Ana Sayfa

Sağlık
Reklam
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 09.2008
Arşiv - 09.2008

Seks gençleştirir mi?

Geçen pazar tavla oynarken arkadaşım enteresan bir soru sordu: Sık seks yapmak kilo kaybına yol açar mı?

Üşenmeyip küçük bir araştırma yaptım! Eğer bu sorunun cevabını siz de merak ediyorsanız yazıyı dikkatle okuyun. Ben ilk bilgileri şimdiden vereyim. Seks zayıflatmasa da gençleştiriyor!

Çoğumuz egzersizi yeni hayatın bize dayattığı trendlerden biri gibi düşünüyoruz. Bu ciddi bir yanılgı. Egzersiz yaparak (ya da aktif bir hayat sürerek) modern hayatın bize kaybettirdiği hareketliliği yeniden kazanmaya, hareket etmek üzere tasarlanmış olan vücudumuzu 100-200 yıl öncekiler gibi forma sokmaya çalışıyoruz. Yani kaybettiğimizi yeniden bulmaya çalışmak gibi bir durum söz konusu. Çünkü yeni hayat ulaşım araçlarını arttırarak ve hareket etmeyi azaltacak teknolojiler geliştirerek bizi hiç farkına varmadan tembel, pısırık, uyuşuk insanlar haline getirdi. En azından bu nedenle egzersizi bir trend, moda ya da dayatma gibi düşünmemelisiniz.

45 DAKİKA EGZERSİZ ŞART DEĞİL

Yıllar önce yapılan ciddi bir çalışma JAMA isimli ünlü tıp dergisinde yayınlandığında fazla ilgi çekmedi. Araştırmaya göre çoğu Amerikalının egzersiz yapmamasının başlıca nedeni eksik bilgilenmeydi: Çoğu insan egzersizden işe yarayacak bir sağlık yararı sağlayabilmek için her seansta en az 1-2 saat harcaması gerektiğini düşünüyordu. Bu düşünce son yıllarda bizim ülkemizde de yaygınlaştı. Herkes egzersizden faydalanabilmek için en az 40-45 dakika ve üzerinde aralıksız aktivite yapması gerektiğini düşünüyor. Çoğunun iş programları ya da yaşam tarzları buna yer vermeyi imkánsız hale getirdiğinden -biraz da bunu bahane ederek- egzersiz yapmıyor.

20-30 DAKİKA YETİYOR

Oysa ortalama bir fiziksel faaliyeti günde 2-3 kez 15-20 dakika yapmak bile egzersizin getireceği fiziksel ve ruhsal iyileşmeyi sağlayabiliyor. Yani her gün mutlaka 35-40 dakikanın üzerinde yürümeniz, yüzmeniz veya koşmanız ya da her gün bir-iki saatinizi üyesi olduğunuz bir kulübe ayırmanız şart değil. Günlük programlarınızı bozmayıp, işinizi gücünüzü aksatmadan gün içinde kısa egzersiz uygulamaları yapmanız da işe yarıyor. Biz ve bizim gibi düşünenler, her gün sadece yarım saat yürümenin bile bedensel ve ruhsal alanda inanılmaz farklar yaratabileceğini biliyoruz.

Eğer egzersizin kalıcı veya en azından uzun süreli olmasını istiyorsanız, en iyi yolun onu kısa süreli ama sık sık yapmak olduğu anlaşılıyor. Çünkü düzenli egzersiz yaparak her gün harcayacağınız 100-150 kalorinin bile -mesele sadece kilo kaybı veya yağ yakmak değildir- ömrü uzattığı, kan basıncını dengelediği, şekeri ayarladığı, kötü LDL kolesterolü azaltıp iyi HDL kolesterolü yükselttiği, dengeyi, belleği, cinselliği desteklediği artık herkes tarafından biliniyor. Düzenli olarak her gün yarım saat yürümenin meme veya prostat kanseri riskini, hatta kolon kanseri riskini, % 20-40 oranında azalttığı anlaşılıyor. Düzenli egzersiz yapanların daha uzun yaşadıklarını sağlıklarının daha iyi olduğunu, daha iyi uyuduklarını gösteren bulgular var.

SEKS DE EGZERSİZ DE HAYATI UZATIYOR

Kısacası egzersiz yapmak demek gençleşmek, dinçleşmek, sağlığı daha kolay yönetmek demektir. Bunun için de her gün canınız çıkarcasına yoğun egzersiz yapmanız gerekmiyor. İşin aslı egzersiz yapmak kelimesini fiziksel faaliyeti arttırmak şeklinde düzeltmekten geçiyor. Çünkü beden taksimetreniz ve biyolojik kayıt cihazlarınız, çıktığınız merdiveni de, yürüdüğünüz yolu da, ofiste attığınız odalar arası turları da bir bir kaydediyor.

Egzersiz sadece kaslarınızı şişirip ruhunuzu kasmak için gerekli olan özel ve süslü bir süreç değildir. Sıradan bir fiziki faaliyetin bile vücudunuzu ve ruhunuzu gençleştireceğini unutmayın. Fırsat buldukça yürüyün, yüzün, bisiklete binin, evde temizlik yapın, bahçeniz varsa çimleri biçin, budama yapın, boş zamanlarınızda evinizi kendiniz onarın, hafta sonlarında yürüyüşe çıkın, parkları turlayın. Fırsat buldukça tenis, golf ya da halı sahada futbol oynayın. Ama ne yapın yapın hareketsiz tembel biri olmayın.

Seksersiz işe yarıyor mu?

Seks ve egzersiz ilişkisini araştırıp bu ilişkiyi "seksersiz" diye tanımlayanlar bile olmuş. Seks yapmanın ne kadar egzersize bedel olduğuna, kaç kalori harcattığına ise henüz tam bir yanıt veren olmamış. Bu biraz cinsiyete, seksin süresine, hızına, kullanılan pozisyonlara bağlı gibi de görünüyor. Yani herkesin seks süresinde harcadığı kalori farklı oluyor. Toplam bir ortalama değer verenler de yok değil. Bazıları bir seks süresinde 75-100 kadar kalori harcandığını tahmin etmiş. 1950'lerde yapılan ünlü bir cinsel araştırmada ise (Masters ve Johnson) erkek ve kadınların orgazm başına 7 ila 25 kalori harcadıkları tespit edilmiş. Bu konuda fazla bir bilgi de mevcut değil.

Kadınlar kalite erkekler skor peşinde

Düzenli ve sık seks yapanların daha sağlıklı olduklarını düşündüren bulgular var. Uzmanlara göre seks ile elde edilen mutluluk sağlığı olumlu yönde etkiliyor. Seks yaparken kadınlar kaliteye, erkekler sıklık ve sayıya önem veriyor! Yani cinsel mutluluk erkeklerde seksin sıklığı, kadınlarda ise kalitesi ile ilişkilendiriliyor. Daha fazla ve daha kaliteli seksin bağışıklık sistemini güçlendirdiği, stresi azalttığı, kalp damar yaşlanmasını yavaşlattığı, uykuyu derinleştirdiği, evliliği veya arkadaşlığı daha güçlü hale getirdiği anlaşılıyor.

Düzenli ve kaliteli seks sağlığın doğal bir parçası. Kendinizi daha güçlü ve iyi hissetmek istiyorsanız daha iyi bir cinsel yaşamınız olmalı. Seksin pek çok konuda faydalı olduğu anlaşılıyor ama mevcut veriler kilo kontrolünde pek işe yaramayacağını düşündürüyor.

| Yorumlar (1) | 26.09.2008 | Osman Müftüoğlu  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder

ÖFKE KONTROLÜ

Öfke insanın yenemediği ve yıkıcı duygularının başında geliyor. Her ne kadar atasözleri "Öfke ile kalkan zararla oturur" dese de ne yazık ki, gerçekte öfkelenen insanlar, sonuçları düşünmeden hareket ediyor.

Hangi yöntemler öfkenizin taşmasını önler

Öfke kontrolü kolay bir şey olmasa bile uzmanların önerilerine kulak verilirse, basit bir kaç davranış değişikliği ile öfkenin önüne geçmek mümkün olabilir. Türk Psikologlar Derneği'nin bu konudaki önerileri dikkate değer...

Gevşeme:

Derin derin nefes alma, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırma gibi teknikler, kızgınlık ve öfkemizi yatıştırmamızda ve sakinleşmemizde yardımcı olurlar. Bu gevşeme tekniklerini öğrenebileceğiniz kitaplar, kasetler ya da dersler bulabilirsiniz. Bunları bir kez öğrendiniz mi her durumda kullanabilirsiniz. Eğer çabuk parlayan kişilerden oluşan bir ilişki içindeyseniz, bu teknikleri ilişkideki tüm tarafların öğrenmesinde yarar vardır.

Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlar:
" Diyaframınızdan derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısÖfke Kontrolümıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir."

" Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar "Gevşe!" ya da "Sakin ol!" diyerek telkinde bulunun.
" Belleğinizden çağırarak ya da hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın.
" Kendinizi zorlamayacağınız, yavaşça yapılan Yoga-türü egzersizlerle kaslarınızı gevşetmeye çalışın.
Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.
Öfkenizin taşmasını önleyen yöntemler

Gevşeme:

Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlar:

Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiginizde göğsünüz değil, karnınız sişmelidir.

Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar "Gevşe!" ya da "Sakin ol!" diyerek telkinde bulunun.

Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin oldugunuz bir yeri hatırlayın.

Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

Düşünceleri değiştirme
Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.
Örneğin kendi kendinize, "Eyvah, her şey mahvoldu!" gibi bir şeyler söylemek yerine, "Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek." diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, "asla" ya da "her zaman" gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. "Hiç bir sey asla düzelmeyecek " ya da "Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum." gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz.

Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantiğiniza sığının. Kendinize "Tüm dünyanin size kazık atmaya çalışmadığını" hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner.. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve "beklentileri"ni, "arzular"a dönüştürmelidirler.

Problemi çözme

Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değistiremeyeceğimizi araştırmaktır..
Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulasamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

Daha iyi iletişim

Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. Insanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi dogaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

Mizah kullanın

Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunlugunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.

Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o "şey" ya da "öyle" olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örnegin birine, "muşmula" ya da "odun kafalı" gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Öfkenizin azalmaya basladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanan duygularla, öfkenin bir arada bulunması mümkün değildir.

Çevrenizi değiştirmek

Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan "şeylerin" yakın çevremizde olduğunu fark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.

Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiginiz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayirin.

Zamanlama:

Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.

Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın.

Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?
Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düsünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikologun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır.

Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.


Füsun SAKAFüsun SAKA (fusunsaka @ gmail.com)
Önceki yazıları :

Lokman Hekim Hülya Leyla ÇABUK
Verimli Ders Çalışmanın Kuralları
Öfke Kontrolü
Süt Banyosu ve Cildiniz

Alzheimer Nedir
Obezite ve Psikiyatri
 
Doğal Kozmetik Devri
İlişkilede Mola Vermek
Kıskançlık 
Psikolojik Destekle Kilo Verin 
Psiko Acil Hizmeti 
Evliliklerde Cinsel Sorunlar 
Kilolara Veda 
İkili ilişkiler ve Kıskançlık 
Kadınlarda İsteksizlik 
Kellik Sorununa Yeni Umut 
Bitki Çayları

Lopez değil Ebru Gündeş

Ebru Gündeş, yeni albümünün kapak çekiminde Jennifer Lopez'i taklit etti
Sahne ve televizyon programlarında saçı, makyajı ve kostümleri için büyük özen gösteren Ebru Gündeş, yeni albüm çalışmasında aynı özeni göstermedi ve kolay yolu seçti. Şarkıcı, "Evet" adlı yeni albümünün kapak fotoğraflarını çektirirken, makyajını ve saçını birebir Jennifer Lopez gibi yaptırdı.
Büyütmek içi tıkla
ÇEKİME ELİNDE ALBÜMLE GİTTİ
Lopez'in Como Ama Una Mujer adlı albümünün kapağıyla fotoğraf sanatçısı Ayten Alpün'e giden ve "Aynen bu fotoğraftaki gibi bir görüntü istiyorum" diyen Gündeş, saçı ve makyajıyla gerçekten de Lopez'e tıpatıp benzedi. Bu fotoğraf benzerliğiyle albümünden söz ettirmeyi düşünen Gündeş, yeni çalışmasıyla bayramdan sonra müzik marketlerde olacak.

Albümde Neler Var.

-Harika  Söz & Müzik: Serdar Ortaç
-Ölümsüz Aşklar Söz & Müzik: Abdurrezzak Ravi İncigöz
-Evcilik Oynayamam Söz: Fettah Can, Altay Biber Müzik: Altay Biber, Fettah Can
-Sadece Sevdim Söz & Müzik: Reza Zarrab
-Evet Söz & Müzik: Altay Biber
-Tükeneceğiz Söz & Müzik: Sezen Aksu
-Kızıl, Mavi Söz & Müzik: Ersay Üner
-Dert Faslı Söz & Müzik: Reza Zarrab, İlyas Keçeci
-Evlenir Miydik Söz: Hakkı Yalçın Müzik: Emirkan
-Dünya Dönüyor Söz & Müzik: Orhan Gencebay

MEME KANSERİ RİSKİNİZ NEDİR? - MİNİ TEST

1- İlk adetinizi görme yaşınız kaçtır
A) 11 yaşından sonra
B) 11 yaşından önce

2- Menapoza girme yaşınız kaçtır?
A) 55 yaşından önce
B) 55 yaşından sonra

3- İlk doğum yaşınız kaçtır?
A) 30 yaşından önce
B) 30 yaşından sonra veya hiç doğum yapmamış iseniz

4- Uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı var mıdır?
A) 3 yıldan daha az süreli kullanmış iseniz
B) 3 yıl ve daha uzun süre kullanmış iseniz

5- Uzak akrabalarınızda 1 veya 2 tane meme kanseri var mıdır? A) Yok
C) Var

6- 1 tane yakın akrabanızda (anne, kızkardeş, çocuğunuz), ya da 2 den fazla uzak akrabanızda meme kanseri var mıdır?
A) Yok
D) Var

7- Birden fazla yakın akrabanızda meme ya da yumurtalık kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

8- Yakın akrabalarınızda iki taraflı veya genç yaşta (40 yaşın altında) gelişen meme kanseri var mıdır?
A) Yok
E) Var

Puanlama: A :0 puan, B : 1 Puan, C : 5 puan, D: 10 puan, E: 20 Puan

Değerlendirme:

0 Puan: Bir risk faktörünüz yok. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10 civarında. Standart tarama programına giriniz.

1-4 Puan:
Hafif risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskiniz %10-15 arasında. Standart tarama programına giriniz.

5-9 Puan: Orta dereceli risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %10-20 arasında. Standart tarama programına giriniz.

10-19 Puan: Yüksek risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20 nin üzerinde. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

20-59 Puan:
Oldukça yüksek bir risk grubundasınız. Yaşam boyu meme kanserine yakalanma oranınız %20-85 arası. Özel tarama ve takip programına ihtiyacınız var.

- Meme Kanseri Hakkında Bilmedikleriniz
- Mamografi Nedir?
- Kendi kendinize Meme Kanseri Testi
- Kendi Meme Kanseri Kontrolünü Yap
| Yorumlar (1) | 23.09.2008 | Faydalı Bilgiler  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder

KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ


Meme kanserinin erken teşhisinde kadınların kendi kendilerini düzenli aralıklarla muayene etmeleri çok önemlidir. Kendi kendini muayeneyi 20 yaşın üzerinde her kadın, ayda bir kez yapmalıdır.

Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılmalıdır?

1. Muayeneyi ayna karşısında yeterli ışık alan bir ortamda yapınız. Ellerinizi belinize koyarak, gözlerinizle her iki memenizde şekil, büyüklük, renk ve yapı farklılıklarına dikkat ediniz. Aynı gözlemi ellerinizi başınızın arkasına kaldırarak ve bastırarak tekrarlayınız. Böylece göğüs kaslarınız kasılacak ve meme yapısındaki değişiklikler daha iyi ortaya çıkacaktır.

2. Yine ayna karşısında ayakta dururken, sağ memeyi sol elle, sol memeyi de sağ elle meme üzerinde ufak daireler çizecek şekilde ve çok bastırmadan, parmaklarınızın iç yüzleri ile temas ettirerek hareket ettiriniz.

3. Her iki meme başını parmaklarınızın arasına alarak dikkatlice ve fazla sıkmadan muayene ediniz.

4. Memeden sonra her iki koltuk altını ters elinizle muayene ediniz.

5. Elle muayeneyi isterseniz duş altında ıslak ve sabunlu cilt üzerinde de yapabilirsiniz.

6. Aynı muayeneyi sırt üstü yatarken, muayene edeceğiniz taraftaki memenin altına bir yastık ya da katlanmış bir havlu koyarak da yapabilirsiniz. Muayene bitiminde şüpheli bir durum varsa paniğe kapılmadan Meme Cerrahına başvurunuz..


Meme Kanseriyle Mücadeleye Destek için ne yapabilirsiniz? 

- Memeler Kontrol Edilmeli (Prof.Dr. Derin Kösebay)
- Meme Kanseri Hakkında Bilmedikleriniz
- Mamografi Nedir?
- Kendi kendinize Meme Kanseri Testi
- Kendi Meme Kanseri Kontrolünü Yap
- Meme Kanserinde Yeni Yöntem 
- Meme Kanserine Karşı Havuç Kürü (Prof.Dr.Erkan Topuz)
- Memede Şişlik Kanser Belirtisi mi? (Prof.Dr. Erkan Topuz) 
- Meme Kanserinde Yeni Tedavi Yöntemi 
- Meme Kanseri ve Soya Tüketimi (Prof.Dr. Erdem Yeşilada) 
- Meme Kanserinde Artış Nedenleri

MAMOGRAFİ NEDİR?

Mamografi, meme muayenesinde saptanamayacak kadar küçük anomaliliklerin belirlenmesi amacıyla düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir.  Elle muayenede yakalanamayacak kadar küçük boyuttaki kitlelerin ortaya çıkarılmasında etkili olan Mamografi ile Meme kanserinden kurtulma şansı %95'tir. Meme kanseri teşhisinde çekilen mamografinin kalitesi ve yapılan yorumun doğruluğu büyük önem taşımaktadır.

RİSK DURUMU VE YAŞA GÖRE MAMOGRAFİ PROGRAMLARI

Meme kanserini erken teşhis için önerilen Mamografi Programları şu şekildedir:

1- Hiçbir risk faktörü olmayan kadınların, peryodik Mamografiaralıklarla Meme Cerrahına muayene olarak, 40 yaşın üzerinde 2 yılda bir, 50 yaşın üzerinde yılda 1 mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
2- Uzak akrabasında kanser varlığı ya da erken adet görme ve geç menopoz gibi hafif risklere sahip kadınların 40 yaşın üzerinde yılda bir mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
3- Anne, kardeş, kız çocuk gibi birinci derece akrabasında kanser varlığı gibi ciddi bir risk söz konusu olan kadınlar, 35 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmeketdir.
4- Birden fazla birinci derece akrabada iki taraflı kanser varlığı gibi çok ciddi bir riski bulunan kadınların 25 yaş üzerinde düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
5- Bir memesinde kanser öncüsü lezyon tespit edilmiş kadınların 6 ayda bir düzenli mamografi çektirmeleri gerekmektedir.
MEME CERRAHİSİ MODERN TEKNIKLER NELERDİR?

Erken tanı konmuş olgularda Meme Koruyucu Cerrahi artık standart hale gelmiştir. Meme koruyucu cerrahide en önemli noktalardan biri geri kalan memede tümörün kalıp kalmadığı konusudur. Bu problemin çözümünde ancak ekip çalışması ile en doğru sonuçlar alınmaktadır. Deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrah ameliyat anında birlikte çalışarak geride kalan dokunun tümörsüzlüğüne (Sınır Negatifliği)birlikte karar vermektedir. Son yeniliklerden birisi de meme kanseri cerrahisinde Nöbetçi Lenf Bezi (Sentinel Lenf Nodu) belirlemesidir. Bu yöntem ile, ameliyat anında özel bir boya meme içine verilmekte ve koltuk altında memeden gelen lenf akımını alan ilk bezeler bulunarak çıkarılmaktadır. Çıkarılan bezelerin ameliyat anında özel yöntemlerle incelendikten sonra tümör hücresi çıkmadığı takdirde, hasta koltuk altına yapılan gereksiz bir lenf bezi temizleme ameliyatından kurtulmaktadır. Bu alandaki bir diğer yenilikte koltuk altındaki nöbetçi lenf bezinin belirlenmesinde modern Nükleer Tıp Tekniklerinin de kullanılmasıdır. Ameliyat öncesi verilen ve koltuk altı bezlerinde toplanan radyoizotop maddelerin özel gama proplarla saptanması ile nöbetçi lenf bezi çok daha kısa sürede belirlenmektedir. Bu özel teknik deneyimli nükleer tıp uzmanı, deneyimli patolog, deneyimli radyolog ve deneyimli cerrahi ekip ile birlikte gerçekleştirilmektedir. Meme cerrahisinde modern alanda yapılan bir işlem de Kalın İğne Biyopsi Sistemidir. Memesinde kitlesi olan hastalardan bu kitleden yeterli örnek alınırken, diğer yandan tümörün bu biyopsi ile etrafa yayılmaması beklenir. Bu amaçla bir süre ince iğne biyopsisi uygulanmıştır. Ancak ince iğne biyopsisinde alınan doku miktarı kanser teşhisinde ve tipini belirlemede her zaman yeterli olmamaktadır. Modern bir biyopsi işlemi olan kalın iğne biyopsisi, ince iğne ile birlikte, deneyimli radyolog ve patolog eşliğinde titizlikle uygulanmaktadır.


Tel ile işaretleme Yöntemi:
Erken evrede saptanan oldukça küçük olan kitle ya da kireçlenme seklinde şüpheli lezyonların normal meme dokusuna zarar vermeden isabetli şekilde çıkarılması zor bir işlemdir. Son zamanlarda geliştirilen ve başarı ile uygulanan bir yöntemde, memedeki lezyona ameliyat öncesi ultrasonografi yada mamografi eşliğinde ince bir metal tel takılmakta ve lezyonun yeri tam olarak belirlenmektedir. Tel ile işaretleme denen bu yöntem ile, ameliyat anında şüpheli lezyon isabetli bir şekilde ve normal dokuya zarar vermeden çıkarılmaktadır. Yine bu modern işlem için deneyimli radyolog ve deneyimli patolog ameliyat anında cerrahi ekibi ile birlikte çalışmaktadır. Tüm ayrıntılı işlemlere rağmen, uygulanan titiz ve sorunsuz cerrahi sayesinde meme ameliyatları sonrasında hastanın hastanede kalması ortalama 1 gün olmakta hastalar ameliyat günü veya ertesi gün evlerine gidebilmektedir.

İlk kadın, son kadın


Bu hafta gazetelerde "İşte ilk kadın!" diye bir fotoğraf yayımlandı, görmüşsünüzdür.İlk Kadın

Kızıl-sarı saçlı, yeşil gözlü, çenesiz, geniş ufak burunlu, dolgun bir teyze! "İlkel kadının resmi!" olarak lanse edilen fotoğraf, aslında National Geographic dergisindeki yazının tam olarak okunmadığını gösteriyor. Fotoğraftaki kızıl saçlı, dolgun teyze, bizim atalarımızın değil, çağdaş insan kabul edilen ve Afrika'dan Avrasya'ya yayılan daha zeki türün baskınlığı sonucu nesli tükenen Neandertallerin örneği. Kemik ve DNA örnekleriyle tahmini olarak bir araya getirilmiş ve bazısının kızıl saçlı, açık tenli ve çilli olduğu ortaya çıkmış, Neandertal kadının maketi! Ve enteresan ama tükenmiş bir tür olmasına, beyninin az gelişmişliğine rağmen, azıcık makyaj, iyi bir fön, bir dudak estetiğiyle, neredeyse İzlandalı şarkıcı Björk'ün teyzesi olduğuna inanabileceğimiz bir hanım! Deniliyor ki bu Neandertallerin bir kısmı, kuzey bölgelere göç ettiğinde güneş eksikliği hissetmiş ve günışığından daha çok faydalanmak için, nesillerden nesillere ten ve saç rengi açılmış.

Görünüşe bakılırsa çağdaş insan da Afrika'dan buralara geldiğinde, binbir çeşit iklim ve coğrafya şartına ayak uydurmuş ve ortaya o Neandertal kadından çok farklı çeşitler çıkmış! Arada bir yerde nedense film kopuyor. Yani her ırkın kendi iklim ve beslenme şartlarına ayak uydurmak için nesillerden nesillere tip değiştirdiği yüzyıllardan çok çok sonra, ne oldu da bütün dünya İskandinav ve batı Avrupalılara benzemek için, bu defa bıçak altına yatarak tip değiştirmeye başladı? Mesela, aslında bir pigment eksikliği ve bir tür defo sayılabilecek mavi göz, neden bir güzellik belirtisi ve insanlar niye bu pigment eksikliği yaşayan ırkları andırmak için yapay lensler kullanıyorlar? Kemerli, kemikli burunların elbette bir hikmeti varken, (ki bugün henüz ne olduğunu bilmiyoruz, belki koku almakla ilgili bir üstünlük, ne bileyim avlanırken veya güzel kokulu meyve ve bitkileri bulurken bir avantajdı!), neden bugün benim ırkımdan gelen insanların çoğu, özellikle de dişi ve şehirliyse çatur çutur burunlarını kırdırıyorlar? Kuzeyli kadınların minik, hokka gibi burunları var çünkü! Neden koyu ırklar tenlerini açmak için ilaçlara, saçlarını sarartmak için boyalara, gözlerini mavileştirmek için lenslere, hatta burunlarını hokka yapmak için ciddi ameliyatlara gerek duyuyorlar? National Geographic dergisinde, ilginç bir bulgu ve onun üzerine kurulmuş bir teoriden bahsediliyor. Daha az gelişmiş Neandertal insan, Afrika'dan göç eden ve 'daha geç ergenlik, daha geç çiftleşme, toplumsal hayat, işbölümü, dil ve sözcüklerle ilgili çeşitlilik' gibi sebeplerden daha zeki ve sofistike hale geldiği söylenen çağdaş insanla aynı dönemde, yakın bölgelerde yaşamış aslında. Fakat bütün bilim adamlarının birleştiği konu, insan türlerinin o dönem, zannedildiğinden daha az barışçıl olduğu ve iki türün arasında savaşıp, daha gelişmişin, gelişmemişi yok ettiği.
İlk Kadın
Burada ilginç olan, güney Fransa'da bir mağarada bulunan Neandertal kemikler ve yanındaki takılar. Daha önce sadece çağdaş insanla özdeşleştirilen delinmiş hayvan dişleri ve fildişi yüzük gibi aksesuarlar, o kültür ve gelişmişlik, hatta teknik bilgi seviyesinde olmayan Neandertallerin mağarasında ne arıyor? Birçok bilim adamı, bunun asla bir tesadüf olamayacağı görüşünde.
Bulguları az gelişmiş Neandertellerin, gelişmiş çağdaş insanın atalarının kullandığı bu aksesuarları taklit edip takarak, onlara benzemeye çalışma, daha üstün türün kendilerini yok etmeden kısa zaman önce önce yaptıkları 'biçimsel öykünme davranışı' olduğunu söylüyor! Parallellik kurmaya çalışmıyorum ama daha az gelişmişin, daha gelişmişe, güçsüzün güçlüye, şekil olarak öykünmesi tarihinin bu kadar eski olduğu aklınıza gelir miydi? Üstelik bilinen en az gelişmiş insan türü diye tanımlanan Neandertal kadın, biz koyu tenli, ince kemikli, kemerli burunlu, ince dudaklı Akdenizli ve Ortadoğululardan çok, Kuzey Avrupalıları andırırken... 

GÜLSE BİRSEL

| Yorumlar (2) | 22.09.2008 | Fotoğraf Albümü  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder
Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı


Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et