|
Nikah masasında “Evet” demeden önce, sağlık durumunuzun ve doğurganlık kabiliyetinizin de değerlendirilmesi gerekir. Evlilik öncesi yaptırılması gereken testlerin neler olduğunu biliyor musunuz?
Devamı... |
|
|
İkinci kez bebeğe sahip olamama durumu toplumumuzda ne sıklıkta görülmekte? Bu genellikle çok göz ardı edilen önemli bir konudur. Aslında ikinci kez bebek sahibi olamayanların oranı, ilk kez bebek sahibi olamayanlardan daha fazladır. Yani ilk kez bebek sahibi olamayanların oranı %15 iken, ikinci kez bebek sahibi olamayanların oranı % 20-30’lara varmaktadır. Genellikle çiftler nasılsa ilk bebeğe sahip olduk diyerek ikinci bebek için endişelenmiyor ve çeşitli korunma yöntemlerine başvurarak bebek sahibi olmayı geciktiriyor. Burada önemli bir nokta, aslında bu geciktirme ile birlikte annenin de yaşı ilerliyor. Bu da demektir ki, yumurta rezervi de yaşa paralel olarak değişkenlik gösteriyor. Cinsel yaşamdaki azalma, doğal olarak çocuk sahibi olma şansını da azaltıyor. Normal, korunmasız bir yıllık ilişki derken haftada ortalama 3 kez ilişki kurmaktan söz ediyoruz. Ancak geçen yıllarda, iş ve yaşam yorgunluğu her şekli ile çiftleri olumsuz etkiliyor. En önemli konu, ilk kez bebeğe sahip olma şartında da üzerinde durduğumuz gibi kadının yaşıdır. Yaşa bağlı olarak kadının yumurtası ve hepsinden de önemlisi yumurta kalitesi gebelik şansı ile doğrudan ilintili bir ortam oluşturur. O sebeple çiftler, ilk yada ikinci çocuk planlarını yaparken, mutlaka annenin yaşını dikkate almalıdırlar. Eğer bir kadın ilk bebeğe sahip olup, ikinci bebeği istediğinde buna sahip olamıyorsa, her zaman başvurduğumuz gibi eşinin sperm sayısına bakmakta fayda görüyoruz. Teşhis sırasında, özellikle kadının hormonlarına bakarak, yumurta kapasitesini saptamak önemlidir. Buradaki en önemli konu kadının yumurta rezervini dikkatlice incelemektir. Sıkça gördüğümüz farklı bir durum da tüplerdeki tıkanıklıktır. Bu sebeple rahim filmi büyük önem taşıyor. Eğer bir kadın, ilk bebeğini sezaryanla yapmışa yada bir ameliyat geçirmişse mutlak o kadının tüplerine bakılması gerekmektedir. Tedavi sürecinde; kadının muayenesini yapıyoruz, hormonlarına bakıyoruz, rahim filmini çekiyoruz ve erkeği de incelemeye alıp sperm testini yapıyoruz yani ana saptamalarımızı oluşturuyoruz. İkinci bebeğine gebe kalamayan bu kadınlarda önemli bir unsur, bu sürede gecikmiş yaş olarak karşımıza çıkıyor. Açıkça belirtmeliyiz ki, kadın yaşının 35’in altında olması ile üzerinde olması arasında ciddi farklılıklar var. Bu dönemde kadının doğurganlık kapasitesi azaldığından, tedavi sürecimizi hızlandırmamız gerekiyor. Şayet çiftler bu sıkıntıdan önemli ölçüde etkileniyorsa, mutlak olarak bir uzmandan destek almakta fayda var. Bizlerin genel olarak gözlemi, çiftler tek çocukla kalmayı tercih etseler de ikinci bebeği, çoğunlukla çiftlerin ilk çocuğu istemektedir. Bu sebeple çiftler, çocuklarının ciddi kardeş isteme baskısı ile bir çocuk daha edinme telaşına düşüyorlar. Bunu sadece, kadının yumurtalık kapasitesi tamamı ile sona ermişse söylemek mümkündür. Bu durumda bile, ki bu tür hastalarımız var, kadın hiç umulmadık zamanda sağlıklı yumurta verebildiğinden, kadının yumurta takibinin hekim gözetiminde ve sistemli olarak yapılması, umutsuzluğa kapılmaması gerekmektedir. Yani tamamı ile pes etmeden önce kadını, adetlerinin ikinci ya da üçüncü gününde ultrasonla takip etmek gerekir. Çünkü bazı aylar kadın, hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar kaliteli yumurtayı verebiliyor. Bu şekilde tedavi ettiğimiz ve hamile bıraktığımız hastalarımız çok sayıda mevcut. Bu konuda Dünya Sağlık Teşkilatı’nın önerdiği, iki doğum arasının yaklaşık, 1.5 yıl olmasıdır. Çiftlere sağlıklı bir gebelik ve ruh sağlığı dingin bir anne-baba olmak için bu zaman aralığını, hekim olarak önermekteyiz. Maalesef hayır. Devlet bir çocuğu sahip olana hiçbir şekilde infertilite tedavi desteği vermemektedir. Bugün Türkiye’de, Avrupa ve Amerika standartlarında çalışan son derece başarılı tedavi merkezleri var. Çiftlerin merkez seçerken; bu kurumların güvenilir, gebelik başarıları yüksek, konusunda uzmanlaşmış hekim ve ekiplerle çalışan merkezler olmasına dikkat etmeleri gerekmektedir. Merkezdeki işin uzmanı hekimler ve yine merkezin başarısı bu seçimde önemlidir. Çünkü bu tedavideki son basamak başarılı bir tüp bebek merkezidir.
|
|
|
TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI ARTTIRDIĞI DÜŞÜNÜLEN YÖNTEMLER Asisted Hatching (AHA) Embriyoları çevreleyen zarın belli bir bölgesinin inceltilmesi yada tam olarak açılmasıdır. Bu işlem, asit tyrode kullanarak, mekanik olarak yada lazer ile yapılabilir. Endometrial ko-kültür (Rahim içi doku kültürü) Tekrarlayan tüp bebek tedavilerine rağmen gebe kalamayan, embriyoları yavaş veya kötü gelişim gösteren çiftlerde ugulanan bir yöntemdir. Adetin 21.günü rahim içinden alınan ufak bir dokuörneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturulur ve embriyolar bu doku içinde büyütülür. Blastokist kültürü Döllenmiş yumurtaların (embriyolar) laboratuar ortamındaki gelişimlerinin 5.ya da 6. güne kadar devam ettirilip blastokist aşamasında transfer edilmesidir. Blastokist aşamasına gelmiş embriyolar, rahme tutunma şansı daha yüksek olan seçilmiş embriyolardır. Salpinjektomi ya da kornual blokaj (tüplerin çıkarılması ya da rahimle bağlantısının kesilmesi) Tüplerdeki tıkanıklık, tüplerin içinde sıvı birikimine ve genişlemeye neden oluyorsa tedavi öncesi fonksiyon görmeyen tüplerin çıkarılması ya da bağlantının kesilmesi tedavi başarısını yaklaşık %40 oranında artıracaktır. Preimplantasyon Genetik Tanı Henüz gebelik oluşmadan, laboratuar ortamında geliştirilen embriyoların genetik olarak incelenmesi ve seçilmiş olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesi yöntemine gebelik öncesi genetik tani (Preimplantasyon Genetik Tanı – PGT) adı verilmektedir.
|
|
TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER (HABİTUEL ABORTUS)Bildiğiniz gibi hamilelik 40 hafta… Halk arasında ilk haftalarda olanlara denmesine rağmen tıbbi tanıma göre hamileliğin ilk 20 haftasına kadar olan bütün bebek kayıplarına düşük diyoruz. Gebeliklerin asılında bir çoğu düşük ile sonuçlanıyor. Fakat fark bile edilmiyor. Yani bir çok hanımda yumurtlama dönemi 28 günlük adet dönemi düşünürseniz bunun ortasında oluyor. Yani 14. gün gibi… 14. günden yaklaşık bir hafta sonra embriyo rahime tutunuyor fakat tutunduktan sonra bir dahaki adete kadar olan dönemde yaşamını yitiriyor. Bir çok gebelik oluşuyor ama bunları hanımlar fark etmeden bile düşürüyor. Bazen bir iki gün adet gecikiyor veya hiç gecikmiyor ama aslında o dönemde düşük oluyor. Bu dönemlerde gebelik testi yapsanız bir çok hanımda bunlar pozitif çıkabilir. Düşüğün nedenleri nelerdir? Düşüğün en çok gözüken nedenlerinden birincisi kromozom bozuklukları… Yani hücre çekirdeğindeki bozukluklar… Bunlar düşüklerin %60-70’ine sebep olmasına rağmen araştırılmıyor. Çünkü ailede %90-95 hiç bir şey olmuyor. Anne babada bir şey yok. Anne ve babanın kromozomları bir araya geldiği için oluşan üründe %60-70 gibi bozukluk olduğunda düşük oluyor. Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir? Düşük yapma riskinin yüksekliği özellikle önceden iki kez düşük yapmış hanımlarda artıyor. Bir kez düşük yapmış bir hanım ile hiç düşük yapmamış olan bir hanımın şartları aynıdır. Yani biz bir kez düşüğü tamamen normal sayıyoruz. Bunun üzerine gitmiyoruz. Bu konuda dünyanın hiçbir yerinde bir düşük yapmış hanımda araştırma yapılmaz. Çünkü bu %15 civarında bir şanstır. %15’de bizim için çok rastlanabilir bir rakamdır. Eğer bunun üzerine ikinci düşüğü yaparsa %15 x %15 olasılık olarak %2.25 eder ve bu da %5’in altında kaldığı için bu artık şansın ötesine geçmiştir ve araştırılması gerekir. Bazı ekollerde üç düşüğe kadar bekleniyor ama biz üst üste ikinci bir düşük olursa araştırmasını yapıyoruz. Düşük yapma fiziksel ya da kadının anatomik yapısı ya da hamile kalma yaşı ile bağlantılı mıdır? Kadının anatomik yapısının tabii ki önemi var. Özellikle rahimdeki polip ya da miyomlar yeri itibarıyla bebeğin tutunduğu rahim içi zar dediğimiz endometriuma baskı yapıyorsa bunlar düşük riskini artırıyor. Aynı şekilde bazı hanımların rahim içinde doğuştan rahimi ikiye ayıran bir perde/zar bulunuyor. Bu sanki rahim içi araç dediğimiz spiral gibi etki yapıp bebeğin düşmesine sebep olabiliyor. Bununla birlikte yaş da çok önemli… Çok erken yaşlarda yani 22 yaşın altında ve 35’ten sonra artmakla beraber 40’tan sonraki hamileliklerde düşüğü daha yüksek görüyoruz. 40’tan sonra kromozom bozukluğu riski bu hanımların bebeklerinde daha çok artıyor. Düşük riskini anlayabilecek bir test/tahlil var mıdır? Elimizde düşük riskini anlayabilecek bir test/tahlil yok ama anatomik yapıyla ilgili olarak rahim içi polipleri, miyomları ya da perdeyi/zarı tespit etme şansımız var. Hanımlarda hamileliğin başında mutlaka bazı bulaşıcı hastalık, enfeksiyon hastalığı dediğimiz testlere bakıyoruz. Toksoplazma, kızamıkçık dediğimiz rubella gibi hastalıklara bakıyoruz. Bunlar da yine bebekte problem yaratan düşük sebepleri olabilir. Bazen fark edilmeyen hamilelik ve düşüklere de rastlamak mümkün değil mi? Adetin birkaç gün gecikmesinde bile hiç fark etmeden düşük olabiliyor. Bunlara güncel yaşamın bir parçası olarak çok sık rastlanabildiğinden, yapılacak bir şey bulunmuyor. Kadın düşük ile karşılaşıldığını hangi bulgularla anlar? Bu durumda ne yapılmalıdır? En çok görülen bulgu kanamadır. Vajinal bir kanama her zaman gebelikte bir düşük tehdidi olarak algılanır. Ama şuna da dikkat etmek lazım; vajinal kanama olsa da gebelik devam ediyor olabilir. Çünkü rahim içinden kanama gelmesi inlaki düşük anlamına gelmiyor. Onun için mutlaka takibinin yapılması lazım. Çünkü rahim içi her ne kadar uzunluğu 5 cm kadar bir yerse de embriyo mikroskobik olduğu için onun herhangi bir yerine yerleşebiliyor ve başka bir yerden bir kanama olabiliyor. Dolayısıyla bu kanama inlaki düşüğe işaret değil ama bir düşük tehdidine işaret olarak düşünülmeli ve takip edilmelidir. Bu dönemde yapabildiğimiz iki tane şey var; Bu kanamalara mutlak yatak istirahati veriyoruz. İkincisi de progesteron dediğimiz hamilelik devamında katkısı olan bir hormonu dışarıdan destekliyoruz. Tekrarlayan düşük hangi durumlarda tanı olarak konulur? İki kez, bazı ekollerde de üst üste üç kez olan düşüklere tekrarlayan düşük diyoruz. Tekrarlayan düşüğün nedenleri nelerdir? Tekrarlayan düşüklerin sebeplerini birkaç başlık altında toplayabiliriz; 1. Kromozom bozukluğu… Kromozom bozukluğu anne baba sağlam olup da çocukta ortaya çıkabilir ama bazen de anne babanın herhangi birinden geçen bir kromozom bozukluğu olabilir. Bu durumda iki kez düşük yapanlarda mutlaka anne babanın kromozomlarına bakılır. Bazen vücut olarak tamamen normal işlevlerini yapan bir insanın bile kromozom yapısında bazı ekstra bozukluklar olabilir. Bunlar onu etkilemez ama çocuğa geçerken yeni oluşan üründe problem yaratabilir. Onun için mutlaka karyotip dediğimiz anne babanın genetik yapısını ortaya çıkaran bir test ile anne babanın kromozom araştırması yapılmalıdır. 2. Annenin anatomik özelliklerine bakmak lazım… Polipler, miyonlar, perde/zar, rahimin büyüklüğü küçüklüğü, o dönemdeki yumurtalıkların fonksiyonu gibi bütün bunlara bakmak lazım… 3. Enfeksiyon hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar… Toksoplazma, rubella dediğimiz kızamıkçık gibi hastalıklar da olabilir. Ama bunun dışında annenin bazı mikrobik hastalıkları da kalıcı kronik enfeksiyonsa düşüklere sebep olabilir. Özellikle tüplerde yani rahim ile yumurtalığı bağlayan tüplerde oluşacak bazı iltihaplar tüpte iltihap yapmakta ve rahim içine sürekli akarak düşüklere sebep olabilmektedir. Bu sebeple enfeksiyon yönünü araştırmak lazım… 4. Kronik hastalıklar dediğimiz tiroid, özellikle hipotiroidi denilen tiroid bezinin az çalışması hem hamile kalmayı zorlaştırır hem de düşük oranlarını artırır. Diyabet yani şeker hastalarında düşükler artar. Yüksek tansiyonlu hastalar özellikle de ileri yaşlarda ortaya çıkan yüksek tansiyonlu hastalarda düşük riski artar. 5. Bunlar dışında çevre faktörleri… Çevre faktörlerinden sigara, içki ve başka maddelerin yoğun kullanımı, çok ağır fiziki ya da ruhi stresli işler düşük riskini artırır. Yeni oluşan embriyonun rahat, iyi beslendiği bir ortama ihtiyacı vardır. Rahim vücut için hayati bir organ değildir. Onun için vücut sıkıntıda olduğunda kan dolaşımını hayati organlar dediğimiz beyin, kalp ve böbreklere yönlendirir. Eğer sürekli çok sıkı bir fizik aktivitede bulunuluyorsa kan kaslarınıza gidecek ve geri kalanı beyine, kalbe ve böbreklere yönlendirilecek, rahim iyi beslenmeyecektir. Bu durumda da düşük riski artacaktır. Genetik bozukluklarda tedavinin başarı şansı nedir? Eskiden bunu yapamıyorduk. Halen bir tedavi yapamasak da tüp bebek yöntemini kullanarak bir kalite kontrol yapıyoruz. Yani kromozom bozukluğuna bağlı kayıpları olan hastadan embriyolarını alıyoruz. Bir hastadan yaklaşık 8-15 embriyo elde edebiliyoruz. Bunlardan kaliteli olanlarını içeri yerleştirmeden evvel genetik araştırmaya tabii tutabiliyoruz. O dönemde bunların içlerinde 7-8 tane hücre var. Bu 8 hücreden bir tanesini dışarıya çekiyoruz. Bu hücre diğerlerinin aynısı… Dolayısıyla bu hücreyi inceleyerek bu embriyonun sağlığı hakkında karar veriyoruz ve sağlam embriyoları seçip bunu yerleştirme şansımız oluyor. Tüp bebek yöntemindeki Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) dediğimiz bu yöntem ile kromozom bozukluğu tekrarlayan mesela anneden ya da babadan gelen bir genetik rahatsızlık var ve sürekli tekrarlıyor veya her ikisinden gelen bir genetik rahatsızlık var ve bebek yaşamıyor. Bu durumda tüp bebek yöntemi ile sağlam embriyolara bakıp seçip yerleştiriyoruz. Tüp bebek ile genetik bozuklukları tedavi edemiyoruz ama sağlıklı embriyoları seçme şansımız oluyor. Tekrarlayan düşükler nasıl tedavi edilir? Nedene bağlı tedavi uyguluyoruz. Tüp bebek ile kromozom bozukluğunu ayırt etmek, bulaşıcı hastalık varsa onu tedavi etmek, bir metabolik hastalık varsa onu dengelemek ya da anatomik bozukluk varsa operasyon ile bunları düzeltmek ondan sonra gebeliği sağlamak bir yöntem. Ancak tekrarlayan düşüklerin büyük bir kısmında bir neden bulamıyoruz. Yani her şey normal gözüküyor ama hiçbir neden bulamıyoruz. Bunlara da uyguladığımız bir tedavi var. Yaklaşık 10-15 senedir uyguluyoruz. Benim ekibimle birlikte uyguladığım ve çok başarı gördüğüm bu tedavi şeklinde; bir bebek aspirini ile kanı sulandıran ikinci bir madde kullanıyoruz. Bu kanı sulandıran ikinci madde ile yumurtalık ve rahmin daha iyi beslendiğini ve vücudun kendi bağışıklık sisteminin yarattığı bazı pıhtı gibi damarları tıkayan parçacıkların yarattığı tıkanmayı engellediğimizi zannediyorum. Bunlar sayesinde sebebi bilinmeyen tekrarlayan düşüklerde iyi gebelik oranları elde ediyoruz. Kısırlık ile tekrarlayan düşükler arasında bir bağ var mıdır? Kısırlığın ileri yaş bölümünde tabiî ki çocuk olma şansının azalması ile beraber düşük riski de artıyor. Yumurta kalitesinin bozulduğu mesela endometrius dediğimiz hastalık durumlarında da düşük riski artıyor. Bu tip bozukluklarda infertiliteye/kısırlığa neden olan sebepler genelde aynı zamanda düşük riskini de artırıyor. Düşükler kadın için daha sonra bir kısırlık riski midir? Özel olarak böyle bir risk bulunmamakta… Tedavi sonrasında kadının gebe kalma oranı nedir? Tedavi sonrasında yarıdan fazla sağlıklı doğum elde edebiliyoruz. Bunun kitabi oranları da ilk çalışmalarda %80 civarlarında… Bizim de genelde başarılarımız bu aralarda ama bunlar daha ileriki dönemde de kayıplar olduğu için ihtiyatlı konuşarak açıklanamayan tekrarlayan düşüklerde %50’nin üzerinde tedavi şansımız var. Son yıllarda özellikle infertilite tedavisi gören hastalardaki düşükler için bir aşıdan (lenfosit aşısı) söz edilmektedir. Bu aşının gebeliği önlemedeki başarısı nedir? Lenfosit aşısının infertilite ile ilgili yapılan çalışmalarda bir başarı farkı olmadığı görüldü. Aynı şekilde daha önce doğurmamışlarda yapılan çalışmalarda da tekrarlayan düşükler açısından lenfosit aşısının bir fayda sağlamadığı maalesef gösterildi. Düşük yapan kadınlar normal yolla hamile kalabilir mi? Düşük yapan kadınlar normal yolla kesinlikle hamile kalabilirler. İnla tüp bebek uygulamak gerekmez. Tüp bebeği ya üst üste düşüklerde kromozom bozukluğunu araştırmak için yapıyoruz ya da kendi kedine bir süre sonra hamile kalınamadığında yapıyoruz. Mesela 30’lu yaşlarda denemeye başlıyor, deniyor düşük yapıyor, bir kere daha deniyor ve düşük yapıyor. Bir bakıyorsunuz 36-37 yaşına gelmiş. Artık gebelik zorlanmaya başlamış, gebe kalamamaya başlamış. O zaman tüp bebek uyguluyoruz. Düşükler ve tekrarlayan düşükler ile ilgili istatistiksel bilgi verebilir misiniz? Hamilelikte görülme sıklığı nedir? Düşük, gebeliklerde %15 rastlanan bir sonuç… Yani aşağı yukarı her 7 gebelikten 1 tanesi düşükle sonuçlanıyor. Ama bunların içerisine bir de erken düşükleri katarsak rakam çok yükseliyor. Aslında gebeliklerin yarıdan biraz daha fazlası düşüyor. Ama bunların büyük çoğunluğu fark edilmiyor. Gebelik olduğu fark edilmeden düştüğü için istatistiğe girmiyor. Gebeliği fark edildikten sonra yaklaşık 7’de 1… Gebeliğin 6. haftasında bebeğin kesesini, kendini ve kalp atımını görüyoruz. Bu kalp atımını gördükten sonra düşük riski %5-10 civarına düşüyor. %90’ın üzerinde bu kalp atımı görülen sağlıklı doğacak bebektir diyebiliriz. Düşük tehdidi altındaki kadın ya da çiftler psikolojik destek almalı mıdır? Tekrarlayan düşükler için psikolojik destek mutlaka gerekiyor. Türkiye’de bu konuda özelleşmiş psikologlar olmadığından yani konunun detaylarına hakim psikolog olmadığından, yıllardır işin içerisinde olan insanlar olarak biz bu desteği veriyoruz. Ama ciddi durumlarda mutlaka biz de psikolog desteği alıyoruz. Tekrarlayan düşüklerde de bir korku oluşuyor. Bu da mı düşecek diye… Çünkü çok büyük uğraşlı ve manevi olarak da insanı travmatize eden bir dönem… Ama en büyük destek kişinin kendi içinden, yakın çevresinden ve bizden geliyor. Vakanızla ilgili bilgi verebilir misiniz? 39 yaşında hamile kaldı. Tüp bebeklerini yaptık. En son ona verdiğimiz tedavi ile donmuş embriyosunu kullanarak bebek sahibi oldu. Zulal Hanım’ın en önemli özelliği hiçbir zaman mücadeleyi bırakmamış olması… Geldi, uğraştı. Tüp bebek yaptık olmadı. Donmuş embriyosunu kullandık olmadı. Tekrar tüp bebek yaptık olmadı. Tekrar donmuş embriyosunu kullandık ve hamile kaldı. Bu kayıplarda demoralize olsa da bir süre sonra bu ruh halinden çıkıp benim tekrar yola devam etmem lazım deyip savaşa devam etti. Tabii bu doktor ile hasta arasındaki diyalogla da süren bir şey… Geldiği zaman ben hadi deyince o da benle yola çıktı. Vakanızın tedavi sürecinde hangi yöntemi hangi süreçte uyguladınız? Hamile kalamama durumu olduğundan tüp bebek uyguladık ve donmuş embriyodan yararlandık. Donmuş embriyonun çok büyük bir özelliği var. Normal bir tüp bebek tedavisinde ilaçlarını veriyorsunuz, yumurta topluyorsunuz, bir işlemlerden geçiyor ve arkasından transfer ediyorsunuz. Biz artan kaliteli embriyoları dondurup, saklıyoruz. Gebelik olursa ikinci çocuk için ya da gebelik olmazsa tekrar gebe kalmak için kullanabiliyoruz. Fiziki olarak çok daha kolay bir yöntem… İğnelerini olmuyor. Anestezi almıyor. Bir operasyondan geçmiyor. Hazır olan embriyoları sadece rahime yerleştiriyoruz. Yani hazır tohumları toprağa koymak gibi bir şey bu… O tohumları tekrardan yetiştirmeniz gerekmiyor. İşin maili boyutunda da normal bir tüp bebek tedavisi ilaçlarıyla beraber düşünürseniz bu tedavi onun 6’da 1’ine geliyor. Mali olarak da çok ağır olmayan bir yöntem… Bir diğer rahatlığı eğer elinizde birkaç sefer kullanacağınız embriyo varsa ki biz onları porsiyon porsiyon dondurup saklıyoruz. Her an üst üste deneme şansınız var. Çünkü vücuda hiçbir zarar vermiyor. Koyuyorsunuz tutmadı mı adet görüyor ve öbür ay tekrar… Halbuki tüp bebek tedavisinde yumurtalıkları büyüttüğümüz, uyardığımız için mutlaka ara vermeniz gerekiyor. Bu nedenle çok kolay yapılan ve mali olarak da çok ekonomik bir tedavi… İyi de sonuç veriyor. Eskiye göre tüp bebeğin %60’ı gibi bir başarı oranı var. Ama tüp bebek ile beraber aynı sirkusta topladığınız yumurtaları, embriyolarla bunu da üzerine eklediğiniz zaman başarınız artmış oluyor. Hem de çok daha fizyolojik çok daha doğal bir olay… Vücuda hiçbir ekstraksyon yapmadan sadece rahimi kalınlaştırarak uygun zamanda veriyoruz. Herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Zorluk manevi zorluk… Biz Zulal Hanım’da 4. kere de gebelik elde ettik. Bu süreç ikimiz için de çok zor bir süreç… Hasta kadar olmasa da empati nedeniyle siz de aynı sıkıntıyı aynı zorluğu tekrar tekrar hissediyorsunuz. Aileden biri gibi oluyorsunuz. Onlarla birlikte aynı üzüntüleri aynı sevinçleri paylaşıyorsunuz. Onun için Zulal Hanım’ın bebeği benim için çok kıymetli bir bebek… O çok uzun bir çalışmanın sonucu… Örnek vermem gerekirse kız kardeşimin bebeğine ne kadar sevindiysem “Can” bebeğin doğumuna da en az onun kadar sevindim. Tüp Bebek Merkezi seçerken nelere dikkat edilmeli? Tüp bebek tedavisi göreceğiniz merkezi seçerken fiziki şartlara bakın ama tedaviyi yapacak olan doktor ve ekibi araştırmak önemli… Bu ekip ne kadar zamandır birlikte, ne kadar zamandır bu işi yapıyor, nereden gelmiş bunlara bakmak lazım… Biz Anadolu yakasındaki ilk tüp bebek ekibiyiz. Anadolu yakasındaki ilk tüp bebek merkezini ekip olarak biz kurduk. O gün biz 4 kişiydik, şimdi 19 kişiyiz. Büyüdük ama aynı direktör doktor, aynı sorumlu embriyolog ile… Bu birliktelik çok önemli… Ben bunu restorana benzetiyorum. Restoranda bir mutfak var bir de servis yapanlar… İkisinin de çok iyi olması yetmiyor ikisinin uyum içerisinde olması gerekiyor. Servis yapanlar siparişi alıyorlar ama mutfak yetişemiyor ya da mutfak çok hızlı pişiriyor ama servis yapılamıyor. Bu nedenle birlikte uzun yıllar çalışmış bir ekibin olması çok önemli… Mesela benim embriyoloğumun bir embriyo için kullanacağı bir sıfat bana çok şey ifade eder. Çünkü arkasında 12 sene gibi yıllar var. Dediğim gibi fiziki şartlar önemli ama bir tüp bebek merkezi kuruyorsanız zaten bu devlet tarafından denetleniyor. Bakanlıktan gelip bakıyorlar. Yani alet edevatınız eksik olamaz. Kalite derseniz zaten bunları üreten iki üç yer… İlaçlar da aynı… Üç dört firma var. Onlardan birinin ilacını kullanacaksınız. O konuda da pek bir şey yapamazsınız. Bu nedenle hekimin ve ekibin tecrübesi önemli… Bu yemek yapmak gibi tarifle olmuyor. Tarif ile olsa herkes kitaptan okur yapardı. Bu gözle, elle ve tecrübenizi katarak yaptığınız bir şey… Bir ilacın biraz fazla biraz az yapılacağını ya da bir gün fazla bir gün az yapılacağını, o yumurtaların ne zaman olgunlaştığına kadar kritik kararlar alınıyor. Bir de en önemli şey embriyo transferi… Doğanın tüplerdeki o tüylü dokularla yumuşacık olarak rahime bıraktığı embriyoyu dışarıdan plastik bir kataterle içeriye yerleştiriyorsunuz. Bunu yerleştirdiğiniz gibi yerleştirilirken ki özeniniz, oradaki beceri çok önemli… Bunu ne kadar çok yapıyorsanız beceri o kadar artar. Mesela ben bunu 5000’den fazla kere yaptım. Artık bir rahimin içine girmek benim için evimin kapısından girmek gibi bir şey… Bu nedenle bazen aşılama yaparlarken rahim ağzından geçemedik diye duyduklarımız oluyor. Bunlar bizim için hiç problem olmuyor. Hem görüyoruz hem de ultrason eşliğinde yapıyoruz. Tabii mühim olan travmatize etmeden zorlamadan bu işlemi uygulamak ve amaç aynı doğallıkta, yumuşaklıkta içeriye bırakmak…
|