![]() |
|
|||||
| REKLAM |
![]() |
| REKLAM |
Bu ailedeki tüm kadınlar LOKMAN HEKİMHülya Leyla Çabuk 80 yaşında bir herbalist. Ailesindeki tüm kadınlar lokman hekimmiş, o da 13 yaşından bu yana Karadeniz'in yaylalarından toplanan otlarla şifa dağıtıyor ve kendisinden sonra bu işi sürdürmesi için iki yeğenini yetiştiriyor.
Herbalist Hülya Leyla Çabuk, 80 yaşında ama en çok 50 gösteriyor. O ailesindeki lokman hekimlerin yedinci kuşak temsilcisi. Şu sıralar annesinden öğrendiklerini yeğenlerine öğretmekle ve yaşlılığa karşı geliştirdiği anti-aging ürünlerini piyasaya sunmakla meşgul. İşte bitkilerin gücüne inanan lokman hekim Çabuk'un hikâyesi... ![]() Ailenizdeki kadınlar lokman hekimmiş... Ordu'da doğup büyüdüm. Bitkilerin gücünü, ailemdeki kadınlardan öğrendim. Ailemizin kökleri Trabzon'a dayanıyor. Oraya da Orta Asya'dan gelmişler. Atalarım bundan 360 yıl önce de lokman hekimlik yapıyordu. Büyük büyükannem hekim Ayşe, Trabzon'un en tanınmış lokman hekimlerinden biriymiş. Bu tedavi geleneği ailenin kadınları arasında, anneden kız çocuğa geçmiş. Yani annem annesinden öğrendiklerini bana öğretti. Bitkilerle tedavi yapılabildiğini ilk olarak ne zaman fark ettiniz? Annem saçları yanmış 13 yaşındaki bir kızı tedavi etti. Kızın saçlı derisi üçüncü dereceden yanıktı. Bunu görünce ilgi duymaya başladım. Dr. Ziya Konuralp destekçileriniz arasmdaymış öyle mi? Dr. Ziya Konuralp'le 60'lı yıllarda tanıştık. O zaman çeşitli firmalar bizim formüllerimizi almak istiyordu. Ziya Bey formülleri satmamam konusunda beni uyardı. Bildiklerimi daha bilimsel yöntemlerle kullanmam için beni yurtdışındaki kongrelere götürdü. Oralarda bitkilerle çalışan bilim adamlarıyla tanıştım. Yaptığım karışımları daha dayanıklı hale getirmeyi onlardan öğrendim. Siz kaçıncı kuşak lokman hekimsiniz, yerinize kimi yetiştiriyorsunuz?Ben yedinci kuşak lokman hekimim. Benden sonra bu işi yapmaları için kardeşimin çocuklarını yetiştiriyorum. İkisi de üniversite mezunu. Onlar sayesinde bildiğim her şeyi gelecek kuşaklara aktarmış olacağım. Tam olarak ne tür tedaviler yapıyorsunuz? Mesela saçınıza bir lapa koyuyorum o tırnağınızdaki sorunu bile iyileştiriyor. Bana daha çok sedef, egzama, liken, vitiligo, saçkıran gibi rahatsızlıkları olanlar geliyor. En çok hangi bitkileri kullanıyorsunuz? Isırgan, karabaş, böğürtlen kökü, karaibiş otu, ayrıkotu, toflan en sık kullandığım bitkiler. Bunların yanı sıra 27 çeşit bitki daha kullanıyorum. Bitkilerin toplama yöntemi de çok önemli. Bu iş için bizim aileden 15 kişi Karadeniz yaylalarında çalışıyor. Baharda sürgünleri sonbaharda ise kökleri topluyorlar. Kendi sağlığınızı nasıl koruyorsunuz? Cildimi haftada bir gün mutlaka taşla yıkıyorum. Bildiğiniz kese yapar gibi kullanıyorum ponza taşını. Alttaki cilt çok güzel çıkıyor. Tahıl kesinlikle yemem, sevmem de zaten. En çok meyve ve sebze yerim. BİTKİLER VE FAYDALARI ISIRGAN : Isırgan çok yararlı bir bitki. Cilt sağlığı için olumlu etkileri var. Tohumu karaciğer sorunlarına iyi gelir. Öksürüğü de keser. KARABAŞ OTU : Ciltte oluşan gözenekleri kapatır. Siyah noktaların temizlenmesine yardımcı olur. Sürekli kullanıldığında el ve yüzde leke kalmaz. Cilt için dopingdir. BÖĞÜRTLEN KÖKÜ : Güneşin olumsuz etkisini yok eder. Cilt yorgunluğunu alır. KARAYEMİŞ : Isırgan ile birlikte saçtaki tüm sorunlarda kullanılıyor. Herbalist Hülya Leyla ÇABUK- Herbalist Leyla ÇABUK Kimdir? - H.Leyla ÇABUK Uygulama Merkezi - Saç Köklerini Onaran Bitki Lapası - Saç Köklerini Güçlendiren Bitki Losyonu - Tüyleri Azaltan Bitki Losyonu - Tüyleri Azaltan Bitki Lapası - Leyla ÇABUK Ürünleri - H.Leyla ÇABUK'a ait diğer ürünler - Leyla ÇABUK Saç Kremi - Hülya Leyla Çabuk TV8'e Konuk Oldu (Video) Röportaj Füsun SAKA -HT Cumartesi
|
|
Verimli ders çalışmanın altın kurallarıAilelere, çocuk yetiştirme konularında destek ve eğitim
amaçlı programlar sunan Bengi Semerci Enstitüsü kurucu Başkanı Prof. Dr. Bengi
Semerci, okula giden çocuğun olduğu her evde, anne babalarla çocuklar arasında
ki savaşın adının ders çalışmak olduğunu söyledi. Ailelerin çocuğun çalışmadığından, çocukların ise ailelerinin çalışmalarını anlamadığından yakındıklarını vurgulayan Prof. Dr. Bengi Semerci şunları söyledi: "Çocuklar ders çalışmayı isteyip
yapamadıklarından, aileler dersin başına oturmadığından şikayetçidir. Çocuklar
çalıştıklarını anlamadıklarından yakınıyor, aileler aklını vermediğinden. Bu
liste uzayıp gidiyor. Peki kim haklı? Herkes haklı olabilir. Bu tartışmaların
olduğu evde öncelikle bakılması gereken şey çocuğun ders çalışmasını
engelleyecek bir durumu olup olmadığıdır. Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü,
depresyon, anksiyete bozukluğu, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, davranım
sorunları bizim gözümüzden kaçıyor olabilir. Bunlar için gerekeni yapmışsak veya
bunlar yoksa çocuğun kapasitesine bakmak gerekir. Belki de bizim beklentilerimiz
çocuğumuzun yeteneklerinin üstünde olabilir. O zaman yapılması gereken onu bizim
isteklerimizi gerçekleştirmek için zorlamak değil, beklentilerimizi onun
düzeyine göre ayarlayıp, herkesin mutlu olmasıdır."
Herkes için geçerli olan verimli ders çalışma kuralları :1- Öncelikle karar vermek gerekir. Ders çalışma bir iştir. Bu
işe başlamak için onunla inatlaşmamak, istek gelmesini beklememek gerekir. Karar
verdiğiniz an uygun andır.
2- Çalışılacak ders ve amaç belirlenmelidir. Çalışmaya
harcanan zaman değil, ne yapıldığı önemlidir. Aileler sık sık süreyi az
bulurlar. Ama uzun süre masa başında oturmak demek, çalışmak demek değildir.
3- Çalışma ara verilerek yapıldığı zaman verimlidir. 45
dakikalık çalışma aralarına, 15 er dakikalık dinlenme zamanları koyulmalıdır.
Dikkat eksikliği olan çocuklarda oranlar değişebilir.
4- Başlarken nereden nereye ve ne süre çalışacağınızı
saptamış olmalısınız.
5- Çalışma saatlerini en iyi öğrendiğiniz, dikkatinizin en
iyi olduğu zamanlara göre ayarlayın.Yemekten hemen sonra, yorgun olduğunuz bir
zaman başlamak için uygun zaman değildir.
6- Dinlenme hava almak, su içmek, biraz ev içinde dolaşmak
gibi aktiviteleri içerir. Arkadaşlarla telefonda konuşma, TV izleme, uyuma gibi
şeyler geri dönüşü engeller.
7- Ders çalışma sırası da önemlidir. En verimli zamanda daha
zorlanılan derslerin çalışılması, benzer derslerin art arda çalışılmayarak araya
farklı dersler konulması verimi arttırır.
8- Ders çalışma bir çeşit kendi kendini disipline sokma
yöntemidir. Dolayısıyla öncelikle ne kadar zamana sahip olduğunuzu bilmek ve bu
zamanı, ders dışı aktiviteleri de hesaplayarak, en verimli şekilde nasıl
kullanacağınızı planlamak gerekir.
9- Hafta içi ve hafta sonu için ayrı plan yapılmalıdır. Çünkü
iki zaman dilimi çoğunlukla birbirinden farklı aktiviteleri içerir.
10- Ders çalışma planının üzerinize göre dikilmiş bir elbise
gibi olması çok önemlidir. Aksi takdirde planladığınız aktivitelere ve zaman
uymanız zorlaşır ve bu da motivasyonunuzu düşürebilir.
11- Zamanı planlarken daha önce bahsettiğimiz zaman planlama
metotlarından yararlanabilirsiniz. Ancak basit bir örnek aşağıdaki gibi
olabilir: Hafta içi okuldan geldikten sonra yatana kadar 6 saatim var. Bunun 1
saatini dinlenme ile geçirebilirim. Geriye 5 saatim kalır. Ailece akşam yemeği
yemek bizim için önemlidir ve bu da sofranın hazırlanması, yemek ve bulaşıkların
kaldırılması da dahil olmak üzere 1 saatimi alır. Geriye 4 saatim kalır. Bu 4
saatin 2 saatini ders çalışarak harcayabilirim. Bu 2 saat ders içerisinde
yarımşar saatlik 2 mola alacağım düşünülürse, dersle ilgili zamanım 3 saat olur.
Kalan 1 saati de kendime ayırıyorum. Tv izleyebilirim, ailemle sohbet
edebilirim, ya da kitap/dergi/gazete okuyabilirim.
12- Böyle bir plan yapıldığında yapılacak şeylerin sınırları
ve saatler net bir biçimde ayarlanmış olur. Ancak gerektiğinde aktivitelerin
yerini değiştirmek mümkündür.
13- Ders çalışırken dikkat edilmesi gereken bir nokta da bir
dersin nasıl çalışıldığıdır. Bunun en verimli şekli Tekrar-Ödev/Test-Sonraki
Konuya Hazırlık sırasını takip edebilmektir.
14- Derslerin günlük tekrarı bir bilginin kısa süreli
bellekten uzun süreli belleğe yani bilginin daha uzun süreli saklanıp
gerektiğinde geri çağırabileceği yere gönderilmesi açısından önemlidir. Ayrıca
araştırmalar kanıtlamıştır ki, toplu halde halde ve bir kez yapılan bir tekrara
göre sık ve daha az miktarlarda yapılan tekrarların daha etkilidir.
15- Sonraki konuya göz atmak sınıfta ne anlatılacağını
bilmeyi ve dolayısıyla anlatılacak olan materyali daha iyi dinleyip
anlayabilmeyi sağlar.
16- Büyük tatilleri (Bayram, arayıl, yaz,vb) eksiklerinizi
tespit edip tamamlamak için fırsatlar olarak değerlendirin.
17- Eksik tespit ederken detaycı olun. Bütün olarak bir
konuyu bildiğinizi düşünebilirsiniz, ancak o konunun bir bölümü sizi daha çok
zorluyordur. O vakit eksik konularınız arasına onu da alın.
18- Ders çalışırken kendinize çalışacağınız konu ile ilgili
hedefler koyun. Bu bir süre hedefi (her dersi 45 dakika çalışmak) ya da
çalışılacak materyal hedefi (bir ünite bitirmek ya da beli bir sayıda soru
çözmüş olmak) olabilir.
19- Ders çalışma alışkanlığı kazanmakta zorlanan biriyseniz
koyduğunuz hedefleri kademeli olarak artırmaya çalışın. Eğer 45 dakika
dikkatinizi toplamak size zor geliyorsa yarım saatle başlayın ve giderek
artırın. Küçük bir hedefle başlamak hiç başlamamaktan daha iyidir.
20- Ders çalışacağınız ortam sessiz, dikkatinizi dağıtacak
şeylerden arındırılmış olmalıdır. Aynı şeklide çok rahatsız bir sandalyede ders
çalışmak kadar çok rahat bir koltukta ders çalışmak da dikkat dağıtıcı olabilir.
Dikkati mümkün olduğu kadar uyanık tutmak için masa başında ders çalışmak en
uygunudur.
21- Ders çalışırken sizi neyin böldüğü konusunda dürüst olun.
Eğer cep telefonunuzsa bu süre içinde kapalı tutun, aklınız bilgisayarınızda
kalıyorsa bağlantı kablosunu bir süreliğine çıkarıp evde farklı bir yere koyun
hatta evdeki diğer insanlardan birine verin.
22- Panik, çalışmanızın en büyük düşmanlarından biridir.
Sakin olun ve koyduğunuz hedefe ulaşmaya çalışın.
23- Sizin için en uygun çalışma saatini belirlemeye çalışın.
Bazı insanlar için sabahın erken saatleri uygundur, bazıları içinse akşam
saatleri.
24- Özellikle sonrasında hatırlamakta güçlük çektiğiniz
şeylerle ilgili kısa notlar alın ve görebileceğiniz bir yerde tutun. Bir şeyi
okuyarak çalışıyorsanız altını çizin. Her bölüm sonuna o bölümle ilgili kısa
notlar alın.
25- Size karmaşık gelen ve anlamakta ya da akılda tutmakta
zorlandığınız şeyleri şemalaştırın ve bu şekilde çalışın. Bir teoriyi şeklilerle
ifade etmek ya da kronolojik sıralama yapmak işinize yarayabilir.
26- Öğrenmek istediğiniz şeyleri parçalara bölerek çalışın.
Bir seferde bütün bir konuyu ya da materyali bitirmeye çalışmayın. Her gün o gün
için belirlediğiniz kadarını çalışın.
27- Çalıştığınız konuyla ilgili notlar ya da taslaklarınızı
yatmadan önce gözden geçirin.
28- İki sayısal veya iki sözel dersi arka arkaya çalışmamaya
gayret edin.
29- Sizin fiziksel durumunuzu (çok aç ya da çok tok olmamak,
yorgun ve uykusuz olmamak, vb.) ve çalıştığınız ortamın fiziksel durumunun
(sıcaklık,dağınıklık, vb.) kontrol edin.
30- Sözel dersleri çalışırken atlas, grafik, şema, vb
materyallerden yararlanmaya çalışın.
31- Çalışma yönteminiz içine soru sorma ve anlatmayı da
ekleyin. Bunun için aileden birinden ya da bir arkadaşınızdan yardım
alabilirisiniz.
32- Bütün bir kitabı ya da materyali ezberlemeye çalışmak
sadece vakit kaybettirir. Bunun yerine önemli kısımlarla ilgili notlar çıkarın
ve bunların üzerinde yoğunlaşın.
33- Başlamak için beklemeyin (pazartesiyi, önünüzdeki sınavın
geçmesini, ikinci dönemi, vb). Ne kadar çabuk başlamaya karar verirseniz o kadar
hızlı sonuç almaya başlarsınız.
Ders çalışmayı engelleyen koşullar :Çalışmak ne kadar çok istense de ve ne kadar iyi planlansa da
bazı dış koşullar çalışmayı engelleyebilir.
1- Çalışılan yer çok önemlidir. Karışık, çok eşyalı, güzel manzaralı, duvarlarında bolca poster olan, TV bulunan bir oda çalışma odasından çok çalışamama odası haline gelecektir. 2- Çalışma masasının üstü de, oda kadar önemlidir. Koltuk, yatak üstünde çalışma verimli olmaz.Çalışma masada ve sandalyesinde olmalıdır. Masanın üstü dikkat dağıtacak objelerden temizlenmeli, sadece ders araç gereçlerine yer verilmelidir. 3- Aklımız başka şeylere takılabilir. Dışarıdaki bir aktiviteye, ye da kendi hayallerimize. Dışarıdaki aktiviteden soyutlanmanın yolu uzak olmaktır. Kapı kapalı, sesler gelmediğinde dışarının cazibesi azalır. Hayallerimizi ise biraz ara vererek geçiştirebiliriz. Ders çalışma için anne babalar ne yapsın?En başta belirttiğimiz sorunlar olduğunda çözüm aramak anne
babanın görevidir. Ama bir sorun yoksa, o zaman kendi tutumlarını gözden
geçirmekte yarar var. Çocuk okula başladığı andan itibaren ders çalışma, ödev
yapma gibi konularda tüm sorumluluğu kendi üstüne alan bir ailenin, çocuğun
birden bunun kendi sorunu olduğunu fark etmesini isteme hakkı
olamamaktadır.Ailenin görevi en baştan, uygun ortamı hazırlamak, kararlı olmak
ve kontrol etmektir. Onun yerine endişelenmek, ondan daha çok olayı sahiplenmek
çocuğun ders çalışmayı ailesi için yapması gereken bir olay olarak algılamasına
neden olur. O zaman çalışmayı aileye karşı kullanır. Yani onları mutlu etmek ya
da isteklerine ulaşmak, kızdırmak için kullanmaya başlar. Oysa bu onun işidir ve
olumlu, olumsuz sonuçlarına da katlanmalıdır. Ailenin evde devamlı "çalış, hadi
lütfen çalış" demesi ya da bağırıp, kızması sonuçları değiştirmemektedir. Benzer
şekilde rüşvet teklifi yanlış sonuçlara yol açar. Aileler ders çalışırsa çocuğa
bir şeyler vaat ederler ve bunun adına "ödül" derler. Oysa bu rüşvettir. Ve
çocuğa aslında yapmakla yükümlü olduğu bir işten kazanç sağlama yolunu açar.
Benzer şekilde boşa yapılan tehditlerin de anlamı yoktur. Ders zamanı TV,
bilgisayar, playstation gibi aktiviteleri kısıtlamak, kontrol etmek kadar, görev
yapılmadığında bazı aktivitelerden mahrum ederek ceza vermek de ailelere
düşmektedir.
Sonuç olarak, herkes üstüne düşeni yapar, zamanında sorunlar
belirlenir ve çözümler araştırılırsa ders çalışma evlerde bir kabus değil,
verimli ve hoş zamanlar haline gelebilir.
Sınav kaygısı ile baş etmede anne babalara öneriler:Sınav kaygısı sadece büyük sınavlara özgü değildir. Bazı
çocuklar için her sınav bir kaygı kaynağıdır. Bu kaygı çalışmasıyla bağlantılı
değildir. Sınavla ilgili yarattığı olumsuz düşünceler, sınavın kötü geçeceğine
ilişkin inanışlar bu kaygının kaynağıdır. Kaygı belirtileri sınav performansında
gerçekten düşüşe neden olur. Bu kaygılar başarılı olamama korkusu olan ve bu
korkunun aileler tarafından desteklendiği çocuklarda daha sık görülür. Eğer
çocuk ailesinin başarıyı çok istediğini hissederse, bu şekilde büyütülmüşse
"ailesinin sevgisinin başarısına bağlı olduğunu, başarısız olduğunda
sevilmeyeceğini" düşünür.Bu durum kaygıyı arttırır. Günlük sınavların dışında,
liselere ve üniversiteye giriş sınavı öncesi, aileler bir yandan çocuklarına
"sınavın önemli olmadığını, elinden geleni yapmasını söyler", bir yandan çok
çalışmasını ister ve bir yandan da konuşmaların içinde "Bu sınavı kazandığında
herşeyin daha iyi olacağı, yaşamını değiştireceğini" sıkıştırır. Sonra çocuğun
kaygısına şaşırır ve başetmesini bekler. Çocuklardan beklentilerini ve bu
sınavlaraı ne kadar çok önemsediklerini sözleri ya da davranışlarıyla
belirttikçe kaygı artar. Kaygı sırasında sıkıntı, terleme,titreme gibi
fizyoyoljik belirtilerin yanısıra, olumsuz düşünceler gelir. "Kazanamazsam benim
sonum olur, ailem çok fedakarlık yaptı,onların yüzüne bakamam, kazanamazsam
rezil olurum, arkadaşlarım ne düşünür" gibi düşünceleri olumlu hale çevirmek,
kaygıyı azaltmak için önemlidir.
Aileler, çocukları için gerekli ortamı hazırladıktan sonra,
çocuklarına her koşulda yanlarında olacaklarını hissettirmeleri gerekir.Çocuk,
ailesinin sevgisini sadece başarı ile kazanamayacağını öğrenmelidir.Kaygının
yoğun olduğu önemli sınav dönemlerinde "sen bunu başarırsın" ya da "boşver,
önemi yok.İstemiyorsan çalışma"cümlelerinin her ikisi de çocuk ve gençler
üzerinde olumsuz etki yapar. En doğrusu yorum yapmamak, onu her koşulda
desteklediğinizi fark ettirmek ve onu dinlemektir. Bunları yapmasına karşın,
aile sınav kaygısının sürdüğünü görürse profosyonel yardım
aramalıdır. Füsun SAKA (fusunsaka @ gmail.com) Önceki yazıları : ![]() |
|
ÖFKE KONTROLÜÖfke insanın yenemediği ve yıkıcı duygularının başında geliyor. Her ne kadar atasözleri "Öfke ile kalkan zararla oturur" dese de ne yazık ki, gerçekte öfkelenen insanlar, sonuçları düşünmeden hareket ediyor.
Hangi yöntemler öfkenizin taşmasını önler Öfke kontrolü kolay bir şey olmasa bile uzmanların önerilerine kulak verilirse, basit bir kaç davranış değişikliği ile öfkenin önüne geçmek mümkün olabilir. Türk Psikologlar Derneği'nin bu konudaki önerileri dikkate değer...
Gevşeme: Derin derin nefes alma, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırma gibi teknikler, kızgınlık ve öfkemizi yatıştırmamızda ve sakinleşmemizde yardımcı olurlar. Bu gevşeme tekniklerini öğrenebileceğiniz kitaplar, kasetler ya da dersler bulabilirsiniz. Bunları bir kez öğrendiniz mi her durumda kullanabilirsiniz. Eğer çabuk parlayan kişilerden oluşan bir ilişki içindeyseniz, bu teknikleri ilişkideki tüm tarafların öğrenmesinde yarar vardır.
Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlar: " Diyaframınızdan derin nefesler alın; göğsünüzün üst kıs mıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir." " Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar "Gevşe!" ya da "Sakin ol!" diyerek telkinde bulunun. " Belleğinizden çağırarak ya da hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. " Kendinizi zorlamayacağınız, yavaşça yapılan Yoga-türü egzersizlerle kaslarınızı gevşetmeye çalışın. Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz. Öfkenizin taşmasını önleyen yöntemler Gevşeme: Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlar:
Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiginizde göğsünüz değil, karnınız sişmelidir. Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar "Gevşe!" ya da "Sakin ol!" diyerek telkinde bulunun. Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin oldugunuz bir yeri hatırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz. Düşünceleri değiştirme Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.
Örneğin kendi kendinize, " Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, "asla" ya da "her zaman" gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. "Hiç bir sey asla düzelmeyecek " ya da "Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum." gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantiğiniza sığının. Kendinize "Tüm dünyanin size kazık atmaya çalışmadığını" hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır. Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner.. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve "beklentileri"ni, "arzular"a dönüştürmelidirler. Problemi çözme Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değistiremeyeceğimizi araştırmaktır..
Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulasamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın. Daha iyi iletişim Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. Insanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi dogaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.
Mizah kullanın Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunlugunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.
Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o "şey" ya da "öyle" olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örnegin birine, "muşmula" ya da "odun kafalı" gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Öfkenizin azalmaya basladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanan duygularla, öfkenin bir arada bulunması mümkün değildir. Çevrenizi değiştirmek Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan "şeylerin" yakın çevremizde olduğunu fark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.
Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiginiz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayirin. Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.
Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz? Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düsünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikologun danışmanlığına başvurabilirsiniz. Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır. Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.
|