Ana Sayfa

Sağlık

Reklam
Loading

Ana Sayfa - Edebi
Kendinizi, eşinizi ve çocuklarınızı ideal kiloya kavuşturmanın en kolay yolu!

Aç Kalma Stresinden Uzak Sağlıklı Mutfak...



Devamı...
"Kansere Çözüm Var!" Bir yanda sağlıklı insanların ve özellikle çocukların kanserden korunmaları için güçlü bir zırh-rehber, diğer yanda bir kanser hastasının tüm ihtiyaçlarına yanıt veren bir yol arkadaşı.

Kitabı, alanlarının en iyileri profesör ve doçentlerden kurulu bir anti-kanser timi, bir ‘Rüya Takımı’ hazırladı. Onkoloğundan beslenme uzmanına, biyofizikçisinden nükleer tıpçısına, iç hastalıkları uzmanından din psikoloğuna, elektrik ve elektronik mühendisinden kimya mühendisine birbirinden değerli bu bilim insanları ilk kez bir kitapta buluştu...


Devamı...

Çekirdeğinden kabuğuna, suyundan yaprağına şifa ve güzellik kaynağı…

ÜZÜM

ÜZÜM, İYİLEŞTİRİR GÜZELLEŞTİRİRHayykitap “Tabiattan Gelen Şifa” serisinin ikinci kitabını yayımladı. Kitapta bilimsel araştırmalar ışığında “üzümün gücü” anlatılıyor. Alanında bir ilk olma özelliğini taşıyan kitapta üzümün hastalıklardan korunma ve tedavideki etkisi, üzümle hazırlanan doğal güzellik reçeteleri ve üzümlü tarifler herkesin anlayabileceği bir dille aktarılıyor.

Üzümün Anadolu’dan dünyaya yayılan bir “şifa” kaynağı olduğunu bilir misiniz? Güçlüdür üzüm, çağlar boyunca “bereket” sembolü olarak kabul edilmiştir. Binlerce çeşit, tat ve renkte karşımıza çıkar. Her gün pekmezini, kurusunu, meyvesini yesek de, suyunu, sirkesini içsek de tam olarak bilmeyiz aslında üzümdeki gücü!

Kur’an-ı Kerim’de üzümden bahsedilmesinin elbette bir anlamı, insanlık için bir önemi olmalıydı. Bu anlamı yıllar sonra bilim adamları keşfetti. En yeni bilimsel araştırmalar üzümün kansere karşı koruyucu, anti-aging ve antioksidan olduğunu tescilliyor. Üzüm, gözlere iyi geliyor, vücuttaki serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor, sinir sistemini koruyor. Cildi gençleştirip güzelleştiriyor, saçları güçlendiriyor. Dahası var! Üzüm aynı zamanda kalbinizin dostu, damar sertliğinin panzehiri, bebeklerin beslenmesinde anne sütü kadar değerli bir “bitkisel süt”…

Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin, Hayykitap’tan yayımlanan kitabında üzümün kabuğundan çekirdeğine, suyundan yaprağına her parçasının “mucize etkilerini” bilimsel araştırmalar ışığında anlatıyor. Üzümün insanlara “tek başına” bir eczane gibi nasıl şifa verdiğini açıklıyor, hangi hastalıkta nasıl kullanılacağının ipuçlarını paylaşıyor bizlerle. Bu şifalı yolculukta son yıllarda dünyada yapılmış yüzlerce araştırmaya başvurup, hastalıkları üzümle tedavi usullerini öğreniyoruz, evde uygulayabileceğimiz güzellik reçeteleri ile karşılaşıyoruz.

Kitabın Bölümleri:
• Anadolu’dan Dünyaya Yayılan Şifa Kaynağı
• Üzümün Gücü
• Antioksidan Deposu Üzüm Serbest Radikallere Karşı
• Anti-Aging Mucizesi Üzüm
• Üzümün Sırrı Çekirdeğinde
• Üzümden Çöp Çıkmıyor, Kabuğu ve Yaprağındaki Şifa Ne?
• Üzüm Suyu İle Gelen Sağlık
• Kalbinizin Dostu, Damar Sertliğinin Panzehiri
• Kanserden Korunmak ve Kurtulmak İçin Doğal Çözüm
• Şeker Hastalarına Şeker Gibi İlaç
• Sinir Sisteminin Muhafızı
• Gözlerinize Gözünüz Gibi Bakıyor
• Daha Sağlıklı Ve Beyaz Dişler
• Sirke Tek Başına Doğal
• Üzümlü Tarifler

Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin

Yrd. Doç. Dr. Aysun ÇetinErciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. Biyokimya ve Klinik Biyokimya uzmanı olup, hâlen Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Akademik ilgi alanları olan serbest radikaller, antioksidanlar, kanser biyokimyası, kök hücre biyolojisi, fitoterapi, anti-aging ile ilgili bilimsel yayın ve bildirileri bulunmaktadır. Yaptığı bilimsel çalışmalar ile 2004 yılında Türk Hematoloji Derneği Genç Araştırmacı Ödülünü, 2008 ve 2010 yıllarında ise Gevher Nesibe Bilimsel Araştırma Teşvik Ödüllerini kazanmıştır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Fiyatı: 10 TL

- Üzümle Gelen Güzellik Doç.Dr. Alev Eken
-
Üzüm Çekirdeğinin Faydaları - Dyt.Gonca Güzel (Video)
-
Üzüm ve Üzüm Çekirdeğinin Faydaları - Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu 
-
Kara Üzüm Çekirdeği - Beslenme ve Diyet Uzm. Aylin Yılmaz 
-
Ten Rengini Üzüm ile Açmak - Suna Dumankaya 
-
Çekirdekli Kuru Üzümün Faydaları - Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu 
-
Üzüm Çekirdeğinin Faydaları - Prof.Dr. Ahmet Maranki
-
Üzüm İle Gelen Sağlık Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
-
Üzüm İyileştirir Güzelleştirir
- Üzüm Suyu ANNE SÜTÜ Gibidir

Glütensiz Gurme Lezzetler

Aslıhan Koruyan Sabancı, sağlıklı beslenmek isteyen lezzet tutkunları için hazırladığı kitabı “Glütensiz Gurme Lezzetler” ile Türk ve dünya mutfağının eşsiz lezzetlerini okuyucularına sunuyor.

Aslıhan Koruyan Sabancı tarafından iki yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda kaleme alınan Glütensiz Gurme Lezzetler, Türk mutfağı üzerine hazırlanan, besin analizleri içeren dünyada ve Türkiye'deki ilk glütensiz yemek kitabı olma özelliğini taşıyor. Resimler ile renklendirilmiş 320 sayfadan oluşan kitap Akdeniz Mutfağı’ndan kolay bulunan malzemelerle hazırlanan denenmiş, pratik ve leziz 170 tarif içeriyor. Glütensiz Gurme Lezzetler içerisinde yer alan her tarife özel besin analizi tabloları, vitamin ve mineral değerleri, uzman doktorlar ve beslenme bilimcilerinin hazırlıkları sonucunda okuyuculara sunuluyor.

Aslıhan Koruyan Sabancı Glütensiz Gurme Lezzetler hakkında "Tariflerimi kitap haline getirirken benim gibi gıda duyarlılığı olan kişilerin de merak edebileceği bilgilere kitabımda yer vermek istedim. Çeşitli mutfakların yemek tariflerini sadece glüten duyarlılığı olan kişiler için değil, Akdeniz ve Ege mutfağını seven, sağlıklı beslenmek isteyen herkes için hazırladım. Kitabımın, glüten duyarlılığı olan kişilere, çölyak hastalarına, hasta yakınlarına, çocuk hekimlerine ve gastroenterologların yanısıra yemek pişirmeyi seven yediden yetmişe her ülkeden okuyucuya faydalı olacağını umuyor, tüm okuyucularıma sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum" şeklinde konuştu.

Aslıhan Koruyan Sabancı sözlerine şöyle devam etti: “Kitabı hazırlarken birçok soruya yanıt aradım. Örneğin Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı arasında ne farklar vardı? Bu hastalıkların belirtileri, tedavi yöntemleri nasıldı? Glüten içeren gıda maddelerinin bir listesi var mıydı? Gıda hassasiyetini yenmek için sağlıklı bir bağışıklık sistemi nasıl oluşturulabilirdi? Tariflerim ve kullandığım gıda malzemeleri sağlıklı beslenmeyi ne kadar destekliyordu?" Bunların yanıtlarını uzmanlar aracılığıyla buldum ve okuyucularıma sunuyorum. Ayrıca besin duyarlılığımın olduğunu öğrendiğimde araştırdığım tüm glütensiz yemek tarifi kitapları "Spelt, tapokya unu, yumurta tozu, badem unu, nohut Unu, patates tozu' gibi ya çok zor bulunan ürünler içeriyor ya da farklı ülkelere ait tariflerden oluşuyordu. Sonunda almış olduğum beslenme ve gastronomi eğitimlerinden, aile büyüklerimizden öğrendiğim tarifleri un, buğday, çavdar içermeden yapmaya başladım. Ayrıca besin duyarlılığında eksik vitamin ve mineralleri dengeleyecek besinleri tüketmek de çok önemli. Ben bu vitamin ve mineralleri doğal yollardan nasıl alacağımızı kendim merak ediyordum. Yediğim her yemeğin bana ne kadar faydası vardı? Bunları da araştırmaya başladım. Bu süreç sonrasında yeni oluşturduğum tarifler ve besin değerlerini bir araya getirerek ‘Glütensiz Gurme Lezzetler’i hayata geçirmeye karar verdim”.

Ağırlıklı olarak Akdeniz ve Ege mutfağının eşsiz lezzetlerini içeren Glütensiz Gurme Lezzetler ile kahvaltı, ana yemek, tatlı ve meyve, içecek ve sorbeler için değişik tariflerle birçok lezzet tatmak mümkün. Kitapta ayrıca, faydalı bilgiler, ev yapımı konserve domates, evde sirke yapımı, aromalı zeytinyağı yapımı gibi pratik tarifler de bulunuyor.

Kitapta yer alan glüten duyarlılığı, glüten alerjisi ve çölyak hastalığı, bağışıklık sistemi (Imun Sistem) ve sağlıklı bir imun sistem için beslenme önerileri konularını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Muazzez Garipağaoğlu bilimsel olarak açıklıyor.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren vitamin ve antioksidanların hangi tariflerde ne kadar olduğunu belirten analizleri hazırlayan Beslenme Bilimcisi Manfred Schimidt ise sunduğu tablolar ile tariflerin toplam karbonhidrat, protein, lif ve yağ içeriklerinin yanısıra folik asit, kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, niasin, D, E, A, C, B1, B2 vitaminleri açısından zenginliklerini gösteriyor. Glütensiz Gurme Lezzetler, bilimsel alt yapısı ile sağlıklı mutfakların vazgeçilmezi olmaya adaylığını koyuyor.

NTV yayınlarının basıma hazırladığı Glütensiz Gurme Lezzetler yemek kitabı, Gratis, D&R ve seçkin kitapevlerinde 75 liradan satışa sunulacak. Kitabın İngilizce versiyonu da yaklaşık bir ay sonra piyasaya çıkacak.

Aslıhan Koruyan Sabancı, kitabının satışından elde edilecek gelirin bir kısmını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve İstanbul Çocuk Hematoloji Onkoloji Derneğine bağışlayacak.



Glutensiz unlarda da bir miktar gluten var
02.10.2011 (Hurriyet)

Beş yıl önce gıda duyarlılığı olduğunu fark etti. Bu konuda bilgilenmeye çalışırken Türk mutfağına ait kaynakların ne kadar yetersiz olduğunu gördü ve 170 tariflik bir yemek kitabı hazırladı. Glutensiz un kullanımıyla ilgili ilginç bir de tespiti var: “Yemeklerde kullanmıyorum çünkü konunun uzmanı olan doktorlar, glutensiz unların çoğunda bir miktar gluten bulunabildiğini, bu nedenle bazı kişilerde hazımsızlık yaptığını söyledi”

‘Glutensiz Gurme Lezzetler’ kitabını yazmanızı aklınıza kim soktu?
- Bazı besinleri yediğimde göz kızarması, şişkinlik gibi şikâyetlerim oluyordu. Bu nedenle birtakım testler yaptırdım. Besin duyarlılığım olduğunu keşfettim. Çölyak hastalığından farklı bir durum. Besin duyarlılığının nedenleri ve çözümleriyle ilgili birçok kaynak kitap inceledim ve mevcut yemek kitaplarının tümünü okudum. Bizim mutfağımıza ait hiçbir yemek kitabı bulamadım. Yabancı kaynaklı kitaplar da nereden nasıl bulacağımızı ya da nasıl pişireceğimizi bilmediğimiz gıda maddelerinden bahsediyordu. Çoğu resimsizdi, tariflerin neye benzediğini göremiyordum. 2008’de aniden karar verip masanın başına oturdum. Yazacağım kitap, gıda duyarlılığı olsun ya da olmasın, yediden yetmişe herkese yardım etmeli diye düşündüm ve aynı yıl tariflerimi yazmaya başladım. Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu’ndan besin duyarlılığı ve gluten duyarlılığı arasındaki farkları açıklamasını rica ettim ve bu konulara yer verdim.

Kitaptaki 170 tarifi nasıl oluşturdunuz, tümünü yaptınız mı?
- Tariflerimin hepsi, kendi deneyerek oluşturduğum, uzun yıllar boyunca gittiğim ülkelerde tadına baktığım lezzetlerin ipuçlarıyla zenginleştirdim. Uygulamalı uluslararası gastronomi eğitimlerinde öğrendiklerimden ve ABD Cornell Üniversitesi’nden beslenme dersi aldığım öğretmenim T. Collin Campbell’dan aldığım değerli bilgilerden de yararlandım. Altı ay boyunca defalarca pişirip test ettim. Fotoğraf çekimi de dahil kitabın tüm çalışması tam iki buçuk yıl sürdü. Bunun yanı sıra her gün yeni tarifler oluşturuyorum. Çünkü bazen evdeki mevcut malzemeye göre yemek yapıyorum, bazen de yeni bir şeyler deneyerek farklı sofralar kurmak istiyorum. Örneğin geçen hafta her zaman yaptığım bezelye çorbasından farklı bir bezelye çorbası oluşturmak için evdeki mevcut süt, dereotu, tereyağı ve parmesan peynirini kullandım, çok değişik ve güzel bir alternatif oldu.

Neleri yiyemiyorsunuz?
- İçinde buğday, arpa ve çavdar bulunan gıdaları tüketmemeye özen gösteriyorum.

ARADA KAÇAMAK YAPIYORUM

Hiç kaçamak yapamıyor musunuz? Örneğin mantıyı çok özlemişsiniz, bir iki kaşık yiyemiyor musunuz?
- Hamur işlerinden arada bir tüketebiliyorum. Sonra vücudum reaksiyon gösteriyor ama bir-iki hafta hamur işlerinden uzak kaldığım sürede reaksiyonlar geçebiliyor. Yani kaçamağın ardından bir-iki hafta o gıdayı kendime yasaklamam gerekiyor.

Glutensiz unla mantı hamuru açmayı denediniz mi?
- Glutensiz unla mantı, gözleme, poğaça ve kurabiye yaptım, lezzetleri güzeldi ama sindirmekte zorlandım. Bunun nedenini sorduğum konunun uzmanı doktorlar, glutensiz unların çoğunda bir miktar gluten bulunabildiğini, bu nedenle bazı kişilerde hazımsızlık yaptığını söyledi. O nedenle glutensiz unu bir daha kullanmadım.

Gezilerinizde yemek bulmakta zorlanıyor musunuz?
- Seyahatlerimde yemek bulmakta zorlanmıyorum. Sebze ve protein içeren gıdalarda zaten hiçbir sorun yok. Karbonhidrat gereksinimimi de pirinç ya da patates içerikli tariflerle karşılıyorum. Pirinç ve patates zaten herkesin tercih ettiği besinler. Bu konuda belki de şanslıyım.

Bir günlük beslenme programınız nasıl? Sabah, öğle, akşam neler yiyorsunuz?
- Kahvaltıda; keten tohumu, maydanoz ve zeytinyağıyla süslenmiş, kendi tarifim olan çökelek peyniri, taze sıkılmış meyve suyu, mevsimine göre yazın domates, salatalık, yeşil biber, kışın havuç, maydanoz, tereotu, nane, zeytin, mısır ekmeği, bal ya da ev yapımı reçel, haftada bir gün yumurta. Öğle yemeğinde; evde pişen tencere yemeklerinden bir çeşit, yanında salata ve yoğurt. Akşam yemeğinde mutlaka çorba, yine bir tabak tencere yemeği, salata ve yoğurt.

Glutensiz beslenme kilo aldırıyor mu?
- Glutensiz beslenmedeki kilo alımı ya da kaybı kişinin nasıl beslendiğiyle ilişkili. Sürekli pilav, patates, mısır unuyla yapılmış yemekler tüketirseniz doğal olarak kilo alırsınız.

Çölyak hastalarına önerileriniz nedir?
- Çölyak hastalarının ve gıda hassasiyeti olan kişilerin beslenme programlarını mutlaka uzman doktorlarla oluşturmaları gerekir. Bağışıklık sistemlerini kuvvetli tutacak şekilde beslenmelerini tavsiye ederim. Bağışıklık sistemini güçlendiren öğeler en başta antioksidanlar. Antioksidan ana grubu olan beta karoten (A vitamini), C vitamini ve E vitamini renkli sebze ve meyvelerde bulunuyor. Örneğin mor, yeşil, turuncu, kırmızı ve sarı renkte olan meyve ve sebzeler çok değerli. Ayrıca güneşten aldığımız D vitamini de bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Süt, yoğurt, soyalı içecekler, kefir ve turşu gibi fermante ürünlerde bol bulunan probiyotikler de bağırsaklarımızı güçlendiriyor ve egzama, kolon kanseri gibi pek çok sindirim sistemi hastalıklarının tedavisine yardımcı oluyor.

İLK DİYET DENEMEMDE KİLO ALDIM

Çocukluk yıllarında mutfağınızdan gelen hangi kokuları anımsıyorsunuz?
- O dönemde en sevdiğim kokular, hamur işlerinden yükselen kokulardı. Annemin ve anneannemin mutfağı çok lezzetlidir. Anneannemle çok güzel hamur işi yemekler yapardık, hafta sonları mantı günümüzdü. Annemin de pasta, kek ve kurabiyeleri çok güzeldir. Özellikle annemin yaptığı Alman pastasını yemeye bayılırım.

En çok sevdiğiniz yemekler hangisiydi? İştahlı mı yoksa mızmız bir çocuk muydunuz?
- Çocukluğumda çok iştahlı değildim ama yemek ayrımı da yapmazdım. Cips ve kolayı sevmezdim. En sevdiğim yemeklerin başında her çocuk gibi benim de köfte geliyordu. Mercimek çorbasını ve yaprak sarmasını da severek yerdim.

Babanız da mutfağa girer miydi?
- Zeytinyağlı fasulye ve türlüsü çok lezzetlidir. Onun yaptığı zeytinyağlıları başka hiçbir yerde yemedim bugüne kadar.

Sizin mutfakla aranız nasıl?
- Kendimi bildim bileli evin en sevdiğim bölümü mutfak. Küçük yaşlarımdan beri yemek yapmayı ve ikram etmeyi çok severim.

Güzellik kraliçeliği yarışmaları sırasında özel bir beslenme uyguladınız mı?
- Hayatımda ilk kez, güzellik yarışmasına hazırlanırken diyet yaptım ve kilo aldım. Bazı şeyleri kendime yasaklamam sonucunda aç kalıyordum ve doğal olarak daha fazla yemek yiyordum galiba. Yani yaptığım diyet ters tepti. O günden sonra bir daha zayıflamak için diyet yapmadım.

Şimdi evinizin mutfağının hâkimi kim?
- Tabii ki çocuklar. Günümüzde genellikle çocukların kış aylarını pırasa, karnabahar, pancar, turp, lahana, kereviz gibi onları hastalıklardan koruyacak değerli kış sebzelerini yemeden geçirdiklerini dehşetle izliyorum. Sonra bütün kış ateşlenip yatağa düşüyorlar. Bizim evde yemekler mevsim sebzelerine göre hazırlanır. Zaten mevsim dışı sebze meyvelerde gerçek lezzeti bulamıyorum.

Eşiniz de glutensiz yemekler mi yiyor?
- Eşim yemek ayırmaz, her türlü yemeği yer. Hatta sık sık kendisine de özel yemeklerimden yapmamı ister. Nedense onları daha
lezzetli buluyor.



Erkekler daha geç yaşta evlendiğinden, evlilikte “erken giden taraf” oluyorlar genellikle... Bu da “bir yastıkta kocayamadan”, nispeten genç yaşta yalnız kalmış, hatırı sayılır bir dul nüfus yaratıyor.
Çoğu, hayata yeniden başlamak için geç sayılacak yaştalar...
Hayatın kepenklerini tümden indirmek içinse erken... 
Kimi zaman babasız kalan çocuklarını kanatları altında toplayıp korumaya, kollamaya, okutmaya çalışıyorlar.
Daha ileri yaşlarda, üzerlerine yüklenen görev, torun büyütmek oluyor.
Kimse kendilerine ait bir hayatları olup olmadığını, bu “son düzlük”ü nasıl yaşamak istediklerini sormuyor.
Yitik kocalarından sonra çocuklarını, torunlarını eş ve iş edinip onlar üzerinden bir final kuruyorlar.
Genç yaşta iseler bu sorumlulukların üzerine bir de dul kadın olmanın toplumsal önyargılarıyla, densiz çağrışımlarıyla, mahalle baskısıyla savaşıyorlar.
Yaşlı iseler “sığındıkları” evlat evinde kaynana rolüne bürünüyorlar.
Her koşulda dullar için yorucu bir final koşusu bu...

Ana tanrıça
Bu zorluğu keyfe dönüştürmüş bir kadını yitirdim geçen hafta...
Perihan teyzemdi.
Sinemada “BB”lerin, “CC”lerin moda olduğu dönemde o da benim “PP”mdi...
Kucağında büyüdüğüm yarı-annem, eteğine gizlendiğim anaç gölgem...
Çocukluğumun huzurlu, geniş bahçelerinin bağbanı oydu. Kadınlığın, ekrandaki güzellik kraliçesinden çok, topraktaki bereket ana tanrıçasına benzediğini bana öğreten o...
70’lerin başında Muhsin Batur’un jetleri çatımızın üstünden uyarı uçuşu yaptığında onun kollarına kaçmıştım.
80’lerin başında tank seslerine onun yanında uyanmıştım.
Gönülsüz evlendirilmiş ama sonradan eşine “gönül” vermiş, boy boy kızlar yetiştirmiş, tek başına kaldıktan sonra da kızlarına kendisininkinden çok daha iyi bir hayat devredebilmişti.
Belki ömür boyu çektiklerine karşı, kendi geliştirdiği bir savunma mekanizmasıyla büyük dertleri, şen şakrak bir tevekkülün bohçasına sarar, rafa koyardı.
Genç yaşta dul kalmasını, müebbet bir mahkumiyet olmaktan çıkarıp beraate dönüştürmesini bilmişti.
Kendisi kadar bereketli dut, kayısı, vişne ağaçlarının gölgesinde kardeşlerini, üç kızını, sonra torunlarını yetiştirdikten sonra tek başına yaşamını sürdürmüş, hayat dolu kişiliğinden zerrece taviz vermemişti.

Şen dul
Bizlerse bu “Şen dul”un kuyruğuna gönüllü teğellenmiş lunapark çocukları gibiydik.
Bir bakardım, teyzem ve kızlarıyla, Aydınlıkevler’in bir kaldırımında, resmi ziyarete gelmiş bir yabancı devlet başkanının karşılamasındayım.
Ya da sabahın köründe, Lunapark aile gazinosundaki Zeki Müren konserinin bilet gişesi önünde...
29 Ekim sabahları Hipodrum’da... Akşamları feneralayında... Ya da bayramda sabırla kepçelediği koca bir mantı tenceresinin başucunda...
Kadınları, çocuk yaşta “kadınlar matinesi”nde tanıtmıştı bana...
Lezzeti, içindeki bakır 5 kuruşun hep bana isabet ettiği çiğböreklere gizlemişti; sevgiyi, son görüşmemizi bile “Seni seviyorum” diye bitiren sesine... Son çektiğim fotoğrafındaki gülüşüne...

Baba toprağı
Kalbinin yorulduğunu yalnız biz değil, kendisi bile anlamamıştı.
Prof. Tümer Çorapçıoğlu hocamız, pek müşküllü bir ameliyatta tek damarını değiştirdi ama diğerinde hâlâ yılların tortusu vardı.
Eskisine göre daha zor yürüyor, çabuk yoruluyordu ama kısılan sesinde bile eski neşeli tonlar çınlıyordu.
Tam iyileştiğinde babasının toprağına, Kırım tatarlarının vatanına götürmeyi vaat ediyordum ona...
O, “Prag’ı göremedim” diye dertleniyordu.
Çoğumuzun evden kafamızı dışarı uzatamadığı bu kavurucu yaz sıcağında gençlik aşkı Foça’ya tehlikeli bir yolculuğu göze aldı.
Başına çiçekli şapkasını taktı, çoluk çocuk tatile çıktı.
Yine ailece gidilen coşkulu bir gezinin keyfini çıkardı.
Ve 70 yıllık ömrünü, orada torunlarının kollarında noktaladı.

Mükerrer mezar
Onu babasının toprağına götüremedim ama babasının toprağına defnedilirken başucundaydım.
Baba-kız, çeyrek asır sonra bir “mükerrer mezar”da buluştular.
Bizse, hafızamızın derinliklerinde bir kaleydeskop gibi rengarenk ışıklar döndüren binbir anıyla veda ettik ona...
Ben dünyaya geldiğimde çığlık çığlığa ağlarken o gülüyordu muhtemelen...
Şimdi o, dünyadan giderken ben yine ağlıyordum; ve eminim o yine gülüyordu yattığı yerden...
Saçtığı sevda tohumlarının, çevresindeki her bir bedende çoğalarak yaşadığını bildiğinden...

Can Dündar
Bir sabah 3 avcı ava çıkmışlar. Aralarından bir tanesi, kendisinin çok deneyimli olduğunu iddia edip duruyormuş.
Dere tepe, ova orman gezerek bir av bulmaya çalışırlarken; çok deneyimli olduğunu iddia eden avcı, ufarak bir delik görmüş; arkadaşlarına:
- Hemen yere yatın, demiş; bu bir tavşan yuvası.
*   *   *
3 avcı da yere yatıp deliğe doğru nişan almışlar.
Biraz sonra delikten bir tavşan çıkınca da, hemen vurmuşlar tavşanı.
Sonra yine sürdürmüşler yeni bir av aramayı.
*   *   *
Bu kez, deneyimli olduğunu iddia eden avcı, daha büyük bir delik görmüş:
- Hemen yatın yere, demiş; bu da bir tilki yuvası...
*   *   *
Avcılar yine yatmışlar yere ve çiftelerini biraz daha büyükçe olan deliğe doğrultmuşlar.
O büyükçe delikten de bir tilki çıkınca, vurup öldürmüşler tilkiyi.
*   *   *
Dere tepe yürümeye ve yeni avlar aramaya devam...
Derken büyük mü büyük, mağara kapısı gibi bir delik daha görmüşler; sevinmişler de:
- Nihayet avların en büyüğünü avlayacağız, diye.
*   *   *
Büyük mü büyük deliğin hemen karşısına yatmışlar ve deliğe doğru da nişan almışlar.
*   *   *
Biraz sonra tünelden çıkan  bir marşandizin lokomotifi, çiğneyip paramparça etmiş 3 avcıyı da...
*   *   *
Çetin Altan www.Milliyet.com.tr

Orta boylu zayıf bir adamdı benim dayıoğlu

Kafasından kasketini hiç çıkarmazdı neden bilinmez

Kelinin görünmesinden mi çekinirdi yoksa öylemi alışagelmişti

Boya badana işleri yapardı

Renk renk boyardı evleri ama kendi tek renkti

Özü sözü bir, Anadolu çocuğuydu benim dayıoğlu

 

33 müydü 34 müydü bilmiyorum

İnşaatta duvar delerken elinde matkap ayaklar suyun içinde

Ardında gözü yaşlı onca insanı bırakıp gittiğinde

33 müydü 34 müydü yaşı bilmiyorum

 

Ama bildiğim tek bir şey varsa

Anadolu çocuğuydu benim dayıoğlu

Renk renk boyandı evleri ama kendi tek renkti

Özü sözü bir, adam gibi adamdı.

 

 

10 Nisan 2008

Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmet’in yeni bir şiiri bulundu. Eşi Piraye’nin arşivinde “Dört Güvercin” adlı şiirin yanı sıra, yarıda kalmış üç roman taslağı da var. Taslaklar yakında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılacak.

Nazım Hikmet
FİŞEKÇİ: BÖYLE BİR ŞEY BEKLEMİYORDUK

Nazım Hikmet’in eşi Piraye’nin torunu Kerem Bengü’nün elindeki arşivde ilk kez bulunan “Dört Güvercin” şiiri, “Sözcükler” dergisinin son sayısında yayınlandı. İlk kez yayınlanan şiirle ilgili olarak, derginin genel yayın yönetmeni Turgay Fişekçi duygularını şu sözlerle açıkladı: “Böyle bir şey beklemiyorduk. Nazım Hikmet’in bütün şiirleri yayınlandığını, artık yayınlanmayan hiçbir şiirinin olabileceğini tahmin etmiyorduk. Büyük bir sürpriz oldu. Bu şiiri 1938’de İstanbul Tevkifhanesi’nde yazmış ve Piraye’ye göndermiş. Sonra muhtemelen kendisi de unutmuş herhalde. Çünkü sürekli bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor. Şimdiye kadar kitaplarda yer almaması böyle açıklanabilir sanıyorum.”
Fişekçi, edebiyat çevrelerini heyecanlandıran sürpriz şiir ve yarıda kalmış roman taslakları ile ilgili olarak NTVMSNBC’ye konuştu:

“BİR ŞEY BULDUK, NEDİR BU?”
Piraye, yazar Kemal Tahir ve Nazım Hikmet. 1940 Çankırı Cezaevi.

Nazım Hikmet’in eşi Piraye Hanım’la hayatlarının 20 yılı beraber geçti. 20 yılın yaklaşık 14 yılında Nazım Hikmet cezaevindeydi. Hem birlikte, hem ayrı ortak bir hayatları vardı. Bu süre içinde Nazım Hikmet çeşitli cezaevlerinden Piraye’ye mektuplar dışında resimler, şiirler gönderiyordu. Yıllar boyu korumasında kaldı. Piraye Hanım bu anlamda çok muhafazakar bir kadındı. Nazım Hikmet’ten ayrıldıktan sonra dış dünyaya çok kapalı bir hayat sürdü. Kimseyle başka bir ilişkisi olmadı, elindeki eserleri de özenle korudu. Piraye’den sonra Piraye’nin oğlu Mehmet Fuat bunların hepsini yayınladı. Nazım Hikmet’in pek çok eserini Mehmut Fuat gün ışığına çıkardı. Memletketimden İnsan Manzaraları gibi çok sayıda eser, Piraye hanım sayesinde bugüne ulaştı. Yoksa bu eserler bugün olmayacaktı. Piraye Hanım 1995’te, oğlu Mehmet Fuat 2002’de öldü. Bugün Piraye’den kalanlar Mehmet Fuat’ın oğlu, yani Piraye’nin torunu olan Kerem Bengü’nün elinde. Kerem Bengü ve eşi Zeynep Bengü, Piraye’nin de oturduğu evde oturuyorlar. Zaman zaman evdeki bir takım evrakları elden geçiriyorlar. Ve bir ay kadar önce de beni çağırdılar, “Bir şey bulduk, nedir bu?” diye. Bunun Nazım’ın yayınlanmamış bir şiiri olduğunu anladım. Ve Sözcükler’de yayınlanması için onlardan izin alarak dergide yayınladım.

Y. KEMAL’LE FARKLI ZAMANLARDA DÜŞÜNMÜŞ GİBİ
Nazım Hikmet

Ayrıca bir takım defterler bulmuşlar. Bunlar da gene Nazım Hikmet’in cezaevinde yazmaya başladığı üç ayrı roman. Piraye Hanım, Nazım Hikmet’e bir mektubunda yaklaşık olarak şöyle bir şey söylemiş: “Sıkıldığında kendine bir defter al, yazmaya başla ve kendini rahatlat” gibi bir öğüt. Her üç defterin girişinde tırnak içinde Piraye’nin bu sözleri var. Nazım Hikmet bu romanları bir tür Piraye’nin öğüdünü yerine getirmek için yazmış. Nazım bunları 20- 30 sayfa yazıp yarıda bırakmış. Bir tanesi çok ilginç. Adı, “Zeytin ve İncir Adası.” Bozcaada, Gökçeada gibi bir adayı anlatıyor. İçinde Rum kahramanlar var. Konu olarak son derece ilginç bir roman taslağı. Biliyorsunuz daha sonra benzer bir konuyu Yaşar Kemal işledi, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana”da yine böyle bir ada anlatılıyor. İki yazar arasında böyle aynı şeyi daha önce Nazım Hikmet düşünmüş gibi bir izlenim doğdu bu romanı okuduğumuz zaman. Bu üç roman taslağını Nazım Hikmet’in bütün eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları yakında kitap olarak yayınlayacak.

DÖRT GÜVERCİN
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan. 
                                           NAZIM HİKMET


Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı

Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 

© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et