![]() |
|
|||||
Kışın diyet yapanlar dikkatForma girmek için dermansız kalmanıza gerek yok. Bu noktalara dikkat etmeniz yeterli.Kendimizi yorgun hissettiğimiz mevsim dönümlerinde, yaptığımız diyetle daha da bitkin olacağımıza dikkat çeken diyetisyen Yekbu Köseoğlu, "Uzun süren diyetlerde vitamin-mineral eksiklikleri olabilir" diyor. Diyet yapmak yorgunluğa neden midir?
OMEGA 3 YARARLI Zayıflarken bünyemizi de zayıflatıyor muyuz? Çok düşük kalorili ve tek tip besin içeren diyetler uyguluyorsak, evet bünyemizi de zayıflatıyor, hastalıklara yakalanma riskimizi artıyor ve vücudumuzu yorgun düşürüyoruz. Bu tip diyetlerin uzun süre uygulanması vitamin eksiklikleri, saçlarda dökülme, depresyon ve hatta daha ileri aşamalarda regl düzensizliğine bile neden olabilir. Bu sebeple diyet yaparken alınan besinlere dikkat edilmelidir. Diyet yaparken yorgun düşmemek için neler yapılmalıdır? Özellikle kendimizi yorgun hissettiğimiz mevsim dönümlerinde, bir de üzerine diyet yapıldığında, yorgunluğumuz daha da artar. Uzun süren diyetlerde belirli miktarlarda vitamin-mineral eksiklikleri olabilir. Bu sırada bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirmek için vitaminmineral kürleri uygulanabilir. Multivitamin- mineraller, Omega 3 ve bazı antioksidan ürünler, bağışıklık sistemimizi destekleyip güçlendirir. Uygulanan vitaminlerin mutlaka kişiye özel dozlarda, uzman kontrolünde kullanılması gerekli. Özellikle kış aylarında bağışıklığı destekleyici ve yorgunluğu azaltıcı multivitamin, Koenzim Q10 ve Omega 3 alınabilir. SELENYUM ÖNEMLİ Diyet yaparken sağlıklı yaşamaya devam edebilmek için hangi vitamin lere ihtiyaç vardır? Sağlıklı yaşam için; A, C, E, D, K ve B vitaminleri, kalsiyum, demir, fosfor, iyot, magnezyum, selenyum, potasyum ve sodyum gibi vitamin-minerallere ihtiyaç duyarız. ANTİOKSİDANLAR TOKSİNLERİN ETKİSİNİ AZALTIR! Vücudun bağışıklık sistemi ile hastalıklar arasında yakın bir bağ olduğunu düşünürsek, hangi besinleri almamızı tavsiye edersiniz? Bol meyve ve sebze tüketimi bağışıklık sistemini güçlendirir. Çünkü meyvelerin ve sebzelerin yapısında bulunan antioksidanlar, vücudumuzda biriken toksinlerin zararlı etkilerini azaltır. Günde en az 4-5 porsiyon meyve, bol bol çiğ sebze ve salata tüketmek yararlı olacaktır. Ayrıca yeterli miktarda protein (et, tavuk, balık, yumurta), karbonhidrat (ekmek, pilav) ve lifli besin tüketmek de vücudumuzu sağlıklı kılmak için gereklidir. Beslenme eksikliği veya emilim problemi olan kişilerde, besinlerle alınan miktarlar yeterli olmayabilir. Buna özellikle Türk mutfağının pişirme kültürünü de eklediğimizde besin desteği almanın yararı mutlaka olacaktır. BALIK YEMEYEN VİTAMİN ALSIN! Kilo kaybetmeye çalışırken vitamin, mineral ve lif gibi önemli besin maddelerini yeterince alabiliyor muyuz? Eğer yeterince alamıyorsak, besin destekleri ile bu eksikliği giderebilir miyiz? Uzun süren diyetlerde belirli miktarlarda vitamin-mineral eksiklikleri olabilir. Bu nedenle bazen dışarıdan destek almak gerekebilir. Düzenli balık tüketmeyen birinin zaman zaman Omega 3 takviyesi alması; yeterli sebze ve meyve tüketimi olmayan kişilerin multi-vitamin kullanması gerekebilir. ZAYIFLARKEN DESTEK ŞART Zayıflamak için kullanılan kimi ilaçlar, vitamin emilimini engelleyerek vücudun ihtiyacını giderememesine sebep oluyor. Bu sorunu nasıl aşabiliriz? Zayıflamada kullanılan bazı ilaçlar, vitamin yetersizliğine yol açabilir. Bunu da yağ emilimini azaltarak özellikle yağda eriyen vitaminlerin eksikliğine neden olur. Yüksek oranda posa tüketimi ve demir eksikliğine de sebep olabilir. Bu tip durumlarda yetersiz olan vitamin veya mineral dışarıdan takviye edilebilir. YEŞİL ÇAY İÇİN! Zayıflamak isteyenler bu süreç içerisinde, bol bol yağ yakımını hızlandıran yeşil çay içebilir. Kan şekeriyle ilgili problemi olanlar krom desteği kullanabilir. HANGİ VİTAMİN HANGİ SEBZEDE VAR? C vitamini: Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahudududa bulunur. Serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirir. E vitamini: Ayçiçek yağı, zeytinyağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türlerinde bulunur. Selenyum ile birlikte bağışıklık sistemimizi güçlendirerek birçok kanser türüne karşı vücudumuzu korur. Kalpdamar ve bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olarak kalp krizi riskini azaltır. A vitamini: Havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli ve domateste bulunur. Bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlar. Beta-Karoten: Turuncu, kırmızı, yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten, bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında artış sağlar. Ayrıca beta-karoten vücutta A vitaminine dönüşür. Probiyotikler: Probiyotikler; bağırsak florası için faydalı etkilere sahip olan canlı bakteriler bileşimidir ve bağışıklık sistemini destekler. Bağırsak florasını düzenleyerek zararlı mikro-organizmaların üremesine engel olur. Omega 3: Balıkta ve yağlı tohumlarda (ceviz, badem, fındık, keten tohumu) bulunan Omega 3, kalp ve damar sağlığımızı korur; bağışıklık sistemimizi güçlendirir. VİTAMİN KİLO YAPAR MI? Diyet yaparken multivitamin kullanmamızı öneriyorsunuz. Multivitaminler iştah açıp, kilo yapar mı? Multivitaminlerin enerji yani kalori değeri yoktur. Vitaminlerin, kendileri kilo yapmazlar. Ancak B grubu vitaminlerin, yüksek dozda alınması sinir sistemini etkiler. Uzun dönemde alındığında da bazı insanlarda metabolizmayı hızlandırarak daha fazla yeme isteğini doğurur. Bu önlenemez ise kilo alımı yapabileceği gibi normal porsiyonu koruyanlarda hızlanan metabolizma, kilo vermede de avantaj sağlayabilir. Fakat yine de bu artışlar, sizi korkutacak düzeylerde değildir. MUCİZE DİYETLERLE VÜCUT ZARAR GÖRÜR! Mucize diyetlere inanmalı mıyız? Mucize diyetler, kısa zamanda fazla kilo kaybetme vaadinde bulunur. Kimi zaman da gerçekten hızlı kilo kaybına neden olur. Ancak kaybedilen kilonun yağ kitlesinden olması önemlidir. Vücudun zarar görmemesi için haftada 1-1.5 kilogram kaybetmesi normal, üzerindeki kilo kayıpları ise sağlıksızdır. Multivitamin destekleri vücudumuzu grip gibi hastalıklara karşı destekler mi? Hastalıklarla savaşan bağışıklık sistemimizi multivitamin kullanarak güçlendirebiliriz. Doğru beslenmek, yeterli vitamin almak sağlıklı olmanın en önemli anahtarıdır. Vitamin ve mineral desteği kullanmak, egzersiz yapmak bağışıklık sistemimizi destekler. KOENZİM Q10 AZALIR, YAŞLANMA BAŞLAR! Son yıllarda sıkça adını duyduğumuz Koenzim Q10'in ne gibi faydası vardır? Vücudumuzda doğal olarak bulunan Koenzim Q10'in, vücudumuzdaki seviyesinde 25 yaşından sonra azalmalar başlar. Yaşın ilerlemesiyle birlikte 'metabolizma yavaşlaması' dediğimiz olay gerçekleşir. Başta kalp kası olmak üzere, tüm kas hücreleri için gerekli olan enerji; yeterli miktarda üretilemez. Bu durum da hastalıklara karşı vücudun bağışıklık sisteminin zayıflamasına, yaşlanma belirtilerinin artmasına ve aşırı yorgunluk hissedilmesine neden olur. Diyet yaparken her birey, Koenzim Q10 içeren destek ürünler kullanmalıdır. |
Çörek otu MucizesiAntalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, antiviral tedavi gören kişilerde çörek otunun insülin direncini azalttığının tespit edildiğini bildirdi.
Prof. Dr. Yılmaz, yaptığı açıklamada, çağın salgını obezite ve tip 2 diyabetin insülin direnci ile birlikte gelişen çok önemli bir sorun olduğunu, uzun süreli antiviral tedavi gören kişilerde çörek otunun insülin direncini azaltarak hastaları antiviral tedavinin yan etkilerinden koruyabildiğini belirtti. ![]() Yaş ilerledikçe alınan fazla kaloriler ve hareketsiz yaşam tarzının kanda şekeri düzenleyen insülin hormonunun giderek etkisizleşmesine yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Etki edebilmek için daha fazla insülin pankreas bezinden salgılanır ve kanda insülin seviyesi artarak hiperinsülinemi (şeker metabolizması bozukluğu) oluşur. Hiperinsülinemi kişinin kolay kilo almasına yol açar ve bu kişiler kilo vermekte de zorlanırlar.
Hiperinsülinemisi olan kişiler özellikle göbek çevresinde yağ tutar ve zamanla kan şekeri yükselir ve şeker hastası, yani Tip 2 diyabet geliştirirler. Hiperinsülinemiye yol açan nedenler arasında bir diğer faktör de antiviral ilaçların uzun süreli kullanımıdır. Özellikle AIDS hastalarında veya domuz gribi gibi viral hastalıklara karşı kullanılan 'yüksek aktivitede antiretroviral tedavi' hiperinsülinemi yan etkisi yapmaktadır.''
Amerikalı bazı araştırmacıların yaptıkları bir çalışmada bu yan etkileri çörek otu kullanarak azalttıklarını ve antiviral terapinin hiperinsülinemi etkisini azalttıklarını söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, ''Can J. Physiol Pharmacol dergisinin nisan sayısında çıkan bu çalışmada, Tulane Üniversitesi'ndeki bu araştırmacılar insülin direnci gelişen kişilerin tedavilerinde çörek otunun önemini göstermişlerdir'' şeklinde konuştu.
İnsülin direncinin özellikle 45 yaş civarı kilo verme sorunu olan kişilerde mutlaka ölçülmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, ''HOMA indeksi kullanılarak kişinin insülin direncinin olup olmadığı değerlendirilir. HOMA indeksi 3.8'den büyük çıkan kişiler insülin direnci olan ve mutlaka izlenmesi ve tedavi edilmesi gereken kişilerdir'' dedi. Prof. Dr. Necat Yılmaz Astım ve Bronşiyal Problemler için Çörekotu kullanımı
Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörekotu yağı karıştırılır. Günde iki defa alıır. Aynı zamanda, her gece Çörekotu yağı ile göğüs ovulur ve kaynar su içindeki Çörekotu yağının buharı nefesle içeri çekilir. Sırt ağrısı ve diğer Romatizma çeşitleri için Çörekotu kullanımı
Az bir miktar Çörekotu yağı hafifçe ısıtılır ve daha sonra romatizmalı bölgeye masaj yapılarak sürülür. Günde üç defa da yağdan bir çay kaşığı içilir. Şeker Hastalığı için Çörekotu kullanımı
Bir fincan bütün Çörekotu, bir fincan su teresi veya hardal tohumu, yarım fincan nar kabuğu ve yarım fincan şahtere otu karıştırılır. Toz haline getirmek için mikserden geçirilir. Bir ay boyunca, Hergün kahvaltıdan önce bir çay kaşığı Çörekotu yağı ile birlikte bir çay kaşığı karışım alınır. İshal için Çörekotu kullanımı
Bir fincan yoğurt ile bir çay kaşığı Çörekotu yağı karıştırılır. Belirtiler kayboluncaya kadar karışımdan günde iki defa tüketilir. Kuru Öksürük için Çörekotu kullanımı
Kahve içerisine bir çay kaşığı Çörekotu yağı karıştırılır ve günde iki defa alınır. Göğüs ve sırt Çörekotu yağı ile ovulur. Grip ve Burun Tıkanıklığı için Çörekotu nasıl kullanılır?
Herbir burun deliğine 3-4 damla Çörekotu yağı akıtma, burun tıkanıklığını ve kafanın soğuk algınlığı ızdırabını giderebilir. Saman Nezlesi için Çörekotu nasıl kullanılır?
Bir yemek kaşığı Çörekotunu bir bardak limon suyuna karıştırın. Belirtiler giderilinceye kadar, günde iki kez alın. Baş ağrısı (Genel)
Alın ve kulaklara yakın yüz kısımları Çörekotu yağı ile ovulur ve kafa bandajlanır. Aynı zamanda bir çay kaşığı Çörekotu kahvaltıdan önce alınır. Sağlıklı Cilt (Hindistan)
Bir çorba kaşığı Çörekotu yağı ile bir çorba kaşığı zeytin yağı karıştırılır. Bu karışım ile yüz ovulur ve en az bir saat böyle devam edilir. Sabunla yıkanır ve durulanır. Yüksek Tansiyon için Çörekotu nasıl kullanılır?
Kahvaltıdan önce her sabah iki diş sarmısakla birlikte herhangi bir içeceğe bir çay kaşığı Çörekotu yağı karıştırarak alın. Çörekotu yağı ile bütün vücudunuzu ovun ve üç günde bir kez 1.5 saat güneş ışınlarına maruz bırakın. Bu işlemlere bir ay devam edin. Uyuşukluk ve Yorgunluk için Çörekotu nasıl kullanılır?
Bir bardak saf ve taze portakal suyu ile bir çorba kaşığı Çörekotuna her sabah 10 gün boyunca devam edilir. Hafıza Düzeltme için Çörekotu nasıl kullanılır?
100 mg kaynatılmış nane içerisine bir çay kaşığı Çörekotu yağı karıştırılır ve 15 gün içmeye devam edilir. Kas Ağrıları için Çörekotu nasıl kullanılır?
Ağrıyan yerler Çörekotu yağı ile ovulur. Sinirsel Tansiyon Stresi için Çörekotu nasıl kullanılır?
Bir fincan çay veya kahve ile bir çay kaşığı Çörekotu günde 3 kez alınmaya devam edilir. İktidarsızlık için Çörekotu nasıl kullanılır?
200 g zeytin yağlı öğütülmüş Çörekotu tohumu, 100 g günlük, 50 g Çörekotu yağı, 50 g zeytin yağı, 200 g saf bal güzelce karıştırılır. Her öğünden sonra bir çorba kaşığı alınır. Uyku Bozukluğu için Çörekotu nasıl kullanılır?
Balla karıştırılmış herhangi bir sıcak içeceğe bir çay kaşığı Çörekotu yağı ilave edilip akşamları içmeye devam edilir. Diş ağrısı ve Diş eti iltihabı için Çörekotu nasıl kullanılır?
Önce sirke ile birlikte Çörekotu tohumları pişirilir. Çörekotu yağı ilave edilir. Diş ağrısı ve diş eti iltihabını gidermek için bu karışımla ağızda gargara yapılır. Ülserler(Yaralar) için Çörekotu nasıl kullanılır? Ateş üzerinde Çörekotu tohumları kavrulur. Süsen kökü yağı ile veya kına bitkisi yağı ile karıştırılır ve merhem haline getirilir. Daha sonra cerahatlı yaralar üzerine yayılır. Sonra sirke ile muamele edilerek yıkanır. İbn-i Sina - Fittü´l-Tıb |
|
Hepatit, karaciğer zehirlenmeleri, hazımsızlık sorunları, karaciğer yağlanması ve sirozda modern bitkisel tedavi olarak Devedikeni tohumu kullanılmaktadır. DEVEDİKENİ TOHUMU (Cardui mariae fructus) Dr. Ahmet TOPTAŞ : Devedikeni tohumu; Alman resmi gazetesinde 13.3.1986 yılında (Heftnummer:50, ATC-Code: A05BA) yayınlanarak modern bitkisel ilaç olarak yürürlüğe girmiştir. Günümüzde de modern tıbbi tedavinin vazgeçilemez bir unsuru olarak kullanılmaktadır. Belirtilen kanuna göre devedikeni tohumu doğal bileşiminde kullanılır, herhangi bir madde katılamaz veya bileşimindeki maddelerden bazıları ayrılamaz. Çok sayıda firma tarafından hazır ilaç ( Alepa, Cefasilymarin, Legalon,Phytohepar, Silibene, Silicur vb.)olarak da üretilmektedir. Diğer isimleri: Akkız, Deve kengeri, Kengel, Kıbbun, Meryemana dikeni, Sütlü kengel, Şevkülmeryem, Uslu kenger. İlaç etkili (Ecza, drog) kısmı: Devedikeni (Silybum marianum L.Gaertner) bitkisinin tüyleri ayrılmış olgun tohumları kullanılır. Bileşiminde flavanol türevleri olan silybinin, silydianin ve silychristin bulunur. Ayrıca; Flavonoid, yağ, phytosterol ve tocopherol ihtiva eder. Etkisi: Karaciğere zararlı olan çok sayıda maddeye karşı karaciğeri korur. Kullanıldığı yerler: Kronik hepatit, siroz, karaciğer zehirlenmeleri ( Alkol, ilaç, gıda, çevre), karaciğer yağlanması ve hazımsızlık sorunlarında kullanılır. Kullanılmaması gereken haller: Yok. İstenmeyen (Yan) etkileri: Tohumu kullanılırken yok. Hazır ilaçları hafif ishal yapabilir. İlaçlarla uyumsuzluğu: Yok. Kullanım miktarı: Günlük ortalama kullanım miktarı 12-15 gr tohum. Kullanım şekli Sağlıklı kişiler de koruyucu olarak kullanabilirler. |
|
Yeni yıla bir hafta kala yılbaşı programları yapıldı. O gece için kıyafetiniz hazır. Peki ya saçınız, makyajınız? Doğru bir şekilde uygulanan makyajla yılbaşı gecesinin yıldızı olmanız hiç de zor değil. Makyajınız kıyafetinizle de uyumlu olmalı. Ben bir TV kanalının Adile Sultan Sarayı’ndaki yılbaşı çekimlerine giderken kendi tasarladığım bu uzun, asimetrik, kadife elbiseyi giymeyi tercih ettim. Makyajı da kıyafetime uygun tonlarda yaptım. Makyajda nelere dikkat edilmesi gerektiğini de adım adım anlattım. Boynunuz ve kollarınız açıktaysa vücudunuzun bu bölgelerini de renklendirmeyi unutmayın. Aksi taktirde ton farkı çok belli olur. Bronz bir ten için ipuçları Kirpiklerime bol bol maskara sürdüm. Alt kirpik diplerimi siyah kalemle boyadım. Uzun süre dayanması için üzerine koyu füme far geçtim. Son olarak kirpik diplerime eyeliner sürdüm. Ruj olarak gül kurusu rengi tercih ettim. Gümüş /füme tonlarındaki göz makyajına çok yakıştırıyorum. Tabii sonsuz seçenek var. Kırmızı ruj da sürebilirdim ya da gözleri daha koyu yapıp açık renk ruj da kullanabilirdim. Ama makyajda da tıpkı kıyafetinizde olduğu gibi o anki ruh halinize göre seçim yapmalısınız. Ardından sıra geldi allık aşamasına. Bronz bir allık sürdüm ve tam elmacık kemiklerin üzerine çok hafif pembe tonlu allık uyguladım. Fazla kaçırdığınızda ‘boyalı’ durmamak için allığı sürerken çok dikkatli olmalısınız. ELBİSEMİ BEN TASARLADIM Tülin ŞAHİN (Tuliss) ![]() |
|
Şeker hastaları soğan, sarımsak ve pırasadan uzak kalmasın Geçen hafta pırasanın kolesterol ve şeker hastalarında yararlarını ortaya koyan yeni bir çalışmadan bahsetmiştik. Pırasanın kardeşi olarak tanımlayabileceğimiz soğan ve sarımsağın ise bu tip etkileri çok daha önceden biliniyordu. Nitekim bu konuda yürütülen deneysel çalışmalar da bu bilgileri doğrulatıyor. Bir çalışmada deneysel olarak şeker hastalığı oluşturulmuş sıçanlarda sarımsak özütü verilmesi ile şeker hastalarında önemli şikayetler arasında yer alan kalp-damar rahatsızlıkların önlenebileceği bildiriliyor. Bir diğer araştırmada, sıkılarak elde edilen soğan suyunun üç şeker hastasında yemek sonrası yükselen kan şekerinin kontrol altına alınmasını sağladığı gözlenmiş. Yürütülen deneysel çalışmalar soğan ve sarımsak içerisinde bulunan organik kükürtlü amino asit bileşiklerinin (S-metil ve S-allil sistein sülfoksitler) etkili olduklarını ortaya koyuyor. Yeni yayımlanan bir çalışmada deneysel olarak şeker hastası yapılmış sıçanlar üzerinde şimdiye kadar yürütülmüş deneysel çalışmaların birlikte değerlendirilerek etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmış. Deney hayvanlarında sarımsak ekstresi, soğan ekstresi ve etkili oldukları bildirilen bileşenleri S-metil sistein sülfoksit, S-allil sistein sülfoksit ve diallil trisülfit ayrı ayrı 28-45 gün süre ile uygulandıktan sonra kan şekeri, vücut ağırlığı değişimi, plazma toplam kolesterol ve toplam trigliserit, iyi huylu kolesterol (HDL-C) ve karaciğer glikojen seviyeleri takip edilmiş. Yapılan değerlendirmede incelenen tüm değerlerde soğan ve sarımsak ile etkili bileşenlerinin belirgin etkisi gözlenmiş. Ancak soğan ekstresinin sarımsak ekstresine göre kan şekeri kontrolünde daha yüksek etki gösterdiği, etkili bileşenleri S-metil sistein sülfoksit, S-allil sistein sülfoksit’in kan şekeri kontrolü ve ağırlık kontrolünde etkisinin soğan ekstresinden daha yüksek olduğu sonucuna varılmış. PİŞİRMEDEN YİYENLER, DİKKAT! Bu bakımdan, özellikle tansiyon düşürücü veya kan sulandırıcı olarak sarımsak hapı kullanan şeker hastalarının kan şekerini kontrol etmeden kan şekerini düşürücü ilaç kullanmamamaları gerekiyor. Soğan için ise pişirmeden yenildiğinde aynı şekilde dikkatli olunmasını öneririm. Pişirildiğinde ise etkili kükürtlü bileşikler önemli ölçüde bozunarak etkinliğini kaybettiğinden risk azalıyor. Esasında buna risk demek pek doğru bir ifade değil, şeker hastalarının kan şekerini doğal yollarla, diyet ve besinler ile konrol altına alabilmeleri ideal bir durum. Sadece kan şekeri seviyesini düzenli olarak kontrol etmek, gerekmiyorsa ilaç almamak yeterli. Deneysel çalışmalar, bilimsel olarak aynı ailenin fertleri (Allium türleri) olan pırasa, soğan ya da sarmısağın insan sağlığı bakımından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Yukarıda bahsedilen deneysel çalışmaların sonuçları düzenli olarak ve uzun süreli kullanımlar ile gözlenen değerlere dayanıyor. Günlük beslenmemizde mümkün oldukça sık ama abartmadan bu üç kardeşe yer vermemiz akılcı bir yaklaşım olacaktır. Prof. Dr. Erdem YEŞİLADA |
| REKLAM |
|
| REKLAM |
|
SAĞLIK KÖŞESİ |
| OKUNASI |