|
Sık sık hastalandığımız şu günlerde HASTA HAKLARI 'nı tekrar okumak da fayda var. 1) Hizmetten genel olarak faydalanma: Adalet ve Hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlık hizmetlerinden faydalanma. Irk, dil, din ve mezhep, cinsiyet, felsefi inanç,ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınmadan hizmet alma hakkı vardır. 2) Bilgilendirme ve bilgi isteme: Her türlü sağlık hizmetinin ve imkanının neler olduğunu öğrenmeye ve sağlık durumu ile ilgili her türlü bilgiyi sözlü veya yazılı isteme hakkı vardır. 3) Sağlık kuruluşunu ve personelini, seçme ve değiştirme: Sağlık kuruluşunu seçmeye, değiştirmeye ve seçtiği sağlık tesisinde verilen sağlık hizmetlerinden faydalanmaya, sağlık hizmeti verecek vermekte olan tabiplerin ve diğer sağlık çalışanlarının kimliklerini, görev ve unvanlarını öğrenmeye seçme ve değiştirmeye hakkı vardır. 4) Mahremiyet: Gizliliğe uygun bir ortamda her türlü sağlık hizmeti almaya hakları vardır. 5) Reddetme, durdurma ve rıza: Tedaviyi reddetmeye, durdurulmasını istemeye, tıbbi müdahalelerde rızasının alınmasına ve rıza çerçevesinde hizmetten faydalanmaya hakkı vardır. 6) Güvenlik : Sağlık hizmetini güvenli bir ortamda almaya, 7) Dini vecibeleri yerine getirebilme : Sağlık tesisinin imkanları ölçüsünde ve idarece alınan tedbirler çerçevesinde, dini vecibelerini yerine getirmeye hakkı vardır. 8) İnsani değerlere saygı gösterilmesi, saygınlık görme ve rahatlık: Saygı, itina ve ihtimam gösterilerek, güler yüzlü, nazik, şefkatli bir ortamda, her türlü hijyenik şartlar sağlanmış gürültülü ve rahatsız edici bütün etkenler giderilmiş bir sağlık hizmeti almaya hakkı vardır. 9) Ziyaret ve refakatçi bulundurma: Sağlık tesislerince belirlenen usül ve esaslar çerçevesinde ziyaretçi kabul etmeye ve mevzuatın ve sağlık tesisinin imkanları ölçüsünde ve hekimin uygun görmesi halinde refakatçi bulundurmaya hakkı vardır 10) Müracaat, şikayet ve dava hakkı: Haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü başvuru, şikayet ve dava hakkını kullanmaya hakkı vardır. |
|
Yıllardır hepimiz için büyük bir derttir hangi yağı kullanacağımız. Tek bildiğimiz, yağlar ailesi içinde işimize en çok yarayan yağların "sıvı yağlar" olduğudur. Ayçiçek yağı bu konuda çoktan gözden düştü ve mısır özü yağıyla zeytinyağı kafa kafaya geldi. Bu ikilinin rekabeti yetmiyormuş gibi aralarına üzüm çekirdeği yağı, çörek otu yağı, balık yağı, keten tohumu yağı gibi güçlü ve iddialı rakipler eklendi; neticede yağlar dünyası birbirine girdi.
Peki ama hangi yağın yararı nedir ve nerelerde kullanılır? Hangisi hangi derdimize deva, hangi ağrımıza şifa olur? Son günlerin ağır mevzusu olan yağlar savaşını ele aldık ve yedi büyük rakibi bir araya getirerek içeriklerini ve yararlarını sıraladık. Bakın bakalım bünyenize en yarayan yağ hangisiymiş... Balık yağı Yıllardır ilaç olarak kullanılan, balık yağında bulunan ve pek çok faydası tespit edilen Omega 3, vücutta sentezlenmiyor ve dışarıdan alınması gerekiyor. Yemeklerimize dâhil olmak için şişeye giren balık yağı, hamsiden elde edilmesine rağmen kokmuyor. Su ürünleri uzmanı Erol Demirbay'ın girişimi ile alıcısıyla buluşan hamsi yağını diğer balık yağlarına oranla organik yapan ve neticede sofralık hâle getiren nedenler; bu balığın ömrünün iki-üç yılla sınırlı olması, diğer balıklara oranla daha az ağır metal barındırması ve sadece planktonlarla beslenmesi olarak sıralanıyor. "Klasik", "Silver" ve "Golden" türleri bulunan bu yağın en makbulü, balığın tüm vitaminlerinin toplandığı baş kısmından elde edilen Golden. 16 kilo hamsiden yarım litre Golden elde ediliyor. Yararları: Kuvvetli bir afrodizyak olan balık yağı; nörolojik vakaların tedavisinde, çocukların beyinsel ve fiziksel gelişiminde, kalp damar hastalıklarının önlenmesinde, kalp sağlığını korumada, iltihabi hastalıkların tedavisinde etkin rol oynuyor. Kolesterol seviyesini düzenleyen, bağışıklık sistemini güçlendiren, trigliserid seviyesini düşüren, kanın pıhtılaşmasını ve damar sertliklerini önleyen, tansiyonu düzenleyen, zekâyı kuvvetlendirerek Alzheimer'e yakalanma riskini düşüren, kanser ve felç riskini azaltan balık yağı gerçekten mucizevi bir ürün. Nerelerde kullanılır? % 100 kokusuz olan balık yağı; tüm yemeklerde, mezelerde ve salatalarda kullanılabiliyor. Çörek otu yağı Asrın favori şifalı ürünü sayılan çörek otu, "kutsanmış tohum" olarak biliniyor. Çörek otu yağı, hoş kokusu, Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerini içermesiyle bağışıklık sistemini alerji ve enfeksiyonlara karşı güçlü kılar. Sağlıklı hücreleri virüslerden koruyarak tümör oluşumunu da önlediği iddia edilen bu yağ, vücutta lenfler vasıtasıyla sindiriliyor. Tutankamon'un mezarında bulunan çörek otu yağı, iddialara göre iyileştirici ve güzelleştirici özelliğiyle Kleopatra'nın en sevdiği gıda ve bakım malzemesiymiş. İbn-i Sina bu yağın uyuşukluğa iyi geldiğini söylerken; Hipokrat, karaciğer ve mide hastalıklarının tedavisinde ondan vazgeçememiştir. Öyle ki, Eski Ahit'te çörek otunun mucizelerinden söz edilmektedir. Güney California'da bir kanser araştırma laboratuarında, % 100 doğal çörek otu yağının tümör tedavisinde negatif yan etkiler olmadan büyük başarı sağladığı kanıtlanmıştır.
Yararları: Virüsleri, mikrop ve mantarları yok eden, solunum borusunu genişleten, kan şekerini düzenleyen, zindelik veren çörekotu yağı, romatizma tedavisinde ve kanın pıhtılaşmasını önlenmede etkilidir. Diğer başlıca yararları arasında; cinsel gücü artırması, idrar söktürmesi ve içerdiği antioksidanlarla vücuttaki tahribatı ve yaşlanma belirtilerini azaltmasını sayabiliriz. Nerelerde kullanılır? Soğuk kullanılması makbul olduğundan, salatalarda kullanabilir ya da soğuk yiyeceğiniz gıdaların üzerine ilave edebilirsiniz. Fındık yağı Sıvı yağların en sağlıklısı olduğu iddia edilen fındık yağı, insan vücuduna en az zarar veren ve en çabuk yakılan yağ. Kolesterol, kan şekeri, kalp-damar hastalıkları üzerinde düzenleyici ve iyileştirici bir etkiye sahip. Fındık meyvesinden kimyasal işlem görmeden elde edilen bu yağın, oksitlenme ve acılaşma süresi bilinen tüm sıvı yağlara oranla daha uzun ve insan vücuduna en yararlı yağlar sıralamasında ilk sırada yer alıyor.
Yararları: Kolesterolü düşürdüğü, kan şekerini düzenlediği bilinen, kalp damar hastalıklarını önleyen fındık yağı, organizmaların büyümesine olumlu katkıda bulunuyor. Nerelerde kullanılır? E vitamini deposu olarak anılan fındık yağı, pilav, kızartma ve sulu yemeklerde kullanılıyor. Ayrıca pasta ve bisküvi sanayiinde en çok kullanılan yağ. YAZI: ARZUM UZUN(Esquire) |
|
Her ay adetten sıkıldım
Her ay adet görmekten sıkıldım. Bu rutinden kurtulmam için kesin bir çare yok mudur? Begüm L. İstanbul Kadınlar çocukluktan çıkıp, menopoza girene kadar her ay birkaç gün aynı sıkıntıları yaşamak zorunda kalıyor. Eğer bir hastalık veya menopoz yok ise en azından bir yıl adet görmemenin tek yolu hamile kalmaktır! Ama tabii ki bu da herkesin tercihi olamaz. Sözünü ettiğiniz sorunu çözmek için ise artık yeni bir yol var. İlk doğum kontrol hapları 1960 yılında piyasaya çıktığında, kadınların normal adet düzenlerini taklit etmek üzere hazırlanmışlardı. Belli bir süre haplar alınıyor ve ardından ilaç kesilerek, aylık adet kanamasının olmasına zemin hazırlanıyordu. Aslında bunun; kadınlar ve doktorlarını rahatlatmak, her şeyin normal görünmesini sağlamak için yapıldığı söylenmektedir. Tıbben, her ay adet görmek hiç de gerekli değildir.
ÜÇ GÜNLE SINIRLIYOR * Adet kanamasını kontrol etmek için neler yapılabilir? Tek tip doğum kontrol haplarının ardından, son zamanlarda iki yeni tür daha piyasaya sürüldü. Bir tanesi adet kanamasını ayda üç gün ile sınırlayabiliyor. Diğeri ise kadının senede sadece dört kez adet görmesine neden oluyor. Ülkemizde durum tam olarak bilinmemekle birlikte; Batı'da kadınların yarısının aylık adet kanaması istemediklerini okuyoruz. İşte bu yüzden geçtiğimiz yılın mayıs ayında Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) yeni bir doğum kontrol hapını onayladı. BİR YIL KULLANILIYOR * Bu hapın riski var mı? Bu ilaç, aynı eski haplar gibi, kullanmasında engel bulunmayan kadınların yeni doğum kontrol hapı oldu. En önemli özelliği ise, bir yıl boyunca ara vermeden alınması ve adet kanamalarını da bir yıl süre ile tamamen ortadan kaldırması. İlaç kesildiğinde de ilk kanama üç ay içerisinde oluyor. Bu yeni hap sayesinde kadınların vücutlarını istedikleri gibi kontrol etme hakları da sağlanmış oluyor. Üretici firmanın verdiği bilgilere göre, ilacı kullanan kadınların yüzde 60'ı altı ay içerisinde adetten kesilmeye başlıyor. Tıp dünyasında; kadınların düzenli aylık kanamalarının tıbbi bir gerekçesi olmadığı veya kontrollü olarak hiç adet görmemenin de kadın için bir sağlık riski taşımadığı tekrarlanıyor.Yan etkileri nelerdir? Bu hapla ilgili şimdilik biraz temkinli olmak gerektiğini düşünüyorum. Zira ilaç oldukça yeni ve uzun dönem yan etkileri hakkında kesin bir şey söylemek için erken. Halen kullanılmakta olan doğum kontrol haplarının bilinen yan etki ve riskleri ise şöyledir: * Bacaklar, beyin veya kalpte pıhtı oluşumuna neden olabilirler. * Bulantı, memelerde ağrı, sivilce ve baş ağrısı yapabilirler. Burada en çok üzerinde durulması gereken şey; bu ilaçların doğum kontrolünde çok etkili olarak bir tür devrim yapmış olmaları ve modern doz ayarlamaları ile doğru kişiler tarafından kullanıldıklarında yukarıda saydığım risklerin çok çok aza inmesidir. Bir doğum kontrol hapı almayı düşünüyorsanız kadın doğum uzmanından fikir almalısınız. En zararsızını ancak o seçecektir. Yeni ilacın normal adet dönemlerine dönmeyi engellemediği söylenmektedir. Özellikle sigara içen kadınlarda pıhtı oluşumu ihtimali mevcut. Ara sıra küçük kanamalar da olabiliyor. Düzenli adet görme olmadığı için de kadınların hamile kaldıklarını anlamaları gecikebiliyor. En son eklemek istediğim ise; yeni ilacın da halen kullanılanlarda olduğu gibi, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve AIDS bulaşmasına engel olmadığıdır. Dr. Metin Okucu |
Allıkla istediğiniz yüz şekline sahip olun! Yüzünüze sağlıklı bir ışıltı
kazandırmak için allık gibisi yok! Ten renginize uygun allığı seçer ve doğru
uygularsanız yüzünüze istediğiniz şekli verebilirsiniz.Yüz şeklinize uygun allık sürme teknikleriyle büyük burnunuzu küçük, geniş yüzünüzü dar, elmacık kemiklerinizi daha çıkık gösterebilirsiniz. *Yuvarlak bir yüz şekline sahipseniz, hatlarınızın daha ince ve uzun görünmesi için allığı yanaklarınızın tam üstüne uygulayın. Fırçayla sanki 'C' harfi çiziyor gibi yapın. Bu arada allığı saç diplerinize doğru uzatmayı da ihmal etmeyin. Ayrıca çenenize de hafifçe allık sürebilirsiniz. * Yüzünüz uzun ise allığı sadece yanaklarınızın üzerine uygulayın. Ancak yüzünüzdeki makyaj keskin olmamalı. Bu yüzden allığı yumuşak hareketlerle dağıtmayı deneyin. * Oval yüzlerde alın çeneden daha geniştir. Ayrıca elmacık kemikleri daha baskın ve çene ovaldir. Bu tip yüze sahipseniz allığı, kemiklerinize ve şakaklarınıza uygulayın. Böylece, elmacık kemikleriniz çok belirgin hale gelecektir. * Alnınız geniş, elmacık kemikleriniz çıkık ve çeneniz darsa
bu, üçgen bir yüzünüz olduğunu işaret eder. Allığınızı fırça yardımıyla V
şeklinde elmacık kemiklerinizden şakaklarınıza doğru sürün. Kaş altından
yüzünüzün ortasına doğru hafifçe allık sürerseniz, geniş olan alnınız yüzünüzün
diğer kısımlarıyla dengelenir.* Allığınız fazla kaçarsa, ten renginizden daha açık bir pudra kullanarak yoğunluğunu azaltabilirsiniz. (Hülya dergisi) MERYEM
DEDE |
|
Obezite ve Psikiyatri ilişkisi Obezite ve psikiyatrik hastalıklar ilişkisi yapılan
Obezite ve Psikiyatri ilişkisi Psikiyatrik hastanın klinik muayenesinde "görsel değerlendirme" önemli bir yer tutmaktadır. Hasta ile psikiyatristin ilk karşılaştığı an tedavinin başladığı andır. Psikiyatrist henüz daha konuşmaya başlamadan hastasının yürüyüşünü, el-kol hareketlerini, adımlarını, kafasını hareket ettirmesini, hastanın giysilerini, kişisel temizliğini, fiziksel görünümünü gözden geçirir. Buralardaki herhangi bir anormallik daha ilk anda bir hastalık için çağrışım yapabilir. Görsel değerlendirmede en önemli verilerden biri de hastanın görünümü ve genel sağlık durumudur (Kaplan H., Sadock B., New York University School of Medicine,1995) Obezite psikolojik faktörler ve psikiyatrik hastalıklarla ilişkili olabilir. Bu sebeple hastalık teşhisinde "Obezite" önemli bir ipucu vermektedir. Obezite ilgili son araştırmalar insan psikolojisinin rolü ve tedavisinde psikiyatrik yardımın önemine değinmektedirler. Tedaviye başlamadan önce "Kişi ne için yer?" sorusuna cevap araması psikolojik testlerden geçirilmesi yeni uygulamalardır. Obeziteye sebep olan psikolojik faktörler ve psikiyatrik hastalıklar Stres, Gerilim, Huzursuzluk, Kaygı, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Depresyon, Alkol kullanımı, Amfetamin ve Türevlerinin Kullanımı, Kişilik Bozuklukları, Yeme Bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Bulimiya Nervoza), Duygu durum Bozuklukları (Depresyon; Majör Depresyon, Distimi) Aleksitimi, Psikotik Bozukluklar, Aile içi İletişimsizlik ve Evlilik Sorunları, Antipsikotik ve Antidepresanlarla tedavi… gibi sıralanabilir. Obezitenin sebep olduğu psikiyatrik hastalıklar Obezite yaşam kalitesini oldukça düşüren bir hastalıktır. Yapılan çalışmalar obezitesiyle barışık olan çok az oranda kişinin varlığını ortaya koymaktadır. Obeziteli hastaların genellikle kendilerine güvenleri düşüktür. Obeziteli hastalara uygulanan "Yaşam Kalitesi Ölçeği" "Vücut Algısı Ölçeği" ve "Benlik Saygısı Ölçekleri"nde Obeziteli hastaların genelinin Yaşam kalitelerini düşük buldukları, Vücutlarını beğenmedikleri ve değiştirmek için çaba sarfettikleri, Benlik saygılarının genel popülâsyona göre daha düşük olduğu görülmüştür (Sertöz Ö., Mete H.,Ege Klinik Psikofarmakoloji Bülteni,2005)
Bununla birlikte Obezitenin yol açtığı Psikiyatrik hastalıklar da bulunmaktadır. Bunlar arasında Uyku Bozuklukları (Uyku Apne Bozukluğu), Cinsel isteksizlik ve Cinsel İşlev Bozuklukları, Kronik Stres, Depresyon, Orthoreksiya Nervoza, İlişki ve Evlilik sorunları, Madde kötüye kullanımı, İntihar Davranışı, Somatoform Bozukluklar (Konversiyon/Histeri) sayılabilir. Obezite tedavisinde psikiyatrinin yeri Bir psikiyatrist Obezite tedavi ekibinin önemli bir elemanıdır. Çünkü konuşmanın başında söylediğimiz "Kişi ne için yer" sorusuna en doğru yanıtı verecek kişi O'dur. Eğer yeme davranışının altındaki psikolojik dinamikler doğru tespit edilir ve hekimler arasında doğru konsülte edilirse tedavi daha başarılı sonuçlar verecektir. Yapılan bir araştırma (Sertöz Ö., Mete H.,Ege Klinik Psikofarmakoloji Bülteni,2005) özellikle "Bilişsel Psikoterapi"nin obezite tedavisinde çok önemli bir yeri olduğunu kanıtlamıştır. Özet: Bir Obezite tedavi programında psikiyatri konsültasyonu eksik bırakılırsa verilen kilolar en kısa zamanda geri dönecektir. Füsun SAKA (fusunsaka @ gmail.com) Önceki yazıları : Lokman Hekim Hülya Leyla ÇABUK Verimli Ders Çalışmanın Kuralları Öfke Kontrolü Süt Banyosu ve Cildiniz Alzheimer Nedir Obezite ve Psikiyatri Doğal Kozmetik Devri İlişkilede Mola Vermek Kıskançlık Psikolojik Destekle Kilo Verin Psiko Acil Hizmeti Evliliklerde Cinsel Sorunlar Kilolara Veda İkili ilişkiler ve Kıskançlık Kadınlarda İsteksizlik Kellik Sorununa Yeni Umut Bitki Çayları |