Ana Sayfa

Sağlık
Reklam
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 01.2010
Arşiv - 01.2010

EL BİLEĞİNDEN ANJİYO

Yıllardır kasıktan yapılan anjiyo girişimleri artık el bileğinden de başarılı bir şekilde uygulanıyor. Hasta bu sayede sabah anjiyo olup, öğleden sonra işine ya da evine dönebiliyor. Anjiyonun el bileğinden yapılmasıyla gündelik yaşantıya dönmek de kolaylaşıyor.

El bileğinden anjiyo yönteminde komplikasyonların da daha az olduğuna dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen konuyla ilgili soruları yanıtladı.

El bileğinden anjiyo nasıl yapılıyor?

Anjiyo yapılacak cilt altı uyuşturuluyor ve işlem lokal anestezi altında yapılıyor. Kesi çok küçük olduğu için hasta ağrı hissetmiyor. Sonrasında da bir sıkıntı yaşanmıyor.

Anjiyonun el bileğinden yapılmasının avantajları nelerdir?

Bilek damarı kasık damarının aksine cilt yüzeyine çok yakındır ve şişman hastalarda bile kolaylıkla girilebilir. Cilde yakınlık ve arkasındaki kemik doku aynı zamanda işlem sonrasında giriş deliğinin kapanmasında kolaylıkla kompresyon uygulanabiliyor. Kanama çok kolay kontrol altına alınabiliyor. Kasıktan yapılan anjiyoda hasta, bir gün boyunca yatmak zorundadır. İşlemden sonra kasık bölgesine kum torbaları da konulur. Bilek damarı yolu ile yapılan girişimlerde ise işlem sonrasında kılıf yüksek doz kanı sulandırıcı ilaçlara rağmen hemen çekilir. Hastaya bileklik benzeri bir materyal takılır ve bu bileklik iki saate yakın hastada takılı kalır, hastaneden çıkmadan önce de çıkarılarak bandaj yapılır. Hasta ertesi gün bandajını çıkarabilir. Hasta işlemden hemen sora ayağa kalkabilir, oturabilir, tuvalete gidebilir, hatta işlem yapılan elini kullanabilir yemeğini kendi yiyebilir. Koroner tanısal işlemlerden sonra 6 saat hastanede yatmak yerine 2.5-3 saatte taburcu olabilir.

Anjiyosunu el bileğinden yaptıran kişiler işe ne kadar sürede geri dönebilir?

Evet, eğer hasta isterse aynı gün içinde işine dönebilir. Elbette bunlar anjiyo sonucuna göre belirlenir. Eğer anjiyoda tedavi gerektirecek bir sonuç çıkarsa o zaman hastaya farklı davranılır. Gerekiyorsa hastaneye yatırılır.

Komplikasyon olabiliyor mu?

Bilekten yapılan anjiyoda giriş yeriyle ilgili komplikasyon riski yüzde birin altında görülüyor. Yani neredeyse hiç yok. Anjiyodan sonra önemli olan giriş yerinin sıkıştırılmasıdır. Asıl işlem kataterin damar içine girmesi için açılan 3 mm’lik deliğin kapanmasıdır. Giriş yerinden kaynaklanan sıkıntılar bu deliğin iyi kapanamamasından kaynaklanır. Kasıktan yapılan anjiyoda kullanılan damar büyük bir damardır. Arkasındaki kemik dokular oldukça geride, kas ve yağ var. Özellikle kilolu kadınlarda yağdan dolayı iyi sıkışma sağlanamayabilir. El bileğinden yapılan anjiyoda damarın altında kemik olduğu için anjiyo sonrasında kullanılan bileklik benzeri bir materyal sayesinde kanama kısa sürede durur ve deliğin kısa sürede kapanması sağlanır. Anjiyonun riskleri ondan alınacak bilgilerin sağladığı kazanımlar düşünüldüğünde çok önemsizdir.

İşlem sonrasında bilekte herhangi bir iz kalıyor mu?

El bileğinden anjiyo 3-4 mm’lik çok küçük bir kesiden yapılıyor. Yani üç veya dört toplu iğnenin başı kadar büyüklükte belli belirsiz bir iz oluyor.

El bileğinden anjiyo her hastaya uyglanabiliyor mu?

Yapmayı istemediğimiz bazı hasta grupları var. Bunlardan bir tanesi diyalize giren hastalar. Bu hastaların kol damarı üzerinde hareket etmek sıkıntılı olabiliyor. Kronik böbrek yetmezliği olan kişilerde de kol damarları önemli olduğundan uygulamamayı tercih ediyoruz. Ayrıca, herhangi bir kaza ya da yaralanma sonrasında kolunda travma oluşanlara da el bileğinden anjiyo yapılamıyor.

Doç.Dr. Ertan Ökmen


 

 


 

Doç.Dr. Ertan Ökmen
Kardiyoloji
E-mail :
ertan.okmen@anadolusaglik.org

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Depresyon üst başlığı altında ele alınan hastalıklar içinde belki de en fazla gözden kaçanı doğum sonrası depresyondur. Ancak doğum sonrası depresyonu normal doğum yapan kadınların yarısından fazlasında görülen annelik hüznü ile karıştırılmamalıdır. İkisi farklıdır ve birbirinden farklı iki durumu ifade eder.

Doğum sonrası psikolojik sorunlarANNELİK HÜZNÜ

Doğumdan sonraki ilk hafta içinde görülen, annelerin kendilerini biraz mutsuz, şaşkın ve sersem hissettikleri fakat zihinsel işlevlerinin normal olduğu bir durumdur. Doğumdan sonraki 3.ve 4. gün bu belirtilerin en şiddetli olduğu zamandır. Normal bir çocuk doğuran annelerin yarısı ile üçte ikisi arasındaki bir çoğunluğu bu durumu yaşar.(Normal geçmeyen, sorunlu, komplikasyonlu gebeliklerde ve doğumlarda bu olumsuz duyguların daha somut nedenlerinin olmasından dolayı daha farklı değerlendirilmesi gerekir.) Bir başka deyişle annelik hüznü doğum komplikasyonu (olumsuz ve istenmeyen gelişme) veya anestezi etkisine bağlı değildir.

Annelik hüznü yaşayan kadınlarda çoğunlukla gebeliğin son 3 ayında anksiyete (sıkıntı) ve depresyon yakınmaları gözlenir ve bu annelerde aybaşı gerginliği, doğum korkusu ve kötü sosyal koşullar daha sık görülür.
Tedavi gerekmez, birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu durum en çok ilk gebelikte görülür.

DOĞUM SONRASI DEPRESYONU (POSTPARTUM DEPRESYON)

Doğuran kadınların yaklaşık %10-15'inde görülür (Bizim İstanbul’da yaptığımız bir çalışmada %16 oranında doğum sonrası depresyonu saptadık). Genellikle loğusalığın ilk iki haftası içinde başlar. Bu dönemde kadınlar üzüntülü,sıkıntılı,ağlamaya hazır görünür. Mutsuzluk, bitkinlik, neşesizlik, isteksizlik, hayattan zevk alamama ilgisizlik gibi yakınmaları olan annelerin bebeğin bakımı için gereken yoğun uğraş ve uykusuzluğa da maruz kalmaları durumu ağırlaştırır. Bu duygusal karmaşanın bir çok nedeni vardır: gebelik sonuna doğru çok yükselmiş bulunan östrojen ve progesteron hormonlarının doğumdan sonra birdenbire hızla azalması,yine adrenal steroidlerin (böbreküstü bezinin salgıladığı bir hormon) birdenbire azalması gibi daha çok hormonal nedenler yanında doğum olayının başlı başına oluşturduğu stres ve annelik rolünün getireceği yeni sorumlulukların bilincinde olma bunların başlıcalarıdır.

Aynı dönem erkek (baba) için de benzer duygular oluşturabilir. Sorumlulukların artışı,cinsel beraberlik imkanının bir süre kısıtlanması,eşinin ilgisinin kendi üzerinden doğacak çocuğa kayacağı kaygısı ve iyi gitmeyen evliliklerde çocuğun ayrılmayı zorlaştıracak yeni bir bağ olması gibi faktörler babada tedirginlik ve stres oluşturabilir.
 
Daha önce bir psikiyatrik hastalık geçirmiş olma veya halen stres verici bir yaşam olayını yaşıyor olma durumu olumsuz etkileyen etmenlerdendir. Doğum sonrası depresyonunu olumsuz etkileyen diğer etmenler arasında genç yaşta anne olma,erken dönemde ortaya çıkan annelik hüznü,kötü evlilik ilişkisi (ayrılmayı zorlaştıran yeni bir bağın oluşumu nedeniyle),sosyal destek yokluğu (vb.) sayılabilir.Doğum sonrası depresyonları çoğu zaman diğer depresyon ataklarına kıyasla hem daha ciddi seyretmekte hem daha sık tekrarlama eğiliminde olmaktadır. Başlangıç zamanının (doğum) bilinmesi nedeniyle de tedavi açısından fırsat tanımaktadır. Doğumdan hemen sonra tedaviye başlanan hastalarda daha çabuk ve daha kesin bir iyileşme elde edilebilmektedir.

Doğum sonrası depresyonun anne-bebek ilişkisini bozarak bebeğin psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz etki bırakabileceği de unutulmamalıdır.

Her bin doğumdan 1-2'sinde ise yoğun depresyon (çökkünlük) duygusuna eşlik eden intihar fikirleri olabilir. Bazı ciddi depresyon vakalarında ise halüsinasyonlar(varsanı) ve hezeyanlar(sanrı) hatta bebeğini öldürme düşünceleri gibi psikotik belirtiler görülebilir.

Tedavide psikolojik ve sosyal destek ilaç tedavisi kadar önemlidir. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak bu dönemde eşler birbirlerine karşı hoşgörülü ve toleranslı olmalı,özellikle annenin içinde bulunduğu nazik durum çevre tarafından özellikle de eşi tarafından desteklenerek atlatılmalı,gerek duyulduğunda bir psikiyatriste başvurmaktan çekinilmemelidir.

- Depresyon Kürü Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu
- Doğum Sonrası Depresyonu
- Depresyona Karşı Sarı Kantaron Dr.James Duke
- Depresona Karşı Beslenme Önerileri Dr. Ender Saraç
- Depresyonu Tetikleyen Sorunu Bulmak Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
- Sonbahar Depresonuna Kurtulmak İçin

Psikiyatr Dr. Gıyasettin Ekici








Psikiyatr Dr. Gıyasettin Ekici
JFK HOSPİTAL
-BAHÇELİEVLER
Tel:0212 441 41 42

İlk kez bir uçan otomobil çekilişle sahibini bulacak.

Üyelerine, alışverişlerinde avantajlar kazandıran paro, yeni ve alışık olmadığımız bir kampanya hazırladı.

Uçan Otomobil
Alfa Romeo 159 marka bir otomobile binlerce balon bağlayarak uçurmayı hedefleyen paro, projeyi herkesin katılımıyla gerçekleştirmek istiyor.

 ‘Bir otomobili kaç tane balon bağlayarak uçurabiliriz?’ sorusuna cevap ararken ortaya çıkan projenin amacı; paronun hazırladığı www.ucanotomobil.com internet sitesini ziyaret edenlerin katılımıyla, her gün siteye kayıt olan kişi sayısı kadar sitedeki Alfa Romeo 159 marka otomobile uçan balon bağlamak.

Yeterli ziyaretçi sayısına ulaşılıp, eklenen balonların sayısı arttıkça  uçmaya başlayacak otomobil, 7 Mart 2010’da  Milli Piyango İdaresi’nin denetiminde yapılacak çekilişle sahibini bulacak.

Projeye dahil olup Alfa Romeo 159’un uçuşuna tanık olmak ve uçan bir otomobil kazanma fırsatı elde etmek için www.ucanotomobil.com internet sitesini ziyaret edip, otomobile bir balon bağlamanız yeterli.
KanalD' de yayınlanan Doktorum proğramı izleyicileri Sezeryanla Doğum anına tanık oldular. Programı kaçıranlar için Sezeryanla Doğum Videosu.



Dikkat : Pek çok anne adayı sezeryan doğum görüntülerini izledikten sonra normal doğumu tercih etmektedir :)

Diğer VİDEO'lar için...

M.Asam VINOLIFT Antiage Triple Action Beauty Treatment

M.Asam VINOLIFT Triple Action dört haftalık bir kür uygulamasıdır.
Özellikle mevsim geçişlerinde önerilen,olgun ciltler için yenileyici bir kürdür.Bir kutu içerisinde 4 adet 10 ml lik serum mevcuttur.
Yüz,boyun ve dekolte bölgesine kullanılır.
M.Asam VINOLIFT Triple Action

Üç aşamada(Triple action) gerginleştirici ve kırışıklık giderici etkisi vardır;
1.Dynalift ile anında (5 dakika) gerginlik  sağlar
2.Chronoline ile orta vadede ince  çizgi ve kırışıklıklara 
3.Gatuline Expression ile uzun vadede nasolabial kırışıklıklar,kaşlar arasında  ve alında  oluşan kırışıklıkların azaltılmasına yardımcı olur.

İçerik maddeleri ile kollajen sentezini destekleyip,mimik kırışıklıklarını azaltırken ,Cildin gözenekleri gözle görülür oranında küçülür, Hyaluronik asitle de cildin nemine katkı sağlar.
Portakal çiçeğinin sakinleştirici doğal aroması ile kombine edilmiş,
Üzüm hücre özsuyu ve Üzüm çekirdeği ekstresi ile güçlendirilmiştir,

Almanya’dan ithal edilen M.Asam VINOLIFT Triple Action;  sadece eczanelerde satılmaktadır.

Zengin içerik maddeleri ile,cildi serbest radikallere karşı koruyan ve vaktinden önce yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olan bir kutu M.Asam VINOLIFT Triple Action ile birlikte, bir kutu M.Asam VINOLIFT 3 lu ruj ve Gümüş renkli makyaj cantası HEDIYE.

www.m-asam.com.tr

SAĞLIKLI AYAKLAR İÇİN...

Bıkkınlık geçiren ayakların pul pul nasırlardan, kaşıntıdan, zonklayan ayak tabanından şikâyet ediyor. O yüzden yazlık ince ayakkabı sevenlere iltihaplı ayak şişliklerinin bu sene moda olmadığını söylemek zorundayım. Aşağı kısımdaki hasarları nasıl tedavi edeceğini öğrenmek için okumaya devam et ve senin için çok çalışan ayakların için doğru bir şeyler yap.

Sağlıklı Ayaklar İçin

Ayak ağrıları
American Pediatric Medical Association 2007 anketine göre kadınların yüzde 50’sinden fazlası her gün ayak ağrısı çekiyor. Konumuz çoğumuzun ortak sorunu olan Achilles’in ökçesi ve burada oluşan ağrılardan nasıl kurtulabileceğimiz.

Çıkıntılar
Yani, kemiğin başparmakla birleştiği uçta görülen şekil bozukluğu

Hissi: Başparmağının dış tarafında ortaya çıkan sert şişlik. 
Oluşumu: En altta duran eklem yanlış hizalanmışsa, kemik dışarıya doğru çıkıntı yapar. Bu çıkıntılar parmaklarını sıkıştırarak nasırı daha da ağrılı hale getirir. Sebebi ayakkabı değildir. Genel olarak ayağının şekli ve yürüme tipin esas faktördür.
Nasıl düzelir: Esnek maddelerden yapılmış (deri gibi) ayakkabılar giyersen, ayağının kıvrımını da rahat ettirmiş olursun. Plastikleri bir kenara atmadan önce ayakkabının tabanını kendi ayak tabanına tut. Ayağından küçük olmamasına dikkat et. Bir ayak hastalıkları uzmanının önerisi, normal bir ayak tabanlığı kullanarak nasırlarının daha da kötüleşmesini engelleyebileceğin yönünde. Ancak esas çözüm ameliyattır. Ancak ağrı artıp da ayağını işlemez hale getirmediği sürece, doktorlar bunu tavsiye etmez. Çoğu operasyonda kemiğe kadar inilir ve parmak iğneyle veya çiviyle yerine yerleştirilir. Ameliyattan sonra bir-iki ay boyunca ayağında aksama olabilir. Ayrıca zorlu nasırlar yüzde 10 – 15 arası geri döner.

Ürkütücü ayak
Yani, içe kıvrık ayak başparmağı

Hissi: Parmak eklemlerinden bir tanesi (özellikle başparmağın yanındaki) yere paralel duracağına, yukarı doğru çıkıktır. 
Oluşumu: Düz veya kavisli ayak şişliği veya çok dar ayakkabılar başparmağının ikinci parmağının altına girmesine neden olur. Dolayısıyla parmak büzüşür. 
Nasıl düzelir: Ayağın şeklini düzelten yumuşak petlerden kullanabilirsin. Ayak tabanının altında geçer ve içe kıvrık parmağına takılır. Böylece baskı ve sürtünme azalır. Doktor ağrının hafiflemesi için kortizon iğnesi de verebilir. Eğer bunların hepsini denediysen ve durumun hâlâ kötüyse ameliyat çözüm olabilir. Eklemin yanlarından küçük bir parça kemik alınarak parmağın normal şekline dönmesi sağlanır. Yerine oturması için birkaç hafta boyunca küçük bir iğne de konulabilir.

Sürtünmeler
Yani, nasırlar

Hissi: Kalın ve ölü bir tabakanın birikmesi. Parmaklarının üzerinde ve yanlarında görülür. 
Oluşumu: Ayağında çok fazla baskı ve sürtünme olduğunda (genellikle kötü kalıplı ayakkabılar yüzünden) ortaya çıkar. Bu da yukarıda bahsettiğim, parmağın kıvrılması gibi bir deformasyondur.
Nasıl düzelir: Haftada bir veya iki kez, duşta nazikçe derin pembeleşene kadar ponza taşıyla ov. Sonra nasırları yumuşatmak için üretilmiş kremlerden (mesela Avon’dan Foot Works) kullanabilirisin. Eğer katmanlar gerçekten kalınsa, doktorun tıbbi pedikür yöntemiyle (salonlarda enfeksiyon riski olabileceğinden) bunları alabilir. Bilmeden de pet kullanmamalısın. Bunlar sağlıklı deriyi yakabilir ve iltihaplanmaya neden olabilir. 

Topuk problemi
Yani, taban fasyası iltihabı
 
Hissi: Daha çok sabahları topukta hissedilen yanma ve batma hissi.
Oluşumu: Dokuların topuktan ayak çukuruna doğru inmesi ve burada iltihaplanma oluşması. Bunun belirtisi ayak tabanının aşırı düz ya da çok yüksek tabanlı olmasıdır. Bütün gün ayakta kalmak veya yürümek, fazla kilolu olmak veya bedeni zorlayıcı hareketler yapmak oluşumu tetikleyebilir.
Nasıl düzelir: Reçetesiz satılan ayak kemeri destekleyicileri veya baskıyı alan ayak tabanlıklarını deneyebilirsin. Ancak gerçekten acıdan kıvranıyorsan ultrasound terapi ve shockwave terapisi hızlıca iyileşmesi sağlar. Bundan başka yeni çıkan “endoskobik taban fasyotomi operasyonu” adı verilen bir yöntem de mevcuttur. Cerrah tabanı incecik keser ve fasyaya ulaşır. Sonra buradaki sıkılaşmış dokuyu alır. Ancak yapılan bir araştırmada operasyon geçiren insanların yüzde 25’inde ağrıların devam ettiği tespit edilmiş.

Ayağın sıkışması
Yani, nörom
 
Hissi: Sızlama, yanma veya uyuşma hissedilir. Sanki çakıl taşlarının üzerinde yürüyormuşsun gibi acıtabilir.
Oluşumu: İki parmağının kemikleri (genellikle üçüncü ve dördüncü) birbirine sürtünür ve sinirler arada sıkışır. Parmakların izdihamına neden olan çok dar ayakkabılar bunun sorumlusudur.
Nasıl düzelir: Çoğu uzman ağrının geçmesi için kortizon iğnesi veya sinirlerin bir bölümünü yok eden alkol tavsiye eder. Ancak ağrılar devam ederse cerrahi müdahale ile sıkışmış sinirleri çıkarttırabilirsin.

Yazı: Rachel Grumman Derleyen: Tuğçe Tekmen
Women's Health

Kalbin en büyük dostu soya

Bugün özellikle en yaşamsal organlarımızdan olan kalbimizi korumak için doğal öneriler vereceğim. Kalp öylesine özel bir organ ki aslında sadece maddesel olarak değil manevi olarak da olumlu veya olumsuz alışverişlere çok açık.

Uz.Dr. Ender SARAÇ Bazı kalp ameliyatlarından sonra kişilerde huy değişiklikleri olabildiği gibi bazen de yoğun manevi olaylar veya stresten sonra da kalbin hastalanıp bozulabildiğini görüyoruz. Bu nedenle kalp rahatsızlıklarını sadece bedensel kökenli düşünmemek, kalbi tıbbi tedavinin yanında ruhsal tekniklerle desteklemek gerekir.

Ailesinde yaygın kalp ve damar hastalığı olan kişilerin mutlaka yılda bir kez kardiyoloğa başvurmaları ve gerekli kan testlerini, eko kardiografi, eforlu elektro, 3 boyutlu kalp anjiyoları gibi hekimin gerekli göreceği incelemeleri yaptırmaları gerekir.

Kalbinizi tanıyın

Kalbinizin büyüklüğünü biliyor musunuz? Elinizi uzatın ve sıkmadan gevşekçe bir yumruk yapın. Kalbiniz aşağı yukarı gevşek haldeki kendi yumruğunuza yakın bir boyuttadır.

Kalp ortalama bir yaşam süresi boyunca yaklaşık 1 milyon varili dolduracak düzeyde kan pompalar.

Mor ve yeşill gıdaları bol tüketin

1) Sigara içmeyin: Eğer sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmanıza yardım edecek bir programa başvurun. Mümkün olduğu kadar pasif içici olacağınız durumlardan kaçmaya çalışın.
2) Bel ölçünüzü kontrol edin: Özellikle bel ve gövde kısmınızdaki ekstra kilolar sağlıklı bir kalbe kavuşmak için gösterdiğiniz çabalara köstek olur. Kilonuzu kontrol etmek ve doğru düzeyde tutmak için biraz araştırma yapın, bir programa katılın ya da bir beslenme uzmanıyla konuşun. Bu rakamları bir kenara not alın, bel-göbek civarı erkeklerde 94, kadınlarda 88 santimi geçmemeli yoksa kalp-damar hastalıkları riski artıyor.
3) Stresin üstesinden gelin: Stresle savaşmak için bazı stratejiler öğrenin. Doğru nefes alıp verme yöntemlerinden nasıl düşüneceğinizi kontrol etme tekniklerine kadar, stresin üstesinden gelmeyi öğrenmenizi sağlayacak birçok yenilikçi ve etkili yöntem mevcut.
4) Biraz egzersiz yapın: Önce 10 adım atın, sonra bir 10 adım daha... Ffarkında olmadan, tavsiye edilen günlük egzersiz süresi olan yarım saati değerlendirir hale geleceksiniz. Her gün mutlaka en az yarım saat ama en iyisi 45 dakika, hatta 1 saat yürüyüş yapın.
5) Kalp dostu gıdalar: Her gün 1 avuç mor tüketin. Özellikle nar, mor üzüm, karadut, böğürtlen, yaban mersini gibi koyu mor renkli gıdaları mevsiminde ve katkı eklenmemiş haliyle tüketin. Mor ve yeşil gıdalar kalbin dostudur unutmayın. Taze fasulye, semizotu, ceviz, derin su balıkları özellikle de somon, limon, aşırıya kaçmadan tuzsuz Antep fıstığı, fındık, zeytinyağı, çiğ veya pişmiş yenilen yeşillikler, kuşburnu meyvesi, greyfurt, taze turunçgiller, yulaf, tam tahıllar, çavdar, soğan, sarımsak özellikle de taze olanları ilk başta akla gelenlerdir.

Zeytinyağında kolesterol riski yok

Türk toplumu olarak yağlı yemekleri ve kızartmaları seviyoruz ama sonrasında da bu lezzetli ama ağır beslenme şekli çeşitli sorunlarla bize geri dönebiliyor. Özellikle de fazla kilo ve çeşitli sindirim sorunlarıyla kendini gösteriyor. Daha da önemli bir konu ise trans yağlar. Trans yağ asitleri, sıvı bitki yağlarının hidrojen bulunan bir ortamda işlemden geçirilmesiyle elde edilen ve daha çok sanayide kullanılan bir yağ cinsidir.
Trans yağ, (yemeklik ve kahvaltılık margarinlerin bazılarında yaygın kullanılıyordu ama artık iyi firmalar ürünlerini bu zararlı yağdan arındırdı), kısmen hidrojene bitkisel yağlarda, derin tavada kızartılmış patates, fast food yiyeceklerde, sanayi tipi kek, pasta, kurabiye gibi atıştırmalık ürünlerde daha yaygın olarak bulunur. Ancak ülkemizde margarin üreticileri konuya hassasiyet gösteriyor ve eskisine göre trans yağsız veya daha az trans yağlı ürünlerin üretimine önem veriyor.

Kalp damar hastalıklarına yol açabilir

Trans yağların yüksek kullanımı, kalp ve damarlar için zararlı olan LDL (bir tür kötü kolesterol) düzeyini artırır, kalp ve damar hastalıklarına yol açabilir. Alışveriş yaparken ürünlerin mutlaka içindekiler bölümünü okuyun. Eğer trans yağ, hidrojene doymuş yağ varsa bunun ne kadar yoğunlukta veya azlıkta olduğuna dikkat ederek alışveriş yapın. Zeytinyağında hiç trans yağ bulunmadığını da belirtmeliyim. Ancak zeytinyağında da sonuçta yaklaşık tereyağ kadar kalori olduğunu unutmayın. Fazla tüketildiğinde şişmanlığa yol açarak yine kalp ve damar hastalıkları riskini artırabilir. Zeytinyağı aşırı tüketilirse kanda trigliserit düzeyini artırabilir.

Hastalıklarla savaşmak için; soya

21’inci yüzyılda en çok bahsedilen gıda kaynaklarının biri soyadır. Yalnız bir konuda hala bir tereddüt var ki, genetiğiyle oynanmış yani GDO’lu soyaların sağlık açısından riskli olabileceği yönünde. Bu konuyu bir tarafa koyarsak özellikle genetiğiyle oynanmamış soyanın çok değerli ve yararlı bir gıda olduğunu söyleyebilirim. Japonlar’ın uzun yaşama sırrı da işte bu. Bitkisel protein kaynağı olan soyayı çok tüketen Uzakdoğu’da yüksek kolesterol, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi pek çok hastalığa yakalanma riski hayvansal protein tüketen toplumlara göre daha düşüktür.

Kolesterol kontrol altında

Yüksek kolesterol, günümüzde sık görülen bir hastalık. Son yıllarda yapılan araştırmalar beslenmeye soyanın da dahil edilmesinin veya hayvansal protein yerine soya proteini tüketiminin kandaki kolesterol miktarını düşürdüğünü gösteriyor. Bu kolesterol düşürücü etkiyi, soyanın içindeki besin öğelerinden biri olan ‘izoflavonlar’ sağlıyor. Yine araştırmalara göre, yağ oranı düşük gıdalar tüketmelerine rağmen kolesterolü yüksek olanların, soya ağırlıklı beslenerek toplam kolesterol ve kötü kolesterol olan LDL’si düşüyor. Kolesterol düşürücü etkisi, koroner kalp hastalığına karşı güçlü bir silah olarak destekleniyor.

İşte doğal destekler

Mutlaka hekiminize danışarak Omega-3 yağı destekleri, Co-enzim Q-10, folik asit, üzüm çekirdeği preperatları, E-vitamini, nar ve yeşil çay ekstreleri gibi bazı preparatların yararı olabilir.

Kalp için yararlı çaylar

Kalp hastası olan kişiler asla kendiliğinden kardiyoloğun yazdığı ilaçları değiştirmemeli ve çay dahi olsa mutlaka hekimlerine danışmalı. Başta akdiken bitkisi olmak üzere kuşburnu, limon, böğürtlen gibi mor renkli çaylar kalp-damar sağlığı için yararlıdır.

Kalp koruyucu salata

Aslında tüm yeşillik ve salatalar kalp için uygun ve sağlıklı ama bu salata özellikle kalbe yararlıdır.

Malzemeler 1 demet taze semizotu, 6 adet ceviz içi, 1 limon suyu, 2 çorba kaşığı sızma zeytinyağı, 1 çorba kaşığı taze çekirdekli kara üzüm, 4 dal taze nane, 6-8 adet taze gül yaprağı, Biraz dereotu, salatalık, domates (kışın kurutulmuş yaz domatesi kullanın.)

Hazırlanışı: Malzemeler ince ince doğanır ve karıştırılır. Üzerine limon suyu ve zeytinyağı ilave edilir. Kesinlikle tuz kullanılmamalı. Semizotu, Omega-3 yağ asitleri, ceviz içi zengin Omega-3 içerikleri ile kalp ve dolaşım için son derece faydalı. Taze limon suyu içerdiği C vitamini ile zindelik verir.
Zeytinyağının içindeki doymamış yağ asitleri kalbin dostudur. Çekirdekli üzüm güçlü bir antioksidan olan proantosiyadin içerir. Bu çok güçlü bir damar koruyucu ve dolaşım destekleyicisidir. Kolesterolü düşürücü etkisi vardır. Nane ve gül yaprağı kalp çakrasını açabilen özelliktedir.


Ender SARAÇUz.Dr. Ender SARAÇ
Adres: Yasemin Sok. No: 9 34330 - 1. LEVENT - İSTANBUL Tel: 212 283 10 80
Email: info@endersarac.com

Son Yazıları :
- Zayıflatan Acı Biber Çayı
- Diyete Başlama Teknikleri
- Yazın Saçlar Özel Bakım İster
- Misutgaru Gerçekten Zayıflatıyor mu?
-
Sağlıklı Kilo Aldıran Diyet
- Diyet Yaparken Kabızlığa Son
- Metabolizbayı Hızlandıran Baharatlar
- Su İçmeden Diyet Yapılmaz
- Depresyon için Beslenme Önerileri
- Kilolardan Kurtulmak İçin Detoks
- Reflü için Pratik Tarifler
- Oruç Tutarken Baş Ağrısına Karşı
- Kansızlığa Kınalı Çözüm
- Ender SARAÇ'la Ramazan
- Cinsel Gücü Arttıran Altın Öneriler
- Ender Saraç'tan Zayıflatan Kurallar
- Kilonuzu Korumak İçin
- Ayurveda'ya yapılması gerekenler
- Sağlıklı Kilo Vermek
- İştah Kontrolü
- Yaza Sağlıklı Zayıflayarak Girin
- Sıçrayarak Zayıflama
- Ender SARAÇ Doktorum Proğramında
- Kilo Verdiren 12 Altın Tavsiye
- Evinizi Diyete Hazırlayın.
- Metabolizmanız Kışa Hazır mı?
- Tansiyon Düşüren Formüller
- A Gribine Karşı Mikropsavar Gıdalar
- Yorgunluk Gideren Doğal Besinler
- Keçi Peynirini Deneyin
- Ender SARAÇ'tan Zayıflama Önerileri
- Egzersiz Nasıl Olmalı
- Formula 7

Tüm Yazıları İçin 


 

  • KALP YETMEZLİĞİ NEDİR? Prof.Dr. Bingür SÖNMEZ 10-04-2010
  • KALP KRİZİ TEDAVİSİ 22-06-2008
  • KALP KRİZİ VE MİDE YANMASI Prof.Dr. Mehmet ÖZ 14-04-2010
  • KALP KRİZİ NEDİR 24-11-2008
  • KALP HASTALIKLARINDAN KORUNMAK Prof.Dr. Bingür SÖNMEZ 24-11-2008
  • KALP KRİZİ VİDEOSU 24-11-2008
  • KALP SAĞLIĞI İÇİN 5 ÖNERİ Prof.Dr. Mehmet ÖZ 28-05-2009
  • KALP BÜYÜMESİNE KARŞI DOMATES KÜRÜ Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu 25-05-2009
  • KALP YETMEZLİĞİNİN BELİRTİLERİ VE ÖNLEMLER Prof.Dr. Bingür SÖNMEZ 10-04-2010
  • KALP HASTALARI NASIL ORUÇ TUTMALI Prof.Dr. Bingür SÖNMEZ 26-08-2009
  • AÇIK KALP AMELİYATI VE ÖKSÜRÜK 19-04-2010
  • SEBZE ÇORBASI KALP DOSTUDUR Dr. James DUKE 14-02-2010
  • SOYA VE KALP SAĞLIĞI Dr. Ender Saraç 26-01-2010
  • KALP SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLER 06-02-2010
  • GRİP KALP KRİZİNE YOL AÇAR MI? Prof.Dr. A.Rasim Küçükusta 14-03-2011
  • KIRIK KALP (TAKOTSUBO) SENDROMU 24-03-2011
  • KALP DUVARINDAKİ BALONLAŞMADAN KURTULDU 22-08-2011
  • KSANTELAZMA KALP KRİZİ HABERCİSİ 17-09-2011
  • CİNSEL SORUNLAR KALP HASTALIĞI HABERCİSİ Prof.Dr. Bingür SÖNMEZ 25-10-2011
  • HASARLI KALP DOKUSUNA KÖK HÜCRE 17-11-2011
  • KALP KRİZİ SOĞUK HAVALARI SEVER 01-01-2012
  • Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı


    Diyet
    Güzellik
    - Doç.Dr.Alev Eken
    -
    Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
    -
    Dr.Ceyda Şener
    -
    Dr. Horward Murad
    -
    Ebru Şallı
    -
    Meryem DEDE
    -
    Suna Dumankaya
    -
    Şule Karabağ
    Jinekoloji
    - Prof.Dr.Derin Kösebay
    -
    Dr. Süleyman Eserdağ
    -
    Dr. Aytuğ Kolankaya
    -
    Op.Dr. Alper Mumcu
     
    © Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

    Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
    Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et