Ana Sayfa
Orjinal Lida

Lida ile 15 Günde 5 Kilo verin!
Orjinal Zayıflama Hapı Lida ile yaz tatilinize incecik ve mutlu bir şekilde giderek sevenlerinizi şaşırtın!
Orjinal Lida Yetkili Ürün Bayii



REKLAM

REKLAM


Sağlık
 
Reklam
- Maurers
- Saç Ekimi
- v-pills
- panax
- clavis panax
- tereson
- yudali
- maurers
- orjin krem
- cosmodisk
- basur hapı
- kibarlı
- tütüne son
- bıktım tozu
- maurers hapı
- rx1 zayıflama hapı
- antakya biberi
- pembe maske
- afrika mango
- afrika mangosu
- biber hapı
- perfect steps
- zayıflatan ayakkabı
- mavi boncuk hapı
- extrajel
- hemoroid
- kilo aldırıcı
- zayıflama
- formula 7
- ayak ısıtıcı
- ufo ayak ısıtıcı
- zayıflama zayıflama hapı
- boy uzatma, boy uzatıcı
- diyet
- reishi mantarı, reishi

- antakya biberi- kanser, kanser tedavisi
- afrika mango, african mango
- panax, panax ginseng
- samandağ biberi
- acai, açai 1200
- antakya biberi
- antakya biberi-antakya biber hapı
- african mango-afrika mangosu
- boy uzatıcı
- bontavi
- limon kapsülü
- göbek bandı
- göbek eritme bandı
- burun ameliyatı izle
- mekik aleti
- plates topu
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 30.06.2010
Arşiv - 30.06.2010

Limonata sağlık taşır.

Havalar ısındı. Susuzluğu gidermek için şöyle buz gibi bir limonata içmek ne güzel olur. Çocukluğumuzun o güzel lezzeti son yıllarda yeniden aranır oldu, adeta yeniden keşfedildi. Türkiye, yıllık 500 bin tonla dünyada altıncı büyük limon üreticisi durumunda, ama dünya birincisi Meksika’da yıllık üretim bir milyon 850 bin ton.

Limonata sağlık taşırLimon denince aklımıza ilk olarak yüksek C vitamini içeriği geliyor. Kuvvetli antioksidan etkisi nedeniyle protein, lipit ve hücre hasarını önleyici etkileri bulunan C vitamini, kolajen oluşumu üzerindeki etkisi nedeniyle eklem hasarlarında faydalı olabiliyor. Ancak limonda diğer vitaminlerin (A, B1, B2, B3, B6, folik asit) oranı düşük.

Limon meyvesinde bulunan önemli bir bileşik grubu ise flavonoitler (flavanon, flavonol, flavon grubu). Bu bileşikler antioksidan özellikleri nedeniyle birçok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde yararlı oluyor. Meyvelerin kullanılan kısmına ve işleniş şekline göre flavonoit bileşimleri değişiyor. Limon kabukları flavonoitler ve fenolik bileşikler bakımından en zengin kısmı. Limonun içteki etli kısmı ve elle sıkılan limon suyunun flavonoit içeriği ise biraz farklı.

KABUĞUYLA YEMEYİN

Sitrik asit limon suyunun diğer önemli bir bileşeni; bir bardak limon suyunda 6-7 gram civarında bulunuyor. Bu madde bilhassa hipositratüri hastalarında böbrek taşı tedavisinde faydalı. Limon suyu gibi sitrik asit bakımından zengin içeceklerin içilmesiyle artan idrar hacmine bağlı olarak, kalsiyum ve diğer kristallerin doygunluğu azalarak idrarla sitrat atılımı artıyor. Böylece böbreklerde kristallenme ve dolayısıyla böbrek kumu ya da taşı oluşumu önlenmesinde yararlı oluyor. Ayrıca limon suyundaki sitrik asit kendini yorgun hisseden kişilerde halsizliğin giderilmesinde yardımcı oluyor.

Yürütülen bilimsel çalışmalar limonda bulunan flavonoit tipi bileşiklerden özellikle flavanonların (eriyositrin, hesperidin, naringin) çeşitli kanser tipleri üzerinde deneysel olarak etkili olabileceğini gösteriyor. Bunlardan ilk ikisi limon suyunda da, naringin ise limon kabuğu ve meyvenin etli kısmında bulunuyor. Ancak kansere karşı korunmak için bazı kişilerin söylediği gibi limonu ya da portakalı kabuğuyla yemeğe kalkmayın sakın!

İyi bir limonata hazırlanırken sadece limon suyu sıkılmaz, kabuğundan da bir miktar içerisine rendelenerek güzel bir aroma sağlanır. Bu suretle limonatanın içerisine bir miktar naringin ve kabuklarındaki cepler içerisinde bulunan uçucu yağı da katılmış oluyor. Tabii limon suyundaki yüksek C vitamini içeriği de kanserlerden korunmada katkı sağlıyor.

POTASYUM AÇISINDAN ZENGİN

Limon suyunun yüksek tansiyon hastalarında kan basıncını düşürdüğü klinik çalışmalarla gösterilmiş. Deneysel çalışmalar flavonoit içeriğinde bulunan hesperidin ve diosminin damarlar üzerindeki etkisi nedeniyle kronik toplardamar yetersizliklerinde ve kronik hemoroitlerde yararlı olabileceği ortaya koyuyor. Ayrıca limon vücut için yararlı bir mineral olan potasyum bakımından zengin. Bu mineral kalp işlevlerinin dengelenmesinin yanı sıra sinir uyarılarının kaslara iletilmesinde rol oynuyor. Tüm bu yararların yanı sıra limon suyu içerisindeki sitrik asidin yağ yakılmasını artırarak zayıflamaya yardımcı olduğunu gösteren çalışmalar da bulunuyor.

İLAÇ KULLANANLAR DİKKAT!

Peki, limon suyu ya da limonata içilmesinde dikkat edilmesi gereken bir durum var mı? Limon suyu da, aynı aileden olan greyfurt suyuyla benzer şekilde etki ederek vücutta bazı ilaçların emilimini artırıyor ve dolayısıyla bazı ilaçların istenilenden daha fazla miktarda emilmesine bağlı olarak yan etkiler görülebiliyor. Ancak limon suyu, greyfurttan farklı olarak seyreltilerek limonata halinde içildiğinde bu tip ilaç etkileşmeleri daha düşük oranda gerçekleşiyor. Yine de ilaç kullanan kişiler dikkatli olmalı! Limonata, ilaç içildikten 1-2 saat önce ya da sonra tüketilmeli.

Limon suyu gibi sitrik asit bakımından zengin içecekler böbrek kumu  veya böbrek taşı oluşumunun önlenmesine, ayrıca halsizliğin giderilmesine yardımcı oluyor.


Prof.Dr. Erdem YEŞİLADAProf. Dr. Erdem YEŞİLADA
Sorularınız İçin : eyesilada@yeditepe.edu.tr

* Metabolik Sendrom ve Bitkisel Çözümler
*
Sonbahar İçin Bitkisel Çaylar
* Eklem Kireçlenmesinde Beslenme
* Nanoteknoloji Zararlı mı?
* Çay Algılamayı Etkiliyor
* Kahve Tansiyonu Yükseltir mi?
* Hamilelikte Çemen Tohumu Kullanımı
* Tip 2 Diyabetin İlacı Çemen Otu Tohumu
* Safranın Kısırlık Üzerine Etkisi
* Tarçın Alzheimer'den Korur mu?
* Spor ve Diyet Yapmadan Zayıflanır mı?
* Ortalama Yaşam Süresi Nasıl Uzuyor?
* Mate Çayı Zayıflatır mı?
* Eklem Kireçlenmesinde Glukozamin Kullanımı
* Şerbetçi otu Sinirsel Uykusuzluğun İlacı
* Zayıflama ilaçları ile Gelen Ölümler
* Altın Çilek Efsanesi
* Hamilelikte Hangi Bitkisel İlaçlar Kullanılabilir?
* Hamilelikte Bitkisel İlaç Kullanımı
* Alzheimer ve Demansı Önlemek için
* Şeker Hastaları İçin Muhteşem Üçlü
* Bitkilerin İlaç Haline Gelmesi Zararlı mı?
* Doğru Bitkisel Tedavi Nasıl Olmalı?
* İdrar Yolu Enfeksiyonu için Kranberi
* Damar Sertliğine Karşı Siyah Çikolata
* Ekinezya Tablet Kullanmayın
* Meyve ve Sebze Kanserden Korur mu?
* Yüksek Tansiyon ve Kolestrol içn Zeytinyaprağı
* Menopozdaki Kadınları Sarı Kantaron Kurtarıyor
* Sarı Kantaron ve Yaraları İyileştirme Gücü

Tüm Yazıları...

Zayıflama, daha doğrusu “incelme” tutkusu bulaşıcı bir hastalık gibi erkeklere de sirayet etti.

Fena da olmadı. Çünkü bu bir “feminenleşme” falan değil. Ayrıca kilo probleminin olumsuz sonuçları erkeklerde kadınlardan daha fazla. Bellerindeki simitlerden kurtulamayan göbeklerini ciddiye almayan erkeklerin çoğu çok geçmiyor 3-5 yıl içinde “şeker, tansiyon ya da kalp hastası” oluyor. Yani kilo sorunu kadınlardan çok erkeklerin canını yakıyor.

Kadınlar ve erkeklerde kilo probleminin kökenleri ve ortaya çıkış şekli biraz farklı. Kadınlar daha çok kalça ve bacaklardan kilo alırken erkekler daha ziyade bel ve göbekten şişmanlıyor. Son zamanlarda bu fark da azaldı. Göbekten kilolanan yani beli kalınlaşıp karnı büyüyen kadınların sayısında da artış var. Bu ayrı bir yazı konusu ama birinci nedenin kadınlar arasında da alkolün yaygınlaşması olduğunu hemen belirtelim.

FELLİNİ KADINLARI

Kadınlarda (özellikle menopoz döneminde) orta yaşta kazanılan kilolar daha çok bacak baldır ve kalçalarda birikir. Doğruyu söylemek lazımsa karından değil de bu bölgelerden kilo alan kadınlar estetik ve mekanik problemler bir yana atılırsa daha keyifli ve mutlu yaşlanır. Mesela bu tür kiloların menopoz sorunlarını özellikle terleme uykusuzluk ateş basması gibi şikâyetleri hafiflettiğini düşünenler var. Bilhassa Akdenizli kadınlar yaşlandıkça bu şekilde kilo alma eğilimindeler. Tabiî ki kalçasını “Fellini kadınları” kadar genişleten obez kadınlardan bahsetmiyorum.

TOSUNLAŞAN ERKEKLER

Gelelim erkek şişmanlığına... Erkek şişmanlığı daha çok gövdesel bir şişmanlık. Yani erkekler “armut” gibi yağlanan kadınların tersine “elma” şeklinde yağ depoluyor, yani tosunlaşıyor! Bel çevreleri genişledikçe de kalp tansiyon şeker kolesterol ve gut yönünden risk artıyor. “Armuda mı, elmaya mı benziyoruz?” sorusunun en kolay yanıtı mezurayı alıp aynanın karşısına geçmekle verilebiliyor. Eğer mezurayla ölçtüğünüz karın çevresi erkeklerde 94, kadınlarda 80 cm.’yi geçiyorsa sağlık riski başlamış demektir. Rakam erkeklerde 100, kadınlarda 88 cm.’i geçmişse sorunun tehlikeli boyutlara ulaştığından emin olabilirsiniz.

Eğer daha net bir sonuç almak istiyorsanız bel çevrenizi ölçtükten sonra kalça çevrenizi de ölçün, elde ettiğiniz rakamları kalça/bel çevresi şeklinde oranlayın. Bu oranın erkeklerde 0,90, kadınlarda 0,80’den yüksek bulunması riskli ve tehlikeli kabul ediliyor.

INSÜLIN DIRENCI ERKEKLERI VURUYOR

Erkek tipi şişmanlığın kadın ve çocuklar arasında da yaygınlaştığını (hatta salgına dönüşme eğiliminde olduğunu) biliyoruz. Bu problemin arkasında yazılarımızda sık sık konu ettiğimiz “insülin direnci” var. Insülin direnci yalnız gövdesel şişmanlama anlamına da gelmiyor. Direnç ortadan kaldırılmazsa kısa bir süre sonra kolesterol yüksekliği hipertansiyon trigliserid fazlalığı HDL kolesterol azalması kan şekeri yükselmesi hatta şeker hastalığı ile birlikte kalp damar hastalıkları ve gut hastalığı kapınızı çalabiliyor. Insülin direncinin erkeklerde daha sık görülen bir sorun olduğu biliniyor.

Ellili yaşlar sonrasında ortaya çıkan bel çevresi genişlemesinin ille de insülin direncinden kaynaklanması gerekmiyor. Yaşlandıkça azalan testosteron seviyelerinin de önemli bir katkısı olduğu anlaşılıyor. Hatta herhangi bir nedenle testosteron seviyesindeki düşme ciddileşirse bel çevresindeki simit daha hızlı kalınlaşıyor.

Işin estetik yanı bir yana sağlıkla ilgili kısmı da önemli olduğu için “erkek şişmanlığı” konusunu gündeme getiren Melis Alphan kocaman bir teşekkürü hak etti.

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
İletişim ve Sorularınız için : Süleyman Seba Caddesi No:39 Akaretler 34357 Beşiktaş İSTANBUL
Tel:(212) 2367300

Son Yazılar :
* Omega-3 Faydaları
* Kolestrol Nedir?
* Protein Tozları Kas Yapar mı?
* OMEGA Sözlüğü
* Botoks'da Son Gelişmeler
* Enginar Karaciğeri Korur mu?
* Zayıflama Sektörüne Dikkat!
* Çocuklar Diyet Yapmaz
* Genç ve Sağlıklı Cilt İçin
* Diyet Gazisi Olmayın
* Göbeğiniz Varsa Dikkat
* Medeni Diyet ve Mutlu Son
* Antioksidanlar Kanseri Önler mi?
* Suda Bekletilen Ceviz Kolestrolü Düşürür mü?
* 2010 Beslenme Anayasası
* Bel İncelten Diyet Planı
Tüm Yazıları İçin 

Bir Yaşından Önce Bebeklere Bal ve Çikolata Yasak!

Anne sütü; bir bebeğin büyümesi ve gelişmesi için gerekli olan besin maddelerini içermesi nedeniyle mükemmel bir besin kaynağı. Anne sütünün bebeğe sağladığı yararlar sayılamayacak kadar çok. Bu nedenden dolayı hekimler, bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenmesini öneriyorlar. 6. ayın bitiminden sonra ise ek besinlerle birlikte 2 yıl anne sütü verilmesinin yararlı olduğunu belirtiyorlar. 6. ayın bitiminden itibaren bebeğin birçok farklı gıdalarla tanıştırılması; hem yeni tatlara alışması hem de sağlıklı beslenmesi açısından oldukça önemli. Ancak bebeklerden, 1 yaşına kadar uzak tutulması gereken besinler var. Bu besinler bebekte alerjiye ve zehirlenmeye neden olabiliyor ya da kuruyemişlerde olduğu gibi boğulma riski de yaratabiliyor. International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Duygu Gür Ünal, bir yaş öncesi bebeklerin yasaklı yiyecekler listesini açıklıyor:
Bir Yaşından Önce Bebeklere Bal ve Çikolata Yasak

BİR YAŞ ÖNCESİ YASAKLI YİYECEKLER :
- Bal
- Yumurta akı
- İnek sütü
- Çikolata, kakao
- Çilek, domates, kivi, fıstık ezmesi gibi alerji potansiyeli yüksek gıdalar
- Deniz ürünleri
- Şarküteri ürünleri (salam, sosis, sucuk…)
- Konserve ve dondurulmuş gıdalar
- Katkılı, tuzlu, salçalı, baharatlı hazır gıdalar
- Kuruyemiş, patlamış mısır, pastil, sakız gibi boğulmaya neden olabilecek taneli ya da yapışkan besinler (4 yaşına kadar verilmemeli)
- Tüm diyet ürünleri (aksi doktor tarafından belirtilmedikçe)

Elma Her Mevsim Verilebilir

Ek gıdalara başlama konusunda annelerin dikkat etmesi gereken konular hakkında Dr. Duygu Gür Ünal, şunları söylüyor:

 “Bebeğinize vereceğiniz ilk gıdaların tek çeşitten oluşan, basit, alerji riski olmayan besinlerden seçilmesi gerekiyor. Sabah ve öğle öğünleri arasına ekleyeceğiniz meyve püresi, bebeğiniz için lezzetli bir başlangıç olabilir.
İyi yıkanmış ve kabuğu soyulmuş mevsim meyvesinin bir dilimini (kışın: elma, armut,  yazın: elma, şeftali, kayısı) cam rendeden geçirerek pütürlü olarak yarı oturur pozisyondaki bebeğinize verebilirsiniz. Aynı meyvenin miktarını artırarak birkaç gün boyunca vermeniz olası alerji ve mide barsak problemlerini daha rahat gözlemenize yardımcı olabilir. Bebeğiniz meyve pürelerine alıştıktan sonra inek sütü ya da formül mamayla hazırlayabileceğiniz bir çay bardağı yoğurt, ikindi öğününe eklenebilir. Yoğurdu da sabah vermediğiniz meyve veya pekmez ile de tatlandırabilirsiniz.”

Mevsim Sebzeleriyle Çorba Hazırlayın

Dr. Ünal, bebeğin ayına göre uygun sebze çorbaları hazırlamak gerektiğini belirtirken, mevsimine uygun çorbalar yapılması gerektiğini vurguluyor. Patates, havuç, pirinç ve zeytinyağı ile hazırlanacak ve öğle öğününde verilecek sebze çorbasına kış mevsiminde lahana, brokoli, ıspanak, pırasa, kereviz, karnıbahar, yazın ise kırmızıbiber, kabak, enginar, taze fasulye, semizotu gibi sebzeler eklenebileceğini belirtiyor. 

Besinleri Blenderdan Geçirmeyin

Bebekleri pütürlü gıdalara alıştırmak posa alımlarını da kolaylaştırıyor. Ancak anneler bebeklerin pütürlü gıdaları alamayacağını düşünerek blenderdan  geçirip tamamen sıvı hale getiriyor. Tamamen pütürsüz yemeye alışan bebek, daha sonra pütürlü gıdaları yemeyi reddediyor. Bu nedenle annelerin sebze çorbasını blender yerine tel süzgeçten geçirmesi ya da çatalla ezerek püre haline getirmesi gerekiyor.

Tarhana ve Mercimek Çorbası Sekizinci Aydan Sonra

Sebze çorbalarının dışında, öğle öğününde, tavuk suyuna tel şehriye, baharatsız yayla çorbası da verilebilir. Tarhana ve mercimek çorbalarının yoğun içeriklerinden dolayı  yedinci veya sekizinci aylardan sonra verilmesi gerekiyor.

Bebeklere altıncı aydan itibaren sebze çorbalarına kibrit kutusu büyüklüğünde iki kez çekilmiş yağsız kıyma, yedinci-sekizinci aylardan itibaren de et, balık, tavuk eklenebilir. Sekizinci ve dokuzuncu aylardan itibaren baklagiller, dolma, pilav, makarna, köfte bebeğin iştahını daha da açıyor.

Altıncı Aydan Sonra Bebek Kahvaltısı 

Altıncı aydan itibaren bebeklere sabahları kahvaltıda şu yiyecekler verilebiliyor:
Formül mamanın içine;
* İki üç adet organik bebek bisküvisi ya da evde yapılmış bir dilim kek,
* Yarım kibrit kutusu akşamdan tuzu alınmış beyaz peynir,
* Bir çay kaşığı tereyağı ya da zeytinyağı,
* Bir tatlı kaşığı pekmez,
* İyi pişmiş yarım yumurta sarısı.

Bebek Bir Yaşından İtibaren Yetişkin Sofrasına Oturabilir

Dr. Duygu Gür Ünal, bebeklerin bir yaşından itibaren yetişkinlerin sofrasına oturup beslenebileceğini belirterek şunları söylüyor:

“Bebeğinizi beşinci-altıncı aylardan itibaren mama sandalyesinde beslemeye alıştırabilirsiniz. Böylece siz ailece masaya oturduğunuzda onu da yanınıza alabilir ve birlikte yemek yeme alışkanlığı kazandırabilirsiniz. Mama sandalyesine alıştırmanızın bir başka yararı ise, sizi zorlayacak davranışlardan (bebeğinizin arkasından koşmak, televizyon karşısında yedirmek, oyunlar yapmak gibi...) kurtaracak olmasıdır.

Yemek Savaşlarına Hayır!

Bebeğin sunulduğu anda yemek istemediği besinler olabileceğini söyleyen Dr. Duygu Gür Ünal, bebeklerle yemek savaşı yapılmaması gerektiğini söylüyor. “Ek gıdayla geçiş döneminde dikkat etmeniz gereken önemli noktalardan biri, bebeği sevmediği besinler konusunda zorlanmamanız, yemesi için onunla inatlaşmamanızdır. Eğer bebek besini beğenmiyorsa, bir diğer besine geçebilirsiniz. Ancak beğenmediği yemeği 1–2 hafta sonra tekrar denemelisiniz. Pek çok bebek, daha önce reddetmesine rağmen zaman geçtikten sonra tekrar sunulan besini afiyetle yer. Ayrıca bebek hastayken yeni besinlerle tanıştırılmaması, hastalıklarının geçmesinin beklenmesi önem taşıyor.

Dr. Duygu Gür Ünal
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
International Hospital

* Bebeklerden Uzak Tutulması Gereken Gıdaları
* Bebek Beslenmesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
*
Bebeklere Yasak Gıdalar
* İlk 6 Ayda Bebek Beslenmesi

Mezoterapi, cilt gençleştirmede laser ve botoksla dönüşümlü olarak uygulanırsa en az beş yıllık gençlik sağlıyor.

Mezoterapi geçmişi 1950’lere dayanan, ilk çıktığında yara iyileştirmek amacıyla uygulanan, sonrasında ise incelme, yüz gençleştirme ve saç dökülmelerinin önlenmesinde kullanılan bir yöntem. Mezoterapi saçta uygulandığında kan dolaşımını artırıcı maddeler (coenzim Q10, minoxidil), hyaluronik asit ve büyüme faktörleri tercih ediliyor. Bu maddeler damarların açılmasını sağlayarak saçların güçlenmesini ve yeni saç üretimini uyarıyor. Ayrıca saçların  dökülmesine sebep olan enzimin işlevine engel olabilen maddeler kullanılıyor.
Mezoterapi

Yüzde uygulandığına ise benzer maddelere ek olarak vitaminler (A, B3, B5, B6), antioksidanlar, DMAE ve DNA gibi yoğun nemlendirici, yeniden yapılandırıcı ve sıkılaştırıcı asit gibi maddeler tercih ediliyor. Mezoterapinin akupunkturdan farkı, özel bazı karışımların deri altına enjekte edilmesinden kaynaklanıyor.

Sık tekrar başarıyı artırıyor

Yüzde kullanıldığında verilen özel maddelerin sayesinde yüzün sıkılaştırılması mümkün olabiliyor. Bu maddelerin leke açıcı etkileri olabiliyor, bağ dokusunu güçlendirerek çok ince çizgileri açıyor, gözenekleri sıkılaştırabiliyor. Mezoterapide seans sıklıklarının iyi ayarlanması da lazım. Öncelikle dört-beş seans haftada bir, sonra koruyucu olarak üç-dört ayda bir tekrarlamak gerekiyor. Mezoterapinin etkilerini artırmak için botoks ve laseri de cilt gençleştirmesinde kullandıklarını anlatan International Hospital Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ, şunları söyledi:

“Dinamik kırışıklıklar için botoks uygulaması yeterli olabiliyor. Oturmuş kırışıklıkları ise botoks çok küçük oranlarda açabiliyor, bu noktada laser ve mezoterapi birlikte uygulanıyor, daha derin çukurlar için dolgu tedavisi eklemek gerekiyor. Hiçbir yöntem tek başına cildi gençleştiremiyor. Bu nedenle hepsinin etkilerinden yararlanmak önem taşıyor. Kişinin ihtiyacına uygun yöntemler doğru belirlenmeli ve uygulamalar kişi ile ayrıntılı paylaşılmalı ve onamı alınmalıdır.” 

Açılmış gözeneklere iyi geliyor

Mezoterapiyi genç yaştaki kişilere de yapmak mümkün. Genç bir kişide gözenekler erken açıldıysa mezoterapi sıkılaştırabiliyor. Mezoterapi ile enjekte edilen özel maddelerin, bağ dokusunu uyarıcı etkisi 15 gün sonra başlıyor, bir ay içinde oturuyor.

Saç dökülmesini durduruyor

Saç dökülmesinde farklı tedavi seçenekleri bulunuyor. Bu seçenekler arasında yer alan mezoterapi, saç derisine enjekte edilen özel maddeler sayesinde saçların dökülmesini durduruyor. Diğer tedavilerden farkı, mezoterapi ile daha hızlı sonuç alınması.

Mezoterapi ilk defa erkek tipi dökülmelerde kullanılmaya başlasa da, kadınlarda görülen hormonal kökenli dökülmelerde de etkili oluyor. Mezoterapide, çok incelmiş, hala saçın olduğu bölgeleri tercih etmek gerekiyor. Çünkü saçların olmadığı kelleşen bölgeye saç ekimi gerekiyor.

Mezoterapideki amaç 3-5 seanslık uygulamalarla dökülmeyi durdurmak, 5-6 seanstan sonra yeni saç çıkmasını sağlamaktan kaynaklanıyor. Saç mezoterapisi haftada iki seans, genelde 10 seans uygulanıyor. Kişinin ihtiyacına ve yanıta göre 20-25 seans da uygulanabiliyor. Hastaların kozmetik beklentilerini daha hızlı karşılamak için saç mezoterapisini uygulamak gerekiyor.

Mezoterapi zayıflatmada dikkatli kullanılmalı

Mezoterapi, yüz ve saçın dışında, bölgesel yağlanmaların giderilmesinde de kullanılabiliyor. Ancak özel seçilmiş vakalarda ve bölgelerde uygulamak, başarı şansını artırıyor. Mezoterapinin uygulanacağı kişi eğer çok obez bir kişiyse işe yaramıyor.

Yöntem diyet ve spor yaparak zayıflamış, bölgesel yağlanmadan şikayetçi olan kişilerde daha başarılı olabiliyor. Enjekte edilen maddelerin bazıları deri hücrelerine fazla zarar verebiliyor, bu sebeple doğru madde seçimine dikkat edilmesi önem taşıyor. Uygulama sonucu bazı alanlarda asimetrik çöküntüler olabiliyor, bu nedenle çok dikkatli uygulanması gerekiyor.

Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ

Maşallah



Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 
Son Fotoğraflar
BEBEĞİMİ EMZİRİR MİSİN?
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Norton Safe Web Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et