Ana Sayfa
Orjinal Lida

Lida ile 15 Günde 5 Kilo verin!
Orjinal Zayıflama Hapı Lida ile yaz tatilinize incecik ve mutlu bir şekilde giderek sevenlerinizi şaşırtın!
Orjinal Lida Yetkili Ürün Bayii



REKLAM

REKLAM


Sağlık
 
Reklam
- Maurers
- Saç Ekimi
- v-pills
- panax
- clavis panax
- tereson
- yudali
- maurers
- orjin krem
- cosmodisk
- basur hapı
- kibarlı
- tütüne son
- bıktım tozu
- maurers hapı
- rx1 zayıflama hapı
- antakya biberi
- pembe maske
- afrika mango
- afrika mangosu
- biber hapı
- perfect steps
- zayıflatan ayakkabı
- mavi boncuk hapı
- extrajel
- hemoroid
- kilo aldırıcı
- zayıflama
- formula 7
- ayak ısıtıcı
- ufo ayak ısıtıcı
- zayıflama zayıflama hapı
- boy uzatma, boy uzatıcı
- diyet
- reishi mantarı, reishi

- antakya biberi- kanser, kanser tedavisi
- afrika mango, african mango
- panax, panax ginseng
- samandağ biberi
- acai, açai 1200
- antakya biberi
- antakya biberi-antakya biber hapı
- african mango-afrika mangosu
- boy uzatıcı
- bontavi
- limon kapsülü
- göbek bandı
- göbek eritme bandı
- burun ameliyatı izle
- mekik aleti
- plates topu
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 28.07.2010
Arşiv - 28.07.2010

Su Çiçeğinin Tıbbi ve Doğal Tedavisi

Suçiçeği düşünüldüğünden daha ağır bir hastalık ve ciddi yan etkileri var. İlkbaharda görülen salgın yazın da sürüyor.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Zafer Kurugöl, suçiçeği vakalarını normalde ilkbaharda gördüklerini, ancak yaz aylarında da salgının devam ettiğini söyledi.

Su Çiçeği Aşısı İhmal EdilmemeliSuçiçeğinin düşünüldüğünden daha ağır bir hastalık ve ciddi yan etkilerinin olduğunu belirten Prof.Dr. Kurugöl, tek korunma yolunun aşı olduğunu belirtti. Aşı yaptırmadığı için suçiçeği çıkarıp havale geçiren oğlu Ali hastaneye yatırılan Menekşe Güldal, “Oğlumun kontrollerini sağlık ocağında (aile hekimliğinde) yaptırıyordum. Aşılarını da orada oluyordu. Bana suçiçeği aşısının yapılmadığını söylemediler. Bilseydim dışarıda yaptırırdım” dedi.

Prof.Dr. Zafer Kurugöl, suçiçeğinin çok bulaşıcı bir hastalık olduğunu hatırlattı. Hastalığın halk arasında kendiliğinden iyileşen, her çocuğun mutlaka geçireceği bir hastalık olarak bilindiğini belirten Prof.Dr. Kurugöl, şunları söyledi:

“Çoğunlukla da iyileşmeyle sonuçlanan bir hastalıktır. Ancak düşünüldüğünden daha ağır ama aşıyla korunulabilir bir hastalık. Suçiçeği çok ağır yan etkilere yol açabiliyor. Birincisi, üzerine eklenen bakteri infeksiyon dediğimiz zatürreye, kan zehirlenmesine, beyin iltihabına, beyin iltihabı sonucu dengesiz yürümeye, çok ağır şekilde deri kanamalarına ve vücutta iç kanamalara neden oluyor. Bunun dışında böbrek, karaciğer tutuluşuna neden olabilir. Yani birçok organı tutarak çok ağır yan etkilere, sonucunda da ölümlere yol açabiliyor. Her yıl bizim gibi büyük merkezlerde 1- 2 çocuk suçiçeğinden kaybediliyor. Bunu önlemenin tek yolu aşı. Belki hastalık nadir yan etkiyle seyrediyor. Bu yan etkileri yapabiliyor ama çok sık görülebildiği için sayısal olarak yan etki görülen vaka sayısı da fazla oluyor. Hastanın tedavi maliyeti de çok ağır oluyor.”

Türkiye' de hastalık daha geç ortaya çıkıyor.

Prof.Dr. Zafer Kurugöl, Amerika'da, çeşitli Avrupa ülkeleri olmak üzere gelişmiş ülkelerde suçiçeği aşısının rutin aşı programına girdiğini, krizdeki Yunanistan'da bile bu aşının devlet tarafından ücretsiz yaptırıldığını söyledi. Prof.Dr. Kurugöl, suçiçeğinin erken yaşta geçirildiğini, ancak sıcak bir ülke olan Türkiye'de, Avrupa ülkelerine göre hastalığın daha geç geçirildiğini kaydetti. Türkiye'de ergenlik çağına gelenlerin yüzde 10- 15'inin suçiçeği geçirmemiş olduğunu belirten Prof.Dr. Kurugöl, şunları kaydetti:

Suçiçeği vakalarını normalde ilkbaharda görüyoruz. Ama yaz aylarında da salgın devam ediyor. Nedenini kestirmemiz çok kolay değil, virüsün özelliğinden olmuş olabilir. Genellikle acile, polikliniğe hergün başvuranlar oluyor bazen de beyin iltihabı gibi ağır vakalar geliyor. En fazla salgını olan bir hastalık. Ergenlik çağına gelmişlerin yüzde 10-15'inin hastalığı geçirmemiş olması, bu kesimde ağır enfeksiyon riski olduğunu gösterir. Bu nedenle suçiçeği geçirmemiş kişiler, ergen ya da erişkin, aşı yaptırmalı.”

Suçiçeği aşısının rutin aşı şemasına dahil edilmesi gereken en önemli aşı olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Zafer Kurugöl, “Bir kez hesaplamıştım. Yoğun bakıma bir çocuk yatmıştı. O çocuğa kullanılan ilaç, yapılan tedavi masrafıyla Bornova ve Karşıyaka'yı aşılayabilirdiniz. Bu kadar net. Üstelik o çocuk kaybedildi, onun kaybedilmesinin ise hesabı olmaz. Bu aşı bu kadar önemli. Bu hastalık ileri yaşlarda ağır seyrediyor” diye konuştu.

Suçiçeği konusunda anne babaların panik yapmamasını isteyen Prof. Dr. Kurugöl, su çiçekli çocukta yan etki olmaması ya da yan etki olunca ‘şunu yapın’ önerisinde bulunacakları bir yöntem olmadığını vurguladı. Prof.Dr. Zafer Kurugöl, sözlerini şöyle sürdürdü:

Asprin kullanılmamalı

“Suçiçeği, çok sık rastlanan bir hastalık, komplikasyonu nadir görülüyor. Ama o çocukta, o yan etkilerin çıkacağını önceden belirleyecek tahmin yöntemi yok. Ne laboratuvar olarak da ne de ailelere şu olursa şöyle yapın diyebileceğimiz bir yöntem yok. Ancak asprin kullanılmaması gerekiyor, toksik etki yapmaması için. Çocuk yıkanabilir, duş alabilir. Bu sıcakta aileler çocuklarını yıkamıyor, çocuk havale geçiriyor. Geçirmemesi için aşı yaptırmak gerekli. Aşı yüksek oranda koruyor. İleriki yaşlardaki zonaya karşı da koruyor. Hastalık aşıya rağmen geçirebiliyor ama hafif atlatılır, yan etki olmaz. Aşı bir yaşından sonra yapılabilir.”

Öte yandan, 2 yaşını 2 ay geçen Ali Güldal, suçiçeği çıkardı, havale geçirince Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi'ne yatırıldı. Büyük oğlu 6 yaşındaki Halil Can'ın suçiçeği çıkardığını, 10 gün sonra da küçük oğlu Ali'nin yüzünde, vücudunda su dolu keseciklerin ortaya çıktığını belirten Menekşe Güldal, “Büyük oğlumu özel doktora götürmüştüm, suçiçeği aşısı yapılmıştı. Küçük oğlumun kontrollerini ise sağlık ocağında (aile hekimliğinde) yaptırıyordum. Aşılarını da orada oluyordu. Bana suçiçeği aşısının yapılmadığını söylemediler. Bilseydim dışarıda yaptırırdım. Çünkü büyük oğlum hastalığı hiç ateşlenmeden çok hafif atlattı, 10 gün sonra küçüğü çıkardı. Ama onun hafif olmadı, havale geçirdi. Korkuyla hastaneye geldik. Tedavisi sürüyor, hem korku hem aşı yaptırmadım diye büyük pişmanlık yaşıyorum” dedi.

Prof.Dr. Zafer Kurugöl
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi


BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMİ

Birbirine benzeyen çocuk enf eksiyonları genelde orta dereceli olurlar ve bitkisel tedavilere olumlu yanıt verirler; fakat komplikasyonlar oluşabilir ve (kızamıkta olduğu gibi) profesyonel müdahele gerekebilir. Problemlerin çoğuna virüsler neden olduğu için antibiyotiklerin bu rahatsızlıkların üzerinde hiçbir etkisi olmaz. Bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel tedaviler ideal yöntemdir.
 
Bu bulaşıcı virüs hastalığı, göğüste ve sırtta beliren kırmızı lekelerle başlayıp vücudun diğer kısımlarına, kafa derisi ve yüze sıçrar. Tahriş olmuş lekeler. önce kabarcıklara ardından da kabuklu yaralara dönüşürler. Bu yaraları kaşımak veya zarar vermek iz kalmasına neden olabilir, bu yüzden enfeksiyon kapmış bebekler çok dikkatli yıkanmalıdırlar. Diğer belirtiler yüksek ateş (39-40 derece), boğaz ağrısı ve burun tıkanıklığıdır.

SU ÇİÇEĞİ BİTKİSEL TEDAVİ
Tedavi genelde bağışıklık sistemini güçlendirmek ve vücudun virüsle savaşırken gösterdiği belirtileri hafifletmek içindir.

■ Eşit miktarlarda kanaryaotu demi, hodan suyu ve sulandırılmış güverinağacı kabuğu karıştırılarak hazırlanan losyon, irite olmuş deri isilikleri için kullanılabilir; pamuklu bir bezle, her bir veya iki saatte bir ya da ihtiyaç duydukça sürün.
■ Bağışıklık sistemini güçlendirmek için çocuğa günde üç defa ekinezya tabletleri veya tentürü verin (doz yaşa göre değişir).
■ Gerektikçe takkeotu, kestere veya papatya çayı vererek tahrişi hafifletebilirsiniz.
■ Hastalığın ateş safhasında kadifeçiçeği, hodan veya fesleğen demleriyle ıslatılmış soğuk kompres veya sünger uygulayın. Hastayı serin tutmak, aynı zamanda deride tahriş riskini de azaltacaktır.

Penelope Ody - Home Herbal 

- Zona Riski ve Su Çiçeği

Dikkat eksikliği hastalık mı?

Konsantrasyon sorunu mu yaşıyorsunuz ya da uzun süre aynı yerde oturamıyor, bir toplantıyı takip etmekte zorlanıyor musunuz? Başladığınız bir işi bitiremiyor, öfke atakları geçiriyor, aklınıza ilk geleni söyleme eğilimi mi gösteriyorsunuz?

Uzmanlar, bunları, stresli bir yaşamın sonucu olarak yorumlamak yerine, çocukluk döneminde başlayan ve yetişkinlikte de devam edebilen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) hastalığının belirtileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesini düşüren, iş, ev başta olmak üzere sosyal hayatını önemli ölçüde zedeleyebilen hastalığın, uzman hekim kontrolünde tedavi edilmesinin mümkün olduğunu vurgulayan uzmanlar, ilaç ve psikoterapinin etkin tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cengiz Tuğlu, yaptığı açıklamada, DEHB'nin çocukluk çağında başlayan, etkisi tüm bir yaşama yayılabilen, süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk olduğunu söyledi.

Toplumdaki DEHB yaygınlığının çocuklukta yaklaşık yüzde 8, ergenlikte yüzde 6 ve erişkinlikte yüzde 4 olarak bildirildiğini ifade eden Tuğlu, çocukluk çağında var olan dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsel davranışların ilk olarak okul çağında fark edildiğini belirtti. Tuğlu, “Sınıfta oturamayan, oyunlarda arkadaşları ile yoğun sorunlar yaşayan ve okuma faaliyetlerinde gecikebilen çocuklar görece hızlı fark edilip tıbbi yardım almaları için yönlendirilebilmektedir” dedi.

Yaşam boyu devam eden dikkatsizlik, dürtüsellik ya da hiperaktivite yakınmaları olan tüm erişkinlerde de DEHB tanısının akla gelmesi gerektiğine işaret eden Tuğlu'nun verdiği bilgiye göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşama, kişiler arası ilişkilere, okul ve iş dünyasına yansıyan olumsuz etkileri açısından toplumun ve sağlık hizmetlerinin önemli sorunlarından birisini oluşturuyor.

DEHB ister çocukluk ister erişkinlik döneminde olsun sadece hastaları değil çevrelerini, ailelerini, ebeveynlerini de etkiliyor. Riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan ergen ve genç erişkinlerde DEHB varlığında, sigara ve madde kötüye kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik eş tanılar gözlenebiliyor.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığı düşüyor.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki düşüş, hastalığın belirtilerinde azalma olduğuna işaret ediyor, ancak belirtiler tamamen ortadan kalkmıyor.

Azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB olan kişilerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik ve kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen bir çoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe ve öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, kötü şoförlük sorunları ve evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkabiliyor.

Dikkatsizlik daha çok bireyi, diğer bulgular ise daha çok çevreyi rahatsız ediyor. Belirtilerini dışa vuran erkeklerin tersine kız çocuklar genellikle olumsuz geri bildirimleri içselleştirme, özür dileme, uyum sağlamaya çalışma, suçu üzerine alma ve kavga etmeme eğilimi gösteriyor. Beklentileri karşılamak için daha çok çalışarak ve yetersizlikleriyle başa çıkarak başarılı öğrenciler olmayı lise dönemine dek sağlayabiliyor, ama bozukluğun daha sessiz seyrediyor olması ve bu nedenle müdahale edilebilir olan bir sorun alanına gereken müdahaleleri yapamama kadınların yaşamına, özellikle onların akademik gelişimlerine önemli zararlar verebiliyor.

Başka ruhsal bozukluklar, DEHB belirtilerini gizleyebiliyor

Çocuklar ve erişkinlerle yapılmış çalışmalara göre, karşıt olma, karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları, öğrenme bozuklukları ve alkol-madde kullanım bozuklukları olarak adlandırılan ruhsal hastalıklar da psikiyatrik eş tanıları oluşturuyor. Bu ruhsal bozukluklar, bazen DEHB belirtilerinin gizlenmesine ya da ilaçlarla bir bozukluğu tedavi ederken diğerinde bozulmalar ortaya çıkmasına yol açabiliyor.

Erişkin dönemde başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi ve erişkin yaşamının karmaşıklığı, çocuklardan farklı olarak erişkin DEHB tedavisinde daha kapsamlı tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerekli kılıyor.

DEHBİ'de ilaç tedavisi uygulanırken, ilaçların erişkinlerde tıbbi ve ruhsal eş tanıları gözeterek planlanması gerekiyor. Bundan sonra da psikoterapi uygulanabiliyor.

Bu sorunu yaşayan kişilerin çoğu, yineleyen başarısızlıklar yaşayabiliyor. Bu başarısızlık öyküleri ise kişinin kendi hakkında olumsuz düşünceler geliştirmesine yol açabiliyor. Bu kişiler, üstlendikleri görevler konusunda işlevsel olmayan düşünceler geliştirebiliyor. Ortaya çıkan bu olumsuz düşünce ve inançlar, var olan kaçınma davranışlarını arttırabiliyor. Bunun sonucunda da kişiler, görev ya da sorunla karşı karşıya kaldığında dikkatlerini daha çok kaybedebiliyor.

DEHB ile ilgili güçlükleri çocukluklarından beri yaşayan kişiler, hem erişkinlik döneminde benzer belirtiler sergiliyor hem de bazen belirtiler gerilese bile çocukluk döneminde almış oldukları hasarların yansımalarını yaşam boyu taşıyorlar.

Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için rahatsızlık fark edildiğinde tüm tedavi imkanları kullanılarak etkin bir tedavinin hızlı ve dikkatli bir biçimde başlatılması gerekiyor. Bunun sağlanması için DEHB belirtileri olanların öncelikle bir psikiyatri uzmanına başvurması ve DEHB yakınmaları olan bireylerin psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi tavsiye ediliyor.


Dikkat eksikliğinin tedavisi

Pediatrist - Pediatrik Nörolog
Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin


Hamilelikte son 4 haftaya kadar cinsel yasak yok.

Normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin gebeliğe olumsuz bir etkisi yok. Ancak son 4 haftada erkeğin ejekulasyon (boşalma) sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesiyle ilişki önerilmiyor.

Hamileliğin 37’nci haftasında bebek, anne karnında ne durumdadır?

Dr. Alper Mumcu: 37’nci hafta tamamlandığında bebek ve hamilelik miadını doldurmuş olarak kabul edilir. Ancak bebeğin büyümesi henüz durmaz. Vücudu yağ depolamaya devam eder ve günde yaklaşık 15-30 gram kadar kilo alır. Genelde erkek bebekler kız bebeklerden daha fazla yağ depolar ve bu nedenle daha ağır doğar. Bebek artık yeterli koordinasyonu sağlayacak kapasitededir ve elleriyle cisimleri rahatlıkla kavrayabilir. Bebek rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar ve bunların ultrasonda izlenmesi bebeğin iyi durumda olduğunun göstergesidir. Amniyon sıvısına göre hacmi çok arttığından hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma olabilir.

Bu haftada anne adayı ne durumdadır?

Hamilelikte 37. hafta anne adayıDr. Alper Mumcu: Bu haftaya kadar rahmi ağzı ve onu rahim içine bağlayan kanal sümüğümsü bir tıkaç tarafından dolduruluyordu. Bu tıkacın amacı rahmin içini ve bebeği vajinadan gelebilecek mikrop ve enfeksiyonlara karşı korumaktır. Bu tıkacın vajinadan gelmesi doğumun belirtilerinden biridir ve halk arasında ‘nişan gelmesi’ olarak adlandırılır. Nişan doğumdan birkaç hafta önce gelebileceği gibi sadece birkaç saat önce de gelebilir.

Anne adayları nişanı genelde kanlı sümüğümsü bir akıntı şeklinde hisseder. En çok merak edilen konulardan biri de hamilelikte seks. Normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin gebeliğe olumsuz bir etkisi yok. Ancak son 4 haftada erkeğin ejekulasyon (boşalma) sıvısı içinde bulunan bazı maddelerin rahim kasılmalarını başlatabileceği düşüncesiyle ilişki önerilmiyor. Bu arada daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda ilk 2 ayda ilişki kısıtlanabilir. Yine gebeliğin herhangi bir döneminde vajinal kanama, düşük ya da erken doğum tehdidi varsa yine ilişki kesinlikle yasaklanır.

38’inci haftada bebeğin gelişimi nasıldır?

Dr. Alper Mumcu: Bu haftada bebeğin kafa çevresiyle karın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir. Yağ birikimi giderek yavaşladığından kilo alımı da yavaşlar. Aynı şekilde anne adayı da daha az kilo almaya başlar. Yanakları ve emme kasları tamamen geliştiğinden bebek sürekli içinde yüzdüğü amniyon sıvısını yutar. Bu sıvıyla birlikte sindirim sisteminden, cildinden dökülen hücreler bağırsak içeriğini yani dışkısını oluşturur.

Bu dışkıya ‘mekonyum’ adı verilir. Mekonyum koyu yeşil-siyah renkli bir maddedir ve bebek herhangi bir nedenle sıkıntıya girdiğinde ilk olarak kakasını yapar.

Anne adayı ne tür değişiklikler yaşar?

Dr. Alper Mumcu: Planlı sezaryen olacak anneler 38’inci haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunu yapabilir. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde doktor suni sancı vererek doğumu gerçekleştirebilir. Anne adayının bacaklarında zaman zaman elektrik çarpmasına benzer yakınmalar olabilir. Bunun nedeni bebeğin hareket ederken ve leğen kemiği içine doğru yerleşirken rahimin etrafındaki sinirlere dokunmasıdır.

BEBEK TERS DURUYORSA SEZARYEN ÖNERİLİR

Bebek rahimde nasıl durur?

Hamilelik süresince bebek sürekli hareket halindedir. Erken dönemlerde bebek ile içinde yüzdüğü sıvı karşılaştırıldığında sıvı daha büyük yer tutar. Bu nedenle bebek rahim içerisinde sürekli dönebilir, yer değiştirebilir ve her türlü pozisyonda olabilir. Rahimin şekli genelde bebeğin duruşunu belirler. Hamilelik ilerledikçe bebeğin eğilimi baş aşağı durmaktır. Doğum anında bebeklerin yüzde 96’sı baş aşığı gelir, doğum sırasında ilk önce başları çıkar. Yüzde 3-4 bebek ise rahim içinde ters durmayı tercih eder. Bu bebeklerde kafa yukarıda popo ise aşağıdadır. Bu durum makat geliş olarak adlandırılır.

Geliş kısmı neden önemli?

Başıyla gelmeyen bir bebeğin doğumu her zaman zor ve risklidir. Hatta bazı durumlarda normal doğum olanaksızdır. Bebeğin en geniş kısmı kafasıdır. Makat doğumda kafa en son doğan bölümdür. Daha küçük ve kıvrılabilir kısımlar olan ayak, gövde ve kollar rahim ağzı daha tam olarak açılmadan rahim dışına çıkabilir yani doğabilir. Böyle bir durumda ise arkadan gelen kafa içeride sıkışabilir. Bu nedenle makat doğumda bebek çok zorlanabilir, zarar görebilir hatta hayatını kaybedebilir.

Bebekler neden ters durur?

Gebelik haftası ne kadar küçükse bebeğin ters olma olasılığı da o ölçüde yükselir. 36-37’inci hafta civarında bebek genelde son duruş şeklini alır ve artık önde gelen kısmının değişmesi uzak bir olasılıktır. Bu nedenle 36-37’nci haftadan önce bebeğin ters duruyor olması çok önemli değil. 28’inci haftada bebeklerin yüzde 20-25’i ters dururken bu oran 32’inci haftada yüzde 7-15, son dönemde ise yüzde 3-4’tür. Gebelik yaşı dışında rahime ait şekil bozuklukları, bebeğe ait anomaliler ve çoğul gebelikler de makat gelişlere neden olabilir. Amniyon sıvısının çok fazla ya da az olması, daha önceden geçirilmiş fazla sayıda gebelik nedeniyle rahimin gevşek olması da sebep olabilir.

Dışarıdan döndürülebilir mi?

Evet, doktor bebeği döndürebilir. İşlemin başarılı olma şansı yüzde 50 civarındadır. Ama riskli bir işlemdir. Bebeğin kemikleri kırılabilir, anne ve bebeğin iç organlarında yırtılmalar ortaya çıkabilir. Bu yöntem mutlaka acil sezaryen şartlarının sağlandığı bir ortamda yapılmalı. Ayrıca işlemin yapılabilmesi için doktorun deneyimli olması, hastanın şişman olmaması, bebeğin sırtının dönük olmaması gibi bazı koşullar gerekiyor. Makat gelişlerde normal doğum risklidir. Bebeğin ölüm riski, bebeğin oksijensiz kalma ihtimali daha fazla olduğu için önerilen doğum şekli sezaryendir.

Alper MumcuOp.Dr. Alper Mumcu
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
alper@mumcu.com

- Emzirirken Yeniden Hamile Kalmak
- Hamile Kalmak için Uygun Seks 

      Hamilelik Takvimi
Hamilelik Takvimi
1 2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31 32
33 34 35 36 37 38 39 40

Hamilelikte kramplardan korunmak mümkün.

Hamileliğin son dönemlerinde görülen sorunların başında bacak krampları geliyor. Ancak basit tedbirlerle krampları önleyebilirsiniz: Ayakta fazla kalmayın. Otururken ayağınızın altına yükseklik koyun. Kalsiyumdan zengin beslenin. Geceleri sol yanınıza yatın...

35’inci haftada bebek, anne karnında ne durumdadır?

35 Hafta anne karnında bebekDr. Alper Mumcu: Bu haftadan sonra artık erken doğum sancıları başlasa bile doktor bunu durdurmaya çalışmayacaktır. Çünkü bebek doğum sonrası genelde sorunsuz ya da az bir bakımla yaşamını kolaylıkla devam ettirebilir. Bu haftada bebeğin ağırlığı 2 kilonun üzerindedir. Bebek yağ depolamaya devam eder. Bu haftada kol ve bacaklarda yağ tutulumu başlar. Tüm organ sistemleri gelişim ve olgunlaşmasını tamamlar. Artık son rötuşlar yapılır. Bebek içinde yüzdüğü suya oranla rahim içinde daha fazla yer kaplamaya başladığından hareketleri de çok kolay olmaz.

35’inci haftada Anne adayı ne durumdadır?

Dr. Alper Mumcu: Doktor bu haftadan itibaren her kontrolde anne adayını muayene ederek rahim ağzının durumunu, açıklık olup olmadığını incelemek isteyebilir. Bu haftalara gelindiğinde uykusuzluk problemi artış gösterebilir. Uykusuzluğun bir nedeni de bebeğin yavaş yavaş aşağı inmesi nedeniyle mesaneye bası yapması ve sık aralıklarla tuvalete gitme gereksinimi ortaya çıkmasıdır. Anne adayı bu sorunu azaltmak için gece yatmadan önce sıvı alımını kısıtlayabilir.

36’ncı haftada bebeğin gelişimi nasıldır?

Dr. Alper Mumcu: Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı. Sezaryen yöntemiyle doğum yapacak anne adaylarının 2 hafta kadar daha zamanı var demektir. Bebek ise hemen hemen hazır durumdadır. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanır. Boyun ve bilekleri de unutmamak lazım. Bebeğin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert. Yanaklarında ise yağlar birikti ve artık sıkılacak hal aldı! Bebek yaklaşık 2 kilo 750 gram ağırlığındadır. Bu haftada bebek genellikle son duruş pozisyonunu almıştır ve artık dönmesi çok nadir olarak görülür.

Anne adayı ne tür değişiklikler yaşar?

Dr. Alper Mumcu: 36’ncı haftadan sonra doktor anne adayını her hafta görmek ve bebeğin durumunu değerlendirmek isteyebilir. Bu haftalarda hem anne adayının hem de bebeğin kilo artışı çok hızlı olabilir. Doktor vajinadan kültür alarak ‘grup B streptokok enfeksiyonu’ olup olmadığını incelemek isteyebilir. Anne adayı karnının üst kısmında bir boşluk ve rahatlama hissedebilir. Bu bebeğin doğum kanalına doğru indiğini belirtir ve angajman olarak adlandırılır.

Midedeki bası ortadan kalkacağı için iştah yeniden açılabilir. Benzer şekilde akciğerlerde baskı da olmayacağından anne adayının soluk alıp vermesi kolaylaşır. İdrara çıkma sıklığı angajman sonrası tıpkı hamileliğin ilk başlarındaki gibi iyice artar. Bebeğin hareketleri dışarıdan rahatlıkla izlenebilir. Anne adayı zaman zaman karnının bir bölgesinde aniden bir yükselti fark edebilir. Bebeğin hareketleri özellikle anne adayının göğüs kafesinin altında acı verebilir, can yakabilir.

Anne adayı gebeliğin son dönemlerinde bacak krampları sorunuyla sık karşılaşabilir. Kramplar gebeleri daha çok gece rahatsız eder. Zaman zaman uykudan uyandırabilir. Gebelikte kramp oluşumunun sebepleri kalsiyum ve magnezyum eksikliği olarak gösteriliyor. Ayrıca büyüyen rahimin toplardamarlar üzerinde yarattığı baskı da kramp oluşumunda önemli bir etkendir. Fazla ayakta kalmak, aşırı kilo alımı krampları artırabilir.

ALINABİLECEK ÖNLEMLER

- Ayakta fazla kalmayın
- Otururken ayağınızın altına yükseklik koyun
- Kalsiyumdan zengin beslenin
- Yatmadan önce ılık duş alın
- Topuklu ayakkabı giymeyin
- Sol yanınıza yatın
- Kramp girdiği zaman baldırınızın üzerine sıcak bir havlu koyun, bacağınızı yukarı kaldırın ve ayak parmaklarınızı yukarı doğru gerin.

HAMİLELİĞİN SONLARINDA NEFES DARLIĞI NORMAL
Hamilelikte nefes darlığı ne zaman ortaya çıkar?

Nefes darlığı hamilelik döneminde en sık karşılaşılan yakınmalardan biridir. Özellikle hamileliğin son dönemlerine doğru nefes darlığı sorunu yaşanabilir. Bu durumun temel nedeni büyüyen rahimin karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran diyafram kasını yukarı doğru itmesidir. Ayrıca gebelik sırasında vücudun oksijen gereksinimi daha da artacağından anne adayı daha hızlı ve sık nefes almaya başlar.

Bebeği olumsuz etkiler mi?

Nefes darlığı ya da çok kolayca nefes nefese kalma çoğu zaman hafif bir fiziksel aktiviteyle bile ortaya çıkabilir. Birkaç basamak merdiven bile anne adayının nefes nefese kalmasına yol açabilir. Bu durum zararsızdır ve bebeğin üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur. Daha önceden bilinen bir solunum sistemi hastalığı olanlar, nefes darlığının yanı sıra göğüs ağrısı, şiddetli çarpıntı, ellerde ve ayaklarda uyuşma gibi ek yakınmalar varsa doktora danışmakta yarar var.

Nefes darlığı kimlerde daha sık görülür?

Birden fazla bebek bekleyen yani çoğul gebeliği olan anne adaylarında durum daha erken ortaya çıkabilir ve tek bebek bekleyen anne adaylarına göre daha şiddetli olabilir. Benzer şekilde anemisi (kansızlığı) olan anne adaylarında da nefes darlığı daha erken ortaya çıkıp daha şiddetli seyredebilir.

Yakınmalar ne zaman geçer?

Çoğu zaman gebeliğin son birkaç haftası içinde bebek aşağıya doğru indiğinde nefes alıp vermede bir rahatlama yaşanır. Bu rahatlama özellikle ilk kez hamilelik yaşayanlarda belirgindir.

Alper MumcuOp.Dr. Alper Mumcu
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
alper@mumcu.com

- Emzirirken Yeniden Hamile Kalmak
- Hamile Kalmak için Uygun Seks 

      Hamilelik Takvimi
Hamilelik Takvimi
1 2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31 32
33 34 35 36 37 38 39 40

Maşallah



Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 
Son Fotoğraflar
BEBEĞİMİ EMZİRİR MİSİN?
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Norton Safe Web Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et