Mayıs 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Yıllık Arşiv
Tanıtım
Kimler Var?
ALEV EKEN
Alev EKEN
NURAN ATMANOĞLU
Nuran ATMANOĞLU
SUNA DUMANKAYA
Suna DUMANKAYA
FUSUN SAKA
Füsun SAKA
YASEMİN AMATO
Yasemin AMATO
MERYEM DEDE
Meryem DEDE
SULEYMAN ESERDAĞ Süleyman ESERDAĞ
FİKRİYE ABLA
Fikriye Ablanız
Reklam


Bayanlara Özel

reklam

 
Evlilik KİLO aldırır mı?
Kocam Light Erkektir
Fikrim Yok
Hayır
Evet
 
Özel Arama

Ana Sayfa > Edebi
 

Orta boylu zayıf bir adamdı benim dayıoğlu

Kafasından kasketini hiç çıkarmazdı neden bilinmez

Kelinin görünmesinden mi çekinirdi yoksa öylemi alışagelmişti

Boya badana işleri yapardı

Renk renk boyardı evleri ama kendi tek renkti

Özü sözü bir, Anadolu çocuğuydu benim dayıoğlu

 

33 müydü 34 müydü bilmiyorum

İnşaatta duvar delerken elinde matkap ayaklar suyun içinde

Ardında gözü yaşlı onca insanı bırakıp gittiğinde

33 müydü 34 müydü yaşı bilmiyorum

 

Ama bildiğim tek bir şey varsa

Anadolu çocuğuydu benim dayıoğlu

Renk renk boyandı evleri ama kendi tek renkti

Özü sözü bir, adam gibi adamdı.

 

 

10 Nisan 2008

Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nazım Hikmet’in yeni bir şiiri bulundu. Eşi Piraye’nin arşivinde “Dört Güvercin” adlı şiirin yanı sıra, yarıda kalmış üç roman taslağı da var. Taslaklar yakında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılacak.

Nazım Hikmet
FİŞEKÇİ: BÖYLE BİR ŞEY BEKLEMİYORDUK

Nazım Hikmet’in eşi Piraye’nin torunu Kerem Bengü’nün elindeki arşivde ilk kez bulunan “Dört Güvercin” şiiri, “Sözcükler” dergisinin son sayısında yayınlandı. İlk kez yayınlanan şiirle ilgili olarak, derginin genel yayın yönetmeni Turgay Fişekçi duygularını şu sözlerle açıkladı: “Böyle bir şey beklemiyorduk. Nazım Hikmet’in bütün şiirleri yayınlandığını, artık yayınlanmayan hiçbir şiirinin olabileceğini tahmin etmiyorduk. Büyük bir sürpriz oldu. Bu şiiri 1938’de İstanbul Tevkifhanesi’nde yazmış ve Piraye’ye göndermiş. Sonra muhtemelen kendisi de unutmuş herhalde. Çünkü sürekli bir cezaevinden başka bir cezaevine gidiyor. Şimdiye kadar kitaplarda yer almaması böyle açıklanabilir sanıyorum.”
Fişekçi, edebiyat çevrelerini heyecanlandıran sürpriz şiir ve yarıda kalmış roman taslakları ile ilgili olarak NTVMSNBC’ye konuştu:

“BİR ŞEY BULDUK, NEDİR BU?”
Piraye, yazar Kemal Tahir ve Nazım Hikmet. 1940 Çankırı Cezaevi.

Nazım Hikmet’in eşi Piraye Hanım’la hayatlarının 20 yılı beraber geçti. 20 yılın yaklaşık 14 yılında Nazım Hikmet cezaevindeydi. Hem birlikte, hem ayrı ortak bir hayatları vardı. Bu süre içinde Nazım Hikmet çeşitli cezaevlerinden Piraye’ye mektuplar dışında resimler, şiirler gönderiyordu. Yıllar boyu korumasında kaldı. Piraye Hanım bu anlamda çok muhafazakar bir kadındı. Nazım Hikmet’ten ayrıldıktan sonra dış dünyaya çok kapalı bir hayat sürdü. Kimseyle başka bir ilişkisi olmadı, elindeki eserleri de özenle korudu. Piraye’den sonra Piraye’nin oğlu Mehmet Fuat bunların hepsini yayınladı. Nazım Hikmet’in pek çok eserini Mehmut Fuat gün ışığına çıkardı. Memletketimden İnsan Manzaraları gibi çok sayıda eser, Piraye hanım sayesinde bugüne ulaştı. Yoksa bu eserler bugün olmayacaktı. Piraye Hanım 1995’te, oğlu Mehmet Fuat 2002’de öldü. Bugün Piraye’den kalanlar Mehmet Fuat’ın oğlu, yani Piraye’nin torunu olan Kerem Bengü’nün elinde. Kerem Bengü ve eşi Zeynep Bengü, Piraye’nin de oturduğu evde oturuyorlar. Zaman zaman evdeki bir takım evrakları elden geçiriyorlar. Ve bir ay kadar önce de beni çağırdılar, “Bir şey bulduk, nedir bu?” diye. Bunun Nazım’ın yayınlanmamış bir şiiri olduğunu anladım. Ve Sözcükler’de yayınlanması için onlardan izin alarak dergide yayınladım.

Y. KEMAL’LE FARKLI ZAMANLARDA DÜŞÜNMÜŞ GİBİ
Nazım Hikmet

Ayrıca bir takım defterler bulmuşlar. Bunlar da gene Nazım Hikmet’in cezaevinde yazmaya başladığı üç ayrı roman. Piraye Hanım, Nazım Hikmet’e bir mektubunda yaklaşık olarak şöyle bir şey söylemiş: “Sıkıldığında kendine bir defter al, yazmaya başla ve kendini rahatlat” gibi bir öğüt. Her üç defterin girişinde tırnak içinde Piraye’nin bu sözleri var. Nazım Hikmet bu romanları bir tür Piraye’nin öğüdünü yerine getirmek için yazmış. Nazım bunları 20- 30 sayfa yazıp yarıda bırakmış. Bir tanesi çok ilginç. Adı, “Zeytin ve İncir Adası.” Bozcaada, Gökçeada gibi bir adayı anlatıyor. İçinde Rum kahramanlar var. Konu olarak son derece ilginç bir roman taslağı. Biliyorsunuz daha sonra benzer bir konuyu Yaşar Kemal işledi, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana”da yine böyle bir ada anlatılıyor. İki yazar arasında böyle aynı şeyi daha önce Nazım Hikmet düşünmüş gibi bir izlenim doğdu bu romanı okuduğumuz zaman. Bu üç roman taslağını Nazım Hikmet’in bütün eserlerini yayınlayan Yapı Kredi Yayınları yakında kitap olarak yayınlayacak.

DÖRT GÜVERCİN
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan. 
                                           NAZIM HİKMET

Kitabını alan sokağa çıksın
 
Türkiye'nin ilk kişisel gelişim uzmanlarından Mümin Sekman'ın yazdığı ve son iki yılın en çok satan kitaplarından olan 'Her Şey Seninle Başlar', 500 bin okuyucuya ulaştı. Yeni baskısı 100 bin adet yapılan kitap; Hülya Avşar, Seda Sayan ve Tamer Karadağlı gibi birçok ünlü ismi de etkisi altına aldı. Bu yoğun ilgiden memnun olan Sekman, şimdi de yeni bir kampanya başlattı. Kitabın yayın tarihi olan 16 Kasım'da, herkes kitabını eline alıp sokağa çıkacak ve böylece okurlar birbirlerini tanıyacak.

16 Kasımda elde kitap "yürüyüş" yapıyoruz!


10 yaş altı ve 60 yaş üstü insanları saymazsak, yürüyebilen yüz Türkten biri Her Şey Seninle Başlar okuru. Yolda yürürken karşılaştığınız her yüz kişiden biri Her Şey Seninle Başlar okuru.

Peki ama hangisi? Siz kendinizi biliyorsunuz da, diğer okurlar kim? Görüşler kısmında bunu çok merak eden bir okur, ilham verdi, biz de okurlarımızdan 16 kasımda "kendilerini göstermelerini" istemeye karar verdik. Türkiyede ilk olan -belki de dünyada da- bir etkinlik yapıyoruz. Tabi sizin katılımınızla. Konu şu; 16 Kasım "her şey seninle başlar"ın doğum günü. Her Şey Seninle Başlar'ın doğum gününde okurlar arasında özel bir şey yapıyoruz.Her Şey Seninle Başlar okurlarının birbirilerini tanımasalar da birbirlerini görmelerini sağlamak istiyoruz.

Aktivitemiz şu: 16 kasım günü Her Şey Seninle Başlar okuyan herkesin evden işe-işten eve giderken ellerinde Her Şey Seninle Başlar kitapları ile yola çıkmalarını, kitabı çantaya koymayıp elde tutarak Her Şey Seninle Başlar okuru olduklarını göstermelerini, böylece Her Şey Seninle Başlar okurların birbirini görebilmesini sağlamayı planlıyoruz.

Ne dersiniz ilginç fikir değil mi? Bir Her Şey Seninle Başlar okurunun "yolda yürürken gördüğüm herkesi acaba Her Şey Seninle Başlar okumuşlardan mıdır diye incelemekten kendimi alamıyorum" demesinden ilham aldık. Çevrenizdeki Her Şey Seninle Başlar okurlarını bu durumdan haberdar ederek ve cep telefonunuzu 16 kasıma kurarak siz de katılabilirsiniz. O gün siz de elinizde kitapla sokağa çıkarsanız, diğer Her Şey Seninle Başlar okurlarını da gördüğünüzde onların yüzüne gülümseyerek bakmanız yeterli. Pozitif, güler yüzlü, özel bir iletişimin anı. Kısa ama anlamlı. Sokaklar turuncu kapaklı kitapla bir başka görünecek... Ne dersiniz, var mısınız? 
bedava kitap kazan


Site içinde gizlenen yukarida ki LOGO'yu tiklayip. Çekilise katilin. Ücretsiz Yanda ki Kitaplardan birini kazanın
Pratik Bilgiler Güzellik, ZayiflamaCilt Bakimi Hakkinda
Günlerden Pazar değildi.

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmıyordu. Sanki gök delinmemiş, gökyüzünden o hızla gelen damlalar pencereyi 'tık... tık... tık...' diye dövmüyordu.

        Dışarısı karanlık değildi. Ve ben pencerenin buğusunu silerek dışarı bakmadım. Damlalar, parmak izlerimin açtığı inceli kalınlı, buğulu yoldan süzülüp önce yavaş, sonra birden hızlanarak akmadılar.
        Düşüncelere dalmadım; içim sıkılmamıştı. İçimin bu sıkıntısı yüzüme, oradan da parmaklarımın pencerede bıraktığı koyu karanlık ize yansımamıştı. Pencereyi biraz daha silmeye uğraşmadım. Camın soğuğundan önce parmaklarımı, giderek tüm vücudumu hafiften bir titremedir almadı. Artık ne olursa olsun cesaret edip başladığımı bitirmeliyim, diye düşünmedim.

        Camın önünden ani bir kararla çekilip kütüphaneme gitmedim. En üst rafa uzanmadım. Rastgele bir iki kitap seçmedim. Tekrar camın önüne gelip sallanan sandalyeme oturmadım. Kucağımda kütüphaneden rastgele seçtiğim o bir iki kitap da yoktu. Sayfaları karıştırmaya başlamadım. Derken kitaplardan biri kucağımdan kayıp yere düşmedi. Hayli kalın olan cilt, 'tonk' diye bir ses çıkarmadı. Umursamadım.

        Yanımdaki sehpanın üzerinde sigaram, çakmağım ve buz mavisi kristal küllük durmuyordu. Uzanıp paketten bir sigara çıkarmadım. Uçak benziniyle yanan muhtar çakmağıma elimi bir sürtüşte yakmadım. İlk nefesi içime derince çekerken gözlerimi kapamadım. Kucağımda hâlâ kitaplar durmuyordu. Biri de yerde değildi.

        Düşünceler beynimden hızla akmaya devam etmiyordu.
        Son kararımı vermemiştim:
        
Bir kitap yazmayacaktım.
        Ve onu sizin gibi; kimse okuyamayacaktı!

Seviye MERİH -Anafilya Şubat 2007

Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.


Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.

 
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.

 
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim.
New York, 1995
İsmail CEM

Aklı başında olan hiçbir insan, ömrünün üçte birini yastığa bağışlamaz. "Erişkin bir insan günde en az 8 saat uyumalıdır." palavrasını ve / veya önyargısını kırarak 8 saat uyumanın bir alışkanlıktan ibaret olduğunu öğretmektedir. 4 saat uyuyarak 8 saat uyumuş gibi zinde uyanmayı da anlatan kitap, bunun nasıl yapılabileceğini öğretmektedir.

Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım diyerek medyaya konu olan Erdal Demirkıran' ın “Sadece Aptallar 8 Saat Uyur” isimli kitabı.

Uzmanlar uyku konusunda diyorlar ki, "10 saat uykuya ihtiyacı olan biri 6 saat uyuyabilmişse uykusuzluk içindedir. Uykunun kalitesini süresiyle ölçmemek gerektiğini söyleyen uzmanlar kişinin kaç saat uykuya ihtiyacı olduğunu kendisinin belirleyebileceğini söylüyorlar. Uyku ve uyuma problemleri üzerine yapılan bir araştırmada yetişkin bir bireyin günde 6-7 saat uyumasının gerektiği belirtiliyor, ileri yaş kuşağının uyku süresi ve uykuya ihtiyacı farklıdır. Örneğin yaşlılar daha az uyur"

Erdal Demirkıran ise son kitabında buna itiraz ediyor ve “Erişkin bir insan günde 8 saat uyumalıdır!” diyen uzmanların tersini savunuyor. Demirkıran, 8 saat uyku şarttır fikri sabitine sahip hekimlerin göstereceği muhtemel tepkiyi de pek önemsemiyor. “İnsanlara olan saygım, uzmanlara olan saygımdan daha ağır bastığı için yazdım bu kitabı. Göz göre göre insanların hayatlarını yastığa bağlı geçirmelerini hazmedemedim.”

Kendisiyle son yayınlanan kitabı hakkında görüştüğümüz Erdal Demirkıran’a göre günde 8 saat uyumak bir zorunluluk değil, sadece basit bir önyargıdır. Yazar ideal uyku süresinin 4 – 6 saat arasında değişmesi gerektiğini söylüyor.

UYKUYU AZALTARAK DİNÇ KALMAK MÜMKÜN

8 saat uyumaya alışmış olan bir insanın uykusunu azaltarak da dinç kalmasının mümkün olduğunu belirten yazar Demirkıran, “Uykusunu azaltmak, ya da kitaptaki ifadeye göre uykusunu ideal süreye taşımak isteyen birinin öncelikle hipotalamusuna hükmettiğine inanması gerekiyor.” diyor.

Demirkıran, Kashna Kitap Ağacı Yayınevi'nden çıkan kitabını alan okurlara bir de Hipotalamus hediye ediyor. Erdal Demirkıran, kitabın sağ üst köşesine yerleştirilmiş olan kutuda her okuyucu için bir Hipotalamus var.

Uyku gibi sıkıcı bir konuda roman tadında oldukça neşeli bir eser sunduğunu belirten yazar, var olan önyargıları çökertmeyi hedefliyor.

Demirkıran; "Uyumanın bir zorunluluk olduğunun elbetteki farkındayım, zaten uykuya ya da uymaya karşı değilim. Ben sadece çok uyumaya karşıyım. Diyor ve ekliyor: işin bir de maddi boyutu var; iş göremez, çocuk, yaşlı, hasta ya da özürlüler hariç, dünyadaki bütün sağlıklı insanlar sadece bir gün için 8 saat yerine 4 saat uyuyup, elde edilen 4 saatlik zamanı çalışarak geçirmiş olsalar, yaklaşık 30 milyar dolarlık ek bir kazanç elde edilmiş olur. Bu hesapla bu güç organize edildiğinde Afrika’nın açlık sorununu birkaç günde çözdünüz demektir" diyor.

Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım, Adam Dediğin Benim Gibi Olur, İflas Etmenin Yolları, Dünyanın En Akıllı İnsanı’ndan Masallar isimli 4 kitabı daha bulunan Erdal Demirkıran’a tepki toplamaktan korkmuyor musunuz sorusuna da, “Yazdıklarım sıradan şeyler aslında. Tepki toplaması garip geliyor bana. Yani 60 sene yaşayan ve 20 yılını uykuda geçiren bir insana 4 saat uyumayı öğreterek ona ömrünü uzatmayı teklif etmem tepki topluyorsa ben ne diyebilirim? Dünyada yüz binlerce insan savaş tehdidi altında kıvranırken, açlıktan ölen binlerce insan varken birinin çıkıp ‘Uyuma çalış, basit bir önyargıyla ömrünü heba etme!’ demesi tepki toplayacaksa yazmam gereken daha çok konu var demektir.” diye cevap verdi. 

erdal demirkıranKİTAPTAN BİR BÖLÜM

" - Kaç yaşındasın?
- 30, dedi Kendyn.
- Yani 5, diye düzeltti Cin. ‘Bakalım ikinci sorumda nasıl zırvalayacaksın?’ diye düşünür gibi kafasını salladı ve ikinci soruya geçti:
- İnsanlar ortalama kaç yıl yaşıyor?
- 60 ,dedi Kendyn.
- Yani 10, diye düzeltti Cin. Kendyn bir matematik öğretmeninin öğrencisine çıkıştığı gibi çıkıştı Cin’e.
- Sen nasıl Cin’sin. Sağır mısın yoksa? 30 diyorum 5 diyorsun, 60 diyorum 10 diyorsun…
Cin, öğretmeninden yediği azara aldırış etmeyen asi bir öğrencinin ‘Benim sana ihtiyacım yok!’ ifadesini yüzünde toplayarak, kelimeleri eze eze Kendyn’e bir teklifte bulundu:
- Cık cık cık… Sağır falan değilim, sen hesap bilmiyorsun. İstersen gel beraber hesaplayalım.
Kendyn haklı olduğuna dair hiçbir şüphe taşımadan sessizce dinliyordu. Cin devam etti:
- 15 seneni çocukluğunda geçiriyorsun. Şimdi sorsam, bir şey hatırlamazsın. Yalan mı?
- Doğru, dedi Kendyn, bu hesabın nereye gittiğini kestiremeden.
- 15 seneni de gıvır zıvır işlerle geçiriyorsun,
diye devam etti Cin. Kendyn ‘Nasıl yani, gıvır zıvır işlerden neyi kasdediyorsun?’u soruyordu, kafasını 30 derecelik bir açıyla sağa doğru bükerek. Cin kaldığı yerden, hem de hızını hiç kesmeden konuşmasını sürdürdü:
- Yani saçma sapan televizyon programları, sanal alemlerde garip arayışlar, işe yaramaz oyunlar, aptal saptal diyaloglar, sonuçsuz tartışmaları kasdediyorum. Etti 30.
- Eee?, dedi Kendyn.
- Her gün 8 saatini de uykuda geçiriyorsun, günün üçte biri yani… Bu da yaşadığın 60 yılın 20 yılını uykuda geçirdiğin anlamına gelir. Az önce yaşamadığın ya da yaşadığını zannettiğin 30 yılına bu 20 yılı da eklersek, eder 50. Toplam ömrün 60 yıldı. Düş şimdi 60’tan 50’yi, bakalım ne kalıyor?
*********************************************

Bu kitabı muhakkak okumalısınız. Benim 8 saat uyuma gibi bir problemim yok ve olmadığı halde kitabı çok beğendim

TIKLA İNCELE

DEMLENMEK

Yürürken yolda,

Kaldırımda biriken suya,

Basarak geçebilmek,

Gelmeyeceğini bile bile,

Uçan kuşu omzuna çağırabilmek gerek,

Umutsuz da olsa, karşılıksız sevebilmek,

Hayalimdeki seni değil,

Seni özleyeceğim diyebilmek,

Aşık olduğunu herkesin içinde haykırabilmek,

Kalbindeki sesi yüksek sesle söyleyebilmek gerek,

İçmeden sarhoş,

Ne deli, ne de akıllı,

Deli akıllı olabilmek gerek.

Baktın olmadı, gamlanmak yerine,

Biraz demlenmek gerek.


Ş.Hanif TANYILDIZI
31 Aralık 2006

İzmir


OKUNASI
GEZELİM GÖRELİM

Online Doktor


Xprodoksit Blog
 
Gizlilik Politikası
Kullanım Şartları

 
Fotoğraf Albümü
album
www.XprodoksiT.com

eXTReMe Tracker website counter TOPlist