By 16 Mayıs 2013 Devamı →

İlişkilerde Dinlemek mi Konuşmak mı Önemli?



Çoğu zaman “Beni bir türlü anlamıyor.”, “Anlayamıyorum.”, “Anlaşamıyoruz”, “Anlamak istemiyor”, “Anlatamıyorum ki!” çevremizde dile getirilen söylemlerdir. Ama çoğunlukla da konunun temeline inilmeden, empati kurulmadan, öz eleştiri yapılmadan sığınılmış tamamen bir ön yargıdır bu. Zor gelir ilişkilerde dinlemek ama iletişimsizliğin temelinde dinlemenin önemli bir rol oynadığı düşünülmez bile.

kavgaHalbuki insan ilişkilerinde dinlemek, konuşmaktan daha önemlidir. Konuşanla dinleyen araşındaki iletişimin yolu, kişilerin birbirini dinlemesi ve anlamasından geçmektedir. İletişim karmaşık bir süreçtir ve sağlıklı gelişmesi için de konuşanla dinleyen arasında ciddi bir empatinin olması gerekmektedir. Zira konuşma sentez, dinleme de analizdir. Peki ne kadar özen gösteriyoruz dinlemeye!

Sağlıklı bir anlaşmanın temelinde konuşmanın yanı sıra iyi bir dinleyici olmak da yatar. İyi bir dinleyici olmak ise kolay değildir. Ruhunuzla tüm bedeninizle konuyu iyi anlamak için art niyetsiz dinleyebilmek ve anlatılanı sindirmek gerekir. Bu noktada Publilus Syrus’un “Çocuğunuza büyük bir servet bırakmak istiyorsanız ona iyi dinlemeyi öğretin.” söylemi dinlemenin önemini anlatmaktadır.

Çoğu zaman iletişimdeki başarının konuşana bağlı olduğu sanısı yaygın bir yanılgıdır. Halbuki iletişimde sonuçlara ulaşmadaki çaba ve sorumluluk, konuşan ile dinleyen arasında ortaklaşa bir temele dayanır. Bu noktada hem konuşan hem de dinleyen için önemli olan duygu alış verişini içten isteyerek ortak bir duygudaşlık oluşmasının sağlanmasıdır.

Zaman zaman ilişkilerde çeşitli nedenlerle sorun yaşadığımızı, anlamadığımızı, anlaşılmadığımızı iddia edip “Sıkıntılarımı espri yollu, şakayla, imayla, bakışla, sözlerle anlatıyorum; uzak duruyorum, susuyorum, kısacası elimden geleni yapıyorum ama bir bir türlü durum değişmiyor, aynı dili konuşamıyoruz” diyebiliyoruz.

Bu noktada sorunun iyi dinlememekten kaynaklandığını genellikle düşünmeyiz bile. Hemen yargılamaya hazır bir şekilde gardımızı alırız. Halbuki bu tablonun temelinde karşımızdakini iyi anlamamak yatıyor…

İletişimin sorunlu olmasının asıl nedeni, karşı tarafın yaptıkları ve sorunu anlamamasından da öte sergilemiş olduğu tutumdur. Önemli olan elbette, anlatanın da yalın ve içten anlatımının yanı sıra doğru ve dingin anlatımlandır. Anlaşılmamak, ilişkilerdeki en büyük çelişkidir.

Kimileri konuşamadığı için korkar susar, kimi susamadığı şeylerden korkar. Kavgalar bu yüzden hep yüksek sesle olur. Birbirine bağıran insanlar, bu yüzden hiç duyamazlar birbirlerini. Çünkü konuşan korkulardır ve korkan biri karşısındakinde de korku hissederse her ikisi için de bu duygu tartışma esnasında katlanarak artar. Sessiz yapılan, soğuk tartışmalarda da bu böyledir.

İlişkilerde asıl sorun, kendinle yüzleşmemektir. Konuşamadığın, kendine bile itiraf edemediğin korkunu, o da susamadığı ve yüzleşmekten kaçındığı korkusunu görmezse ne sen onu duyarsın ne de o seni. Sonu, çekişmenin yarattığı kaosla gelen ayrılık olur. Aslında kavgalar kendi içimizdeki çıkmazların sonuçlarıdır. Kendi içimizde ve hayatın içinde olmamasıdır. Bu noktada direnmek çözüm değildir. İnsan anlamsızlaştıkça kendi içinde, çevresine anlam yükler. Her neye çok anlam yüklediysen olurundan fazla, o sende eksiktir.

En çok direnilen, en korkulan, aslında en çok ihtiyaç duyulandır.

Önemli olan eksik olanı tamamlayabilmektir. O zaman bütünlük; direnmeden, sadece hikmetin akışına erip onu korkmadan yaşamaktır…

İletişimin sorunlu yaşanmasının asıl nedeni karşı tarafın yaptıkları ya da sorunu anlamamasında da öte sergilemiş olduğu tutumdur.

...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Psikoloji

Etiketler:, , , ,


Comments are closed.