Ana Sayfa

Sağlık
Reklam
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 2010
Arşiv - 2010

Kalp ve damar hastalıklarıyla farklı kanser türlerinin gelişimini önleyen çayın bir yararı daha ortaya çıktı. Günde içilen birkaç bardak çay,  yaşlılıkta algılama ve düşünmedeki azalmayı engelliyor.

Çay algılama ve unutkanlık gerilemesini önleyebilirGünümüzün gelişmiş teknolojileriyle yürütülen araştırmalardan elde edilen deneysel bulgular bana daima güncel tedavi kavramının babası olarak kabul edilen Hipokrat’ın iki bin yıl kadar önce söylediği sözleri hatırlatıyor: “Bırakın besinleriniz ilacınız olsun.”  Yediklerimiz ve içtiklerimiz nasıl bir yaşlanma süreci geçireceğimizin bir aynası gibi. ‘Sağlıklı ve dinç’ ya da ‘hastalıklı ve güçsüz’. Çok yeni yayımlanan bir saha (epidemiyolojik) çalışmasının sonuçları mutlu bir yaşlılığın anahtarının hemen yanı başımızda olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Gerek deneysel ve gerekse saha çalışmalarının sonuçları, çay bitkisinin kuvvetli antioksidan etkisi nedeniyle kalp ve damar hastalıkları, çeşitli kanserlerin gelişimini engelleyebileceğini ortaya koyuyor. Bu araştırmalarda çayın dikkati çeken bir diğer önemli etkisi ise nöroprotektif etkisi yani sinirler üzerindeki koruyucu özelliği.

GÜNDE İKİ BARDAK İÇİN

Araştırıcılar, çayın bu nöroprotektif etkisinin ileri yaşlarda algılama ve demans sorunlarının önlenmesinde ne derecede katkısı olabileceğini incelemiş. Çalışma, 55 yaş üzerinde ve herhangi bir demans sorunu bulunmayan 716 Singapurlu üzerinde yürütülmüş. Araştırmaya katılanlar çay tüketme sıklığı ve tükettikleri çay tipine (yeşil çay, siyah çay ya da oolong çayı) göre gruplandırılmış.

Çay yerine kahve tüketenler ayrı bir grup olarak alınmış. Her gruptaki kişilere ayrı ayrı hafıza ve algılama testleri uygulanmış, hangi hızla algılayarak işlem yapabildikleri derecelendirilmiş. Sonuçlar bilimsel olarak istatiksel yöntemlerle değerlendirilmiş.

Araştırmanın sonuçları, günde bir, iki bardak çay tüketilmesinin yaşlılıkta algılama ve düşünme işlevlerindeki azalmayı istatiksel olarak belirgin derecede önleyebileceğini ortaya koyuyor. Bu gözlemsel sonuç, günümüzde insan yaşam süresinin uzamasına bağlı olarak ortaya çıkan en önemli yaşlılık sorunlarından biri olarak kabul edilen bunamanın engellenmesi bakımından önemli.

KAFEİNE BAĞLI DEĞİL

Araştırmanın bir başka önemli bulgusu da çay içilmesiyle gözlenen yararın kahve tüketenlerde görülmemesi. Bu da çayın yararının kafeine bağlı olmadığını, muhtemelen çayın içerisindeki polifenolik bileşenlerin, özellikle epigallokateşin gallat, etkili olduğunu düşündürüyor.

İnsanları kalıtımsal özellikleri bakımından standardize etmek ve onlarca yıl belirli bir yaşam tarzı ve beslenme programıyla kontrol etmek mümkün olamayacağına göre saha çalışmaları bize bazı ipuçları sağlıyor.

Deneysel çalışmaların sonuçları da çayın bu tip yararının mümkün olabileceğini gösteriyor. O halde, miktarını abartmadan tercihen yeşil çay tüketmek yaşlılığımız için yatırım olarak düşünülmeli.

 - Siyah Çay Zararlı mı? Prof.Dr. Nazmi Turan Okumuşoğlu

Prof.Dr. Erdem YEŞİLADAProf. Dr. Erdem YEŞİLADA
Sorularınız İçin : eyesilada@yeditepe.edu.tr

* Metabolik Sendrom ve Bitkisel Çözümler
*
Sonbahar İçin Bitkisel Çaylar
* Eklem Kireçlenmesinde Beslenme
* Nanoteknoloji Zararlı mı?
* Çay Algılamayı Etkiliyor
* Kahve Tansiyonu Yükseltir mi?
* Hamilelikte Çemen Tohumu Kullanımı
* Tip 2 Diyabetin İlacı Çemen Otu Tohumu
* Safranın Kısırlık Üzerine Etkisi
* Tarçın Alzheimer'den Korur mu?
* Spor ve Diyet Yapmadan Zayıflanır mı?
* Ortalama Yaşam Süresi Nasıl Uzuyor?
* Mate Çayı Zayıflatır mı?
* Eklem Kireçlenmesinde Glukozamin Kullanımı
* Şerbetçi otu Sinirsel Uykusuzluğun İlacı
* Zayıflama ilaçları ile Gelen Ölümler
* Altın Çilek Efsanesi
* Hamilelikte Hangi Bitkisel İlaçlar Kullanılabilir?
* Hamilelikte Bitkisel İlaç Kullanımı
* Alzheimer ve Demansı Önlemek için
* Şeker Hastaları İçin Muhteşem Üçlü
* Bitkilerin İlaç Haline Gelmesi Zararlı mı?
* Doğru Bitkisel Tedavi Nasıl Olmalı?
* İdrar Yolu Enfeksiyonu için Kranberi
* Damar Sertliğine Karşı Siyah Çikolata
* Ekinezya Tablet Kullanmayın
* Meyve ve Sebze Kanserden Korur mu?
* Yüksek Tansiyon ve Kolestrol içn Zeytinyaprağı
* Menopozdaki Kadınları Sarı Kantaron Kurtarıyor
* Sarı Kantaron ve Yaraları İyileştirme Gücü

Tüm Yazıları...


 
Ömrünüzün uzamasını istiyorsanız Sıcak çay için!

Bazı besinler ise yanlış kullanımlar sebebiyle birçok hastalığa yol açıyor. Dr. Mehmet Yavuz çay gibi sıcak tüketilen bazı içeceklerin ömrü uzattığını aktardı ve konu hakkında bilinmeyenleri anlattı. 'Yemeklerden sonra sıcak çay ya da su içmek kişileri, kalp krizi ya da beyin damar hastalıklarından korumaktadır. Aynı şekilde birçok ülkede de yemeklerden sonra çay içmek bir alışkanlıktır. Çinliler ve Japonlar da yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içmektedirler. Ülkemizde de çoğu bölgelerimizde yemekten sonra çay içmek bir gelenektir.

Soyanın iki yüzü: Zararlı mı? Yararlı mı?
 
Market raflarında nereye bakarsanız bakın bir başka soya ürünü var gibi gözüküyor. Beslenmedeki marifetlerine gelecek olursak soya, güçlü etkisi olan harika bir bitkisel proteindir. Ancak konu insan sağlığına gelince, kararsızlığa neden olabilir. Sağlık açısından yararları fazla olsa da, bazıları daha fazla bilgi edinene kadar midemizi soyayla doldurmamamız gerektiğini düşünüyor.

SOYA ZARARLI MI YARARLI MI
Sağlıkla alakalı yemekler arasında en çok konuşulanlardan biri de soya fasulyesidir. Soya fasulyesi besleyicidir ve insan yaşamı için çok önemli olan proteinin başlıca bütün amino asitlerini içeren nadir bitkilerden biridir. Omega-3 yağları, çoklu doymamış yağ, B vitamini, demir, çinko, antioksidanlar, fitokimyasallar ve lif bakımından zengindir. Soya fasulyesi, yüzde 40 protein içerir ve hayvansal proteinlere üstün bir rakip olarak kabul edilir. Vejetaryenler için mükemmel bir protein kaynağıdır. Bir bardak pişirilmiş soya fasulyesi günlük protein ihtiyacının yarısını karşılar.

Soya fasulyesinin sağlık kuruluşlarınca bu kadar ilgi görmesinin bir diğer nedeni ise özellikle kanserde ve kalp hastalıklarında önleyici ve kontrol edici potansiyelidir. Bu düşünce kısmen, dünya çapındaki diğer kültürleri incelerken ortaya çıktı. Örneğin, soya ürünleri, balık ve lif bakımından zengin bir beslenme düzenine sahip olan Asyalılar, meme kanseri, yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarına karşı daha az risk taşımalarıyla bilinirler. Ancak göç edip, et ve işlenmiş yiyeceklerle dolu Batılılaşmış bir beslenme tarzına geçtiklerinde sağlıkları olumsuz yönde etkilendi. Bu da kendi memleketlerinde keyfini sürdükleri sağlıklarının yalnızca genetikle değil, beslenmeleriyle de alakalı olduğunu gösteriyor.

Bu gerçek, soyanın insan vücudundaki sağlık etkilerini görmek amacıyla birçok araştırmanın yapılmasına neden oldu. Ancak şimdiye kadar öğrendiklerimize göre, soya birazcık iki yüzlü çünkü hem olumlu hem de olumsuz özellikler göstererek çelişkiye düşürüyor.

MEME KANSERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Soyada (ve diğer baklagiller) bulunan birçok besleyici bileşenler arasında iki ana izoflavon çeşidi genistein ve daidzein vardır. Bu bitki bazlı bileşenler (fitoöstrojen) yapı olarak insan vücudundaki östrojene benzer. Bu da vücutta östrojene tepki veren her dokuyu etkileyebilecekleri anlamına gelir.

İnsan vücudu östrojenle bugüne kadar bir sevgi-nefret ilişkisi sürdürmüştür. Östrojen kemikleri, kan damarlarını güçlü ve iyi kolesterolü yüksek tutar, östrojen azalması menopozal belirtiler (ateş basmaları, hafıza problemleri), osteoporoz, kolesterol dengesizlikleri ve kalp rahatsızlıklarıyla ilişkilendirilir. Bir zamanlar postmenopozal dönemdeki kadınlar için evrensel çare olan birleşik östrojen ve progesteron hormon replasman tedavisi (HRT) artık sağlıklı bir seçenek olarak görülmüyor. Hormon replasman tedavisi gören kadınların kalp rahatsızlıkları, meme kanseri ve akciğerde kan pıhtılaşması riski daha yüksek. Östrojen aynı zamanda bazı meme kanseri çeşitlerini de tetikleyebiliyor.

Soyanın zararlı olduğu bulgusu kanser hücrelerini de içeren birçok insan hücresinin yüzeyindeki protein reseptörlerle alakalıdır. Reseptörlerin bazı moleküllere karşı belli bir çekimi vardır ve kabul edecekleri molekülün şekli konusunda çok titiz davranırlar. Flört kısmı önemlidir çünkü hücreye nasıl davranacağını söyler. Bu bir sinir taşıyıcı kimyasal veya östrojen gibi bir hormon ve hatta özel olarak tasarlanmış bir ilaç olabilir. Bazı ‘anahtarlar’ hücrenin hareketini başlatır ve bazıları hareketini engeller. Araştırmalar soyanın her ikisini de yapabileceğini gösteriyor.

Hücreler soya moleküllerinin bitkiden elde edilen östrojeniyle insan vücudundaki östrojeni ayırt edemezler çünkü anahtar aynı şekildedir. Bazı kanser hücrelerinde büyümelerini tetikleyen östrojen reseptörleri vardır. Aslında, östrojen reseptörü pozitif meme kanseri olan kadınlar için bir tedavi yöntemi, vücudu bütün östrojenlerden uzak tutmaktır.

Teori, soyadaki fitoöstrojenlerin insan vücudunda doğal olarak bulunan östrojenle aynı şekilde davranarak kanser hücrelerinin büyümelerine yol açtığı kanısına dayanıyor. Tartışmanın diğer tarafında ise, bazıları östrojen içeren bitkinin östrojenin kanserli hücreyi büyütme becerisini elinden alarak meme kanserine karşı koruduğuna inanıyor. American Medical Association dergisinde yayınlanan bir araştırma (Aralık 2009) Çin’in Şanghay şehrinde yaşayan 5000 meme kanseri kadını takip etti ve soya bakımından zengin beslenenlerin (günde 15 gramdan fazla) ölüm riskinin yüzde 29, ve kanserin nüksetme riskinin yüzde 32 oranda azaldığı ortaya çıkardı. Asya beslenme düzenindeki soyayla Amerika’dakiler farklı çünkü Amerika’dakiler işlenmiş soya ürünleri... Asyalılar çoğunlukla soya peyniri ve birçok başka bileşen içeren mayalanmış soya ürünleriyle besleniyorlar. Asyalılar, günde 47 mg izoflavon tüketiyor, Amerikalılarsa 1-6 mg...

Soya ve soyadan yapılan besinler

Yeşil soya fasulyesi (edamame) ve soya fasulyesinden elde edilmiş geniş yelpaze sunan soya ürünleri...
-Soya sütü soya fasulyesinin haşlama suyu
- Tofu soya peyniri
- Tempeh, miso, natto ve soya sosu mayalı pişmiş soya fasulyeleri
- Soya unu yağı alınmış ve öğütülmüş un Bazı fazla işlemden geçmiş ‘frankensoy’ ürünlerinin görüntüsü ve tadı burger, frankfurter, et dilimleri, peynir ve diğer yiyeceklerle aynıdır. Soya aynı zamanda birçok ürünün içine belirtilmeden ve fark edilmeden konuluyor. Fırınlanmış ürünlerde, içeceklerde, yoğurt, besleyici barlar, dondurma, kraker ve diğer ürünlerde olabilir.

Doktor Öz’ün tavsiyesi

Seçici kurul soya ağırlıklı beslenmenin hiçbir risk taşımadığını güvenle söyleyene kadar soya; meyve, sebze, kuruyemiş, çekirdek ve tam tahılları içeren bitki bazlı beslenme programının bir parçası olarak ölçülü bir şekilde tüketilmelidir. Soya proteini yine de fazlasıyla doymuş yağ içeren hayvansal ve süt proteinlerinin yerine kullanılabilir. Genel kural olarak, kadınlar günde 46 gram, erkekler ise 56 gram protein tüketmeliler. (yaklaşık olarak 0.80 gram kaliteli protein/kg vücut ağırlığı/gün) İşte sonuç... Tabii, şimdilik...
-Soya tüketimini günde bir porsiyonla sınırlayın (30 mg’dan fazla izoflavon almayın)
-Tofu, tempeh, miso gibi kaliteli soya yiyeceklerini tercih edin.
-Fazla işleme tabi tutulmuş soya yiyeceklerini kullanmayın.
-Genistein ve daidzein gibi izoflavonlardan yapılmış soya takviyelerinden kaçının.



DİP NOT: SOYA'NIN ERKEKLER ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

“Mucize” gıda soya son yıllarda sağlıklı bir beslenmenin vazgeçilmezi haline geldi. Ancak Amerikan Men’s Health dergisi soyanın erkek neslini tehdit ettiğini iddia ediyor.
ABD’li James Price (55), bir yıl önce göğüslerinde büyüme, sakal, kol, bacakla göğsündeki tüylerin azalması ve cinsel gücünü yitirmesi şikayetleriyle doktora gitti. Testlerde Price’in vücudunda sağlıklı erkeklere oranla sekiz kat fazla östrojen hormonu tespit edildi. Kadınlarda daha baskın olarak bulunan bu cinsellik hormonunun oranı, sağlıklı kadınlardan bile daha yüksekti. Gittikçe duygusallaşan ve kadınlara ilgisini yitiren Price, dört ayrı doktora gitmesine rağmen sorununun kaynağını bulamadı. Son doktoru ise sonunda Price’in günde 1.5 litre soya sütü tükettiğini fark etti.
Soya fasulyesi ve soyadan yapılan gıdaların kalp sağlığını koruduğunu, kolesterolü düşürdüğü, ömrü uzattığı ve prostat kanseri riskini azalttığı ortaya konmuştu. Ancak bilim adamları, artık soyanın faydaları konusunda o kadar da emin değil. Soyadaki “genistein” ve “daidazein” maddeleri kadınlarda baskın olan östrojenle aynı işlevi görüyor. Günde 25 gr soya proteini almak bile erkeklerdeki hormon dengesini bozarak, “cinsiyet” sorunlarına yol açabiliyor. Connecticut Üniversitesi’ne göre soya testesteron üretimini düşürüyor. Harvard Üniversitesi de soyanın sperm sayısını yüzde 32’ye kadar azaltabildiğini ortaya koydu. Bol bol soya tüketen Çinli erkeklerde cinsel sorunlara ortalamadan yüzde 10 fazla rastlanması da soyanın erkekler için oluşturduğu riski doğrular nitelikte. Price, doktorunun tavsiyesi üzerine soya sütü içmeyi bıraktı ve hormon dengesi 3 ay sonra normale döndü. Uzmanlar, özellikle 40 yaşın üzerindeki erkeklerin soya tüketimini sınırlamasını tavsiye ediyor.

 - Meme Kanserine Karşı Soya Yağı 
 - Soya ve Kalp Sağlığı Uz.Dr. Ender Saraç
 - Meme Kanseri ve Soya Tüketimi Prof.Dr. Erdem Yeşilada
 - Kemik Erimesine karşı Soya Tüketimi Prof.Dr. Erdem Yeşilada

Göbekli ya da obez olmak, kansere, şekere, tansiyona, kalp damar hastalıklarına, felç-inmeye ve romatizmal problemlere aday olmakla eşanlamlı. İşte bu nedenle her ülke obeziteye karşı önlem alıyor, kampanyalar düzenliyor. Ancak her kampanya, aşırı kilo sorununa karşı ‘çare’ olamıyor...

KİLON MU VAR DERDİN VARSAĞLIĞI tehdit eden temel problemlerin şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalığı, kanser ve romatizma gibi "kronik hastalıklar" olduğu biliniyor. Araştırmalar bunların kilolu, Özellikle de obez kişilerde daha erken yaşlarda ortaya çıktığını, şiddetli seyrettiğini, sonuçlarının daha ciddi olduğunu teyit ediyor. Kısacası "göbekli ya da obez olmak" kansere, şekere, tansiyona, kalp damar hastalıklarına, felç-inmeye ve romatizmal problemlere "aday olmaklala eş anlamlı.

İşte bu nedenle her ülke obeziteye karşı Önlem alıyor, kampanyalar düzenliyor. Konu gelişmiş ülkelerde ciddi olmaktan da Öte "vahim" düzeyde. Amerika'da neredeyse her iki üç kişiden biri obez.

3 Türk'ten 1'i göbekli
Durum bizde de farklı değil. Sorun Özellikle çocuk ve gençlerde hızla yayılıyor. Ayrıca çalışmalar her iki yetişkin kadından, her üç yetişkin erkekten birinin obez değilse bile fazla kilolu (göbekli) olduğunu gösteriyor.
....
Sağlık bakanlığı son yıllarda çok Önlemli kampanyalara imza attı. Bunlardan biri de sigarayı bırakma ve ülke çapında bir "temiz hava sahası yaratma" kampanyası oldu. Yeni uygulamaya giren obezite kampanyasına gelince... Bu kampanyanın başarısı konusunda bazı tereddütlerim var. Nedeni şu...

Yanlış kampanya zarar
Kilo problemi sigara gibi tek yönlü, tek sebepli ve yasaklarla halledilebilecek bir problem değil. Başta "beslenme ve aktivite günahları", çok sayıda faktör obeziteden sorumlu. Bu faktörlerin tümünü dikkate almadığınızda başarı şansınız azalıyor. Amerika'daki kampanyanın durumu ortada. Kampanyadan sonra obezlerin sayısı daha da arttı. Arttı, çünkü bir çok yanlış iş yapıldı. Problem yalnızca yeme içme tavsiyeleri, aktivite motivasyonlanyla çözülmeye çalışıldı. Oysa sorunun sadece iki büyük günah açısından bakıldığında bile çok ama çok fazla bileşeni var.

Sigara konusunda gösterdiğimiz ulusal başarıyı obezite sorunun çözümünde de gösterebilmemiz mümkün. Çocuklarımızın daha sağlıklı yaşamasını, milli gelirimizin Önemli bir kısmının ilaca, tahlile, tetkike, tedaviye değil eğitime, çevreye, refaha ayrılmasını istiyorsak bu problemi mutlaka çözmemiz lazım. Ama bu işin çözümü yanlıca sağlıkçıların gayreti yeterli olmayacak. Eğitim ordusunun, medyanın, besin üreticilerinin, yiyecek içecek endüstrisinin de bu savaşa katılması lazım.

Yürüyelim yürütelim

ÇOCUKLAR da, büyükler de hareket etmiyor; okullarda jimnastik dersleri ya uygulanmıyor ya da ciddiye alınmıyor. Mahallelerdeki oyun alanları, parklar bir bir yok ediliyor. Okul bahçeleri oyun alanı olmaktan çıkarılıp otopark haline getiriliyor. Yetişkinler merdiven yerine asansör veya otomatik merdivenler kullanıyor. Neredeyse herkes dolmuş, otobüs, metro, taksi bağımlısı haline geldi. Sonuçta günde ortalama en az 7500 adım atmak üzere planlanmış bedenlerimiz, bu rakam 2000'leirn altında kalınca paslanıp yağlanmaya başladı.

Çocuklarımızı kiloya karşı nasıl koruruz

YEME içme yanlışları saymakla bitmiyor. Sorun, bazen şeker, un, nişasta yüklü besinleri bazen kalori bombası bol yağlı ve tuzlu fastfood yiyecekleri fazla tüketmekten kaynaklanıyor. Çok Önemli bir sorun da kolalı içecekler, meşrubatlar, meyve esansı ya da aroması yüklenmiş meyve suları...
Bir kutu kolalı içecek veya meşrubatta ortalama 8-12 kadar kesme şeker bulunabiliyor. Bunları günde 3-4 kez içen bir çocuğun kilosunu koruyabilmesi tam bir mucize. 4 şişeden ortalama en az 500 kalori kazanılıyor ki bu rakam okul çağındaki bir çocuğun günlük kalori ihtiyacının neredeyse üçte birine yaklaşıyor.

Sağlıklı yemek şart

Bu çocukların okul kantininde meyve veya ayran gibi "sağlıklı" yiyecek içecek bulamayıp karınlarını kızarmış patates, burgerler, cipsler, gofretler ya da diğer tatlı, unlu atıştırmalarla doyurmaya çalıştıkları düşünülürse sorunun neden bu noktaya geldiği daha kolay anlaşılır. Bu çocukların eve dönünce sıcak bir ev yemeği ya da sağlıklı bir atıştırma bulmak yerine pizza dilimleri veya tavuk kanatlarına mecbur kaldıkları hatırlanırsa sorunun boyutları daha kolay kavranır.


Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
İletişim ve Sorularınız için : Süleyman Seba Caddesi No:39 Akaretler 34357 Beşiktaş İSTANBUL
Tel:(212) 2367300

Son Yazılar :
* İştah Kontrolü Neden Zordur?
* Ayaklar Neden Şişer?
* Pankreas Kanserinde Erken Teşhis
* Diyetsiz Zayıflama
* Kan Yalan Söylemez
* Lahana Gerçekten Zayıflatır mı?
* Bitkisel İlaçlara Dikkat
* Menopozda Hormon Kullanımı
* Wellness Yaşam Tarzıdır.
* Erkek Ömrünü Tüketen Yanlışlar
* Probiyotik Mucizesi
* HDL Kolestrolünüz Düşük mü?
* Tokluk Şekeri Neden Önemli
* Kilo Sorununu Ciddiye Alın
* 7 Büyük Diyet Yanlışı
* Dizlerinizin Kıymetini Bilin
* GUT Atakları Önlenebilir mi?
* Yalancı Hipertansiyona Dikkat
* PSA Testi ile Erken Teşhis
* Kilo Yönetiminde 5 Önemli Tavsiye
* TROİD Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler
Tüm Yazıları İçin

E vitamini: Alzheimer hastalığında, beyindeki belirli bölgelerde sinirler ölmeye başlar ve bilişsel bozulmalar oluşur. Bu nedenle güçlü bir antioksidan olan E vitamini sinir hücrelerini ve nöronları korumak için yardımcı olabilir. Buğday tohumu, soya fasulyesi, bitkisel yağlar, fındık, Brüksel lahanası, yeşil yapraklılar, ıspanak, zenginleştirilmiş un, kepek, tahıl ve yumurta E vitamini kaynakları arasında yer alır.
HAFIZANIZI BESLEYİN

Balık: Somon, uskumru, ton ve diğer balıklar kalp sağlığında etkili olan omega-3 yağ asitleri bakımından zengindirler. Beyinde, birçok sinirin işlevlerini yerine getirebilmesi için oldukça önemlidir. Ayrıca, daha fazla balık yemek, daha az kırmızı et ve damar tıkanıklığına sebep olabilecek doymuş yağı fazla olan diğer protein çeşitlerini daha az yemek demektir.

Avokado: Bu kremalı yoğun tat, E vitamini bakımından zengin bir kaynaktır. Ayrıca   C vitamini açısından da zengin olan  avokadonun Alzheimer hastalığının  gelişmesi riskini azaltmakla ilişkili  olduğu bulunmuştur.

Ayçekirdeği: Ayçekirdeği dahil olmak üzere, çekirdek E vitamini açısından zengin kaynaklardandır. 20 gr. kurutulmuş ayçekirdeği günde alınması önerilen miktarın yüzde 30’unu içerir. Salatanızın  üzerine serpmeniz lezzeti artırır hem de beyin gelişimini hızlandırır.

Fıstık ve ezmesi: Yağ oranı fazla olmasına rağmen, sağlıklı yağ kaynaklarındandır. Ayrıca, E vitamini bakımından zenginler. Kalp ve beynin işlevlerini düzgün gerçekleştirebilmeleri için yardımcı olur. Diğer sağlıklı seçim ise bademdir.

Sağlıklı yağlardan zengin, doymuş ve trans yağlardan düşük, bol tahıllı, yeşil yapraklı sebzeler, fındık bakımından zengin olan diyetlerin, beyin-kalp sağlığı için oldukça iyi olduklarını kanıtlayan çalışmalar vardır.

Kırmızı şarap: Çalışmalar gösteriyor ki, ölçülü miktarlarda anti-oksidan kapasitesi yüksek olan kırmızı şarap ve diğer alkol çeşitlerinden tüketen bireylerin, Alzheimer hastalığına yakalanma riski azalabilir. Ancak Alzheimer hastalığının gelişmesini etkileyebilecek diğer risk faktörlerini de gözardı etmemek gerekir.

Çilek, böğürtlen, kiraz, yaban  mersini: Son yapılan araştırmalar yaban mersini, çilek ve böğürtlenin yaşa bağlı olarak azalan bilişsel becerilerin artmasına yardımcı olduğunu bulmuştur. Yani yaşla azalan beynin doğal  işlevini korumayı sağlarlar ve hafıza kaybının oluşmasını engellemeye yardımcıdırlar.

Tahıllar: Lif açısından zengin olan tahıllı besinlerle meyveler, sebzeler, fındık, zeytinyağı ve şarap, Akdeniz diyetinin önemli parçasıdır. Columbia Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre, Akdeniz tipi beslenmenin,   Alzheimer hastalığındaki bilişsel zedelenmelerin önüne geçmede etkili olduğu bulundu.

Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Lahana, karalahana, ıspanak ve brokoli, E vitamini ve folik asit için önemli kaynaklardır. Örneğin, bir kase ıspanakta günlük alınması gereken E vitamininin yüzde 15’i, pişmiş olan yarım kase ıspanaklaysa günlük ihtiyacımızın  yüzde 25’i karşılanabilir.

Folik asitin, beyni nasıl koruduğuna dair netlik sağlanamamıştır ancak kandaki homosistein olarak bilinen amino-asitin seviyelerini düşürmek yönüyle olabilir. Yüksek düzeyde homosistein, beyindeki sinir hücrelerinin ölmesine ve kalp krizi riskini artırıcı etkiye sebep olabilir.

Egzersizi unutmayalım
Uzmanlar, Alzheimer dahil olmak üzere, diğer birçok hastalıktan korunmak için düzenli egzersizin çok önemli bir yere sahip olduğunu ve stresi azalttığını belirtmektedir. Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmeyle kombine edilmiş bir hayat sürmemize, hafızayı korumak ve hastalıklardan arınmamıza yardımcı olacağını aklınızdan çıkarmayın.

Uzm.Diyetisyen Dilara KOÇAK Dilara Koçak
bilgi@mezurasaglik.com.tr
Valikonağı Caddesi Pamuk Apt. No:133 D:7 Nişantaşı 
Telefon: 0 212 2401510-11

* Tuzu Nasıl Azaltabilirim
* Menopozda Kilo Kontrolü
* Erkeklerde Vitamin ve Mineral İhtiyacı
* Anti Aging Beslenme
* Sizi Mutlu Edecek Diyet
* Vicdan Çorbası İle Formunuz Koruyun
* Selülit ve Diyet
* Yulaf ile Sağlıklı Zayıflamak
* Gut Hastaları için Öneriler
* Dilara Koçak' tan Şifalı Besin Önerileri
* Kadınlarda Maden Suyu Kullanımı
* Karın Bölgesindeki Yağlar Nasıl Erir?
* Kolay Zayıflama Önerileri
* Diyette Yanlışlar

Kolon kanseri geçirdim. Karaciğer metastazım var. Tedavi yöntemleri nelerdir?

2 yıl önce rektum kanseri teşhisi konuldu. Radyoterapi ve kemoterapiyle hastalığım tamamen yok olmuştu. 2,5 yıl kontrol altında kaldım. Fakat şu anda sürekli polip oluşuyor. 6 ay-1 yıllık aralıklarla polipleri temizletiyorum. Biyopsi sonuçları temiz geliyor. Fakat karaciğerimde 6 santimlik bir kitle tespit edildi. Doktorların bir kısmı ameliyat öneriyor. Bir kısmı da önce tümörün kemoterapiyle küçültülmesi, daha sonra ameliyat yapılması gerektiğini söylüyor. Sizce en doğru tedavi seçeneği nedir?

Prof.Dr. Erkan TOPUZ - Rektum bağırsağın en alt bölümüdür. Kolon (bağırsak) tümörlerinde kemoterapi bittikten sonra kolonoskopi yapılarak bağırsaklar kontrol edilir. Polip oluşmuşsa risk fazladır, bunların temizletilmesi gerekir. Ayrıca poliplerin oluşumuna mani olacak bir diyet programına uymalısınız.

- Bunun için diyetinizin meyve ve sebzelerden zengin, kırmızı etten fakir olması gerekiyor.
- En çok karahindiba, kuzukulağı, tere, biberiye, semizotu, lahana, kereviz, yer elması, domates ve brokoli gibi sebzeleri tercih edin.
- Her gün 1-2 kupa yeşil çay için.
- Zerdeçal, zencefil, çörekotu, dereotu tohumu gibi baharatları kullanmayı ihmal etmeyin.
- Soya yağı ve zeytinyağı tercih edin.
- Katı yağlardan kaçının.
- Katkı maddesi içeren gıdalardan kesinlikle uzak durun.
- Kabız kalmayın. Kuru kara erik, keten tohumu, bol bol meyve-sebze ve egzersiz kabız kalmayı engeller.

Karaciğerinizdeki metastaza gelince... Eğer tümör çıkarılabilecek büyüklükte ve tek loptaysa ameliyat olabilirsiniz. Aksi taktirde önce kemoterapiyle tümör küçültülür daha soma cerrahiye verilir. Daha sonra tümör cerrahiyle tam çıkarılsa da çıkanlmasa da arkasından yeni bir kemoterapi yapılır. Kemoterapi sırasında milk thistle (deve dikeni sütü kapsülü), dandelion (karahindiba hapı), burdock (dulavratotu tableti) kullanabilirsiniz. Fakat greyfurt suyu ve sarı kantarondan uzak durun. Ayrıca kanamaya eğiliminiz varsa zencefil, papatya ve aspirinden kaçının. Kemoterapi bittikten sonra doktorunuzun tavsiyesiyle bitkisel ilaçları rahatça kullanabilirsiniz. Örneğin bromelain (ananas hapı), folik asit, günde 1 tane bebe aspirini, omega 3, kabızlık varsa flax seed (keten tohumu yağı kapsülü) gibi. Bu arada her gün yarım kilo yoğurt yemeyi ihmal etmeyin.

Memorial  :
Karaciğer metastazı ne demektir ?
Vücudun herhangi bir yerindeki kanserin çıktığı yerden (organdan) başka bir yere yayılmasına o kanserin metastaz yapması diyoruz. Bu metastazların karaciğerde gözükmesi ise karaciğer metastazı diye anılır.

Karaciğerde metastaz sık bir olay mıdır ?
Evet. Karaciğer kanı filtre eden büyük bir organdır. Bu nedenle, kan dolaşımına karışan kanser hücreleri bu organda takılır kalır ve büyümeye devam eder. özellikle sindirim sisteminden (bağırsaklar) gelen kanın ilk önce karaciğerden geçmesi nedeniyle buralara ait kanserlerin karaciğer metastazları sık görülür. Kalın bağırsak, mide, pankreas, safra yolları, ince bağırsak gibi organlara ait kanserlerde karaciğere metastaz sıktır. Ayrıca, meme kanseri, akciğer kanseri ve lenfomalara ait metastazlar da sık görülür.

Karaciğer metastazlarının tanısı nasıl konur ?
Karaciğerde yaygın metastaz var ise tanı nisbeten kolaydır. Karaciğer büyür ve muayenede ağrılıdır. Karaciğere ait bazı laboratuar testleri (alkalen fosfataz ve transaminazlar) yükselir. Esas tanı görüntüleme yöntemleri ile karaciğerde metastazlara ait kitlelerin görülmesi ile konur. Kanserin ilk çıktığı odak biliniyorsa metastaz tanısı koymak kolaydır. Ancak, bilinmiyorsa karaciğerde görülen bu kitleleri primer karaciğer kanserinden ayırmak zordur bunun için karaciğerdeki kitlelerden biyopsi almak gerekebilir.

Karaciğer metastazlarının tedavisi mümkün müdür?
Karaciğer metastazlarının tedavisi, yayılımın nereden olduğuna (hangi organın kanserine ait), olayın yaygınlığına ( karaciğerde kaç metastaz var), metastazların karaciğerdeki yerine, karaciğer dışında başka bir yerde de yayılım (metastaz olup olmadığına) bağlıdır. özellikle lenfomalar bazı kemoterapi kombinasyonları ile tedavi edilebilirler. Meme ve akciğer kanserleri kemoterapiden kısmen fayda görürler. Karaciğer metastazlarının tedavisi açısından kalın barsak (kolorektal) kanseri metastazlarını ayrı tutmak gerekir. Kolorektal kanserler sıklıkla karaciğere metastaz yaparlar ve bunlarda karaciğerdeki metastazların da cerrahi olarak çıkarılması tedavi açısından çok önemlidir.


Tedavi sırasında içki içebilir miyim?

63 yaşında, prostat kanseriyim. Ameliyatla prostatım alındı. Radyoterapi ve hormon tedavisi önerildi. Acaba iki tedavinin birlikte alınması şart mı? Radyoterapi sırasında ve sonrasında nasıl beslenmeliyim? 50 yıldır sigara kullanıyorum. Zaman zaman 1-2 kadeh rakı veya şarap içiyorum. Tedavi sırasında 1-2 kadeh içki içmemin sakıncası var mı? Y.E.

Prof.Dr. Erkan TOPUZ - Önce hastalık hakkında genel birkaç bilgi vereyim. Prostat kanseri 50 yaşından sonra her 3 erkekten birinde görülür. Ailesinde prostat kanseri olanlar, 50 yaş üstü erkekler, aşırı miktarda yağlı besinler ve kırmızı et tüketenler, alkol ve sigara kullananlar, aşırı şişmanlar risk altında. Korunmak için 40 yaşından sonra bütün erkeklere 6 ayda bir PSA kan testi yaptırmasını öneririz. Gelelim sizin durumunuza... Tedavi sırasında ya da sonrasında kesinlikle alkol ve sigaradan uzak durun. Ameliyattan sonra geride tümör kalmadıysa ve PSA değerleriniz normalse radyoterapiye gerek yok. Ama PSA'nız yüksekse hemen hormonal tedaviye başlamanız gerekiyor. Hormon tedavisine yanıt genellikle iyidir. Ama bu tedaviye rağmen PSA yükselirse kemoterapi şansı da var. Muttaki kemik sintigrafisi yaptırın çünkü prostat kanserleri kemiği çok sever. Kemik metastazı olsa bile hastalar kemik güçlendirici ve hormon tedavisiyle uzun yaşayabilir.

En faydalı besin destekleri ise şunlar: Isırgan yaprağı kökü, selenyum, E vitani, milk thistle (deve dikeni sütü kapsülü), krizantem çayı, reishi mantarı hapı, kalp-tansiyon hastalığınız yoksa meyan kökü ve likopen. Hatta ailesinde prostat kanseri olanlar bu bitki ve mineralleri belli aralıklarla kullanmalı.

Beslenmenizde şu noktalara dikkat edin:
 
- Süt ürünlerinden az yağlı yoğurt, peynir ve çökeleği tercih edin.
- Yağlı gıdalardan kaçının.
- Zeytinyağı ve soya yağını karışık kullanın.
- Kabuğu ve çekirdeğiyle birlikte kara üzüm yiyin.
- Haftada 2 kere baklagil tüketin.
- Kızartılmış yiyecekler tüketmeyin. Haşlama, buğulama gibi pişirme yöntemlerini tercih edin.
- Kırmızı eti haftada 1 defadan fazla tüketmeyin. Et seçiminiz balık, hindi ve tavuk olsun.
- Her gün 1 porsiyon ete karşılık 5-7 porsiyon da sebze meyve yiyin.
- Domatesi bol tüketin. İçindeki likopen prostat kanseri riskini azaltıyor.
- Sofranızda brokoli, karnabahar, beyaz ve kırmızı lahana, kabak, semizotu, kıvırcık salata ve biberiyeye mutlaka yer açın.

Prof.Dr. Erkan TOPUZ

Sorularınız İçin:  etopuz@istanbul.edu.tr

Önceki Yazılar :
* Karaciğer Yağlanmasına Karşı
* Kanser Hastaları Kobay mı?
* Prostatdan Nasıl Korunurum?
* Fibrokist Nedir? Fibrokistlerden Nasıl Korunulur?
* Kemoterapi Sırasında Ağızda Çıkan Yaralar
* Testis Tümörü Tevasi ve Beslenme
* Kanser Hakkında Yanlış Bilinenler
* Meme Kanserine Karşı Havuç Suyu
* Erkan Topuz ARENA Programı - Video
* Çocuklara Sebze Yedirmek
* Kan Kanseri ve Kansızlık İçin Öneriler
* Buğday Çimi ile Gelen Sağlık
*
Beyin Tümöründe Tedavi Yöntemleri
* Ödemi Doğal Yollarla Azaltabilirsiniz
* Bilekte Kitle Oluşumu
Küçük hücreli Akciğer Kanser Evreleri 
* Cilt kanserinden Korunmak 
*
Sarımsağı pişirmeden önce en az 15 dakika bekleyin 
*
Ağız içindeki yara kanser belirtisi mi?  
*
Erkan TOPUZ'dan Mide Kanseri önerileri
 
Tüm Yazıları İçin

Antalyalı yat tasarımcısı Altu Kemal Kerpiçci (32), midenin yüzde 90'lık bölümü kesilerek vücuttan uzaklaştırılması anlamına gelen ''tüp mide'' yöntemiyle 132 kilodan 85 kiloya düşerek, 8 ayda 47 kilo zayıfladı.

Antalyalı yat tasarımcısı Altu Kemal Kerpiççi, 7 yaşında geçirdiği bademcik ameliyatı sonrasında kilo almaya başladı. Kendi yaş gruplarından sürekli 20 kilo fazlası olduğunu ifade eden Kerpiçci, 32 yaşına geldiğinde 132 kiloya ulaştı. Doktorların verdiği diyet programlarına rağmen zayıflamayı başaramayan Kerpiçci, Akdeniz Üniversitesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güner Öğünç'e başvurarak ''tüp mide'' ameliyatı oldu.

Kapalı yöntemle midesinin yaklaşık yüzde 90'lık kısmı kesilerek alınan Kerpiçci, 8 ay içerisinde 47 kilo vererek 85 kiloya düştü. Midesi yemek borusundan bile küçük hale gelen Kerpiçci, kilo verdikten sonra, yüksek şeker ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarından da kurtuldu.

Kerpiçci, hedefinin 75 kiloya düşmek olduğunu belirterek, "Diyet yapıyordum. 1 yılda 20 kilo veriyordum. Ancak diyeti bozar bozmaz verdiğim 20 kiloyu bir kaç ay içerisinde fazlasıyla alıyordum" dedi.

Şişmanken en çok, kendisine uygun elbise bulmakta zorlandığını anlatan Kerpiçci, ''Bedenime uygun giysi bulamıyordum. Genelde Amerikan alışveriş sitelerinden kendime uygun elbise alıyordum. Artık istediğim yerden alışveriş yapabiliyorum. En güzeli ise 36 beden kot alıp 'Bu büyük geldi, 34 bedeni var mı?' diye sorabilmek. Nişanlım ile Eylül ayında evleneceğim. Kiloluyken damatlığımı özel diktireceğim için üzülüyordum. Şimdi en çok damatlığımı istediğim mağazadan alabileceğim için seviniyorum'' diye konuştu.

Ekstrem sporları çok sevdiğini belirten Altu Kemal Kerpiçci, ''Su altı dalışı, snowboard ve off-road yapıyordum. Motor sporlarına da düşkündüm. Ancak kiloluyken bu sporları yapamaz hale geldim. Zayıflamak istememin en büyük nedenleri de bu tür çılgınlıklara düşkün olmamdır. 2 ay önce yıllar sonra yeniden dalış yapmanın keyfini yaşadım'' dedi.

Tüp mide ameliyatı olmadan önce sabah kahvaltısında 5 poğaça yediğini anlatan Kerpiçci, ''Artık işe giderken sabahları 1 poğaça alıyorum ve onu akşama kadar zor bitirebiliyorum. Gün boyunca 3 litreden fazla gazlı içecek içiyordum. Ameliyat olduktan sonra hiç gazlı içecek içmedim. İş yerimde bacak bacak üstüne atıp oturamıyordum. Şimdi bacak bacak üstüne atıp oturmanın keyfini doyasıya yaşıyorum'' diye konuştu.

Kerpiçci'nin annesi Tuğba Kerpiçci ise yıllar sonra evinde ilk defa küçük tencere kullandığını dile geterek, ''Onun zayıflaması en çok beni sevindirdi. Artık yemekleri küçük tencerelerde yapıyorum'' dedi.

TÜP MİDE YÖNTEMİ NEDİR?

Kerpiçci'nin ameliyatını gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güner Öğünç, tüp mide yönteminin Türkiye'de ilk defa Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde yapıldığını hatırlatarak, şu bilgileri verdi:

''Tüp mide yönteminde laparoskopik (kapalı) yöntemle midenin yaklaşık yüzde 90'lık kısmı kesilerek vücuttan uzaklaştırılır. Mide küçük bir çay bardağı kadar kalır. Yeni oluşturulan mide yemek borusunun devamı olarak ince bir tüp şeklinde olduğu için tüp mide olarak isimlendirilir. Mide serçe parmağı büyüklüğüne, yani yemek borusundan küçük hale getirilir. Bu yöntemle ayda 10 kilo zayıflanır. Ameliyattan sonra hasta 2 gün içerisinde taburcu edilir. Hasta 12 saat sonra ağzından beslenmeye başlar.''

Tüp mide yöntemini 4 yılda 72 hastaya uyguladıklarını belirten Öğünç, yüzde 100 başarı sağladıklarını, bu yöntemle ameliyat olan hastaların en az 40 kilo verdiğini ifade ederek, ''Önemli olan kilo verdikten sonra verilen kiloları geri almamak. Zayıfladıktan sonra aşırı kilolar nedeniyle oluşan bazı sağlık problemleri de düzeliyor. Tüp mide iştahı azaltıyor. Hastanın canı yiyecek çekmiyor. Ayrıca küçültülen mide eski haline gelmiyor. Mide kelepçesi ameliyatlarında olduğu gibi vücutta yabancı cisim bulunmuyor. Ayrıca ömür boyu bazı ilaçları kullanmak gerekmiyor'' diye konuştu.

Tüp mide ameliyatının zayıflamak için en önemli yöntem olduğunun altını çizen Öğünç, bu ameliyatları yapmadan önce kişinin mutlaka diyetisyen kontrolünde ısrarcı bir şekilde diyet uygulaması gerektiğini söyledi.

Kimler tüp mide operasyonu yaptırabilir?



Akdeniz Üniversitesi Hastanesi 
0242 2496060

Şanlıurfa'da, doğuştan vajinası bulunmayan 26 yaşındaki Z.A.'ya mikrocerrahi yöntemiyle suni vajina ameliyatı yapıldı.

3 saat süren operasyon sonucu vajinaya sahip olan Z.A. sağlık durumu iyi olduğu öğrenildi.

Harran İlçesinde yaşayan 26 yaşındaki Z.A., adlı genç kızı, 6 ay önce evlendiği kocası tarafından ilk gece cinsel ilişkiye giremediği gerekçesiyle boşanarak ayrıldı. Vajinası olmadığı için psikolojisi bozulan Z.A. gizlice Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’ne başvurdu. Burada doktorlar tarafından muayene edilen Z.A’nın doğuştan vajinasının ve rahminin olmadığını öğrendi. Ameliyat olmasına karar verildi. Plastik Cerrahi Uzmanı Doktor Mustafa Sütçü, Operatör Doktor Hüseyin Görmüş, Alpay Yılmaz ile Başhekim Mehmet Demir’in birlikte gerçekleştirdiği operasyonla, genç kıza bacak kaslarından alınan dokularıyla mikrocerrahi yöntemle yapılan ameliyatla suni vajina oluşturuldu.

Çocuğu olmayacak

Türkiye’de ve Şanlıurfa’da ilk kez böyle başarılı bir ameliyatın yapıldığını söyleyen Plastik Cerrahi Uzmanı Doktor Mustafa Sütcü, “Doğuştan vajinası olmayan bu hastamız bize başvurarak tedavi olmak istediğini söyledi. Biz de evlenmiş ancak cinsel ilişkiye giremediği gerekçesiyle boşanan bu hastamız için Türkiye’de ender rastlanan bir ameliyatı yapmaya karar verdik. Hastamızın kendi dokularından oluşan bir vajen dokusunu önce oluşturduk. Daha sonra kendi dokularını kullanarak vajen derinliğini ve mesafesini korumaya çalıştık. Hastamızın bundan sonraki hayatında çocuğu olmasa da çok rahatlıkla cinsel ilişkiye girebilecek ve normal insanlar gibi cinsel bir hayatı olacaktır” dedi.

Utandığı için 26 yıl boyunca doktora başvurmayan ve oldukça başarılı bir operasyon geçiren Z.A’nın. tamamen iyileşmesi için 3 aylık bir sürenin geçmesi gerektiği öğrenildi. Şanlıurfa Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Başhekimi Doktor Mehmet Demir, gazetecilere açıklamada bulunarak şöyle konuştu.

“Türkiye’de oldukça az rastlanan bu hastalık için hastanemizde bir ilk gerçekleşti. Bazı kadınlar bu durumdan utanmaları veya böyle bir ameliyat yapıldığı bilmemeleri nedeniyle bu hastalıklarını gizliyorlar. Artık bu tür hastalıklar oldukça başarılı bir şekilde hastanemizde yapılmaktadır” diye konuştu.

Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı


Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et