinden üretilmiş olması nedeniyle hastaya doku uyuşmazlığını baskılayacak ilaçlar vermek zorunda kalmadı.
İsveç’teki Göteborg Üniversitesi’nden Suchitra Sumitran – Holgersson ve arkadaşlarından oluşan bilimadamlarının, İsveç hükümetinin maddi desteğiyle yürüttüğü çalışma, İngiltere’nin en saygın tıp dergilerinden Lancet internet sitesinde bugün yayımlandı.
Sumitran-Holgersson, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu, hastalara mahsus olarak üretilmiş organların yaratıldığı doku mühendisliğinin geleceğidir” ifadesini kullandı.
Paylaş
Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Faydalı Bilgiler

Etiketler:, , ,


2 Yorum Var "KÖK HÜCRE TEDAVİSİ"

Trackback | Comments RSS Feed

  1. melike kat diyor ki:

    Bir kadının annelik ruhunun çığlıkları özlemi dünyadaki en güzel duygunun yaşanmamışlığın haykırışı umudu geç de olsa yaşanmalı her kadının tatması gereken iç güdüsel duygular artık yetkililer lütfen kök hücrenin bir an önce harekete geçmesi için bilim adamlarının önünü açın insanlar iç dünyalarında ne kadar acı çekiyorlar bilemezsiniz.ancak bunu birebir bir yaşayan bilir.çünkü ben çok yakınlarımda yaşadım.bu yüzden psikiyatri de bolca hasta var toplum sağlığını düşünüyorsak bir an önce yapılması gerekenler yapılsın bilim adamlarının yani doktorlarımızın önüne set çekmeyelim tersine destek vererek önlerini açalım

  2. cereninannesi adına diyor ki:

    …ANLATAMAM Bebeğim, yavrum, Cerenim; Kendimi bildim bileli, yani çocukluğumdan beri en büyük hayalimdi bir bebeğimin olması, babanla birbirimize aşık olup evlendikten sonrada en büyük hayalim; yüzünde, babanın yüzünü görebileceğim bir bebeğim olması idi…Hep hayal ettim, hamile kaldığımı öğrendiğimde bu haberi babana nasıl vereceğimi, ne diyeceğimi , nasıl mutlu olacağımızı… hamile kıyafetlerinin bana ne kadar yakışacağını, bebeğime ne kadar güzel ciciler alacağımı, bebek arabasında bebeğimi gezdireceğimi, hamileyken elimi belime koyarak oturup kalkacağımı… Ve bir gün bebeğim, senin bedenimde filizlendiğini öğrendiğimde ne kadar mutlu olduğumu, sevinçten nasıl çığlıklar attığımı anlatamam… Babana, bir bebeğimiz olacak diyerek senin müjdeni verdiğimde, babanın o anda bana sarılışını, gözlerindeki ışıltıyı ve mutluluğu anlatamam…o gün sabaha kadar senin hakkında neler neler konuştuğumuzu anlatamam… Hele kalp atışlarını ilk duyduğumuzdaki hislerimizi anlatamam, sanki dünyadaki bütün sesler kesilmişti ve sadece senin kalp atışların duyuluyordu ve o kadar heyacanlanmıştım ki benim kalbimin o anda ne kadar hızlı attığını hatta çırpındığı anlatamam… Bedenimde büyümeye başladığın ilk aylarda ne kadar çok midem bulanıyordu, ne kadar iştahsızdım ama senin varlığını düşündükçe ne kadar mutlu olduğumu anlatamam… Hep hayalini kurduğum hamile kıyafetlerinin bana ne kadar da yakıştığını, sana ne kadar güzel ciciler aldığımı, elimi belime koyarak oturup kalkarken ne kadar haz aldığımı anlatamam… Ve ve bebeğim, Cerenim seni ilk kucağıma aldığımdaki duygularımı ben bile tarif edemiyorum, mini minnacık eller ayaklar, küçücük bir burun, ya teninin kokusu, Allah’ımın bana yaşattığı öyle bir duygu ki anlatamam… Hep hayal ettiğim gibi, saçımda kırmızı bir kurdale sen, ben ve baban sayısız fotoğraf çektirdik o gün hastanede, ama fotoğrafları bir görsen, babanda bende mutluluktan nasıl şekilden şekle girmişiz anlatamam… Artık uykusuz geceler başlamıştı bizim için bebeğim, kulağımız hep sendeydi, gık desen babanda bende hemen yanındaydık, sen bizim için uykunun en tatlı yeri, en güzel rüyasıydın… hep özenmiştim, annenin bebeğini emzirdikten sonra kendilerinden geçip beraber koyun koyuna uyumalarına, böyle yatmak, nefesini duymak tenimde hissetmek nasıl hoşuma gidiyordu anlatamam… Sonra ilk gülüşün, ilk adım atışın, çok benzemese de ilk anne ve baba deyişin, bütün bunlar bizi o kadar mest ediyordu ki anlatamam… Ve ilk kez kutlanan anneler günüm, bir kadının yaşamak isteyeceği, gurur duyduğu, onur duyduğu o ilk kutladığın anneler günüm, yıllarca beklediğim anneler günüm…babanla aldığın bir demet çicek ve sarılarak yanağıma kondurduğun bir öpücük …varlığınla bir kez daha bana nasıl varlık kazandırdığını, nefes almamı anlamlandırdığını anlatamam… Daha bir çok yaşadığımız, paylaştığımız anları, duyguları anlatamam, Anlatamam bebeğim, kızım, Cerenim çünkü; Hiç annenin bedeninde filizlenemedin, Hiç babana varlığını müjdeleyemedim, Hiç kalp atışlarını duyamadım, Hiç miğdem bulanmadı, Hiç hamile kıyafetleri giyemedim, sana ciciler alamadım, oturup kalkarken elimi belime koyamadım, Hiç seni kucağıma alamadım, minicik ellerini, ayaklarını göremedim, mis gibi kokunu koklayamadım, Hiç saçıma kırmızı kurdale takıp hastanede fotoğraf çektiremedim, Hiç koyun koyuna yatamadım, nefesini tenimde hissedemedim, Hiç ilk adımını, ilk gülüşünü, göremedim, anne baba deyişini duyamadım, Hiç anneler günümü kutlayamadım. Sen bedenimde filizlenemedin ama yüreğimde filizlendin, sen hiç anne diyemedin ama ben hep hissettim… Seni kucağıma saramadım ama ruhuma sardım… Çünkü biz azosperm mağduruyuz bebeğim, yavrum, Cerenim. Babanla ben seni 13 yıldır bekliyoruz bebeğim, şimdi kök hücre çalışmaları var fakat halen azosperm mağdurlarında tedavi olarak kullanılmaya başlanmadı, bize sabırlı olun 4-5 seneye uygulanmaya başlanacak diyorlar ama ben 37 yaşındayım yavrum, uygulanmaya başlandığında yani en iyimser olarak 4-5 sene sonra, beklide ben artık istesem de seni filizlendiremeyeceğim bedenimde çünkü iyice babanın da benim de bedenimiz yaşlanmış olacak, hadi diyelim ki filizlenmeye başladın bedenimde, biz o yaştan sonra nasıl bir gelecek sunabileceğiz sana… Bebeğim, yavrum, Cerenim senin için, baban için, kendim için ve tüm azosperm mağdurları için yalvarıyorum yetkililere, “biz zaten azosperm mağduruyuz lütfen birde siz bizi mağdur etmeyin” Bebeğini kucaklarına sarabilen annelerin ve bebeklerini benim gibi ruhuna saran annelerin, anneler gününü kutluyorum. cereninannesi. cocukistiyorum.com forum sayfasından alıntıdır.

Yorum Ekleyin


altı + 3 =