![]() |
|
|||||
|
Dikkat eksikliği hastalık mı? Konsantrasyon sorunu mu yaşıyorsunuz ya da uzun süre aynı yerde oturamıyor, bir toplantıyı takip etmekte zorlanıyor musunuz? Başladığınız bir işi bitiremiyor, öfke atakları geçiriyor, aklınıza ilk geleni söyleme eğilimi mi gösteriyorsunuz? Uzmanlar, bunları, stresli bir yaşamın sonucu olarak yorumlamak yerine, çocukluk döneminde başlayan ve yetişkinlikte de devam edebilen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) hastalığının belirtileri olabileceği uyarısında bulunuyor. Tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesini düşüren, iş, ev başta olmak üzere sosyal hayatını önemli ölçüde zedeleyebilen hastalığın, uzman hekim kontrolünde tedavi edilmesinin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, ilaç ve psikoterapinin etkin tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor. Türkiye Psikiyatri Derneği Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cengiz Tuğlu, yaptığı açıklamada, DEHB'nin çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğunu söyledi. Toplumdaki DEHB yaygınlığının çocuklukta yaklaşık yüzde 8, ergenlikte yüzde 6 ve erişkinlikte yüzde 4 olarak bildirildiğini ifade eden Tuğlu, çocukluk çağında var olan dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsel davranışların ilk olarak okul çağında fark edildiğini belirtti. Tuğlu, “Sınıfta oturamayan, oyunlarda arkadaşları ile yoğun sorunlar yaşayan ve okuma faaliyetlerinde gecikebilen çocuklar görece hızlı fark edilip tıbbi yardım almaları için yönlendirilebilmektedir” dedi. Yaşam boyu devam eden dikkatsizlik, dürtüsellik ya da hiperaktivite yakınmaları olan tüm erişkinlerde de DEHB tanısının akla gelmesi gerektiğine işaret eden Tuğlu'nun verdiği bilgiye göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşama, kişiler arası ilişkilere, okul ve iş dünyasına yansıyan olumsuz etkileri açısından toplumun ve sağlık hizmetlerinin önemli sorunlarından birisini oluşturuyor. DEHB ister çocukluk ister erişkinlik döneminde olsun sadece hastaları değil çevrelerini, ailelerini, ebeveynlerini de etkiliyor. Riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan ergen ve genç erişkinlerde DEHB varlığında, sigara ve madde kötüye kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik eş tanılar gözlenebiliyor. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığı düşüyor. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki düşüş, hastalığın belirtilerinde azalma olduğuna işaret ediyor, ancak belirtiler tamamen ortadan kalkmıyor. Azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB olan kişilerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik ve kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen bir çoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe ve öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, kötü şoförlük sorunları ve evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkabiliyor. Dikkatsizlik daha çok bireyi, diğer bulgular ise daha çok çevreyi rahatsız ediyor. Belirtilerini dışa vuran erkeklerin tersine kız çocuklar genellikle olumsuz geri bildirimleri içselleştirme, özür dileme, uyum sağlamaya çalışma, suçu üzerine alma ve kavga etmeme eğilimi gösteriyor. Beklentileri karşılamak için daha çok çalışarak ve yetersizlikleriyle başa çıkarak başarılı öğrenciler olmayı lise dönemine dek sağlayabiliyor, ama bozukluğun daha sessiz seyrediyor olması ve bu nedenle müdahale edilebilir olan bir sorun alanına gereken müdahaleleri yapamama kadınların yaşamına, özellikle onların akademik gelişimlerine önemli zararlar verebiliyor. Başka ruhsal bozukluklar, DEHB belirtilerini gizleyebiliyor Çocuklar ve erişkinlerle yapılmış çalışmalara göre, karşıt olma, karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları, öğrenme bozuklukları ve alkol-madde kullanım bozuklukları olarak adlandırılan ruhsal hastalıklar da psikiyatrik eş tanıları oluşturuyor. Bu ruhsal bozukluklar, bazen DEHB belirtilerinin gizlenmesine ya da ilaçlarla bir bozukluğu tedavi ederken diğerinde bozulmalar ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Erişkin dönemde başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi ve erişkin yaşamının karmaşıklığı, çocuklardan farklı olarak erişkin DEHB tedavisinde daha kapsamlı tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerekli kılıyor. DEHBİ'de ilaç tedavisi uygulanırken, ilaçların erişkinlerde tıbbi ve ruhsal eş tanıları gözeterek planlanması gerekiyor. Bundan sonra da psikoterapi uygulanabiliyor. Bu sorunu yaşayan kişilerin çoğu, yineleyen başarısızlıklar yaşayabiliyor. Bu başarısızlık öyküleri ise kişinin kendi hakkında olumsuz düşünceler geliştirmesine yol açabiliyor. Bu kişiler, üstlendikleri görevler konusunda işlevsel olmayan düşünceler geliştirebiliyor. Ortaya çıkan bu olumsuz düşünce ve inançlar, var olan kaçınma davranışlarını arttırabiliyor. Bunun sonucunda da kişiler, görev ya da sorunla karşı karşıya kaldığında dikkatlerini daha çok kaybedebiliyor. DEHB ile ilgili güçlükleri çocukluklarından beri yaşayan kişiler, hem erişkinlik döneminde benzer belirtiler sergiliyor hem de bazen belirtiler gerilese bile çocukluk döneminde almış oldukları hasarların yansımalarını yaşam boyu taşıyorlar. Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için rahatsızlık fark edildiğinde tüm
tedavi imkanları kullanılarak etkin bir tedavinin hızlı ve dikkatli bir biçimde
başlatılması gerekiyor. Bunun sağlanması için DEHB belirtileri olanların
öncelikle bir psikiyatri uzmanına başvurması ve DEHB yakınmaları olan bireylerin
psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi tavsiye ediliyor. Dikkat eksikliğinin
tedavisi |
|
Hamilelikte son 4 haftaya kadar cinsel yasak yok.Hamileliğin 37’nci haftasında bebek, anne karnında ne durumdadır? Dr. Alper Mumcu: 37’nci hafta tamamlandığında bebek ve hamilelik miadını doldurmuş olarak kabul edilir. Ancak bebeğin büyümesi henüz durmaz. Vücudu yağ depolamaya devam eder ve günde yaklaşık 15-30 gram kadar kilo alır. Genelde erkek bebekler kız bebeklerden daha fazla yağ depolar ve bu nedenle daha ağır doğar. Bebek artık yeterli koordinasyonu sağlayacak kapasitededir ve elleriyle cisimleri rahatlıkla kavrayabilir. Bebek rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar ve bunların ultrasonda izlenmesi bebeğin iyi durumda olduğunun göstergesidir. Amniyon sıvısına göre hacmi çok arttığından hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma olabilir. Bu haftada anne adayı ne durumdadır?
Anne adayları nişanı genelde kanlı sümüğümsü bir akıntı şeklinde hisseder. En çok merak edilen konulardan biri de hamilelikte seks. Normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin gebeliğe olumsuz bir etkisi yok. Ancak son 4 haftada erkeğin ejekulasyon (boşalma) sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesiyle ilişki önerilmiyor. Bu arada daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda ilk 2 ayda ilişki kısıtlanabilir. Yine gebeliğin herhangi bir döneminde vajinal kanama, düşük ya da erken doğum tehdidi varsa yine ilişki kesinlikle yasaklanır. 38’inci haftada bebeğin gelişimi nasıldır? Dr. Alper Mumcu: Bu haftada bebeğin kafa çevresiyle karın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir. Yağ birikimi giderek yavaşladığından kilo alımı da yavaşlar. Aynı şekilde anne adayı da daha az kilo almaya başlar. Yanakları ve emme kasları tamamen geliştiğinden bebek sürekli içinde yüzdüğü amniyon sıvısını yutar. Bu sıvıyla birlikte sindirim sisteminden, cildinden dökülen hücreler bağırsak içeriğini yani dışkısını oluşturur. Bu dışkıya ‘mekonyum’ adı verilir. Mekonyum koyu yeşil-siyah renkli bir maddedir ve bebek herhangi bir nedenle sıkıntıya girdiğinde ilk olarak kakasını yapar. Anne adayı ne tür değişiklikler yaşar? Dr. Alper Mumcu: Planlı sezaryen olacak anneler 38’inci haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunu yapabilir. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde doktor suni sancı vererek doğumu gerçekleştirebilir. Anne adayının bacaklarında zaman zaman elektrik çarpmasına benzer yakınmalar olabilir. Bunun nedeni bebeğin hareket ederken ve leğen kemiği içine doğru yerleşirken rahimin etrafındaki sinirlere dokunmasıdır. Bebek rahimde nasıl durur? Hamilelik süresince bebek sürekli hareket halindedir. Erken dönemlerde bebek ile içinde yüzdüğü sıvı karşılaştırıldığında sıvı daha büyük yer tutar. Bu nedenle bebek rahim içerisinde sürekli dönebilir, yer değiştirebilir ve her türlü pozisyonda olabilir. Rahimin şekli genelde bebeğin duruşunu belirler. Hamilelik ilerledikçe bebeğin eğilimi baş aşağı durmaktır. Doğum anında bebeklerin yüzde 96’sı baş aşığı gelir, doğum sırasında ilk önce başları çıkar. Yüzde 3-4 bebek ise rahim içinde ters durmayı tercih eder. Bu bebeklerde kafa yukarıda popo ise aşağıdadır. Bu durum makat geliş olarak adlandırılır. Geliş kısmı neden önemli? Başıyla gelmeyen bir bebeğin doğumu her zaman zor ve risklidir. Hatta bazı durumlarda normal doğum olanaksızdır. Bebeğin en geniş kısmı kafasıdır. Makat doğumda kafa en son doğan bölümdür. Daha küçük ve kıvrılabilir kısımlar olan ayak, gövde ve kollar rahim ağzı daha tam olarak açılmadan rahim dışına çıkabilir yani doğabilir. Böyle bir durumda ise arkadan gelen kafa içeride sıkışabilir. Bu nedenle makat doğumda bebek çok zorlanabilir, zarar görebilir hatta hayatını kaybedebilir. Bebekler neden ters durur? Gebelik haftası ne kadar küçükse bebeğin ters olma olasılığı da o ölçüde yükselir. 36-37’inci hafta civarında bebek genelde son duruş şeklini alır ve artık önde gelen kısmının değişmesi uzak bir olasılıktır. Bu nedenle 36-37’nci haftadan önce bebeğin ters duruyor olması çok önemli değil. 28’inci haftada bebeklerin yüzde 20-25’i ters dururken bu oran 32’inci haftada yüzde 7-15, son dönemde ise yüzde 3-4’tür. Gebelik yaşı dışında rahime ait şekil bozuklukları, bebeğe ait anomaliler ve çoğul gebelikler de makat gelişlere neden olabilir. Amniyon sıvısının çok fazla ya da az olması, daha önceden geçirilmiş fazla sayıda gebelik nedeniyle rahimin gevşek olması da sebep olabilir. Dışarıdan döndürülebilir mi? Evet, doktor bebeği döndürebilir. İşlemin başarılı olma şansı yüzde 50 civarındadır. Ama riskli bir işlemdir. Bebeğin kemikleri kırılabilir, anne ve bebeğin iç organlarında yırtılmalar ortaya çıkabilir. Bu yöntem mutlaka acil sezaryen şartlarının sağlandığı bir ortamda yapılmalı. Ayrıca işlemin yapılabilmesi için doktorun deneyimli olması, hastanın şişman olmaması, bebeğin sırtının dönük olmaması gibi bazı koşullar gerekiyor. Makat gelişlerde normal doğum risklidir. Bebeğin ölüm riski, bebeğin oksijensiz kalma ihtimali daha fazla olduğu için önerilen doğum şekli sezaryendir. |
|
Hamilelikte kramplardan korunmak mümkün.35’inci haftada bebek, anne karnında ne durumdadır?
35’inci haftada Anne adayı ne durumdadır? Dr. Alper Mumcu: Doktor bu haftadan itibaren her kontrolde anne adayını muayene ederek rahim ağzının durumunu, açıklık olup olmadığını incelemek isteyebilir. Bu haftalara gelindiğinde uykusuzluk problemi artış gösterebilir. Uykusuzluğun bir nedeni de bebeğin yavaş yavaş aşağı inmesi nedeniyle mesaneye bası yapması ve sık aralıklarla tuvalete gitme gereksinimi ortaya çıkmasıdır. Anne adayı bu sorunu azaltmak için gece yatmadan önce sıvı alımını kısıtlayabilir. 36’ncı haftada bebeğin gelişimi nasıldır? Dr. Alper Mumcu: Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı. Sezaryen yöntemiyle doğum yapacak anne adaylarının 2 hafta kadar daha zamanı var demektir. Bebek ise hemen hemen hazır durumdadır. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanır. Boyun ve bilekleri de unutmamak lazım. Bebeğin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert. Yanaklarında ise yağlar birikti ve artık sıkılacak hal aldı! Bebek yaklaşık 2 kilo 750 gram ağırlığındadır. Bu haftada bebek genellikle son duruş pozisyonunu almıştır ve artık dönmesi çok nadir olarak görülür. Anne adayı ne tür değişiklikler yaşar? Dr. Alper Mumcu: 36’ncı haftadan sonra doktor anne adayını her hafta görmek ve bebeğin durumunu değerlendirmek isteyebilir. Bu haftalarda hem anne adayının hem de bebeğin kilo artışı çok hızlı olabilir. Doktor vajinadan kültür alarak ‘grup B streptokok enfeksiyonu’ olup olmadığını incelemek isteyebilir. Anne adayı karnının üst kısmında bir boşluk ve rahatlama hissedebilir. Bu bebeğin doğum kanalına doğru indiğini belirtir ve angajman olarak adlandırılır. Midedeki bası ortadan kalkacağı için iştah yeniden açılabilir. Benzer şekilde akciğerlerde baskı da olmayacağından anne adayının soluk alıp vermesi kolaylaşır. İdrara çıkma sıklığı angajman sonrası tıpkı hamileliğin ilk başlarındaki gibi iyice artar. Bebeğin hareketleri dışarıdan rahatlıkla izlenebilir. Anne adayı zaman zaman karnının bir bölgesinde aniden bir yükselti fark edebilir. Bebeğin hareketleri özellikle anne adayının göğüs kafesinin altında acı verebilir, can yakabilir. Anne adayı gebeliğin son dönemlerinde bacak krampları sorunuyla sık karşılaşabilir. Kramplar gebeleri daha çok gece rahatsız eder. Zaman zaman uykudan uyandırabilir. Gebelikte kramp oluşumunun sebepleri kalsiyum ve magnezyum eksikliği olarak gösteriliyor. Ayrıca büyüyen rahimin toplardamarlar üzerinde yarattığı baskı da kramp oluşumunda önemli bir etkendir. Fazla ayakta kalmak, aşırı kilo alımı krampları artırabilir. ALINABİLECEK ÖNLEMLER - Ayakta fazla kalmayın Nefes darlığı hamilelik döneminde en sık karşılaşılan yakınmalardan biridir. Özellikle hamileliğin son dönemlerine doğru nefes darlığı sorunu yaşanabilir. Bu durumun temel nedeni büyüyen rahimin karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran diyafram kasını yukarı doğru itmesidir. Ayrıca gebelik sırasında vücudun oksijen gereksinimi daha da artacağından anne adayı daha hızlı ve sık nefes almaya başlar. Bebeği olumsuz etkiler mi? Nefes darlığı ya da çok kolayca nefes nefese kalma çoğu zaman hafif bir fiziksel aktiviteyle bile ortaya çıkabilir. Birkaç basamak merdiven bile anne adayının nefes nefese kalmasına yol açabilir. Bu durum zararsızdır ve bebeğin üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur. Daha önceden bilinen bir solunum sistemi hastalığı olanlar, nefes darlığının yanı sıra göğüs ağrısı, şiddetli çarpıntı, ellerde ve ayaklarda uyuşma gibi ek yakınmalar varsa doktora danışmakta yarar var. Nefes darlığı kimlerde daha sık görülür? Birden fazla bebek bekleyen yani çoğul gebeliği olan anne adaylarında durum daha erken ortaya çıkabilir ve tek bebek bekleyen anne adaylarına göre daha şiddetli olabilir. Benzer şekilde anemisi (kansızlığı) olan anne adaylarında da nefes darlığı daha erken ortaya çıkıp daha şiddetli seyredebilir. Yakınmalar ne zaman geçer? Çoğu zaman gebeliğin son birkaç haftası içinde bebek aşağıya doğru indiğinde nefes alıp vermede bir rahatlama yaşanır. Bu rahatlama özellikle ilk kez hamilelik yaşayanlarda belirgindir. |
|
|
Sarımsak kanın antioksidan kapasitesini artırıyor. Sarımsak, sadece yemeklerimizin vazgeçilmez bir lezzeti olarak değil, insan sağlığı bakımından da önemli bir deva olarak yüzyıllar boyunca kullanılmaktadır. Bilimsel çalışmalar kalp ve damar sistemi (tansiyon düşürücü, pıhtıyı önleyici, kan sulandırıcı, kalp krizini önleyici), kan şekerini düşürücü, karaciğeri koruyucu, bağışıklık sistemini destekleyici, kanserlerden koruyucu, mikroorganizmaları öldürücü etkilerinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Sarımsağın bu yararlarının antioksidan etkisine bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Yürütülen bazı çalışmalarda çeşitli sarımsak formüllerinin (yaşlandırılmış sarımsak, sarımsak yağı) kötü kolesterolün (LDL) daha zararlı şekli olan çok düşük yoğunluklu kolesterole (VLDL) oksitlenmesini önlediği gözlenmiştir. Bu çalışmada allisine dönüşümü sağlayan enzim olan allinazı parçalamak amacıyla bir kısım sarımsak dişleri kaynatılıyor, diğer bir kısmı mikrodalga ile pişiriliyor ve bir kısmının ise turşusu (pH 3.5’dan asidik vasatta bu enzim parçalandığı için) hazırlanıyor. Bu üç işlem görmüş sarımsağın antioksidan etkisi işlem görmemiş taze sarımsak ile karşılaştırıldığında antioksidan etkinin işlem görenlerde biraz azalmasında karşılık devam ettiği görülmüş. Mikrodalga fırında pişirilen sarımsağın oksijen radikali turşusu yapılan sarımsağın ise peroksi radikalleri üzerindeki etkinliği bir miktar azalmış. Yani sarımsağın antioksidan etkisi için allisine dönüşüme gerek yok, içerisindeki diğer kükürtlü bileşenlerin de antioksidan etkiye katkıları bulunuyor. Sıçanlar üzerinde yürütülen bir çalışmada da ham sarımsak ve 20 dakika kaynatılmış sarımsağın kolesterollü gıdalar ile beslenen hayvanlarda kan lipit seviyelerini belirgin bir şekilde azalttığı gözlenmiş. KAFA KARIŞIKLIĞINA GEREK YOK Ülkemizde yapılan ve yeni yayınlanan bir klinik çalışmada, onyedi sağlıklı gönüllüde eczanelerde satılan standart bir sarımsak tabletinin 30 gün süre ile günde dört adet (sabah iki, akşam iki) verilmesi ile kan lipit değerlerindeki (trigliserit, total kolesterol, iyi kolesterol ve kötü kolesterol) subakut etkileri incelenmiş. Gönüllüler, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi süreğen kalp ve damar rahatsızlıkları ya da diyabet teşhisi konulmamış ve herhangi bir tedavi uygulanmayan kişiler arasından seçilmiş. Yapılan çalışmada 30 günlük uygulama sonucunda sarımsak tabletlerinin kan serumunun toplam antioksidan gücünü artırdığı, buna karşılık kan lipit değerleri (toplam kolesterol, trigliserit, iyi kolesterol ve kötü kolesterol) üzerinde etkisiz kaldığı gözlenmiş. Sarımsak dişlerinin antioksidan etkisine bağlı olarak özellikle kalp ve damar işlevleri üzerindeki etkinliğini ortaya koyan çok sayıda deneysel ve klinik çalışma mevcut. Bu çalışmaların büyük çoğunluğunda yukarıdaki bulgulardan farklı olarak allisinin başlıca etkili bileşen olduğu, kötü kolesterolü, total lipit ve trigliserit seviyelerini düşürdüğü gösterilmiş. Şüphesiz, bu farklı bulgulara bakarak kişiler farklı görüşler ileri sürebiliyor; kimi sarımsak etkisiz derken kimi etkili diyebiliyor. Kanaatimce bu tip bulgulara bakıp zihninizi karıştırmak yerine, sağlıklı bir gıda olan sarımsak ürünlerini mümkün olduğunca kullanmanızda yarar görüyorum. Prof. Dr. Erdem YEŞİLADA |
|
Yanıkların tedavisinde lavanta ve papatya kullanılabilir.Hiç unutmam, bundan 30 yıl kadar önce bir gazete haberi ilgimi çekmişti. Sahil kasabalarımızda o sıralarda sürmekte olan yoğun yapılaşma faaliyetleri nedeniyle inşaatlarda çalışmak üzere buraya gelen iki genç, bir haftalık çalışmanın yorgunluğunu gidermek için bir pazar günü deniz kenarındaki kumun üzerine yatmış, yanmak için de annelerinden hatırladıkları şekilde ceviz yaprağını kaynatarak vücutlarına sürmüşler. Tabii yorgun bedenleri güneşin altında öylesine gevşemiş ki akşama kadar uyuyakalmışlar. Akşam vakti kalkmak istemişler ama nafile, bedenleri cayır cayır yanıyor. Ağır yanık nedeniyle hastanenin aciline kaldırılmışlar. Ceviz taşıdığı kumarin tipi bileşikler nedeniyle güneş ışınlarına olan hassasiyeti artırıyor. 5-6 yıl önce piyasaya çıkarılan ve hızlı bronzlaşma sağlayan güneşlenme ürünlerinin bileşiminde de bergamot esansı yer alıyordu. Bu yağın bileşiminde bulunan furanokumarin tipi madde bergapten cilde sürüldüğünde cildin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini artırıp 15-20 dakika içerisinde ten rengini koyulaştırıyordu. Ancak deri kanseri riskini büyük ölçüde artıracağı için haklı olarak, daha sonraki yıllar piyasaya sürülmesine izin verilmedi. Geçen hafta, güneş ışınlarının sağlığımız bakımından öneminden ve olası risklerinden bahsetmiş, riskleri azaltabilmek için alınması gereken genel önlemleri incelemiştik. Bu hafta yanık oluşumundan sonra ciltte meydana gelen hasarı gidermek ve iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla yararlanılabilecek ürünlerden bahsedeceğiz. ALOE VERA CİLDİ RAHATLATIYOR Tropik bir bitki olan aloe vera, bir ara her derde deva bir ilaç olarak ülkemizde bidonlar içerisinde pazarlanıyordu. Pazarlama stratejilerinde kullanılan abartılı iddialar nedeniyle daha sonra yasaklandı. Bu üründen farklı olarak bitkinin etli yapraklarının orta kısmından çıkarılan jelimsi kıvamdaki “aloe vera jel” taşıyan formüllerin cilt hasarlarının tedavisinde başarıyla kullanıldığı biliniyor. Bu formüllerin haricen uygulanmasıyla cildi rahatlattığı, nemlendirerek ve iyileşme süresini kısalttığı ve hatta radyasyon yanıklarını bile iyileştirebildiği ortaya konuldu. Zaten aloe vera jeli çok sayıda dermokozmetik ürününün bileşiminde de yer alıyor. Öküzgözü (Calendula sp.) çiçekleri ve sarı kantaron (Hypericum perforatum) çiçeklerini taşıyan merhemler yanık ve yaralarda etkili oluyor. Bu iki bitkiyi birlikte ya da ayrı ayrı taşıyan formüller hem ağrıyı giderici hem de antiseptik özellikte olup iyileşme süresini kısaltıyor. Sarı kantaron çiçeklerinin saf zeytinyağı içerisinde bekletilmesiyle hazırlanan yağlı özüt, tüm dünyada etkili bir yara ve yanık ilacı olarak yüzlerce yıldır kullanılıyor. Bu bitkinin yaralar üzerindeki etkinliğini ortaya koyan kapsamlı bir bilimsel çalışmanın sonuçlarını uluslararası bir bilimsel dergide bu sene yayınladık. Yapılan bir çalışmada sarı kantaronun etkinliğinin kullanılan zeytinyağının kalitesi ile paralel olarak arttığını, saf zeytinyağıyla en yüksek etki gözlenirken ayçiçek yağı gibi ince yağlarla etkinin belirgin bir şekilde azaldığı gözlenmiş. Sarı kantaron yağının güneş yanıkları tedavisinde kullanılması durumunda, uygulamanın sadece geceleri yapılması ve gündüz ciltten silinerek uzaklaştırılmasını öneririm. Çünkü içerisinde etkili olan madde hiperisin güneş ışınlarına hassasiyeti artırmaktadır. Bu hususa dikkat edilmesi gerekir. YİNE DE DİKKATLİ OLUN Yanık kısımdaki ödemin ve kaşıntının giderilmesi için önerilebilecek bir başka bitki ise papatya. Güvenilir bir marka papatya çayı (Matricaria recutita) olması önemli. İki poşet papatya çayı bir bardak taze kaynatılmış su içerisinde üzeri kapatılarak 5-10 dakika demlenir. Ilıyan çayla vücut silinir ya da bu çay küvetin içerisine dökülerek içerisinde banyo alınır. Yanıkların tedavisinde lavanta yağı da etkili olmaktadır. Tabii Lavandula angustifolia’dan elde edilen gerçek lavanta yağı olması önemli. Doğrudan yanık üzerine pansuman yapılır. Ayrıca yüzde 5’lik Tea tree oil taşıyan kremi sürülebilir. Atkuyruğu silisyum bakımından zengindir, dolayısıyla doku onarımında yararlı olur. Bahsettiğimiz bu bitkiler ürünlerin yanı sıra yanığın derecesine göre basit bazı uygulamalar da yararlı oluyor. Yanık kısım üzerine soğuk kompres uygulanması, yanık kısmın eşit hacim suyla seyreltilmiş elma sirkesiyle pansuman yapılması bu tip basit uygulamalardır. Bu bitkisel ürünler güneş yanıklarının tedavisinde, şikayetlerin giderilmesinde yararlı olabilecektir. Ancak siz yine de dikkatli olun, bu tedavilere gerek kalmasın. Prof. Dr. Erdem YEŞİLADA |
|
Hamilelikte dişler ilgi istiyor.Anne adayları hamilelikte diş bakımına daha fazla özen göstermeli. Hamilelik sırasında oluşan uzun süreli diş eti hastalıkları erken doğuma bile neden olabiliyor. Anne adayları, hamilelikte günde en az iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanarak etkili diş bakımı yapmalı, plak birikimine engel olmalı.
Bebeğin rüya görüp göremediğini bilemiyoruz ama onun rüya gördüğünü hayal etmek bile hoş bir düşünce! Bebeğin akciğerleri artık gelişimini ve olgunlaşmasını neredeyse tamamlar. Doğum sonrası vücut sıcaklığını koruma görevi yapan cilt altı yağ dokusu kalınlaşmaya devam eder. Bebekler hamileliğin son dönemlerinde hızlı kilo alır. Bu haftada bebek artık yavaş yavaş doğum pozisyonunu alır. Eğer kafası yukarıdaysa büyük bir olasılıkla makat geliş nedeniyle anne adayı sezaryen olmak zorunda kalacaktır. Peki, anne adayı neler yaşar? Dr. Alper Mumcu: Bu haftada anne adayı daha hızlı kilo aldığını fark edebilir. Ellerde ve ayaklarda hafif ödem olması normaldir. Ancak anne adayının şiddetli baş ağrıları varsa, çakan ışıklar ya da noktacıklar görüyorsa, şişliklerde ani bir artış varsa, karın ağrısı, bulantı ve kusması oluyorsa preeklempsi (hamilelik tansiyonu) açısından dikkatli olmalı ve mutlaka zaman kaybetmeden doktoruyla görüşmeli. Eğer bebek çok iriyse ya da anne adayı ikiz, üçüz bekliyorsa karındaki aşırı şişlik mideye bası yapar. Rahatsızlık hissi anne adayının iştahında azalmaya neden olabilir. Anne adayı bu haftada bebeğin diz ve dirsek vurmalarını ayırt edebilir. Bu arada zaman zaman içeride bebeğin hopladığını hissederseniz telaşlanmayın. Bu bebeğinizin hıçkırmalarıdır ve tamamen normal bir durumdur. 34’üncü haftada bebek ve annede ne tür değişiklikler olur? Dr. Alper Mumcu: Bebeğin akciğerlerinde büyük bir olasılıkla artık surfaktan adı verilen madde var. Surfaktan, akciğerlerde havalanmayı sağlayan, hava yollarının birbirine yapışmasını önleyen maddedir. Zamanından çok önce doğan bebeklerde yoğun bakımda surfaktan dışarıdan verilir. Bebeğin akciğerlerinde surfaktan olması doğum durumunda solunum problemi yaşama olasılığının çok azaldığı anlamına gelir. Bebeğin ağrılığı 2 kilo civarındadır. Boyu ise yaklaşık 42 santimetredir. Bebeğin böbrek üstü bezlerinden (adrenal) salgılanan hormonlar anne adayında süt üretimini başlatabilir. Bebek gözlerini uyurken kapatıp uyanıkken açık tutar. Tırnakları parmak uçlarına kadar uzamıştır. Bebeğin bağışıklık sistemi gelişmeye devam eder, basit ve hafif enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeteneği kazanmıştır. Anne adayına gelince... Bu haftalarda halsizlik ve yorgunluk pek çok hamile kadının en önemli şikayetlerinden biridir. Uyuma güçlükleri, kilo artışı ve buna bağlı olarak hareket yeteneğinde azalma anne adayının sorun yaşamasına neden olur. Hamile kadınlar bu dönemde cinsel isteksizlik yaşayabilir. Herhangi bir zararının olduğu gösterilmemiş olsa da anne adayı eğer istemiyorsa eşini anlayışlı olmak konusunda ikna etmeli. Bu haftalarda yaşanan bir başka sorun da doğum ve doğuma ait konularla ilgili endişelerdir. Eşin ve doktorun yaklaşımı son derece önemlidir. Anne adayı, dünyada her gün binlerce kadının doğum yaptığını ve bunların sadece çok az bir kısmının sorun yaşadığını aklından çıkarmamalı. Siz bu yazıyı okurken bile binden fazla bebek ilk çığlıklarını attı! Hamilelik diş sağlını nasıl etkiliyor? Dr. Alper Mumcu: Eskiler her gebelik için bir diş gider derlerdi. Artık bu eki söylem pek doğru değil. Ama bu inanışın altında gerçek payı var. Gerçekten de gebelik tüm vücut sistemlerini etkilediği gibi diş ve dişeti üzerinde de etki gösterir. Uygun şekilde bakım yapılmadığı taktirde özellikle dişetlerinde iltihaplanma ortaya çıkabilir. Gingivitis adı verilen bu durum sadece dişetlerinin sağlığını bozmakla ve dişlerin dökülmesinde neden olmakla kalmaz, gebelik üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. Yapılan son çalışmalarda gingivit olan hastalarda erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin daha sık görüldüğü bulunmuş. Anne adayının sağlığını tehdit eden ya da bozan her olay karnındaki bebeğini de etkileyebilir. Bu açıdan diş sağlığı hem anne hem de bebek için çok önemli. Anne adayı ne tür önlemler almalı? Dr. Alper Mumcu: Gebelik esnasında acil bir diş probleminin ortaya çıkmasını engellemenin en kolay yolu, düzenli olarak diş kontrollerine gitmektir. Rutin ve koruyucu diş bakımı gebeliğin herhangi bir döneminde yapılabilir. Ancak pek çok gebe kadın kendisini gebeliğin ikinci 3 ayında daha güvende hissettiğinden olası bir girişimi bu dönemlere ertelemeye çalışmalı. Diş filmi bebeğe zarar verir mi? Dr. Alper Mumcu: Gebelikte çekilen diş filminin herhangi bir olumsuz etkisi yok. Ama biz yine de gebelik ya da gebelik şüphesi mevcutsa bu filmi elimizden geldiğince ertelemeye çalışıyoruz. Eğer film çekilmesi şartsa karın bölgesine konulan kurşun plakla bebek korunur. Bu şekilde x-ışınlarının bebeğe ulaşması engellenir. Peki ilaçlar tehlikeli mi? Dr. Alper Mumcu: Rutin diş tedavilerinin çoğunda herhangi bir ilaç kullanmaya gerek kalmıyor. Eğer ilaç kullanımı gerekirse gebeliğe ve anne karnındaki bebeğe olumsuz etkilerinin olmadığı bilinen ilaçlar tercih edilir. Gebelik sırasında diş etleri kırmızı, şiş ve kanamaya meyillidir. Bu durumun gebelikteki hormonal değişimlere bağlı olduğu kabul ediliyor. Gebelik gingivitisi bebek dünyaya geldikten sonra geriler, ancak kalıcı hasar bırakabilir. Eskiler bebeğin kalsiyumunu annenin dişlerinde aldığını söylerler. Bu doğru değildir. Bebek kendi dişlerinin sağlıklı gelişmesi için ihtiyacı olan kalsiyum, fosfor ve diğer vitaminleri anneden alır ancak bunu dişlerden çekerek değil annenin yediklerinden ve içtiklerinden temin eder. Bu nedenle gebelik esnasında dengeli beslenmeye özen gösterilmeli. |
|
|
Gebelere Yaz Tatili Önerileri, Rahat bir yaz dönemi geçirmek için gebelere öneriler. Sıcak Yaz Ayları Özellikle Son Aylarındaki Gebeleri Zorluyor
İnce ve Pamuklu Giysiler Tercih Edilmeli Giysi olarak mutlaka sentetik olmayan kumaşlardan yapılan ve ısıyı yansıtan açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Gebelikte vücut ısısının yükselmesi ve efor kapasitesinin azalması terlemeyi artırır. Pamuklu, cilde nefes aldıran kıyafet seçimi, anne adaylarını cilt mantarları ve genital mantardan koruyacaktır. Terlemeye bağlı ciltte oluşabilecek sorunları sık duş alma ve doktor önerisiyle kullanılan kremlerle gidermek mümkündür. Gebeler Seyahat Edebilir mi? Yaz aylarında en sık sorulan soruların başında gelmektedir. Gebelikte özellikle ilk on haftaya kadar düşük riski %10 civarındadır. Bu nedenle, gebeliğin ilk haftalarında ve 34. gebelik haftasından sonra uzun ve yorucu olabilecek seyahatler önerilmez. Bu süreler dışında sorunsuz takip edilen bir gebenin seyahatinde genellikle bir sakınca yoktur. Ancak uzun kara yolculuklarında mutlaka sık mola verilmelidir. Uzun süre hareketsiz kalınca bacaklarda ödem gelişebilir ve damarlarda pıhtı oluşumu riski artar. Uzun karayolu seyahatlerinde varis çorabı kullanımı riski azaltacaktır. Araba yolculuğunda gebelerin mutlaka emniyet kemeri takması gereklidir. Gebelikte 24. haftadan sonra araba kullanılması önerilmez. Gebelerin uçak ile seyahatinde sakınca yoktur. Ancak özellikle gebelik takibini yapan doktordan onay alınması ve uçuş iznini ifade eden bir raporu anne adayının yanında bulundurması gerekir. 34. gebelik haftasından sonra uçuş izni olsa da bazı hava yolu şirketleri gebeleri uçağa kabul etmemektedir. Uzun uçuşlarda uçakta dolaşmalı ve mümkünse varis çorabı giyilmelidir. Gebelik Döneminde Havuz ve Denize Girmekte Bir Sakınca Yoktur Gebelikte havuza girilebilir ancak havuzların mutlaka temiz ve bakımlı olmasına dikkat edilmelidir. Havuz temizliğinde kullanılan kimyasal maddeler ciltten emilir. Bu nedenle havuzda kalış süresi uzun olmamalı ve çıkınca mutlaka duş alınmalıdır. Islak mayo ile durmak genital florada bulunan mantarların enfeksiyona yol açmasına neden olur ve akıntı, kaşıntı görülür. Bu, hamilelerde en sık görülen enfeksiyon çeşididir. Denizde hamile bir kadın yanlız yüzmemelidir. Gebelikte artan magnezyum ihtiyacı bacaklarda kramplara neden olabilir. Bu nedenle derinde özellikle yalnız yüzmek tehlikeli olabilir. Yüzmek için sıcak saatler tercih edilmemelidir. Hamilelerde vücuttaki hormonal değişim nedeniyle ışığa duyarlılık artar. Cilt rengi koyulaşır, yeni benler oluşabilir. Özellikle yüzde çiller artar ve “gebelik maskesi” denilen lekeler olabilir. Bu nedenle güneş ışığından korunmalı, en az 25 faktörlü koruyucu kremler kullanılmalıdır. Gıda Zehirlenmesine Dikkat! Yaz aylarında dışarıda yenilen gıdalara bağlı olarak gıda zehirlenmeleri daha sık olabilir. Bu nedenle gebelikte daha dikkatli olunmalıdır. İshal, kusma, bulantı gibi şikayetlerde doktora başvurmalı ve özellikle sıvı açığı oluşmaması doktorların önerileri doğrultusunda tedavi olunmalıdır.
|
| REKLAM |
|
| REKLAM |
| REKLAM |
| REKLAM |
| OKUNASI |
|
SAĞLIK KÖŞESİ |