By 28 Nisan 2012 Devamı →

DAHA İYİ BİR GÖRÜNÜM İÇİN NELER YAPMALI?



Sahip olunan bedenden arzulanan bedene ulaşma sürecinde artık kalori hesabına yer yok! Peki, yeni yöntemler neler?

Eski alışkanlıkları ve kulaktan dolma bilgileri terk etme zamanı. 40 beden giymek bizi rahatsız etmezken, 38’e inmemizi dikta eden diyetlere de son! Aç kalmak ise tamamen gündem dışı… Yapılan son araştırmalar; alınan ve harcanan kalori oranıyla kilonun birbiriyle alakası olmadığını gösteriyor. Sadece karın bölgemize dikkat etmemiz gerekiyor çünkü metabolizma görevini iyi yapmadığında, gereksiz yağlar bu bölgede depolanıyor. Bu bilgilerden yola çıkarak, incelme yöntemlerinizi karın bölgesine odaklayın…

Kalori hesabına son!

Kalori hesabının kilo kontrolü üzerinde pek de etkisi yok… Bunu ortaya atan Amerikalı Gary Taubes ise ezber bozuyor.
İnce kalmanın anahtarı yüzyıllardır aynı; ‘Az ye, çok hareket et.’ Buna bir de; alınan kalori ile yakılan kalori arasındaki denge eklenebilir. Bu iki yerleşik düşünce dünya genelinde halen geçerliliğini koruyor. Hal böyle olunca kadınlar yıllar boyu daha az yiyip daha fazla egzersiz yapmaya çabalıyor ve genellikle de kalıcı sonuçlar elde edemiyorlar. İstisnalar dışında…

Peki, ya sözü edildiği gibi bu inanış yanlışsa? Ya kalori hesabının kilo kontrolü üzerinde sanıldığı gibi bir etkisi yoksa?

Bu akışın tersini düşünen pekçok araştırmacı ve beslenme uzmanı artık daha kesin cümleler kuruyor. “Why We Get Fat adlı kitabın yazarı Gary Taubes; “Fazla kilolarla mücadelede kalori hesabı başarı getirmiyor” diyor. Üstelik bu savı sağlam örneklerle doğruluyor da…

Çok yemek yemek her zaman kiloya dönüşmez

Taubes; “Obezite sorunu, genellikle Amerikalılarla ilişiklendirilir. Ancak bunu kötü beslenme ve az hareket etmek eğilimi ile direkt bağdaştıranlayız. Çocuk yaşlarda yağlanma, 30’lu yılların New York’unda sıkça görülüyordu. Yani ilk fast food restoranının açılmasından, XXL mönülerin türemesinden ve yapay glükoz-früktozlu içeceklerin tüketilmesinden epey zaman önce. Bu da tabaktaki yiyecek ve kalori miktarıyla alınan kilo arasındaki ilişkiyi yalanlıyor” diyor. Beslenme Uzmanı Florence Pujol’e göre yapılan araştırmalarda, sürekli kalori hesabı yapan kişiler gereksiz yere stres yüklendiğinden, beden dengelerinde bozulma ve yiyeceklerle karmaşık bir ilişki kurma hali yaşıyorlar. Bu da onlarda suni şişkinliklere yol açıyor.

Resveratrol, kilo karşıtı silah

Resveratrol; üzüm, dut gibi pek çok meyvede bulunan bir antioksidan ve yaşlanma karşıtı etkisiyle tanınıyor. Ancak Strasbourg’daki Hubert-Curien Enstitüsü ve Maastricht Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre, bu madde aynı zamanda bazal metabolizmayı hızlandırdığı için, kilo alımını da engelliyor.

İnsan bedeni aritmetikle yönetilmez

“Organizmamız müthiş karmaşık… Onu aritmetik hesaplarla değerlendirmek büyük haksızlık. Zaten sistem böyle işleseydi, her gün aldığımız fazla 20 kalori, bir yılın sonunda bize artı bir kilo olarak dönerdi ki 20 kalori dediğimiz de yaklaşık bir ısırık poğaçaya, üç patates cipsine ya da büyük bir yudum gazlı içeceğe eşdeğer” diyor Gary Taubes. Benzer düzen, kilo almaya çalışanlar için de geçerli. Sistemi sadece çok kalori alıp az hareket ederek işletmek çok da işlevsel sayılmıyor. “Kilo vermek için kalori hesabı yapmak zaten matematiksel olarak yanlış. Çünkü ihtiyacımız olan kaloriden azını aldığımızda, günlük hareket etme yetimiz azalıyor, vücut ısımız da eş zamanlı olarak düşüyor. Dolayısıyla basit bir toplama çıkarma hesabından değil bir tür işleyişten bahsediyoruz” diyor Florence Pujol.

Hangi yağlara öncelik vermeli?

Hiçbiri beden sağlığımız için diğerinden daha az önemli değil. Doymuş yağ oranı yüksek ürünleri (şarküteri) daha dikkatli tüketmekte tabii ki yarar var ama beslenme örgüsünden tamamen çıkarmak da hatalı” diyor Dr Didier Chos ve ekliyor; “Doymamış yağ asitleri ise kalp ve damar sağlığımız için son derece önemli. Salata ve yemekleri lezzetlendirmek için Omega 3 açısından zengin kolzaya da fındık yağı kullanmanızı önerebilirim. Omega 3 terede, balıkta ve bazı av hayvanlarının etinde de bulunur. Tereyağını da sofralarınızdan tamamen kaldırmamanızı öneririm” diye de ekliyor.

Kalsiyum zayıflatır mı?

Kalsiyumun kilo kaybındaki rolü uzun yıllar tartışma konusu. Kanada’da yapılan araştırmalar, günde 1200 mg kalsiyum iştahı keserek ve bağırsaklardaki lipit emilimini artırarak kilo vermeye destek oluyor. İngiliz araştırmacılar ise bu desteğin sanılanın daha altında kaldığını iddia ediyor. Özetle bu alandaki çalışmalar halen devam ettiği için kesin sonuçlardan söz edilemiyor.

İncelmek üzerine sorulan doğru soruar

Kilo verme konusunda o kadar çok şey söylenip yalanlandı ki… Artık gerçekleri öğrenmemizin zamanı geldi…

1- İdeal kiloda kalmak neden önemli?
Doktorlar, fazla kilo kaybının uzun ve sağlıklı yaşam için altın kural olduğu konusunda hemfikir. Fazla kilo kanser, damar hastalıkları, romatizma gibi pek çok hastalığa da davetiye çıkarıyor. Üstelik insan ömrünü yüzde 15 oranında kısaltırken, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini yüzde 35 oranında artırıyor.
2- Ne zaman kilolu sayılırız?
Bu durum, sadece yaşa göre değişiklik gösteriyor. 60 yaşından önce, beden kitle indeksinin 25’in altında olması gerekiyor. Bu sayılar hem kadınlar hem de erkekler için geçerli. 60 yaşından sonra, beden kitle indeksinin 27’ye çıkması normal kabul ediliyor. Bir diğer ölçüt de bel çevresi. Kadınlarda 80 erkeklerde 94 cm üst sayılıyor. Kadınlarda 88 erkeklerde 102 bel çevresi, obezite tanısı için yeterli oluyor.
3- Kilo almak kader mi?
Kilo alımında genetik faktörler yadsınamaz. Bazal metabolizma ve harcanan kalori miktarı da kişiden kişiye farklılık gösteriyor. İki kişi aynı şeyleri aynı miktarda yiyip aynı biçimde spor yapsalar bile harcadıkları kalori miktarı birbirlerinden farklı olacaktır. Burada stres de önemli bir etken. Sosyo-ekonomik durum ve yaşam şartları da kilo alımında farklılık gösteriyor. Örneğin evinde yemek yapan kadın, dışarıda hazır yiyene göre daha avantajlı.
4- Kilo alımında yiyecek endüstrisinin ne kadar etkisi var?
Yiyeceklerin daha uzun süre taze kalmaları için kullanılan yağlar ve diğer malzemeler insan sağlığını tehdit edebiliyor. İçlerindeki yüksek doymuş yağ damarları tıkayabiliyor. Daha ucuz olduğu için kullanılan glikoz şurupları ensülin dengesini tehdit ediyor. Bu maddelerden günde 100 gram kadar tüketmek, sağlık için ciddi tehdit sayılıyor. Yoğun miktarda früktoz tüketmekse, yağ depolanmasına yol açabiliyor.
5- Bütün diyetleri unutmamız mı gerekiyor?
Elbette hayır ama çok sınırlayıcı diyetlere dikkat etmek gerek. Yaşam biçiminizi düzene sokan, yaşınıza ve vücudunuzun durumuna uygun uzun süreli beslenme sistemlerini uygulamak daha etkili. En büyük hata öğün atlamak ve aralarda atıştırmak ki bu ikisi genellikle kilo alımının baş kahramanları.
6- Psikolojinin etkisi nedir?
Uzmalar, kilo alıp vermede psikolojinin önemli bir rolü olduğu kabul ediyor. Araştırmalara göre, kilo sorunu olan insanların yaklaşık yarısı eş zamanlı olarak iç huzur ve denge sorunu da yaşıyor. Bu tür insanlara beslenme uzmanı, spor eğitmeni ve terapist eşliğinde üçlü bir tedavi öneriliyor. Genelikle üç dört seanslık terapi son derece faydalı ve yeterli oluyor. Terapi sırasında var olan sorun ortaya çıkarılıp çözümleniyor. Bahsi geçen sorun genellikle de işle, aileyle ya da eşlerle ilgili çıkıyor. Bir grup kadın da travmalarını gizlemek için kilo alıyor.
7- Beden yoksunlukları hafızaya alır mı?
Evet… Her diyet yapışta hücreler de ona göre form değiştiriyor. Kilo alınca yağ hücreleri artar. Her alışverişte yağ depolama potansiyeli de değişiyor. Hormon salınımları da kilo alışverişine göre değişim gösteriyor ki bu da hissedilen açlık üzerinde direkt etkili oluyor. Beslenme uzmanları, bir rejim sürecini takip eden üç ila beş yılda, verilen kiloların yüzde 6o-yüzde 75’inin geri alıdığını vurguluyor. Bu oran, ancak kişi beslenme düzenini tamamen değiştirmeyi başardıysa düşüyor.
8- Her yaşta rahatlıkla kilo verebilir miyiz?
Evet ama hedefleri iyi belirleyip disiplinli olmak şartıyla çünkü kilo alımı tekrarlayıcı ve kronik bir durum. Bu yüzden beslenme alışkanlıklarını değiştirmek ve ona bağlı kalmak gerekiyor.
9- Protein açısından zengin diyetler sağlığı tehdit ediyor mu?
Yapılan araştırmalar, yüklü protein diyeti yapan kişilerin yüzde 80 – yüzde 90’ı bir yılın sonunda diyete başladıkları kilolarına dönüyor. Hatta bir grup, başladığı kilonun da üzerine çıkıyor. Kısa vadede; kas yorgunluğu, depresyona kadar gidebilen keyifsizlik hali gibi bir takım sorunlar baş gösterebiliyor. Orta vadede besin fobisi, anoreksiya ve idrar yolları sorunları yaşanabiliyor. Uzun vadede ise bazı besinlere duyarlılık ve hatta hazım soranları kendini belli edebiliyor.
10- Spor yapmak gerekli mi?
Hekimler bu konu üzerinde uzun zamandır çalışıyor. Hatta zaman zaman diyet yapan kişilere spor yapmamalarını bile öneriyorlar. Uzun zamandır spor yapmamış birinin, birden bire fiziksel olarak bedenine yüklenmesinin bünyeye zarar verme ihtimali söz konusu. Bu nedenle kimi zaman kişilere fizik tedavi öneriliyor böylece hem kişi bedeninin sınırlarını tanıyor hem de beden spora kendini yavaş yavaş ve emin ellerde hazırlıyor. Konu hakkında yeterince bilinci kazanan kişi, kilo verme aşamasında spora da sürece ekleyebiliyor.
Hassas bölge karın
Vücudumuzun en gizemli ve hassas bölgelerinden biri… Üstelik en ufak bir streste hemen yağlanma eğilimi baş gösteriyor, herhangi bir terslikte de sistemi altüst oluyor. Sonuçta şişmiş bir gövdeyle bizi baş başa bırakıyor. Peki bu durumdan nasıl kurtuluruz? İşte sırlar ve ayrıntılar…
UZMANLAR; karın bölgemizi bizim ikinci beynimiz olarak nitelendiriyor ve en az beyin kadar karmaşık bir yapıya sahip olduğunu savunuyorlar. Sistemdeki en ufak arızada beynen ve fiziken etkilenmemize yol açıyor. Yemek sonrası ve bazen de öncesi şişkinlikler, kiloda artışa neden olmasa da görüntü olarak özellikle kadınları rahatsız ediyor. Bağırsakların bünyesinde iki milyon nöron barındırıyor ve beyin ile müthiş bir uyum içinde çalışıyor. Üstelik diğer hücrelerin beslenmesinde de önemli bir rol üstleniyor ama işte her sofistike makine gibi, son derece hassas bir düzeneğe sahip. Yapısındaki en ufak bir bozukluk hem kendi hem de diğer organların işletimini etkiliyor.
Doğru probiyotiği seçmek
Süt ve süt ürünleriyle kahveyi fazla tüketmek, spazma yol açabilir. Lifli yiyecekler ve yeşillikler size kendinizi daha iyi hissettirecektir. İşe küçük miktarda pişmiş besinler almakla başlayabilirsiniz. Yanı sıra da probiyotik alın. Probiyotik besinlerin içindeki yararlı bakteriler bağırsak hareketlerini düzenleyerek, şişkinlik sorununu çözebilir. Bu kürü yaptığınız süre içinde kahve ve süt ürünlerini azaltmak da işinizi kolaylaştırır. Düzgün beslenme, bağırsak florasını düzenlediği için şişkinlik oluşumunu da aza indirgiyor. Alkol ve sigara da kimi durumlarda bağırsak düzenini bozuyor.
Karın yağları

Göbek bölgesindeki yağlanma her kadın için korkutucu. Karın yağlanmasını engellemenin ilk kuralı ani açlık ataklarını önlemek. Burada kilit nokta, yiyeceklerinize koyduğunuz şekeri azaltmak. Böylece kan şekerinizdeki oynamalar engelleniyor, ani açlık atakları kesiliyor. Sabah kahvaltısında reçel gibi şekerli ürünler tüketmek gün boyu şeker dengenizi oynatacaktır. Reçeli, akşamüzeri çay saatine saklayın. Öğle ve akşam yemeklerinde salata, et, şarküteri, balık, peynir tercih edebilirsiniz. Şişkinlik hissettiğinizde yemek öncesi alkol, yemek sonrası meyve tüketimini sınırlandırın.
Abdominoplasti; yani karın germe ameliyatları, yerleşik karın yağlarından kurtulmanın en kestirme yollarından sayılıyor. Karın yağlarının miktarına göre total (tam) ya da mini abdominoplasti uygulaması yapılıyor. Göbek deliğinin alt bölgesindeki hafif yağlanmalar için laparoskopik yöntemli mini abdominoplasti uygulunırken, yağlanma ve deformasyon artıp göbek deliğinin üstüne yayıldığında, tam abdominoplasti tercih ediliyor.
Biraz egzersiz
Sırt kaslarını çalıştırmak, karın üzerinde de son derece olumlu etkiye sahip. Düz durduğunuz bir an kürek kemiklerinizi indirmek bile karınızı şekle sokuyor. Sırt ve karın kaslarınızı çalıştırmak için alacağınız profesyonel yardıma ek olarak evde de günlük olarak bazı hareketleri tekrarlayabilirsiniz. Pilates derslerince sıklıkla kullanılan lastik bantlardan edinip kollarınızı açıp kapamak bile, derin sırt kaslarınızı çalıştırıyor.
Sadece istediğim bölgemi inceltiyorum
Bölgesel zayıflama ameliyatları, inceltici kremler, selülite karşı açılan savaşlar… Nerenizi ne şekilde inceltmek istiyorsanız artık sadece hedef odaklı gidebilirsiniz.
Mükemmelden de öte bir bedene sahip olmak, yapay göründüğü için gündem dışı kabul sayılıyor. Tam da bu nedenle bölgesel inceltici ürünler daha çok tercih ediliyor. Çünkü artık kadınlar daha gerçekçi görünmeyi, uyumlu kıvrımlara sahip olmayı, bedenlerinde kendilerini iyi hissetmeyi istiyor. İnceltici kremler bu çerçevede son derece işlevsel. Kadınlar, inceltici kremlerin gücünü kabul ediyor ancak etkilerinin sınırlı olduğunu da yadsımıyor. Bu nedenle de tüm vücut yerine özellikle en sorunlu bölgelerini seçerek, sadece o bölgede etkin olduğunu iddia eden ürünü kullanıyor. Kadınlar, yaklaşık 27 yaşlarından itibaren yağ depolamaya başlıyorlar. İşte basenler de bu yaşlarda belirginleşiyor. Menapoz ve sonrası dönemdeyse yağlar daha çok karın bölgesinde kümeleniyor. Laboratuvarlar da bu bilgiden yola çıkarak hedef odaklı en etkin ürünleri hazırlıyor.
Peki ya kollar?
40 yaşında sonra sarkmaya başlayan kollar kadınların bir başka sorunu… Hatta bazı kadınlar bu durumu, kısa kollu kıyafetler giyinmeyi reddedecek kadar kompleks yapıyor. Bıçak altına yatmak istemeyen kadınlar için burada, meyve asitli kozmetik ürünleri devreye giriyor. Ürünlerin içeriğindeki meyve asitleri derinin yapısını pürüzsüzleştirirken, içlerindeki kafein yağ kırımına destek oluyor. Koenzim A ise kolu yeniden yapılandırıyor.

...

loading...

Yazar : XprodoksiT - Yazıları
Kategori: Diyet

Etiketler:, , , , , , ,


Comments are closed.