Ana Sayfa
İletişim'e Tıkla İletişim'e Tıkla
Orjinal Lida

Lida ile 15 Günde 5 Kilo verin!
Orjinal Zayıflama Hapı Lida ile yaz tatilinize incecik ve mutlu bir şekilde giderek sevenlerinizi şaşırtın!
Orjinal Lida Yetkili Ürün Bayii



REKLAM
REKLAM
Reklam
Son Fotoğraflar
YAPIŞIK PARMAKLAR SİNDAKLİNİ

Sağlıklı Bronzlaşmak İçin
Özel Arama


Ana Sayfa > Arşiv > 12.03.2009
Arşiv > 12.03.2009

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU : "Kolon kanseri önlenebiliyor"

Kanserde erken teşhis çok önemli. Bu testlerle o kadar iyi ve güvenilir sonuçlar alınıyor ki kanser daha “tasarım aşamasında” iken tanımlanabiliyor.

Bu testlerden bazıları sadece kanseri erken teşhis etmekle de kalmıyor, ileride kansere dönüşebilecek sorunların erken dönemde görülüp ortadan kaldırılmasına da olanak sağlıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri kalın bağırsak kanserlerinin erken teşhisinde kullanılan kolonoskopik muayenedir. Kolonoskopik inceleme yalnızca kalın bağırsaktaki tümörü erken dönemde belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda “polip” veya “adenoma” diye adlandırılan ve ilerde kansere dönüşmesi söz konusu olan bazı yapıları da görebilmeyi, ortadan kaldırabilmeyi mümkün hale getiriyor. Yani sorunu neredeyse kökünden hallediyor.
Bazı ailelerde kalın bağırsak kanseri daha sık görülüyor. Bu ailelerde “ailevi kolon polipozisi ” veya “villöz adenoma” gibi hastalıklara sık rastlanıyor. Bu hastalıkların ortak özellikleri zamanla kansere dönüşme potansiyeli taşımaları. Kolonoskopik inceleme ile erkenden yakalandıklarında ameliyata gerek kalmadan ortadan kaldırılabildiklerinden, kolonoskopik inceleme aynı zamanda bir tedavi yöntemi gibi çalışıyor.

İLK KOLONOSKOPİ NE ZAMAN YAPILMALI

Sindirim sistemi hastalıklarında uzmanlaşmış otoriteler elli yaşını geçen herkese en az bir kez kolonoskopi yapılması gerektiğini belirtiyor. Eğer ilk kolonoskopi tamamen temizse ve ailede bir risk fazlalığı söz konusu değilse, bu incelemelerin 3-5 yıllık aralıklarla tekrarlanması yetiyor. İlk incelemede polip belirlenenlerde bir yıl sonra yeni bir kontrol yapılması tavsiye ediliyor. Kolon kanseri yönünden riskli bir aileye mensup olanlara ise bu incelemenin daha kısa aralıklarla, örneğin 2 yıllık aralıklarla yapılması tavsiye ediliyor. Kısacası kolonoskopik inceleme hem teşhis hem tedavi, hem de risk taraması bakımından son derece yararlı bir tarama ve teşhis yöntemi. Olanaklar ölçüsünde elli yaşı geçen herkesin bu tetkiki yaptırması gerekiyor. Kalın bağırsak kanseri sık görülen kanserler arasında. Ailesinde kalın bağırsak kanseri olanlar, fazla kilolular, alkol ve sigarayı fazla tüketenler, kırmızı eti sıkça yiyenler, posasız beslenenler, sebze ve meyveyi ihmal edenler daha riskli kişiler olarak kabul ediliyor. [Kolonoskopi Video]

Bedeninize daha çok demir pompalayın

Yiyeceklerdeki demirin bağırsaklarınızdan emilmesini engelleyen bazı maddeler var ama bunlar demirin emilmesini zannettiğiniz kadar çok etkilemezler. Özellikle hayvansal kaynaklı demirin emiliminde önemli bir sorun çıkmıyor. Bitkisel kökenli demirin emilimi ise birazcık engellenebiliyor. Tam taneli tahıllarda ve kepek yüklü yiyeceklerde bulunan fitat, ıspanakta bulunan oksalat demir emilimini azaltabiliyor. Ama bu durum ıspanağı kıymalı ve yoğurtlu yemenize ya da kepek ekmeğini tercih edip tam tahıla öncelik vermenize engel değil. Siyah çayda bulunan tanin maddesinin de bitkisel kaynaklı demirin emilimini azaltabileceği biliniyor ama yemeğin üzerine içeceğiniz bir bardak taze çayın da ciddi bir zararı olmuyor. Yine de gıdalardaki demiri daha fazla kazanmak istiyorsanız portakal suyu, tatlı kırmızıbiber, havuç, domates, karnabahar, lahana gibi yiyecekleri daha çok kullanmaya gayret edin. Eğer bitkisel demir kaynaklarını (mercimek, kuru fasulye, nohut, bezelye) kırmızı et gibi hayvansal bir demir kaynağı besin ile birlikte yerseniz demir kazanımızın yeterli olacağından endişe etmeyin. Mesela yumurta, bol domates, yeşilbiber ile hazırlayacağınız bir kahvaltıda yumurtadaki demirde domatesteki demir kolayca emiliyor. Bir başka çözüm yolu çocuklarınıza yemek yerken portakal suyu içme alışkanlığı kazandırmanızdır. Portakal suyunda bulunan C vitamini yiyeceklerdeki her türlü demirin emilimini kolaylaştırıyor.

Ön belirtileri neler

Hastalığın ilk belirtileri olabildiği için dışkı alışkanlığında değişme, dışkıda incelme, dışkıdan kan gelmesi, birdenbire ortaya çıkan kabızlık, kansızlık, kilo kaybı gibi belirtilerle karşılaşanların kolon kanseri yönünden hemen incelenmesi gerekiyor.
Kolonoskopi yaptıramayanların faydalanacakları ucuz ve güvenilir bir tarama testi daha var: Gaitada gizli kan testi.  Kolonoskopi kadar güvenilir olmasa da bu testin de yılda bir kez tekrarlanmasında yarar var. Gizli kan testi kötü çıkanların her halükarda kolonoskopik incelemeye tabi tutulması gerekiyor.
Kalın bağırsak kanserinin daha yakalanmadan yok edilebilecek bir tehlike olduğunu ve erken teşhis edilmesi halinde iyileşme şansının çok yüksek bulunduğunu unutmayın. Yıllık taramalarınıza kolonoskopik incelemeyi ve gizli kan taramalarını da ekletmeyi ihmal etmeyin.

Korunmak için ne yapalım

Sebze ve meyve alışkanlığı edinin.
Tam tahıllı ürünlerden, bakliyattan vazgeçmeyin.
Kilo almayın.
Hareketli bir hayat tarzı oluşturun, sık sık yürüyün.
Alkol ve sigaradan uzak durun.
Kırmızı eti, özellikle barbekü tarzı pişirilenleri az yiyin.
Transyağlardan uzak durun.
Yoğurdu ihmal etmeyin.
Tütsülenmiş yiyecekleri azaltın.

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
Kolonoskopi Uygulama Videosu

| Yorumlar (23) | 12.03.2009 | Faydalı Bilgiler  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder

Gıdık-göbek ilişkisine dikkat

Kilo fazlalığı ile orta yaş diyabeti arasında yakın bir ilişki var. Bu ilişki biraz da akrabalıktan kaynaklanır.

Akrabalığın nedeni de insülin direncidir. İnsülin direnci hem kilo almayı özellikle göbek, boyun ve gıdık bölgesinden yağlanmayı, hem de kan şekeri dengesinde bozulmayı kolaylaştırır. Şeker dengesinde bozulma kilo sorunu belirginleştikçe derinleşir. İnsülin direnci yüksek tansiyona, kolesterol dengesinde bozulmaya, koroner kalp hastalığı ile felç riskinde artmaya da yol açabilir. Özellikle kolayca gıdık-göbek bağlayan “ensesi kalın” biriyseniz dikkatli olun! Ensesi kalın olanlarda da bazı sağlık sorunları daha sık görülüyor. Zaman zaman tatlı krizlerine yakalanıyorsanız, saatlerce aç gezebiliyor ama yemeğe oturunca önünüze ne gelirse silip süpürüyor ve yemeklerden bir süre sonra uyuklama, dikkat kaybı, öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşıyorsanız bu sorunlarınızın insülin direnci problemi ile ilgili olabileceği aklınızda olsun. Fazla kilolar her koşulda hayat kalitesini bozuyor ama boyuna-enseye, gıdığa ve göbeğe yerleşen yağlar şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalığı gibi yaşamsal problemlere yakalanmayı da kolaylaştırıyor. Ensesi kalın, gıdığı iri ve cankurtaran simidi geniş biri olmak eskiden zannedildiği gibi zenginlik işareti değil, hastalık belirtisi sayılıyor.

Strese bağlı hastalıklar hangileri?

Dikkat ederseniz kriz dönemiyle birlikte stresi daha çok konuşmaya, yazmaya başladık. Krizin getirdiği sorunlar ve daha pek çok şey, stresimizi şu veya bu şekilde arttırıyor. Bu durum vücudumuzu sürekli bir zararlı kimyasal banyoya sokuyor. Yani bir zamanların moda deyimiyle stres arttıkça vücut kimyamız bozuluyor. Kortizol ve adrenalin çoğaldıkça bedensel ve ruhsal birçok sorun ortaya çıkıyor. Gerginlik, kaygı hali, ruhsal gelgitler, alınganlık, sinirlilik, öfke nöbetleri ve hatta depresyon, panik bozukluk gibi ağır ruhsal sorunlar stresle ilişkili olabiliyor. Stres cinsel isteği azaltıyor, uykuyu bozuyor, öğrenmeyi güçleştiriyor, odaklanmayı zora sokuyor. Aşırı ve sürekli stresin hafıza bozukluğu yaptığı da biliniyor. Stresin şeker hastalarında kan şekeri ayarını güçleştirdiği, şeker dalgalanmaları yaptığı da bir başka önemli sonuç. Stres arttıkça tatlı krizleri, unlu, nişastalı yiyeceklere karşı bir tutku hali baş gösterebiliyor. İştah bozuklukları, özellikle iştah artışı da stresin bir başka sonucu. Netice olarak karın çevresinde yağ birikimi başlıyor, kilo artıyor. Stresin diyabeti tetiklediği, yani gizli kalmış bir şeker hastalığını açık bir diyabet haline dönüştürdüğü de biliniyor. Stresli insanlarda kalp krizleri ve felç geçirme riski de yükseliyor. Bunun önemli nedenlerinden biri stresin yol açtığı tansiyon yükselmeleri. Stres aynı zamanda bir damar düşmanı. Çünkü iyi kolesterolü azaltıyor, trigliseridi yükseltiyor (şeker ve tansiyon yükselmesi sorununa tuz biber ekiyor). Stresli insanlarda bağışıklık sistemi zayıfladığı için enfeksiyonlara yakalanma riski artıyor. Bağışıklık zayıflamasının sonucu sadece tekrarlayan enfeksiyonlar değil. Stresli kişilerde kanser sıklığındaki artışın bir nedeni de bağışıklık zayıflığıdır. İşi gücü bozulan, stres travmasıyla fazlaca örselenenlerde birden bire ortaya çıkan kanser sorunun arkasında işte bu bağışıklık zayıflaması yatıyor. Kısacası stres deyip geçmeyin. Özellikle bu günlerde stresinizi yönetme konusunda dikkat kesilin!

Egzersizle nasıl daha çok yağ yakabilirim?

Egzersizle daha fazla yağ yakmanın yolu egzersizi sık tekrarlama ile ilişkili bir durum. Egzersizin sıklığı artıp süresi uzadıkça yağ yakma olasılığınız artacaktır. Bu nedenle haftada en az 4 gün ve 30 dakika tempolu yürüyüş yapmanız en ucuz, en etkili ve uygulanabilir çözüm. 20 dakikadan daha az süren egzersizler de kalori kaybına yol açtığı için kilo kontrolüne yardımcıdır. Yani 10 dakika bile yapsanız egzersizin kilo yönetimine yararı oluyor. Bununla birlikte yağ yakma amaçlandığı zaman egzersizi en az 20 dakika sürdürmek gerekiyor. Egzersizi günün her saatinde yapabilirsiniz ama benim önerim sabah saatlerinde yapacağınız tempolu yürüyüşlerdir. Eğer yeni başlıyorsanız 20 dakika ile başlamalı, birkaç haftada bir süreyi 5 dakika uzatmalısınız. 40 dakikalık bir egzersiz süresine ulaştığınızda kilo kontrolünüz mükemmel hale gelecektir. Ağırlık kaldırmak gibi direnç egzersizleri esnasında vücudunuz yağ değil, kaslardaki glikojeni yakmaktadır. Bu nedenle ani ve hızlı kilo kayıplarında direnç egzersizleriyle yağ yakmak yerine kas kazanırsınız. Ancak egzersiz bitince güçlü kaslarınız varsa, siz istirahat ederken kaslarınızdaki glikojeniniz yetersiz geleceğinden vücudunuz enerji kaynağı olarak yağlarınızı yakacaktır. Yani bazal metabolizmanız hızlanacak, oturduğunuz yerden kalori harcamaya başlayacaksınız. Özetle yağlarınızı yakmak için aerobik egzersizlere yürüyüş, metabolizmayı hızlandırmak içinse direnç egzersizlerine ağırlık kaldırmaya ihtiyacınız var.

Kemiklere süt mü, yoğurt mu daha iyi geliyor?

Süt ve süt ürünleri hem kalsiyumdan çok zengin olmaları, hem de içlerindeki kalsiyum kolay emilir olduğu için ilk akla gelen kalsiyum kaynakları. Kalsiyum badem, baklagiller, incir, hatta suda bile mevcut. Ancak bilinen en güçlü kaynaklarından biri hala süt ürünleri. Süt ürünlerini kalsiyum kaynağı olarak fazla miktarda tüketmek, eğer tam yağlı süt ürünleri kullanılırsa kolesterol yüksekliği ya da kilo sorununa neden olacağı gibi endişelere yol açıyor. Süt ürünlerini de kararında kullanmakta ve sütten ziyade yoğurt ve peynire öncelik vermek daha iyi. Dondurma yüksek kalori içeriği nedeniyle daha sorunlu bir besin gibi. Birinci sıraya yarım yağlı yoğurt ve ayranı, ikinci sıraya da yağı azaltılmış peyniri koymakta fayda var. Sırası gelmişken osteoporozu önlemede tek seçenek kalsiyum takviyesi değil. D ve K vitamini kazanımının, egzersiz ve ağırlık çalışmaları da çok önemli.

Çocuklara balık yağı içirmek faydalı mı?

Balık yağı desteği çocuklar için en az vitamin destekleri kadar önemli. Kararı çocuk sağlığı uzmanları vermeli ama bana göre balıkta bulunan omega-3 yağlarını çocuklarınıza mutlaka kazandırmalısınız. Bu yağlar çocukların beyin gelişimlerini destekliyor, öğrenmelerini kolaylaştırıyor, okul başarılarını artırıyor. Balık karaciğerinden elde edilen balık yağlarında omega-3 yağlarından başka, E, A ve D vitaminleri de var. Ama bir kez daha belirtelim: Başarının sırrı onlara yeteri kadar omega-3 kazandırmaktan geçiyor. Yeşil yapraklı bitkiler (örneğin semizotu), ceviz, keten tohumu gibi bitkisel ürünlerde, hatta kabak çekirdeği, kuru fasulye gibi yiyeceklerde bile omega-3 bulunuyor ama omega-3'ün en güçlü besinsel kaynağı olarak balık birinci sırada. Keten tohumu veya yağı çocuklarda omega-3 ihtiyacını karşılamada pek işe yaramıyor.

Kolesterol ne işe yarıyor?

Bu soruyu “kolesterolsüz bir yaşam hepimiz için olanaksızdır” diye yanıtlamak gerekiyor. Kolesterolü hem vücudumuz üretiyor, hem de doğrudan hayvansal besinlerle kazanıyoruz. Hücrelerimiz kolesterol olmazsa birçok hormonu, vitamini üretemiyor, başta hücre zarı olmak üzere yapısal bütünlüğünü koruyamıyor. Üstelik bu hormonların çoğu cinsellikle ilişkili olanlar. Yani kolesterol olmazsa çoğalmamız bile tehlikeye giriyor. Kısacası fazlası bir damar zararlısı gibi kabul edilen bu yaşamsal madde, insanlığın devamı için de olmazsa olmaz. Belki de bu nedenle işimiz şansa bırakılmamış, vücudumuzun neredeyse her dokusu gerektiğinde kolesterol üretebilme yeteneğiyle donatılmıştır. Sorun düşük yoğunlu lipoproteinlerle taşınan kolesterol tipinin fazlalaştığı hallerde ortaya çıkıyor. LDL kolesterol olarak bilinen kolesterol arttığında damar sertliği riski de artıyor, kalp krizi veya felç benzeri riskler çoğalıyor. Bu konuda çok ciddi tartışmalar var. Bazılarına göre sorun kolesterolün fazlalığından ziyade aşırı oksitlenmesinden kaynaklanıyor. LDL kolesterol oksitlendiği zaman damarların duvarına tutunup plak oluşturuyor. Bu plaklar damar duvarını sertleştirip kalınlaştırıyor ya da üzerine pıhtı oluşumu yerleşiyor. Bazen de bu plaklardan kopan parçalar daha ilerde küçük çaptaki damarları tıkıyor. Kısacası kolesterol de biraz paraya benziyor. Yokluğu da çokluğu da sorun.

Stres yapan besin var mı?

Bazı yiyeceklerin stresi azalttığını hepimiz biliriz. Sıkılıp bunaldık mı, gerilip kasıldık mı sorunumuzu bir parça çikolata, kurabiye, muz, vs. ile gideririz. Hâlâ şükran gününde yenen hindinin güçlü bir stres savar olduğunu düşünen milyonlarca Amerikalı var. Sütün, yoğurdun sakinleştirdiğini, hatta uyku getirdiğini de çoğumuz iyi biliriz. Yine birçoğumuz bazı gıdaların strese yol açabileceğinden haberdar değiliz. Uzmanlar özellikle kan şekerini birden bire arttıran yiyeceklerin (şeker, un, nişasta, tatlılar, unlu, tatlı ve yağlı atıştırmalar) stres sistemini tetikleyebileceğini belirtiyorlar. Bu yiyeceklerden 30-120 dakika sonra hızla düşen kan şekerinin hipoglisemi, gerginlik, sinirlilik, alınganlık, hiddet, hatta öfke nöbetlerine neden olabileceğini ileri sürüyorlar. Çünkü bedenimiz hipoglisemiyi stres veren bir durum olarak algılıyor ve bu yeni duruma fazla miktarda stres hormonu, yani adrenalin ve kortizol salgılayarak cevap veriyor. Eğer bu durum sık sık tekrarlarsa uzun vadede bir kötü sonucu daha var. Tekrarlayan kortizol ve adrenalin düşmeleri bir süre sonra DHEA ve testosteron seviyesinin düşmesine, cinsel isteğin azalmasına neden oluyor. Bizden söylemesi

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
| Yorumlar (1) | 12.03.2009 | Osman Müftüoğlu  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder

43 yaşındaki Cindy Crawford, genç görünme sırrını şöyle özetledi: Sütle suyu karıştırıp yüzümü bununla yıkıyorum

Cindy Crawford, genç görünme sırrını şöyle özetledi: Sütle suyu karıştırıp yüzümü bununla yıkıyorum Basit bir sır: Süt ve su!

Cindy’nin genç kalmak için estetik yaptırdığını ya da pahalı kozmetikler kullandığını sanıyorsanız çok yanıldınız. Vücudunun kendisine sunulmuş bir armağan olduğunu düşünen Cindy Crawford; gençlik sırrını şu sözlerle özetliyor:

UYKUNUZA ÖZEN GÖSTERİN

Cildimi düzenli olarak biraz süt karıştırdığım suyla yıkıyorum. Bu işlem haftada 2 kez uygulandığı takdirde bile farkını gösteriyor. Ayrıca spor ve diyet yapmaya da özen gösteriyorum. Bol su içiyorum ve en önemlisi de uykuma dikkat ediyorum. Düzensiz bir uyku ciltteki kırışıklıkların en büyük nedenidir.”

Cindy’nin yaptığı protein diyeti

Sabah: 1 kibrit kutusu beyaz peynir, domates, salatalık
Ara: Meyve
Öğle: 2 kibrit kutusu beyaz peynir, salata
Akşam: 150 gr. tavuk, bol miktarda salata Ara: 1 porsiyon meyve

Yağlı ciltlilere özel ‘domates maskesi’

Cindy, bolca tükettiği domatesten maske yapıyor.
İşte Domates maskesi: 1 çorba kaşığı taze domates suyu ile 1 çorba kaşığı kili karıştırıp yüzünüze sürün. Kuruyuncaya kadar bekleyip ılık suyla yıkayın.

Bol miktarda tükettiği suyu titizlikle seçiyor

Günde mutlaka 1 litre su içen Cindy, Evian marka doğal su içiyor. Ünlü model, bu suyu bulamayanlara ise işlenmemiş doğal kaynak sularını öneriyor.

Gözaltı torbalarını patatesle yok ediyor

Ünlü manken, yaşlanmanın en büyük belirtisi olan gözaltı torbalarına karşı şu yola başvuruyor: Gözaltına çiğ patetes dilimleri yerleştirip yaklaşık yarım saat böyle bekliyor.

Sıkça yıkayın

Cindy Crawford, kırışıklıkların arttığı dönemde kadınların yüzünü bol miktarda sütle yıkaması gerektiğini söylüyor. Uzmanlar da; sütün kırışıklıkları önlediğini savunuyor.

Yemeklerden önce Gözaltı torbalarını patatesle yok ediyor 1 kaşık sirke için

Günde 5 öğünle beslenen Cindy Crawford, sabah, öğle ve akşam yemeklerinden önce 1 çorba kaşığı sirke içiyor. Cindy Crawford, sirke içildikten sonra yemek yenmesini gerektiğinin altını çiziyor.

Maşallah




REKLAM
Reklam için İletişim Linkini Kullanınız
REKLAM
SAĞLIK KÖŞESİ

Gizlilik Politikası
Kullanım Şartları
Online Doktor

OKUNASI
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2010 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Norton Safe Web