Ana Sayfa

Sağlık
Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 

Reklam
Loading

Ana Sayfa - Haber - DERİ HASTALIKLARI HARİTASI AÇIKLANDI
DERİ HASTALIKLARI HARİTASI AÇIKLANDI
xprodoksit gönderdi. | 18.11.2011

XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumunda Türkiye'de sıklıkla görülen deri hastalıkları açıklandı.

XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat SempozyumuAnkara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen ve bu yıl da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD tarafından organize edilen XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumu, Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştiriliyor.

Dermatoloji alanında yurt içi ve yurt dışından alanlarında söz sahibi uzman konuşmacıların katıldığı sempozyumda, deri hastalıklarının öneminden ve Türkiye’deki yerinden bahsedilerek bugün geldiği nokta masaya yatırıldı.

XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat SempozyumuHacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Erkin, Türkiye’deki dermatolojik hastalıkların bölge bölge görülme sıklığından bahsetti. Prof. Dr. Erkin “Dermatoloji hastalıklar içersinde sık görülenler Dünya ile hemen hemen aynı ama Türkiye’ye özel bazı durumlar var. Yaş ile ilintili olarak söylemek gerekirse özellikle gençlerde akne yani sivilcelenme çok önemli bir sorun. Bunun yanı sıra askerlikten sonra ve yetişkinlik boyunca devam eden mantar enfeksiyonları bizim en büyük hasta popülasyonumuzu oluşturuyorlar. Alerjik hastalıklar kaşıntı sık görülen hastalıklardan, sedef hastalığı %1-3 arası değişebilen bir hasta grubu” dedi. Güneş ışığı ile bağlantılı olarak ilerleyen yaşlarda deri kanserlerinin görülmeye başladığını vurgulayan Prof. Erkin. “Deri lenfomaları daha az rastlanan ve daha ileriki yaşlarda görülen ileri evre bir hastalık ve tedavi edilmesi gereken grup içerisindedir” dedi. 

OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARDA SOĞUKLARLA BİRLİKTE DERİ ENFEKSİYONLARINA DİKKAT

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları ABD. öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Utaş, çocukluk yaş grubunda görülen hasalıkların daha farklı seyir ettiğini belirtti. Prof. Utaş, “Özellikle çocukluk döneminde viral enfeksiyonlar yani siğiller çok görülmekte. Daha çok okul çağındaki çocuklarda, özellikle de yazın havuz suyuyla bulaşan ve genelde yüzlerinde çıkan siğile benzer yaralar ve şu an içinde bulunduğumuz kış mevsiminde de bakteriyel deri enfeksiyonlarını çocukluk döneminde çok görüyoruz. Çocukluk döneminde kalıtsal deri hastalıkları Türkiye’de çok görülebiliyor” dedi.

AIDS ÜLKEMİZDE GİDEREK ARTMAKTA

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda konuşan GATA Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Köse, “Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bakteriyal dediğimiz ve virüslerle bulaşan hastalıklar var. Bunların içerisinde verü (siğil) ve herpes inanılmaz bir sıklıkla artmakta. Ama daha önemli bir konu var, bu da AIDS bundan hiç bahsetmedik ve Dünya’da 2-3 seneden beri AIDS görülme sıklığı bir düz çizgi halinde ilerliyor ve hatta yavaşça azalıyor. Fakat Türkiye’de tam tersi, ülkemizdeki rakam Avrupa ülkelerinin daha doğrusu bize yakın olan Doğu Avrupa ülkeleriyle aynı fakat giderek artan bir doğruda. Ortaya çıkışı ve tespit edilmesi çok zor, biraz da bölgesel bu nüfus yoğunluğu ile bağlantılı. Bölge anlamında söylemek gerekirse genel olarak cinsel hastalıkların en çok görüldüğü yer Marmara Bölgesi ve burada İstanbul’un payı çok büyük. Kıyı şeritleri bu anlamda çok riskli, Ankara biraz daha korunmuş durumda. Ama Antalya, Mersin, Adana, Gaziantep bu bölgelerde AIDS vakası artarak devam etmekte” dedi.  Özellikle geçtiğimiz yıllarda Sarp Sınır kapısının açılması ile birlikte sifiliz (frengi) vakasındaki artıştan bahseden Prof. Köse “Karadeniz ve Artvin’de sifiliz vakalarında çok artış olmuştu bu sayı şu anda düşmüş durumda. Bununla birlikte Behçet hastalığı diğer ülkelere kıyasla ülkemizde daha fazla görülmekte” diye konuştu.

ASKERLİK DÖNEMİNDE MANTAR HASTALIĞINA DİKKAT

Özellikle ülkemizde askerlik döneminde en fazla edinilen hastalıklardan biri olan mantarın askerde giyilen botların çok uzun süre ayakta kalmasından ve egzersiz yapılarak terlenmesinden kaynaklandığını belirtildi. Prof. Dr. Osman Köse “Mantar oluşmaması için ayağı çok iyi kurulamak gerekiyor. Biz ayak kurulamayı bilmeyen bir milletiz. Nemli kaldığı sürece mantar oluşabilir. Havlu ile kurulamak pek sağlıklı değil. Saç kurutma makinesi ile daha sağlıklı bir kurulama gerçekleştirilebilir” dedi. Çalışan toplumun 3/2’sinde görülen mantar hastalığı konusunda Prof. Dr. Serap Utaş ise; “Mantar hastalığı biraz da medenileşme ile paralel giden bir hastalıktır. Yalın ayakla gezen toplumlarda pek görülmez.  Bizde yapılan en büyük yanlış sürekli aynı havlu ile kurulamaktır. Ayaktan havluya, havludan ayağa geçiyor bu da bir kısır döngü oluşturuyor. Halbuki kâğıt havlu ile kurulansa bunu kırmış olacaktır. Kronik fakat tedavi edilebilir bir hastalıktır” dedi. Bundan 20 sene öncesine göre mantar hastalıklarının görülmesinde bir azalma olduğunu dile getiren uzmanlar, dikkat edilmesi gereken bir hastalık olduğunu da belirttiler.

BOTOKS VE DOLGU UYGULAMALARI

GATA Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Erbil ise insanların ne kadar genç görünürlerse, kendilerini o kadar iyi hissettiklerini belirterek, ancak yaşlanmanın durdurulamayan bir süreç olduğunu anlattı.

Yaş, hormonlar, güneşte kalma ve sigara kullanımının ince çizgilerin ve kırışıklıkların gelişmesine neden olduğunu kaydeden Erbil, şöyle konuştu:
“Cildin yaşlanması bir 'son' değildir. Günümüz tıbbında kullanılan birçok yöntem en ince çizgilerden en derin kıvrımlara dek tüm kırışıklıklara veda etmeyi sağlayabilir. Bu yöntemlerin en çok bilinenleri botoks ve dolgu uygulamalarıdır. Son yıllarda geliştirilen yeni teknoloji dolgular hem güvenli hem de etkili uygulamalara imkan sağlamıştır. Ama burada önemli olan işlemlerin, uygulamaların alanında uzman ve tecrübeli kişiler tarafından yapılmasıdır.”

Gelinen nokta itibarıyla oyunculara, üstlenecekleri rol gereği yaşlandırıcı uygulamalar da yapılabildiğini belirten Erbil, “Yakışıklı bir aktör, yaşlı bir kişiyi canlandırabiliyor. Çok minicik bir dokunuşla bu aktörü rolüne uygun bir karaktere büründürebiliyoruz. Bu uygulamayı, oyuncunun rolünü canlandırdıktan sonra geri çekebiliyoruz. Hiç dokunmasak bile uygulama kendiliğinden 3-4 ay içinde kayboluyor. Ancak bu uygulamanın kesinlikle spesifik kişilerce yapılması gerekiyor” diye konuştu.

Dermatoloji alanındaki yeni gelişmelerin tartışıldığı bilimsel toplantıların yapıldığı “XX. Prof. Dr. Lütfü Tat Sempozyumu”, 20 Kasım Pazar gününe kadar sürecek.

www.lutfutat2011.org


SEDEF HASTALIĞI TOPLUM TARAFINDAN YANLIŞ ALGILANIYOR

Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen ve bu yıl da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD tarafından organize edilen XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumu, Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştiriliyor.

Sempozyum kapsamında yapılan basın toplantısında söz alan Hacettepe Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Atakan, sedef hastalığının deride parlak beyaz renkli kepeklerle ortaya çıktığını, genellikle 30-40 yaşlarındaki genç erişkinlerde %2-3 sıklıkta görüldüğünü belirtti. Prof. Atakan şöyle devam etti:  “Kaşıntılı olabilen bu plaklar daha çok saçlı deri, diz, dirsek kalçalarda yerleşir, tırnaklarda değişikliklere ve bozulmalara neden olur. Bu hastalığın nedeni günümüzde kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak kişisel yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Bu faktörler arasında travma, enfeksiyonlar, ilaçlar, stres sayılabilir. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağında ortaya çıkan sedef hastalarının yaklaşık üçte birinin birinci derece akrabalarında sedef olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluğunda sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve sık ilaç kullanmak zorunda kalanlar risk grubu oluştururlar. Günümüzde yapılan araştırmalarda sedef hastalığının sadece deriyi tutan bir hastalık olmadığı; özellikle hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları ile birliktelik gösterdiği kanıtlanmıştır. Şiddetli sedef hastalarında ayrıca sedef artriti olarak bilinen eklem tutulumları da sık görülür. Bu nedenle bu hastalarda ağrılı eklem ve şişlikleri önemle değerlendirilmelidir. Aksi takdirde tedavisiz hastalarda kalıcı deformiteler ve fonksiyon kayıpları oluşabilir. Sedef bu özelliklerinin yanı sıra hastalarda psikolojik ve sosyal yönleriyle yaşam kalitesini belirgin olarak olumsuz etkileyen bir hastalıktır“ diye konuştu.

SEDEF HASTALIĞI TOPLUM TARAFINDAN YANLIŞ ALGILANIYOR

Bir basın mensubunun; “Bir terör eyleminde canlı bomba olarak kullanılan teröristin de sedef hastası olduğunun ortaya çıktığını ve bu tür hastalığı olan hastaların özellikle eylemler için seçildiği söyleniyor, son gelişmeler nedir” sorusuna da yanıt veren Prof. Atakan şöyle devam etti: “Kronik hastalığı olanlar, özellikle hastalığı herkes tarafından fark edilebilecek ve de o hastalığı taşıdığı için ne yazık ki toplum tarafından biraz itilecek kişiler oluyor, belki bu yüzden seçiliyor olabilir. Sedef bu kronik hastalıklardan bir tanesi. Bütün deri lezyonları göz önünde olduğu için hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu çok önemli bir noktası, ama bunun yanı sıra hastalığı oluşturan mekanizmalar diğer yandan kalp-damar sistemini etkileyebiliyor, eklemleri, yağ dokusunu etkileyebiliyor, çeşitli organları etkileyebildiği için de saymış olduğum kalp damar hastalıklarına sebep oluyor. Şiddetli sedefi olan hastalarda çok genç yaşta kalp krizi sonucu yaşamlarını kaybettiğini biliyoruz. Genel olarak baktığınızda da bu hastalıklara veya kullandıkları ilaçların yan etkileri nedeniyle yaşamlarında diğerlerine göre bir miktar azalma var. Belki ölümcül bir hastalık değil ama bu nedenlerle yaşamsal önemi olan bir hastalık“ diye konuştu.

Uzunca bir süre sadece deriyi tutan bir hastalık olarak algılandığı için, hastalık şiddetli bile olsa tedavi dışarıdan topikal ajan dediğimiz kremlerle vs. tedavinin yapılma yoluna gidildiğini belirten Prof. Atakan şunları söyledi: “Hekimler önceleri yan etkileri az olduğu için daha çok bu yola başvurdular. Ama diğer yandan sistemik tutulum ilerledi, eklem tutulumları arttığı zaman geri dönülmeyen bir takım fonksiyon bozuklukları oldu. Hastalar araya giren diğer hastalıklar nedeniyle yaşamlarını kaybettiler. Şimdi artık o aşamada değiliz. Bütün bu hastalıkların bir arada olabileceği bilindiği için ve de oluşum mekanizmalarına yönelik pek çok araştırma yapılıp, çok gelişmeler kaydedildiği için artık sebep olabilecek moleküller tanımlanabiliyor. O moleküllere karşı geliştirilmiş sadece o molekülü devre dışı bırakarak hastalığın gelişimini engelleyen ajanlar var. Evet, kesin çözüm değil elbette. Çünkü genetik zeminde de gelişen bir hastalık aynı zamanda. Ama ortaya çıkabilecek zararları o noktada tutabilen hatta geri döndürebilen ajanlar var, tedavide bunlar giderek yaygınlaşarak kullanılmakta” diye belirtti.

DEPREM BÖLGESİNDEKİ SOĞUK HAVA CİLT İÇİN CİDDİ RİSK OLUŞTURUR

Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Erkin, özellikle doğu bölgelerinde, deprem bölgesi Van gibi soğuğun aşırı hissedildiği bölgelerde cildin olumsuz etkilendiğini ve o bölgedeki yaşam koşullarında soğuk havaya maruziyetin fazla olduğundan cilt hastalıkları açısından da ciddi risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Prof. Erkin şunları söyledi: “Nasıl güneşin cildimize etkileri varsa soğuğun da cildimize etkileri var. Bizim gibi Ankara’da yaşayan kişilerde havaların soğuması ve rüzgâr ile öncelikle derimiz kuruyor. Daha soğuk yerlerde mesela deprem bölgesi Van’da, deride soğuğa bağlı ciddi değişiklikler ortaya çıkabilir. En hafif formunda deride renk değişikliği, kaşıntı, his kaybı ama daha ilerlerse yanıklara benzer şekilde içi sıvı dolu kabarcıklar oluşabilir. Ciltte veya vücudun soğuğa maruz kalan bölgelerinde ki bunları en çok el ve ayaklarda, burunda, kulaklarda görüyoruz ve daha sonra dokunum kaybıyla da amputasyon dediğimiz o bölgenin veya o bölgenin bir kısmının kaybıyla sonuçlanabilir. O yüzden soğukta kalmak da deriye zarar verebilen, maruziyetin miktarına bağlı olarak ciddi reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilen bir durum. Bunun için koruyucu giysiler giymek, koruyucu ayakkabılar giymek, soğukta kalmamak zararı azaltacaktır.” diye konuştu.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları ABD. öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Utaş da çocukluk yaş grubunda görülen hastalıkların daha farklı seyrettiğini belirtti. Prof. Utaş, “Özellikle çocukluk döneminde viral enfeksiyonlar yani siğiller çok görülmekte. Daha çok okul çağındaki çocuklarda, özellikle de yazın havuz suyuyla bulaşan ve genelde yüzlerinde çıkan siğile benzer yaralar ve şu an içinde bulunduğumuz kış mevsiminde de bakteriyel deri enfeksiyonlarını çocukluk döneminde çok görüyoruz. Çocukluk döneminde kalıtsal deri hastalıkları Türkiye’de çok görülebiliyor” dedi.
Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Yorum
Adınız Soyadınız
Mail
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.
Lütfen Cevaplayın
(f) Parantezin içindeki harfi yazın? 


Yasal Uyarı! : 1- Bu sitede yer alan bilgilerin yardımcı ve destekleyici olduğunu unutmayınız ve hekime gitmeden kendi kendinizi tedaviye kalkışmayınız. Uygulamalar kişisel ihtiyaca ve koşullara göre değişkenlik gösterebilir. Site içeriğinin tanı ve tedavi amacıyla kullanılması hatalı olup, bundan doğacak tüm sorumluluk ziyaretçiye, kullanıcıya aittir. Bir rahatsızlığınız var ise öncelikle mutlaka bir hekime danışınız. 2- Bu sayfada yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir ve site kullanım şartlarını kabul etmiş sayılır. Yazılanlardan xprodoksit.com sorumlu değildir. Kaldırılmasını istediğiniz yorumu, sayfa adresi ve yorum tarihi ile birlikte iletişim sayfasından bildirebilirsiniz. Gizlilik Politikası 3-Uyarı: Site içeriğindeki bilgiler çeşitli yayın organlarından derlenmiş olup www.xprodoksit.com 'un hiç bir uzman ile doğrudan bağlantısı bulunmamaktadır. Soru ve sorunlarınız için öncelikle doktorunuza başvurunuz.
Paylaş

Son Fotoğraflar
KENE UYARISI VERİLEN İLLER
BEŞ YAŞINA KADAR EMZİREN ANNE
EN SEVİLEN SAÇ MODELLERİ
MUCİZE BEBEK HAYATA TUTUNDU
MUCİZE İKİZLER


Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı


© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et