Ana Sayfa

Sağlık
Reklam
Loading
Ana Sayfa - Arşiv - 07.2007
Arşiv - 07.2007

Kediler DE XprodoksiT'i sever :)

| Yorumlar (5) | 22.07.2007 | Fotoğraf Albümü  | Kalıcı LinkArkadaşına Gönder

Erken yapılan evlilik, cinsel soruna davetiye çıkarıyor

Aile Sağlığı Araştırma Derneği'nin düzenlediği ankete göre, Türk kadınının yüzde 14'ü orgazmı tanımıyor.

Yurtdışında hiç görülmeyen bazı cinsel sorunların ülkemizde hâlâ önemli problemler  arasında yer alması, genç yaşta aileleri tarafından evlendirilen kızların cinsel bilgisizliklerine bağlanıyor…

Son yıllarda fark edilip ilgilenilmeye başlanan kadın cinselliği ve kadın cinsel sorunları; üzerinde derinlemesine araştırma yapılan konulardan biri. Artık, kadın cinsel sorunlarının ne olduğuna değil, neden kaynaklandığına yönelik araştırmalara da rastlıyoruz.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Androloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat ve Hattat Kliniği yöneticilerinden İrem Hattat'ın yaptığı "Sosyo-Kültürel Faktörlerin Türk Kadınının Cinsel Fonksiyon Prevelansısına Olan Etkileri" konulu araştırma da bu amaca hizmet ediyor.
Aile Sağlığı Araştırma Derneği'nin, kurduğu internet sitesi ww.esdaturkey.org üzerinde yaptığı  anket çalışmasında, Türk kadınının sosyo-kültürel verileri hakkında bilgi toplamak ve bu verilerin kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığına etkilerini görmek amaçladı. Sitede 10 soruluk bir anket hazırlandı. Ankette demografik bilgiler, evlilik tipleri ve yaşı, coğrafi dağılım, cinsel tercih, cinsel ilişki sırasında istek, uyarı, ağrı, kayganlık, tatmin ve orgazm konularını da içeren cinsel fonksiyon soruları yer aldı. Bu soruların karşılığında çarpıcı sonuçlar elde edildi. Toplumumuzda genç yaşta yapılan evlilikler, bekaretin önemi ve evlilik öncesi cinsel eğitim eksikliği gibi sosyal ve kültürel faktörlerin kadınlarda cinsel fonksiyon sorunlarının önemli bir altyapısını oluşturduğu sonucuna varıldı.

Anketi dolduran 756 kadın katılımcının yüzde 85'ini 16-35 yaş, yüzde 13'ünü 36-55 yaş ve yüzde 2'sini 56 yaş ve üzerindekiler oluşturdu. Bu kadınların yüzde 98,1'inin heteroseksüel, yüzde 1,3'ünün homoseksüel ve yüzde 0,6'sının biseksüel olduğu belirlendi. Katılımcıların yüzde 24,8'inin hâlâ bakire olduğu saptandı.

100 kadından 14'ü orgazm yaşamamış, ilk cinsel deneyim yaşı ise 21

16-35 yaşları arasında bulunan grubun yüzde 17,2'sini evliler oluşturdu. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri bu gruptan geldi. Evliliklerin yüzde 67'sine ailelerin karar verdiğinin belirlendiği ankette, aile kararlarında kişinin kendi onayının çoğunlukla (yüzde 72) alınmadığı da ortaya çıktı. Tüm grupta ilk cinsel deneyimin ortalama yaşı 21 olarak saptanırken bunun Batı ülkelerine göre yüksek olduğu belirtildi.

Cinsel fonksiyon incelendiğinde katılımcıların yüzde 14'ünün hiç orgazm yaşamadığı ortaya çıktı. Cinsel birlikteliklerin yarısından azında orgazm olanların oranı ise yüzde 64 olarak belirlendi. Orgazmların yüzde 62'sinin klitoral, yüzde 19'unun vajinal, yüzde 5'inin ise hem klitoral hem de vajinal uyarılmayla gerçekleştiği saptandı.

Türk kadınının yüzde 39'u seks sırasında acı çekiyor

Acı çekmek, Türk kadınının cinsel ilişkisinin bir parçası! Katılımcıların yüzde 39'u cinsel birleşme esnasında bazen acı duyarken yüzde 6'sı her zaman acı duyduğunu ifade etti. Lubrikasyon (kayganlaşma) probleminde ise katılımcıların yüzde 36'sı bazen, yüzde 5'i ise her zaman bu problemi yaşadığını belirtti.

"Bu konuda ne yaptınız?"
sorusu karşısında çoğunluğu (yüzde 33) arkadaş tavsiyesi aldığını ifade ederken, yüzde 27'si internet veya telefon hatlarına başvurduğunu, yüzde 12'si partnerinden tavsiye aldığını, yüzde 25'i ise hiçbir şey yapmadığını belirtti, sadece yüzde 3'ü medikal danışmanlık aldığını bildirdi.

Anket sonuçlarını değerlendiren Aile Sağlığı ve Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat konuyla ilgili şunları söyledi: "Yanıtlar başka ülkelerle karşılaştırıldığında çok ilginç sonuçlar çıktı. Örneğin Batılı ülkelerde kadın evliliğe kendisi karar veriyor. Bizde ise kendi karar verenlerin oranı yaklaşık yüzde 30. Ailesi karar verenlerin oranı hâlâ çok yüksek. Bunların içinde de onayı alınanların oranı yüzde 28 gibi çok düşük bir sayı. Bu ülkemizin karakteri."

İrem Hattat da, genç yaşta ergenlik çağında ailelerinin kararıyla evlenen kızların çok fazla cinsel bilgisi olmadan evliliğe adım attıkları ve bunun da beraberinde cinsel birlikteliklerine sorunlar getirdiğine parmak basmaya çalıştıklarını söyledi.

Vajinismusun (vajen kaslarının kasılarak penisin girmesine izin vermeme) yurtdışında neredeyse hiç görülmemesine karşın ülkemizde en başta gelen sorunlardan biri olduğunu vurgulayan İrem Hattat, önümüzdeki günlerde anket sorularının genişletilerek sonuçların uluslararası bir kongrede sunulacağını ifade etti.

Kadınlarda cinsel problemler
Kadınlar da tıpkı erkekler gibi istek ve cinsel beraberliklerinde sorunlar yaşıyor. Yakın zamanda yapılan bir çalışma kadınların yaklaşık yüzde 40'ının  bazı cinsel bozukluklarla yüzleştiğini ortaya koyuyor..

Son yıllarda yapılan araştırmalarda kadınlarda cinsel sorunların eskiden bilindiğinden daha fazla fiziksel (biolojik) nedenleri olduğunu ortaya koydu. Diabet, Kardiovasküler bozukluklar, MS gibi bazı tıbbi sorunlar da bu problemlerle ilişkili bulundu.

Azalmış Cinsel İstek Bozukluğu

Cinsel istekteki farklılaşma çiftlerin mutsuzluğa, engellenmeye ve hatta bunun hakkında konuşmamaya kadar götüren en belirgin problemlerden biri. Yorgunluk, depresyon, hastalık, stres, anksiyete (gerginlik), ilişkideki uyumsuzluk, alkol ya da ilaç kullanımı kişinin cinsel isteğini ve enerji düzeyini etkiliyor. Tedavi için gelen kadınların yüzde 80'inde azalmış cinsel istek sorunu görülüyor.

Cinsel Uyarılma Bozuklukları:
Cinsel uyarılma Bozukluğu, tekrarlayan şekilde ya da sürekli biçimde cinsel uyarılara cevabın olmaması veya yeterli vajinal kaynağın devam ettirilememesi. Bu durum aslında fiziksel uyarılma eksikliğinden değil, uyarılmanın kişisel algılanmasındaki bozuklukla alakalıdır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlar genellikle cinsel ilişkiden tamamen uzak durmaya çalıştıklarından, sıklıkla bu kadınlarda cinsel istek azlığı tanısı konuyor.

Son yıllarda bazı araştırmacılar cinsel uyarılma bozukluğunun fiziksel bir bozukluğa, örneğin damarsal ve klitoral yetersizliğe bağlı olabileceğini belirtiyorlar. Damarsal kökenli seksüel fonksiyon bozuklukları cinsel uyarılma bozukluğu yaratabildiği gibi orgazm sorunu da yaratabilir.

Orgazm Bozuklukları:

Kadınlarda orgazmı oluşturmak için gerekli uyarının şekli ve yoğunluğu çok farklılıklar gösteriyor. Dolayısıyla teşhis doktorun, o kadının uygun cinsel uyarıyı aldığına karar vermesine bağlıdır. Tabii, bu şikayetin aynı zamanda kişiler arası ilişkiyi güçleştirmiş olması ve ızdıraba yol açmış olması gereklidir.Kadınların orgazm olması için gerekli uyarının şekil ve yoğunluklarının çok farklı oluşu ve bunun değişik zamanlarda da farklılıklar göstermesi nedeni ile aralıklı, durumsal orgazm eksikliklerinin cinsel bozukluk olarak sayılmaması gerektiği düşünülüyor.

Vajinismus Ve Disparoni:
Disparoni, tekrarlayan veya sürekli olarak cinsel ilişki sırasında ağrı olmasıdır. Görülme sıklığı yüzde 10-15'tir. Cinsel tedavi kliniklerine başvuranlar arasında yüzde 12-17 vajinismus tanısı konuluyor. Bazen enfeksiyonlara, ameliyatlara veya kimyasal maddeler nedeni ile oluşan vajinal ağrı sonrası gelişen ikincil vajinismus görülebiliyor. Durumsal anksiyete, istemsiz adale kasılması, seksüel uyarılmada problemler, vajinal kayganlıkla ilgili problemler ve cinsel isteksizlik, cinsel bilgi eksiklikleri vajinismus sebebi olabilir.

Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu sebepleri :
Cinsel işlev bozukluğu çeşitli organik ve psikolojik nedenlerle oluşabilir. Kadının cinsel aktivitedeki rolü ve kadındaki cinsel işlev bozukluğu, yıllarca erkekteki kadar yoğun biçimde araştırılmamış ve sorunun sadece psikolojik kaynaklı olduğuna inanılmıştır. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, problemin organik boyutunun da büyüklüğünü gözler önüne sermiştir.

Organik nedenler arasında :

- Sistemik hastalıklar ve vasküler (damarsal) nedenler

Diabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı, hipertansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri gibi çeşitli sistemik problemler, ateroskleroz (damar sertliği) gibi damar yapısına ait sorunlar ve sigara alışkanlığı gibi nedenlerle cinsel organlara kan akımı bozulabilir.

- Nörolojik nedenler

Nörolojik hastalıklar veya çeşitli nedenlerle ( diabet, travma, cerrahi girişim gibi) sinir zedelenmeleri sonucunda beyinden cinsel organlara giden mesaj engellenir. Omurilik yaralanmaları, epilepsi (sara), multipl skleroz, serebrovasküler (beyin damarlarına ait) hastalıklar, Alzheimer ve Parkinson hastalım, sinir sistemine ait enfeksiyonlar nedeniyle cinsel işlev bozukluğu oluşabilir.
Histerektomi (rahmin alınması) gibi üreme organlarına ait cerrahi girişimler ile mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlar sırasında oluşabilen sinir zedelenmeleri de, cinsel işlev bozukluğuna yol açabiliyor.

- Hormonal nedenler

Üreme organlarının gelişmesini ve cinsel aktivitenin çeşitli aşamalarının gerçekleşmesini sağlayan hormonların, kandaki düzeyleri azaldığında cinsel işlev bozukluğuna rastlanabilir. Özellikle ooferektomi (yumurtalıkların alınması) sonrasında kadınlar bu problemi yoğun olarak yaşıyorlar.

- Cerrahi girişimle

Üreme organlarına ait çeşitli cerrahi girişimler sinir zedelenmesine yol açabilmenin yanı sıra, hormonal dengeyi bozabilmekte ve vücutta meydana getirdiği değişiklikler nedeniyle de cinsel işlev bozukluğuna sebep olabilir. Özellikle mastektomi (memenin alınması) veya mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlarda açılan ostomiler (mesane veya bağırsağın karın bölgesinde oluşturulan bir açıklıktan boşalması) nedeniyle, kadının bedenini algılayışı bozulabiliyor ve cinsel yaşamı da bundan etkileniyor.

- Tedavi ve ilaçlar
Çeşitli tedavi yöntemleri, bazı ilaçlar ve madde kullanım alışkanlıkları cinsel yaşamı çeşitli yönlerden etkiler. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, hormonal problemler, kanser ve mide şikayetlerinin tedavisinde kullanılan kimi ilaçlarla bazı idrar söktürücüler ve kemoterapi, radyoterapi adet düzeninin, cinsel organların yapısının ve sonuçta cinsel işlevlerin bozulmasına yol açabiliyor.

- İleri yaş

Yaş arttıkça klitoris ve vaiinadaki düz kas/ bağ doku oranı, bağ doku lehine artar. Bunun sonucunda klitoristeki sertleşme ve vajinadaki genişleme yeteneği bozulur.

- Menopoz

Menopozla birlikte azalan östrojen hormonuna bağlı olarak, vajinanın boyutlarında küçülme ve ıslaklığında azalma sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı oluşumu nedeniyle sekse olan ilgi azalır.

Psikolojik nedenler

Çocukluk çağı, yetiştirilme tarzı ve bu dönemde kazanılan çeşitli yaşam deneyimleri, alışkanlık ve takıntılar bireyin hayatının sonraki aşamalarını da etkiler.

Bozuk aile ilişkileri içinde, yanlış/yetersiz cinsel bilgilerle büyüyen ya da çocuklukta cinsel travma yaşayan bireylerde, cinsel işlev bozukluğuna yatkınlık oluşur.

Hayatın ileri evrelerinde yaşanan cinsel başarısızlıklar, depresyon, aldatılma, hamilelik ve doğum sonrası ruhsal problemler, organik hastalıklara tepki, yaşlanma, partnerdeki cinsel problemler ve cinsel şiddete maruz kalma gibi nedenlerle cinsel işlev bozukluğu başlar.

Çiftler arasındaki çekiciliğin kaybolması, ilişkinin bozulması, kendine güvensizlik, cinsellikten ve başarısızlıktan korkma, cinsellik hakkında kalıplaşmış yanlış düşünceler, yetersiz önsevişme ve psikiyatrik rahatsızlıklar sorunun çözülmesini zorlaştırır.Özellikle sonradan edinilmiş orgazm bozukluklarında, organik nedenlere psikolojik kökenli sorunlar da eşlik edebilir.

Çeşitli psikolojik faktörler arasında partnere karşı ilgi kaybı veya partner tarafından reddedilme korkusu, vajinaya zarar gelebileceği endişesi ve suçluluk duygusu ön plana çıkıyor.

Füsun SAKAFüsun SAKA (fusunsaka @ gmail.com)
Önceki yazıları :

Lokman Hekim Hülya Leyla ÇABUK
Verimli Ders Çalışmanın Kuralları
Öfke Kontrolü
Süt Banyosu ve Cildiniz

Alzheimer Nedir
Obezite ve Psikiyatri
 
Doğal Kozmetik Devri
İlişkilede Mola Vermek
Kıskançlık 
Psikolojik Destekle Kilo Verin 
Psiko Acil Hizmeti 
Evliliklerde Cinsel Sorunlar 
Kilolara Veda 
İkili ilişkiler ve Kıskançlık 
Kadınlarda İsteksizlik 
Kellik Sorununa Yeni Umut 
Bitki Çayları

El-Bilek kanalı hastalığı, hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmektedir. Buna rağmen bir çok hastalıkla karışmakta ve çoğu zaman doğru tanı almadığı için hastalar hekim-hekim dolaşmaktadır. Hastalığın özellikle boyun fıtığı tanısı alarak , ameliyata kadar giden yanlış uygulamalara neden olması dikkati çekmektedir.


Orta yaşı geçen, özellikle kadınlarda, gece ellerim uyuştu diyerek uyanan kişi sayısı o kadar çoktur ki, bir araya gelindiğinde veya doktora başka nedenle gidildiğinde hep söylenir, ama önemsenmez. Yorucu bir günün ardından uyku için sıcak yatağımıza girdiğimizde, gece yarısı ellerden kola yayılan uyuşma veya rahatsız edici bir ağrı hissiyle uyanırsınız, uykunuz kaçar. Dinlenmenin bu en tatlı saatleri kabusa döner. Özellikle geceleri başlayan şikayetler , zamanla gündüz saatlerinde de yaşanmaya başlarsa, artık hayat kabusa dönüşür. Ellerinizle istediğinizi yaparken sanki bir şey tutamaz olursunuz. Geceleri artan bu şikayetler nedeniyle uyku bozukluğu ve depresyonda hastalığın bir parçası olur. Bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır.

Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmende avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu band , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır. Sonuç, özellikle geceleri, elden kola yayılan uyuşma-ağrı, ileri dönemlerde başparmakta ve işaret parmağında kısmi felçler ve uyku bozukluklarıdır. Bu bandın kalınlaşması, çoğu zaman bileğine yük vererek senelerce çalışmaya (daktilo-bilgisayar kullanımı, örgü örme, yoğun ev işleri, oto tamircileri vb.. ) bağlı olarak ortaya çıkar. Menapozla birlikte ortaya çıkan hormonal değişikliklerde hastalığın şiddetini arttırır. Bazen hastalık, şeker hastalığınında bir parçasıdır.

Tanı, hastanın şikayetlerinin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığıda mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hemde el bileği kanalı darlığı mevcuttur. Boyun MR’ı ve ENMG(sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir. Hastalık aralıklarla seyreder. Bir dönem çok şikayeti olan hasta , bazen birkaç ay rahatlar. Zamanla şikayetler sürekli hal alır ve gece yoğunlaşan ağrılar, artık gündüzleride ortaya çıkar.

Tedavide, öncelikle bileğin istirahati ve ağrıkesici ilaçlar kullanılır. El bileği atelleri ve düzenli alınan antienflamatuar- analjezikler başlangıçta yeterli olabilir. Bir çok hastaya bilek kanalı çevresine uygulanan kortizon enjeksiyonları , birkaç ay şikayetleri azaltır ve rahatlama meydana getirir. Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir Lokal anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben , hasta normal yaşantısına döner.

El-bileği kanalı hastalığı çok sık görülmesine rağmen, çoğu zaman tedavisi başka hastalıklarla karışmasından dolayı yapılamamaktadır. Doğru tanıyla kalıcı çözümü olan bu durumdan kurtulmak elimizde. Rahat bir yaşam her insanın hakkı.

Öneriler:

- Daktilo ve bilgisayar kullanırken , zaman zaman ellerinizi istirahat ettirin.
- Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olun.
- Gece uykuda el bileği üstüne yatmayın.
- Özellikle geceleri elde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir.
- Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta basit bir cerrahi girişim kalıcı çözüm sağlar.
Keten tohumu yağı (Oleum linii):

Ketenden yapılmış bir Bitkisel
yağdır. Keten tohumu yüksek oranda çoklu doymamış yağ asitleri, düşük oranda doymuş yağ asiti, yüksek oranda lifle birlikte bol miktarda potasyum, az miktarlarda ise magnezyum, demir, bakır, çinko ve çeşitli vitaminler içerir. Keten tohumlarından kavrulduktan sonra, düşük ısıda sıkılmak suretiyle keten yağı elde edilir. Bu sabit bir yağdır. Keten yağında % 90 doymamış asitler bulunur. Anadolu yağ ketenlerinin tohumlarında, yağ miktarı ortalama % 40,5'tir. Keten yağı, yanıklardan ileri gelen yaralarda ağrı dindirici olarak kullanılır. Bazı sabunların bileşimine girer. Boyacılıkta kullanılır. Bezir yağı elde edilir. Keten tohumunun yağı alındıktan sonra geriye küspesi kalır.

Keten tohumları su veya süt ile kaynatılarak lapa yapılır ve haricen ilaç şeklinde kullanılır.

Keten tohumu yağı; 
Mide ve bağırsak iltihabını giderir. Böbrek taşı ağrısını kesici özeliği vardır.

KETEN Yağı ile Çatlaklarınızdan kurtulmak için uygulayabileceğiniz Doğal Tarfiler için Tıkla (S.Dumankaya) 

Kuru ve Dökülen saçlar için
Keten Yağının Kullanımı (Tıkla)

Keten Tohumu ile zayıflama 

Keten Tohumu ile zayıflamak için :

Yıllardır Mısır Çarşısı'nda 'şifa dağıtan' Ucuzcular Gıda  Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Eczacı Dilaver Kadıoğlu ise bu bitki işine, eğitimsiz aktarların değil de, mutlaka eczacıların sahip çıkması gerektiğini savunuyor. Yaklaşık 170 yıllık bir geçmişi olan 'Ucuzcular Baharat'ta yaklaşık 6000 çeşit baharat, ot, kök bulabilmek mümkün.

     Keten Tohumu
Bunlardan bir tanesi de keten tohumu. Keten bitkisinin yaprağından tohumuna kadar her  tarafının yararlı olduğunu belirten Kadıoğlu, "Keten tohumunun ayrıca  zayıflatıcı özelliği de var.

   

Tokluk hissi uyandırarak kişinin daha az yemek yemesine yol açıyor. Zayıflatıcı özelliği, aslında içerdiği Omega-3 yağ  asitlerinden kaynaklanıyor. Tıpkı balık gibi etkisi var keten tohumunun. Keten  tohumu, somon balığı kadar Omega-3 yağı içeriyor.
Günde 1 yemek kaşığı alındığında ayda ortalama 4-5 kilo verilebilir.


Evde kendinizde pratik ve damak tadınıza uygun kullanım alanları bulabilirsiniz:

Örnek :1 kase yoğurda 1 yemek kaşığı keten tohumu ekleyip biraz nane veya maydanoz  ve biraz tuz karıştırıp öğün arasında tüketilebilir. 

Salataya, çorbaya, yoğurda kattığımız, her öğünde bol bol tükettiğimiz keten tohumları mercek altında! Soğuk su balıkları dışında omega 3 bakımından en zengin besin olan keten tohumunun yararlarını bilmeyen yok. Ama doğru koşullarda muhafaza edilip tüketilmezse ne kadar zararlı olabileceğini biliyor musunuz? İşte keten tohumu ve soyanın hangi koşullarda saklanması gerektiğiyle ve aksi takdirde yaratabileceği tehlikelerle ilgili bir haber.

Sabah kalkar kalkmaz bir bardak ballı suyla iki kaşık, öğle yemeğinde salataya tohumları, kuşluk vakti yoğurdun içinde tane tane, akşam da yağında sotelenmiş sebzelerle keten tohumu son yıllarda birçok evde hemen her öğünün vazgeçilmez takviyesi. Saymakla bitmeyen şifalarına her gün yenisi eklendikçe keten tohumu yağıyla, tanesiyle, tozuyla tüketilir oldu. Öyle ki dünyanın en büyük keten tohumu üreticisi Kanada'nın sadece geçen yılki ihracatı 250 milyon doları aştı. Tüm dünyada yağ ve diğer ürünlerin üretiminde kullanılmak üzere toplam 2 milyon tondan biraz daha fazla keten tohumu işlendi. Yani Latince ismi "çok şifalı bitki" anlamına gelen bu mucize besin, sadece sağlıklı yaşam sevdalılarına değil önceden kuş yemi ticaretiyle geçimlerini sağlayan keten tohumu üreticilerine de "şifa" oldu. Ne var ki, geçen haftalarda Hıncal Uluç'un köşesinde Tecelli'den Abuzittin'e gelen bir mektup keten tohumu severlerin kafasını karıştırdı. Pazar günleri Hıncal'ın Yeri'ne konuk olan Tecelli yanlış pazarlama şekli ve kullanımı yüzünden kanserden koruyacağı yerde, keten tohumu yağının kansere neden olabileceğini yazıyordu.
Yeni Aktüel de evlerde keten tohumu tüketimini bir sonraki emre kadar durdurarak araştırdı. Sonuç: Sadece keten tohumu değil, sağlıklı ve uzun ömür vaadiyle tükettiğimiz pek çok bitki için de aynı risk geçerli!

Sıcak, keten tohumunu "bozar"
Tek kanallı televizyonlarımızın duayeni Güneş Tecelli, keten tohumu yağının mutlaka soğuk zincirde satılması gerektiğini, aksi takdirde çok ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini vurguluyor. Üstelik çok kuvvetli bir referansı var: Kanser tedavisi konusunda geliştirdiği protokol Avrupa ve ABD'nin önemli tıp merkezlerinde uygulanan Alman bilim insanı Dr. Joanna Budwig. Keten tohumunu oldukça kapsamlı bir programla kanser tedavisinde kullanan ve bu bitkinin faydalarını ilk keşfedenlerden olan Dr. Budwig'in konuyla ilgili hemen her makalesinde önemle altını çizdiği bir ayrıntı var: "Keten tohumu ve özellikle yağı mutlaka taze tüketilmeli, dondurucu ya da buzdolabında - 7 derecede muhafaza edilmeli, soğuk zincirle dağıtılmalı. Aksi takdirde çabuk bozulur ve içinde, tüketildiğinde kansere yol açabilecek zararlı maddeler üremeye başlar!"
Hemen 20-25 C sıcaklıkta eczane ve aktar raflarında sergilenen keten tohumu yağı şişeleri geliyor gözümüzün önüne. Danıştığımız uzmanlar da Dr. Budwig'le hemfikir. Kanser Danışma Kurulu Başkanı ve Hacettepe Medikal Onkoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Güllü keten tohumunun çok çabuk bozulduğunu, doğru biçimde muhafaza edilmezse mantar üremesi için uygun olduğunu ve bu şekilde tüketildiğinde bağışıklık sistemine ciddi zarar verebileceğini doğruluyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın ise keten tohumunun faydalarını sıraladıktan sonra ekliyor: "Ama omega 3 ihtiva eden her bitkide olduğu gibi keten tohumu da doğru şekilde saklanmazsa hemen oksitlenir. Tıpkı cevizde olduğu gibi. Cevizi de temizledikten sonra biraz bekletirseniz, derhal kararmaya başlar ve tüm yararlı etkilerini yitirir. Bu nedenle keten tohumu tane halinde alınarak evde öğütülüp hemen tüketilmeli. Öğütülmüş tohumlarsa az miktarda alınıp buzdolabında ışık görmeyecek kapalı ve koyu renkli kutularda muhafaza edilmeli." Bu bitkinin yağıyla yemek yapan, kaynatıp içen, yani keten tohumunu "sıcak" sevenlere de Prof. Dr. Aydın'ın bir uyarısı var: "Bu bitki asla ısıyla etkileşime geçmemeli. Zaten kokusuyla, tadıyla da yenmeyecek hale gelir!"

"Keten tohumu diye kuş yemi"
Keten tohumu ayrıca bazı kanser türleri için de "kesinlikle zararlılar listesi"nde birinci sırada. Virginia Üniversitesi Onkoloji Bölümü'nden Dr. Charles Myers, Prostate Forume Dergisi'nde 2002'de yayımladığı makalesinde keten tohumu tüketiminin prostat kanserli hastalarda tümörlerin hızla büyümesine yol açtığını belirtiyor ve hastaları uyarıyor: "Dokuz çalışmadan yedisinde keten tohumundaki alfa linolenik asidin prostat kanseri gelişimini hızlandırdığı tespit edildi. Prostat kanseri olan hastaların keten tohumu ya da alfa linolenik asit içeren başka bitkileri hiçbir şekilde tüketmemelerini önemle tavsiye ediyorum!"
Prof. Dr. Ahmet Aydın ise bu çalışmalara karşılık omega 3 asit serisinin önemli temel asitlerinden olan alfa linolenik asitin ve dolayısıyla keten tohumunun prostat da dahil çeşitli kanser türlerinde tedavi edici olduğuna dair araştırmaların bulunduğunu söylüyor. Tabii, şu uyarıyı eklemeyi ihmal etmeden: "Çeşitli faydalarına rağmen aşırı keten tohumu kullanılması da zararlı olabilir. Bu nedenle kadınların iki, üç tatlı kaşığı; erkeklerinse bir, iki tatlı kaşığından fazla kullanmamasını tavsiye ediyoruz. Ayrıca yağı yerine bitki tohum halinde tüketilmeli. Çünkü yağ üretimi için günümüzde geçerli olan teknolojik yöntemler kullanılırsa trans yağlar ortaya çıkabilir. Bu yağların kansere yol açtığını bugün tüm bilim dünyası kabul ediyor. Ayrıca keten tohumu lif açısından da zengindir ama yağ haline getirilince bu faydalı özelliğini de yitirir."
Bu mucize bitkinin karanlık yönlerini sorgularken, üretim ve pazarlamasıyla ilgili bilgi almak için konuştuğumuz Tüm Aktarlar Baharatçılar ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Derneği Başkanı Ayhan Ercan'dan gelen açıklamaysa çok çarpıcı: "Ülkemizde yaklaşık dört yıldır, omega 3 yönünden zengin sarı keten tohumu yerine, kuş yemi olarak bilinen standart keten tohumu satılıyor.Yani sağlık için keten tohumu alanların çoğu aslında kuş yemi yiyor. Çünkü hastalıklara karşı koruyucu özellikte olan keten tohumu türü sarı renktedir ve az bulunur." Ercan, işinin ehli aktarların bu özel tohumları Dr. Budwig'in belirttiği biçimde muhafaza ettiğini söylüyor ama her satıcıyı denetleyemediklerini de şu sözlerle anlatıyor: "Çoğu esnaf ticari kaygılarla tohumları yüksek miktarlarda öğütüyor ve tüketiciye de bozuk keten tohumu satıyor. Son yıllarda bu nedenle derneğimize gelen şikâyetlerde ciddi bir artış var." Yeni Aktüel 

- Demir Eksikliği Nasıl Giderilir? 
-
Çocuklarda Demir Eksikliği ve Tedavisi 
-
Yorgunluk 
-
Kronik Yorgunluğu Gideren Bitkiler 
-
Kronik Yorgunluk Sendromu Fibromiyalaji 
-
Yorgunluğu Gideren Doğal Formüller (Ender Saraç) 
-
Kadınlarda Kansızlık
- Kendimi Yorgun Hissediyorum


Elma Sirkesi İle Zayıflamak 

Fucus Ulva Hakkında görüşlerini iletmek için TIKLA

Türkiye'de küçük göğüsler moda

Günümüzde kadınlar artık küçük göğüs tercih etmeye başladı. Dolayısıyla dünyada tercih edilen göğüs ölçüsü 85'ten 80'e indi.

Büyük göğüslerin bazı tıbbi sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ali Barutçu; özellikle çok iri göğüslü kadınların 'sırt ve boyun ağrısı', 'sutyen bantlarının omuzlarını kesmesi' gibi şikayetlerle 'meme küçültmek' için başvurduklarını söyledi. Prof. Dr. Barutçu, "İri memeler, kadınların günlük aktivitelerini kısıtlamaktadır. Bu kısıtlama da onların sosyal yaşamlarına olumsuz yansımaktadır" dedi. 'Meme büyütme' operasyonlarının ise daha çok sanatçılar tarafından tercih edildiğini anlatan Barutçu, küçültme işlemini daha çok genç kızların ve çalışan kadınların tercih ettiğini söyledi.
Ayaklarınızı şımartma vaktiniz hala gelmedi mi?

Sizler için seçtiğimiz modellerin hepsi birbirinden güzel ve göz alıcı.

Dünya Markalarından seçtiğimiz göz alıcı Modelleri detaylı incelemek için resimlere tıklamanız yeterli.

Akademiks Flatbush-Detay
MISS SIXTY Hivy-Detay

Donald J Pliner Odino-Detay

BCBGirls Jedis-Detay

Schutz-Detay

Schutz-Detay

Schutz-Detay

Luichiny M 304-Detay

BCBGirls Tullia-Detay

Mikala Regina-Detay
Koçluk ve Kişisel Gelişim Kampı


Diyet
Güzellik
- Doç.Dr.Alev Eken
-
Doç.Dr.Nuran Atmanoğlu
-
Dr.Ceyda Şener
-
Dr. Horward Murad
-
Ebru Şallı
-
Meryem DEDE
-
Suna Dumankaya
-
Şule Karabağ
Jinekoloji
- Prof.Dr.Derin Kösebay
-
Dr. Süleyman Eserdağ
-
Dr. Aytuğ Kolankaya
-
Op.Dr. Alper Mumcu
 
© Copyright www.XprodoksiT.com 2006-2012 Türkiye'nin Sağlıklı Yaşam Platformu

Bu sitedeki bilgiler hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sağlığınız, hastalık belirtileriniz veya ilaçlar konusunda lütfen doktorunuza danışınız.
Ücretsiz Uygulama ile Cepten Takip EtYoutube Xprodoksit KanalıTwitter'dan Takip Et