![]() |
|
|||||
| REKLAM |
![]() |
| REKLAM |
|
KEMOTERAPİ NEDİR
İnsan vücudunda oluşan anormal hücrelerin büyüme ve çoğalmalarını durdurmayı veya yok etmeyi amaçlayan, doğal veya yapay maddelerden oluşan ilaçlarla yapılan tedavi biçimine kemoterapi denir. Anormal hücrelerin çoğalma yeteneği kontrolsüz olup normal hücrelerden daha fazladır. Anormal olan bu hücreler çoğalırken, çevrede bulunan normal hücrelere de zarar vererek onların işlevlerini engellerler. Kemoterapi ilaçları; bu anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalmalarını çeşitli basamaklarda engelleyerek etki gösterir.
Devamı... |
|
|
Sigara içenlere HAYATİ öneriler Öncelikli olarak sigara içenlere birinci önerim sigarayı bırakmalarıdır. Aşağıdaki önerilerim ise bırakamayanlara tavsiye niteliğindedir. Günümüzde sigaranın kalp-damar, beyin, ve akciğer hastalığı gibi organlarda ağır hasara neden olduğu iyi bilinmektedir. Ayrıca kanserlerin en önemli nedenlerindendir. Amfizem ve süreğen bronşit gibi akciğer hastalıkları, inme, eklem kireçlenmesi, maküler bozulma, tansiyon yüksekliği ve damar tıkanıklığı gibi sorunlara neden olmaktadır. Sigaranın bırakılmasında nikotinin yerine konması (sakız, bant), akapunktur, hipnoz ve ilaç kullanımı yararlı olabilmektedir. Bununla bazı insanlar bu bağımlılıktan kurtulamamaktadır. Sigarayı bırakamayanlara önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz: • Antioksidanlar: sigara içilmesinin neden olduğu oksidatif hasara karşı yardımcı olabilirler. Sigara içilmesi ile ortaya çıkan serbest radikallerin hücrelere verdiği hasarın giderilmesi için vücudun her gün antioksidan gibi temel besinlere ihtiyacı vardır. Antioksidanlar tek tek değil de birbirlerinin etkilerini arttırmaları nedeni ile multivitamin olarak alınmaları daha yararlıdır. Maküler hasarlanma, serbest radikallerin gözde yaptığı hasar olup, özellikle antioksidan alınması ile riski azaltılabilmektedir. C vitamini, E vitamini ve selenyum alımı yüksek olan kişilerde maküler hasarlanma gelişme riskinin %70 daha az olduğu gösterilmiştir. • Selenyum: Yapılan çalışmalarda selenyum eksikliğinin kansere neden olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte selenyum eksikliği olmayan insanlarda selenyum takviyesi yapılmasının yararı bulunmamaktadır. Fakat yeni yapılan bir çalışmada selenyum takviyesi yapılan insanlarda kanser riskinin azaldığının gösterilmesi nedeni ile çalışma erken sonlandırılmış ve çalışmadakilerin hepsine selenyum takviyesi önerilmiştir. Bu çalışmada temel hedef cilt kanseri riski üzerine selenyum takviyesinin etkisi araştırılmıştır. ilginç olarak selenyum alanlarda cilt kanseri riski azalmaz iken akciğer kanserinde %40, kalınbarsak kanseri riskinde %50 ve prostat kanseri riskinde %66 olmak üzere bütün kanserlerden ölme riski ortalama %50 azalma olduğu saptanmıştır. • Yeşil çay: içinde bulunan polifenoller nitrözamin ve diğer karsinojenlerin oluşumunu engeller ve karsinojenlerin temizlenmesine yardımcı olur. Yeşil çay aynı zamanda dişilik hormonu olan östrojenin etkisini engelleyerek meme ve rahim kanseri riskini azaltmaktadır. Yeni yapılan bir çalışmada da yeni kan damarlarının oluşumunu azaltarak kanserlerin büyümesini azalttığı gösterilmiştir. Günlük ne kadar alınması gerektiği bilinmemektedir. Sağlık için yararlı olabilmesi için 3 fincan yeşil çay içilmesi ve bunun destekleyici ürün olarak karşılığının da günde üç defa 100-150 mg yeşil çay ekstraktının (total %80 polifenol ve %55 EGC içeren) kullanılması gerektiği düşünülmektedir. Kansere karşı etkili olabilmesi için gerekli dozların daha yüksek olduğu, bunun da yeşil çay içilerek değil de destekleyici ürün ile elde edilebileceği ileri sürülmektedir. Yeşil çayın kafein içeriğinin düşük olması nedeni ile yan etkileri azdır. • MGN-3: pirinç kepeğinden elde edilen veya arabinoxylane bileşiği, doğal öldürücü hücrelerin sayısını ve infterferon yapımını arttırmaktadır. Doğal öldürücü hücreler, vücutta anormal hücreleri tespit ederek ortadan kaldırılmasını sağlar. • Koenzim Q10: bu enzim, tansiyonu yüksek olan hastalarda eksik olabilmektedir. Böyle hastalarda günde iki defa 50 mg verildiğinde tansiyon normale gelebilmektedir. • Balık yağı: içinde bulunan EPA ve DHA isimli yağ asitleri tansiyon kontrolünde ve kolesterol seviyesinin düşürülmesinde yardımcıdır. • Mağnezyum: tansiyonun kontrol altına alınmasında yardımcıdır. Günde 500 mg alınması yeterlidir. • Taurin: amino asit olup insan ve hayvanlarda tansiyonun düşürülmesinde yardımcıdır. • C vitamini: kan basıncında düşme sağlayabilmektedir. • Sarımsak: Tansiyonun düşmesinde ve kolesterolün düşürülmesinde yararlıdır. • Çinko: görme işlevinin devamında görevli enzimler için gereklidir. Maküler hasarlanması olanlarda günde 80 mg çinko alınması görme kaybını azaltmaktadır. • Yaban mersini: retinada hasarı azaltan bileşenleri içerir. Maküler hasarlanmayı azaltabilir. Retinadaki kapiller damarları güçlendirerek kanama riskini azaltır. |
|
|
Kanserde bağışıklık sistemi ve beslenme * Beslenme, stresin azaltılması, destek gruplarına katılma ve egzersiz yapılmasının bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği bir çok çalışmada gösterilmiştir. Aşağıda bu konulardan bahsedilmektedir.
2. Moral: Kanserli hastalarda korku, endişe ve depresyon sık olarak görülmektedir. Özellikle halkımızın daha duygusal olması ve tanıyı kabullenememesi nedeni ile bu durumu daha çok yaşamaktayız. Ayrıca hastanelerin kalabalık ortamında yoğunluğa bağlı huzursuzluk, sıra bekleme (muayene, tedavi, kan tahlili gibi) sıkıntısı, moral bozukluğu, diğer hastalardaki tedavi başarısızlıklarının ümitlerini kırması gibi durumlarla oldukça sık karşılaşmaktadır. Bu da hastanın duygusal kırılganlığını arttırmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kanserli hastaların tedavisi rahat, konforlu ve kalabalık olmayan ortamlarda, hastanın hekimi ile sohbet ortamında konuşabileceği bir zamanın ayrılabildiği mekanlarda yürütülmektedir. Tedavi ve muayene ortamının geleneksel hastane ortamından uzak, rahat, kalabalık olmaması ve ferah olması hastanın stresinin azaltılmasında yardımcı olabilir. Hastanın hekiminin bilgi ve deneyimine güvenmesi, çeşitli kaynaklardan edindiği bilgiler hakkında rahatça görüşme yapabilmesi, hekimine ulaşım kolaylığının olması da tedavi esnasında stresin azaltılmasına belirgin derecede yarar sağlamaktadır. Kanserli hastalarda stres, endişe ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği bir çok çalışmada gösterilmiştir. Psikolojik durumun bağışıklık sistemini etkilemesi nedeni ile bu durum önem taşımaktadır. Bu nedenle hastaların maruz kaldıkları tedavi ortamının rahat olması ve hekimi ile rahat konuşabileceği zamanın olması psikolojik açıdan çok önemlidir. Ayrıca bu konuda ek olarak psikolojik destek alınması da yararlı olmaktadır. Melanom ve diğer cilt kanserlerinde düzenli destek grupları toplantılarına katılmanın bağışıklık sistemini uyardığı gösterilmiştir. Başka bir çalışmada da destek gruplarının toplantılarına katılan meme kanserli hastaların, katılmayan hastalara göre daha uzun süre yaşadığı gösterilmiştir. Buna stresin azalması ve bağışıklık sisteminin uyarılmasının neden olduğu düşünülmektedir. Uzun süreli stres, vücutta başta adrenalin ve kortikosteroid gibi strese yanıt hormonlarını arttırarak bağışıklık sisteminin baskılanmasına, vücudun kendisini savunma ve kanser ile savaşma yeteneğinde azalmaya neden olmaktadır. Bir çok gelişmiş kanser merkezlerinde kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte stres azaltılmasına yönelik program ve tedaviler uygulamakta, hastaların daha rahat ortamda tedavi olmaları sağlanmaktadır. 3. Beslenme: Beslenmenin bağışıklık sistemi üzerine etkisi bulunmaktadır. E vitamini ve selenyum gibi antioksidanlar, A vitamini, D vitamini, çinko, linoleik asit ve omega-3 yağ asitleri gibi beslenme faktörleri bağışıklık sisteminin işlevlerini düzenlemektedir. Kanserli hastaların beslenmelerinde bu faktörlerin yeterli miktarda alınması yararlıdır. Beslenme planı için bu konuda deneyimli bir diyet uzmanından yardım istenebilir. Yağdan fakir vejetaryen diyetin, stres azaltılması ve diğer tamamlayıcı tedavi yöntemleri ile birlikte bağışıklık sistemini uyardığına inanılmaktadır. Taze balık, sebze, mantar, şifalı bitkiler, çaylar, omega-3 yağ asitleri (salmon ve uskumru gibi balıklarda bol bulunur), kompleks karbonhidratlar, yoğurt, kefir ve deniz yosunu gibi besinlerin T hücrelerini ve diğer bağışıklık hücrelerini uyardığı ve kanserle savaşmalarını arttırdığı yönünde bilimsel kanıtlar bulunmaktadır. Besin maddelerini karbonhidrat, protein ve yağ olarak 3 temel gruba ayırabiliriz. Bunlarla ilgili önerileri şöyle sıralayabiliriz; •Karbonhidrat: Kompleks karbonhidratlar; Tam buğday ekmeği, tam tahıl makarnası, kahverengi pirinç, kuskus, arpa, yulaf, erişte ve kepek gibi tahıl ürünleri bağışıklık sistemine yardımcıdır. Beslenme programına dahil edilmeleri yararlı olabilir. Kısıtlı alınması gereken bazı şekerli ürünler: Şeker, kahverengi şeker, bal. Kısıtlı alınması gereken bazı karbonhidratlı gıdalar: Beyaz ekmek, beyaz makarna, kek, pasta, çörek, börek. • Protein: Vücudun bağışıklık sisteminde gerekli enzimlerin yapılmasında gerekli olduğu için yeterli miktarda protein alınması gereklidir. Hindi, tavuk ve balık gibi beyaz et ile yağsız kırmızı et gibi ürünlerin yeterli miktarda tüketilmesi hayvansal proteinlerin alınmasında yararlıdır. Ayrıca fındık ve ceviz gibi kabuklu yemişler, yerfıstığı yağı, soya ve soya ürünleri de bitkisel protein içermekte olup, protein ihtiyacının karşılanmasında yardımcıdır. • Yağ: Yüksek miktarda yağ içeren et ürünlerinin (sosis, sucuk, salam gibi) tüketilmesinin sınırlandırılması gereklidir. Diyette yüksek miktarda yağ alınmasının bağışıklık sistemini bozduğu gösterilmiştir. Diyetle alınan hayvansal yağların alımının azaltılması bağışıklık sistemini iyileştirmektedir. Omega-3 içeren yağ ürünlerinin seçilmesi bağışıklık sistemi için yararlıdır. Salmon, uskumru, ringa, tuna, hamsi, alabalık ve sardalya gibi soğuk su balıklarının tüketilmesi hayvansal; keten tohumu yağı, ceviz, kabak çekirdeği ve soya ürünlerinin tüketilmesi bitkisel omega-3 alınmasını sağlamaktadır. Ayrıca omega-3’ ün kalp-damar sistemi üzerine yararlı etkileri vardır. Özellikle balıkta bulunan yağ asitlerinin (DHA, EPA ve CLA) meme ve kalınbarsak kanseri başta olmak üzere bazı kanserlerin görülme sıklığını azalttığı, bazı kanser hücrelerini öldürdüğü ve bağışıklık sistemini uyardığı gösterilmiştir. Bu konuda araştırmalar halen devam etmektedir. Balık ürünlerinin tüketiminin arttırılmasının meme kanseri başta olmak üzere bazı kanserlerin riskinin azaltılmasında faydalı olacağına inanılmaktadır. Bağışıklık sistemine yardımcı diğer besin maddeleri fitokimyasallar, vitaminler ve minerallerdir. Bunun için her gün 3-5 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesi, ıspanak, kıvırcık lahana, hardal bitkisi gibi koyu renkli sebzelerin tüketilmesi; brokoli, kabak ve Brüksel lahanası gibi turpgiller ailesinden sebzelerin tüketilmesi; kırmızı ve sarı biber, portakal, kavun, üzüm ve balkabağı gibi kırmızı, sarı veya turuncu renkli gıdaların tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca soğan, pırasa, sarımsak, mercanköşk, fesleğen, kekik, biberiye ve dereotu gibi ürünlerin de alınan gıdalara eklenmesi önerilmektedir. Özellikle domateste bol miktarda bulunan likopen gibi karotenoidlerin, prostat kanseri başta olmak üzere bir çok kanser türünde yararlı olduğu, bağışıklık sistemi üzerine yararlı etkileri olduğu gösterilmiştir. Bazı yazarlar günde bir veya haftada beş adet orta boy domates tüketilmesini önermektedir. Şişmanlık, bağışıklık sistemi üzerine zararlı etkileri olduğu bilinen kalp ve damar hastalığı riskini arttırmaktadır. Bu nedenle fazla kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Kilonun korunmasında diyet, egzersiz ve medikal tedavi yardımcı olabilir. Beslenmede düşük glisemi değerine sahip karbonhidratları içeren tatlı patates ve sebzelerin çoğunun tüketimi arttırılmalı, yüksek glisemi değerine sahip patates ve havuç gibi besinlerin tüketimi ise kısıtlanmalıdır. Aynı şekilde düşük glisemik endekse sahip elma, armut ve şeftali tüketimi arttırılırken yüksek glisemik endekse sahip muz ve erik gibi besinlerin tüketilmesi kısıtlanmalıdır. Probiyotik olarak isimlendirilen bazı bakterileri içeren yoğurt ve kefir gibi süt ürünlerinin bağışıklık sistemi üzerine yararlı etkileri olduğu gösterilmiştir. Buğday, mısır, domates, yer fıstığı, fasulye, muz, bezelye, mercimek, soya fasulyesi, mantar, pirinç ve patates içinde bulunan ve vücutta aktivite gösteren lektin olarak isimlendirilen proteinler, bağışıklık sistemini uyarmakta, kanserin büyümesi için gerekli damarlanmanın gelişmesini önlemekte ve kanser hücresinin ölümüne neden olabilmektedir. Bu özellikleri nedeni ile lektinler kansere karşı savaşta besinler içinde önemli yer tutmaktadır ve bu konuda yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Doğada bulunan bazı mantar türlerinin, polisakkaritlerin ve glukanın bağışıklık sistemini uyardığı birçok çalışmada gösterilmiştir. Ayrıca kemoterapinin yan etkilerini azaltabilmektedirler. Bu nedenle bazı hekimler tarafından tedaviye destek olarak önerilmektedir. Günümüzde en popüler gıdalardan olan nar suyu, elajik asit başta olmak üzere bir çok antioksidan, antikanserojen maddeler içermekte, kanserin damarlanmasını da engellemektedir. Benzer şekilde bu maddeleri çilek, ahududu ve ceviz gibi besinler de yoğun olarak içermektedir. Bu besinlerin de beslenme programı içinde olmasının yararlı olacağına inanılmaktadır. Elajik asit preparatı veya nar suyunun, modern tedavilere eklendiği çalışmalarda ileri evre prostat kanserli hastalarda başarı şansını arttırdığı gösterilmiştir. Bu konuda çalışmalar halen devam etmektedir. Modern tıpta temel bilimsel kanıtlarla etkinliği ispatlanmış tedavi yaklaşımlarının kullanılması esastır. Yukarıda bahsedilen ek önlemler, kanser tedavisinde vücudun desteklenmesini sağlayabilir. Ancak, bazı gıdaların veya destek tedavilerinin bazı kanserlerde kullanılmasının sakıncalı olabileceği, özellikle tedavinizi yürüten hekiminizden habersiz ‘destekleyici’ ad altında kullanılan ürünlerin tedaviyi olumsuz etkileyebileceği, kemoterapinin ve radyoterapinin etkinliğini bozabileceği birçok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Bu nedenle tedavi altında veya takip altında iken her türlü bilgiyi hekiminiz ile görüşmeniz ve ondan sonra karar vermeniz gereklidir. |
|
|
Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede kullanılan destekleyici ürünler Bağışıklık sisteminin tıbbi ismi İmmun Sistem olup, temel işlevi vücudun enfeksiyonlardan ve vücuda zarar verebilecek hücresel değişikliklerden korumaktır. Bağışıklık sistemini oluşturan organ ve yapılar; dalak, kemik iliği, lenf bezleri, timus bezi ve bademciklerdir. Bağışıklık sistemi, mikrobik canlılara karşı antikor ismi verilen ve bu canlıların ortadan kaldırılmasını, vücuda zarar vermesini engelleyen maddeler salgılar. Bu antikorlar, genellikle mikrop vücuda ilk girdiğinde üretilmekte ve ikinci girişinde enfeksiyon gelişimini engellemektedirler. AİDS ve lupus gibi bazı hastalıklarda, kan kanserlerinin çoğunda ve ileri evre kanserlerin çoğunda bağışıklık sisteminde ciddi bozukluklar oluşabilmektedir. Ayrıca aşırı stres gibi psikolojik veya soğuk hava gibi fizyolojik değişikliklerde de normal insanlarda bağışıklık sistemi zayıflayabilmektedir. Bu nedenle mikroplara karşı direnç azalır, savunma bozulur ve kolaylıkla enfeksiyon gelişebilir. Bağışıklık sisteminin desteklenmesinde yaşam değişiklikleri yapılmalıdır. En basit yaşam değişiklikleri düzenli olarak ellerin yıkanması, sağlıklı beslenme, vücut ağırlığının kontrol altına alınması ve düzenli egzersiz yapılmasıdır. Şeker gibi besinler beyaz kan hücrelerinin mikropları öldürme yeteneğini azaltır. Alkol ve yağdan zengin beslenme bağışıklık sistemini bozmaktadır. Günümüzde bağışıklık sisteminin desteklenmesinde bir çok doğal ürün kullanılabilmektedir. Aşağıda bunlardan bahsedilmektedir. • Asidofilus: normalde yoğurt ve kefir gibi ürünlerde bulunan, destekleyici ürün preparatları da bulunan bir bakteridir. Bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemimize yardımcı olmaktadır. • A vitamini: cilt ve mukozaların sağlam olmasını, mikropların buradan vücuda girmesini engeller. Destekleyici olarak kullanılması enfeksiyonlara karşı direnç kazanılmasını, ishal ve kızamık gibi hastalıklarda daha hızlı iyileşme olmasını sağlayabilir. • C vitamini: vücutta interferon isimli bağışıklık sisteminin önemli maddelerini arttırarak grip gibi virus enfeksiyonlarına karşı vücudun direncini arttırır. Az miktarda alınsa bile hastalığın şiddetini ve süresini azalttığı saptanmıştır. Bazı çalışmalarda hepatit gibi enfeksiyonların riskini azalttığı saptanmıştır. • Çinko: destekleri, bağışıklık yanıtını uyarmaktadır. Soğuk algınlığı başlar başlamaz çinko pastillerinin alınması hastalığın süresini ve şiddetini azaltmaktadır. Enfeksiyonlara karşı koruyucu olup olmadığı bilinmemektedir. • Astragalus: romatoid artrit ve lupus gibi hastalıklarda otoimmuniteyi azaltarak vücudun hasar görmesini azaltır. Kanser hastalarında ise bağışıklık sistemini uyarır. • Cat’s claw: bazı bileşenleri bağışıklık sistemini uyarır. Ayrıca romatoid artritte enflamasyonu baskılar. • Ekinezya: bağışıklık sistemini desteklemektedir. Enfeksiyonlardan koruyucu veya tedavi edici özelliği bulunmaktadır. Hastalıklarla savaşan öldürücü beyaz hücrelerin sayısını arttırmaktadır. Hem kendi etkisi hem de diğer tedavilerin etkisini arttırıcı özelliği nedeni ile yararlı olmaktadır. Fakat uzun süreli kullanıldığında bağışıklık sistemi üzerine olumsuz yan etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır.
• Meyankökü: diğer bitkisel tedavilerin etkinliğini arttırmak için Çin tıbbında uzun süredir kullanılmaktadır. Arttırıcı etkisinin temelinde bağışıklık sistemini uyardığının yattığına inanılmaktadır. T hücreleri ve interferonların yapımının uyarılması dahil bir çok yolaktan bağışıklık sistemini aktive etmektedir. İlaçlarla etkileşimi olması nedeni ile dikkatli kullanılmalıdır. [Meyan Kökü Nasıl Kullanılmalı?- Prof.Dr. Erkan TOPUZ] • Kurtbağrı meyvesi, tümörün büyümesinin baskılanması dahil bağışıklık sistemini uyarıcı etkileri vardır. Beyaz kan hücrelerini arttırmaktadır. • Maitake mantarı: bağışıklığı uyarmakta ve vücudun kanser hücrelerini kontrol altına almaya yardımcı olduğuna inanılmaktadır. • Shiitake mantarı: interferon üretiminin arttırılması yönünde beyaz kan hücrelerini uyarmaktadır. Laboratuar çalışmalarında bağışıklık sistemini uyardığı saptanmıştır. • MGN-3: pirinç kepeğinden elde edilen doğal üründür. Bağışıklık sistem yanıtını ve doğal öldürücü hücreleri öldürdüğü saptanmıştır. Bu konuda yapılan yayınlar yetersiz olmakla birlikte MGN-3’ ün kanser, AİDS ve diğer bağışıklık yetersizliklerde yararlı olabileceği düşünülmektedir. Ege Üniversitesi Tıp FakültesiTülay Aktaş Onkoloji Hastanesi Bornova/İZMİR Tel: 0232 390 43 87 E-posta:info@canfezasezgin.com * Doç.Dr. Canfeza Sezgin Kimdir? * Evde Ağır Metal Zehirlenmesine Dikkat * Hangi Kansere Hangi Bitki (Kitap) |
|
|
Alternatif arayan kanser hastaları için başvuru
kitabı. Kanser, bilim insanlarının üzerinde en çok araştırma yaptığı konuların
başında geliyor. Bu hastalığın tedavisiyle ilgili “yeni bir yaklaşım” her zaman
önemseniyor. Konvansiyonel yöntemlerin dışındaki bilimsel alternatiflere ilgi
her geçen gün artıyor. Ege Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı - Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Canfeza Sezgin, uzun yıllardır kanser hastalarının tedavisi ile ilgileniyor. 10 yılı aşkın zamandır yaptığı araştırmalar ve gözlemler sonucunda vardığı sonuç şu: Bitkiler ve diğer tamamlayıcı yöntemler kanser tedavisinde etkili ve faydalı! Hangi Kansere Hangi Bitki kitabı en güncel bilimsel literatürden elde edilmiş
en yeni bilgileri içeren, ülkemizdeki en kapsamlı çalışma. Doç. Dr. Canfeza
Sezgin bu titiz çalışmayla hepimizin aklındaki soruları tek tek
yanıtlıyor: Hangi bitki hangi kanserden koruyor, hangisini tedavi ediyor?
Kanser hücrelerini öldüren 79 bitki hangileri? Bitkilerin içinde gizlenen kanser
“düşmanı” etken maddeler neler? Kimler hangi bitkileri kullanmalı, hangilerini
kesinlikle kullanmamalı? Vitamin, mineral ve hormon takviyeleri, akıl-vücut
teknikleri, psikolojik destek ve elektromanyetik tedavi gibi tamamlayıcı
yöntemler nasıl kullanılmalı? Duanın gücü niçin azımsanmamalı? Doç. Dr. Canfeza Sezgin’in, bilimsel çalışmalara dayalı olarak kanser
hastalarına doğru yol göstermek için hazırladığı bu kitap, aynı zamanda kanser
ile uğraşan sağlık personelinin de başucu kitabı olmaya aday. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemleri konusunda başvurulacak, konusunda
büyük bir boşluğu dolduran, kapsamlı, okunmasını her zaman tavsiye edeceğim bir
başucu kitabı. Herkesin anlayacağı tarzda yazılmış bu kitaptan hekimlerin,
meslektaşlarımın, onkoloji hastalarının, hasta yakınlarının ve konu ile ilgili
kişilerin yararlanacağı kanısındayım. İçinde oldukça faydalı bilgiler olduğunu düşünüyorum. Kitap, bitkisel ve
diğer doğal kaynaklı ilaç hammaddelerinin başta kanser olmak üzere sağlık
üzerine etkilerinden bahsediyor. Bu alanda bilgi sahibi olmak isteyenler için
harika bir kaynak. Tıp camiasının doğal ilaçların tedavi edici gücüne
inanmadığı ülkemizde, böyle bir kitabın özellikle bir uzman hekim tarafından
yazılmış olması takdire şayandır. Bireylerin daha fazla seçenek aramaları ve yaşam kalitelerine katkı
sağlayabilecek alternatif yöntemleri sorgulamaları beklenen bir durumdur. Bu
kitapta olduğu gibi, hastaların bu beklentilerini anlamak ve onlara bilimsel
kanıtlara dayalı bir yaklaşım sunmak; hem bireylerin suiistimal edilmesini
önleyecek hem de tedavi şanslarını yitirmelerinin önüne geçecektir. Sayın Canfeza Sezgin hocamı, 10 yıllık emek, özveri, sabır ve pozitif
enerjisini de katarak kanser hastalarının yararına sunduğu bu eserinden dolayı
kutluyorum. 1970 tarihinde Bursa’da doğdu. 1987-1993 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudu. 1993-1999 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda ihtisas yaparak İç Hastalıkları, 2001 yılında da aynı hastanede üst ihtisasını tamamlayarak Tıbbi Onkoloji Uzmanı, 13 Mart 2006 tarihinde Tıbbi Onkoloji Doçenti oldu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda akademik hayatına halen devam etmektedir. Yüzü aşkın bilimsel yayın ve tebliği bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa ve ABD’de çeşitli bilimsel toplantı ve kurslara katılmıştır. Kanser tedavisinde tamamlayıcı tıp tedavilerinin önemine inanması nedeni ile hipnoz ve fitoterapi eğitimi almıştır. Çok sayıda onkoloji derneği yanı sıra tamamlayıcı tıp dernekleri olan Enerji Tıbbı ve Uygulamaları Derneği ile Klinik ve Uygulamalı Hipnoz Derneği’nin üyesidir. Ülkemizin en önemli fitoterapi dergilerinden olan Fitomed Türkiye’nin yayın danışma kurulunda görev almaktadır. Araştırmalarının önemli bir bölümünü meme kanseri üzerinde yapmış olup, bu konuda uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde çok sayıda yayımlanmış makalesi bulunmaktadır. Akciğer kanseri, baş-boyun kanseri, beyin kanseri, böbrek kanseri, jinekolojik kanserler, meme kanseri, mide-bağırsak kanseri ve pankreas kanseri uzmanlık alanlarıdır. Özellikle doğal destekleyici ürünlerin ve tıbbi bitkilerin kanser tedavisinde etkinliği önem verdiği bir konudur. Fitoterapi olarak isimlendirilen ve tıbbi bitkilerin hastalıkların tedavisinde kullanılmasını kapsayan bir eğitim sürecinden geçmiştir. Ülkemizde bu konuda eğitim almış az sayıdaki tıbbi onkoloji uzmanlarından birisidir. Kanser tedavisinde, tamamlayıcı tedavi olarak bitkisel ve doğal ürünlerin kullanılması ile ilgili çok sayıda olumlu hasta deneyimi bulunmaktadır. Yazar: Doç.Dr. Canfeza
Sezgin
|
|
|
Evimizde ağır metal zehirlenmesine dikkat Evlerde bulunabilen ve kurşun içeren malzemelerin başında; antika olarak bulundurulan eskiden boyanmış mamuller (tablo veya mobilya gibi); kurşun içeren kristaller, kurşun ve kalay içeren nesneler ve bazı sırlı çanak çömlek gibi yemek masası takımları; boyalı cam eşyaların yapıştırılması esnasında ortaya çıkan duman; beyaz veya sarı renk cila ile kaplanmış çanak-çömlek gelmektedir. Ayrıca özellikle geleneksel Çin tıbbında kullanılanlar başta olmak üzere diyetsel destekleyici ürünler de kurşun içermektedir. Ayrıca Çin’ de üretilen bazı mücevherlerde de kurşun bulunmaktadır.
Bazı bahçe bakımı için kullanılan böcek veya bitki öldürücüler de arsenik bulunmaktadır. Bu ürünler kullanılırken ürünün kullanma talimatının iyice okunması ve gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Günümüzde yoğun olarak üretilen ve toplum tarafından bilinçsizce tüketilen homeopatik, bitkisel veya tamamlayıcı tedavi ürünlerinin tam olarak içeriklerinin bilinmediği ve bunların bazılarında sağlığa zararlı ağır metallerin bulunduğu unutulmamalıdır. Yan etkisi yok diye pazarlanan bu ürünlerin önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği unutulmamalıdır. Ağır metallerle zehirlenme belirtileri işitme kaybı, zihinsel odaklanma yeteneğinde azalma, kişilik değişiklikleri, parmak uçları başta olmak üzere his duyusunda azalma olarak karşımıza çıkabilmektedir. Günümüzde özellikle Çin kökenli ürünlerin halkımız tarafından ucuz olduğu için yoğun olarak kullanması nedeni ile yukarıda bahsedilen ürünlere dikkat edilmesini öneririz. Ayrıca antika kullanan ve evlerinde bulunduran kişilerin de maruziyeti azaltmak için bu ürünlerin günlük kullanılan bölümlerde olmaması ve bulunan ortamların iyi havalandırılmasını öneririz. Doç.Dr. Canfeza Sezgin |